Türk tekelci devleti, paylaşılmış alanları yeniden paylaşmak istiyor
Türk Tekelci burjuva devleti, emperyalist amaçları doğrultusunda her fırsatı, büyük emperyalist devletler arası her çelişkiyi değerlendirip, kendi amaçları için kullanma politikası izliyor. Bu, burjuva politik temsilcilerinin çok “kurnaz” oluşundan değil, sermayenin yayılmacılığının devlet politikasını buraya zorlamasından ve yönlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Sermaye büyüyüp merkezileştikçe, genel eğilimi yeni pazaralar bulmak olur. İzlediği dış politika da buna uygun olarak gelişir ya da geliştirmeye çalışır.
Emperyalistler arası ilişkilerde (bütün kapitalist devletler içinde bu geçerlidir), “dostluk” ilişkisi olmaz, çıkar ilişkisi olur. Yine emperyalistler arası bloklaşma da emperyalist çıkar ilişkileri üzerine kurulur ve dağılır. Bugün bir blok içinde olan, yarın bir başka blok safında ya da daha sıkı ilişki içinde olabilir. Keskin çıkar çelişmeleri nedeniyle, emperyalist bloklaşmalar da sık sık değişiklik gösterir.
Birinci dünya ve ikinci dünya savaşları farklı bloklaşmalara tanıklık etmiştir. Daha sonraki süreçte de bloklaşmalar, bloklar arası ilişkiler, bazılarının katı bazılarının gevşek olması ve özellikle günümüzde de, bir blokta yer alanın diğer blokla daha sıcak ilişki kurması (Türkiye) ve AB içindeki değişik ülkelerin değişik bloklarla iilşki kurması, yine Hindistan’ın BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ve Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) içinde yer alıp, ABD ile sıkı ilişki kurması...
AB içinde yer alan ülkelerden Fransa ve İtalya’nın ABD ile ilişkilerinin hep soğuk olması ve özellikle Fransa’nın ABD ile bir çok alanda ciddi çelişkiye düşmesi ve ABD’den bağımsız olarak, AB’nin kendi emperyalist amaçlarını yerine getirecek işgal ve saldırı ordusunu kurmaya zorlaması vb.
Ancak, geçmişte olduğu gübi günümüzde de hem savaş (ve çelişme) vardır ve hemde barış, birbirleriyle sıkı ilişkileri vardır. Kapitalist emperyalist ülkeler arasındaki bu ilişki, giderek daha da sıklaşmıştır. Sermayenin büyümesi ve merkezileşmesine koşut olarak, ekonomik ilişkiler iç içe geçmiştir. ABD ile Çin arasında dünya egemenliği konusunda büyük bir rekabet olmasına karşın, birbirlerinden kopmaları, ekonomik ilişkileri kesme ve hatta azaltma gibi bir eğilimleri söz konusu değildir. Her bir ülke, emperyalizmin ortaya çıkmasıyla, emperyalizmin birer halkaları haline gelmiştir. Ve son yıllarda “milli”cilik, “ulusal pazar” sözlerinin dile getirilmesi, kendi iç pazarlarına kapanma, sınırlara, göçmenlere kurdukları dev sınır (gümrük) duvarlarını örmek değil, tersine, sermayenin hiç bir zorlanmayla karşılanmadan sınırdan sınıra serbestçe geçebilmenin yollarını örmüşlerdir. Emperyalist sermaye için bunun geriye dönüşü söz konusu olamaz. Kapitalizm ayakta durduğu sürece bu ilişki daha da gelişecektir. Ancak, bu ilişkiler, savaşları, çatışmaları, bloklaşmaları ortadan kaldırmayacak, tersine emperyalistler arası çelişmeleri keskinleştirerek ilerleyecektir. Bu sermayenin çelişmeli doğısından, eşitsiz gelişme yasasından ve easas olarak da emek sermaye çelişmesinin her geçen gün yeniden ve yeniden üretilmesinden kaynaklanmaktadır.
Türk devletinin NATO, ABD, AB, Rusya, Çin vb. gibi ülkelerle çelişmeli ilişkilerine de bu çerçeveden bakılmalıdır. Bugün “dostum” dediğine, yarın rahatlıkla “düşmanım” diyebilir. Onun dorstunu ve düşmanını belirleyen, sermayenin siyasi temsilcisinin kişiliği değil, sermayenin genel çıkarları belirler.
Türk tekelci devlet kapitalizmin siyasi temsilcilerinin son 17 yıllık süreçlerine bakıldığında, dost ve düşman sıkça yer değiştirmiştir. AKP iktidara iyice yerleşmek için, (bu süreç aynı zamanda Türk tekelci burjuvazinin emperyalist amaçları doğrultusunda devleti yeniden dizayn etme sürecidir de) önce AB “dost” olmuştur. AB dost olurken, ABD “düşman” olmuştur. Rusya, önce “düşman” (uçak düşürme olayı ve gelişmleri anımsansın), daha uçağın enkazı kalkmadan en sıkı “dostum”a dönüşebilmiştir. Suriye devlet başkanı Beşar Esad ile aile dostluğundan “ebedi düşmanlığa” dönüşmeyi ise burada açıklamanın bir gereği yoktur. Ve elbette ki, bu “sıkı düşmanlığın” yarın “sıkı dost”luğa dönüşmemesinin hiç bir garantisi de yoktur.
Bu ilişkiler içinde burjuva siyasi temsilcilerinin öne çıkması, sorunun özünü, yani siyaseti belirleyen sermayenin kendisi olduğu gerçeğini değiştirmez. Bugün Putin, Trump, Şi Cinping, Erdoğan, yarın bir başkaları olur. Ama sermayenin kendisi somut bir gerçeklik ve belirleyici olandır.
Kısacası sermaye kesimi için dost ve düşman taktik bir sorundur. Sermaye güçlendikçe dost ve düşmanları da sık sık yer değiştirir. Çünkü, sermaye büyüdükçe yeni pazarlar isteyecektir ve pazarlar ise bir öncekiler tarafından çoktan tutulmuştur. O zaman paylaşılmış pazar kavgasının yeniden paylaşılması kavgası burada sıklaşır ve sertleşir. Bu silahlı savaşıma kadar varabilir. Bugün, Afganistan’da, Irak’ta, Yemen’de, Libya, Suriye ve dünyanın diğer bölgelerinde süren savaşlar, emperyalistler arası egemenlik savaşının bölgesel yanıdır. Bugünkü emperyalist konjonktürel durum, doğrudan emperyalistlerin kendileri arasında silahlı savaşıma dönüşmesinin olasılığı her geçen gün artmaktadır.
Liberal burjuva yazarlar ve onların etkisinde kalan kimi küçük burjuva “sol”cular, sorunu, burjuvazinin siyasi temcilerinin kişiliklerine bağlarlar. Böyle yaparak kapitalist-emperyalist sistemin özünü işçi sınıfından gizlemeye çalışırlar. Örneğin, ikinci dünya savaşını çıkaran olarak Hitleri gösterirler. Ya da Almanya’yı yönetenin Hitler olduğu izlenimini yaratıp, Hitler’in arakasındaki sermaye güçlerini (günümüz ThyssenKrupp, Siemens, BMW, Henkel, Bayer, BASF, Höchst AG, IBM vd.) gizlelerler. Burjuva liberal aydınları Trump’ı, Erdoğan’ı Putin’i ve diğer siyasi liderleri öne çıkarıp, kapitalizmin işçi sınıfı düşmanı karanlık yüzünü, yani, toplumsal çelişmelerin ana kaynağını gizlemeye özel bir önem verirler. Sanki, dünya bir kaç “siyasi manyağın kişisel kaprisleri” yüzünden karşıyormuş izlenimini yaratmaya çalışırlar. Tekelci sermayenin liberallerden istediği tam da böyle bir propaganda yapmalarıdır.
Tekelci devletin esas sahipleri Koçlar, Sabancılar, Kalyonlar, Şahenkler, Enkalar, Rönesaslar, Yıldız Holdingler, Eczacıbaşılar, Cengizler, Kolinler, Zorlular, Anadolu Grubu, İş Bankası ve diğerleri özellikle gizlenmeye çalışılır.
Türk tekelci devleti, bölgedeki en zayıf noktaları, işgal ve ilhak ederek emperyalist egemenlik alanlarını genişletmeye çalışıyor. Irak, Suriye ve Libya şimdilik bu çemberin içine girmiş durumda. Özellikle Suriye’deki işgal ettiği bölgelerden çıkmak istemediği gibi, işgal alanlarını büyütüp ilhak etmeye ve hatta “ milli vatan sınır”larını buralara kadar genişletmenin politik-askeri savaşını veriyor. Bunu gizlemiyorda. Cumhurbaşkanları Erdoğan’ın ağızından açık açık dile getiriyorlar. İşgal ettiği Suriye (Güney Kürdistan’ın bir çok bölgesi) yerleşim bölgelerine kendi kaymakamlarını ataması, polisi gücünü ve diğer devlet kurumlarını kurması, ilhak siyasetinin kendisidir.
Bugün İdlip üzerinde çıkan kavga, aslında Türk Tekelci sermaye devletinin, Kuzey Süriye’yi (Güney Kürdistan’ı –Rojava-) bütünüyle işgal ve ilhak etme amacından ileri gelmektedir. Türk burjuvazisinin hedefi, “misak-i milli” sınırları, Musul ve Kerkük’ün de içinde olduğu alanlara kadar uzatmak. Petrol bölgelerine ulaşıp, buraları sermayenin emrine katmaktır. İngiliz emperyalizminin, yüz yıllardır Kuzey İrlanda düşmanlığı ne ise, Türk devletinin Kürt-Kürdistan düşmanlığıda aynı içeriktedir.
Türk emperyalist sermayesi, Ortadoğu ile yetinmek istemiyor. Egemenlik alanlarını Doğu Akdeniz’den Libya içlerine kadar uzatmanın savaşını veriyor. Ve buralara asker gönderiyor, askeri üsler açıyor, askeri manevralar yapıyor ve buranın pazarlarını önceden kapmış emperyalist ülkeleri zorlayıcı politikalar izleyerek pazardan pay almayı zorluyor. Bu zorlayıcı politikalar salt politikayla sınırlı kalmayıp, askeri olarak da politikasını destekliyor.
Türk devletinin İdlip’ten çıkmak istemeyip, tersine, kendi paralı askeri durumuna getirdiği faşist-gerici dinci örgütlerle burada kalıcı olmak istiyor. Bu nedenle yerine göre ABD ile yerine göre ise Rusya ile ilişkileri gerici politika izlemekten çekinmiyor.
Türk devletinin, Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Balkanlar ve Libya’da karşısındaki güçler yarı-sömürge ya da bağımlı ülkeler değil, ABD, AB, Rusya gibi büyük emperyalist (ve İran) güçlerdir. Bu büyük güçler ile paylaşım savaşı içine girmiştir. Türk Tekelci devleti, yeni bir emperyalist devlet olarak paylaşılmış alanların yeniden paylaşımını zorluyor ve zorladıkça ilişkileri keskinleştiriyor. Şimdilik bu paylaşım direkt emperyalistler arası silahlı savaşıma dönüşmemişse de, dönüşmesi için bütün koşullar elverişli durumdadır. Ve giderek keskinleşen bu çelişme, daha büyük bir emperyalist savaşın kıvılcımı olabilecek içeriktedir.
Bütün bu somut gelişmelerin ortaya koyduğu bir gerçek: Türk emperyalist sermaye devletinin bölge halklarının en büyük düşmanları arasında yer aldığı ve barışın düşmanı olduğudur. 16.02.22
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
Ermeni tarihi ve ittihat terakki dönemi
Türk'ler 11.Yüzyıl'dan itibaren,Anadolu'ya gelmeye başladılar.Doğu,Güney ve Orta Anadolu'da etkin çoğunluğu oluşturan topluluklar Ermeni'lerden oluşmaktaydı.Toros'larda ''Klikya Ermeni Devleti'' vardı.Batı'da Roma vatandaşı Rum'lar,Güney'de,Süryani'ler,Karadeniz'de Pontus krallığı ile Hristiyan Laziki'ler vardı.Osmanlı'nın kuruluş dönemlerinde ,Türk'lerin ve diğer müslümanunsurların,Anadolu halklarının yanında ancak on'da birini oluşturuyordu.Türk'ler zamanla zor yoluyla savaşarak Anadolu'ya zorla yerleştiler.Hristiyanlığı ilk kabul eden topluluk olan Ermeni'ler,Türk'lerin-Osmanlı'ların isl
İran; Kürdistan için büyük tehlikedir!...-Dursun Ali Küçük
Bölgede en başta Kürdistanın kuruluşunu engellemek istemektedir:
1915 – 2015
24 Nisan 1915 Mazlum bir ulusun soykırıma uğratılma tarihidir.
24 Nisan, uygarlığın ,kültürün maddi ve manevi zenginliklerin toprak altına gömülmesi, küller içinde kaybedilmesi,hafızalardan silinip unutturulmak istenmesinin acı tarihidir.Anadolu mozaiğinin önemli ve renkli dokusu bu tarihsel kesitte silinmek ve unutturulmak istenmiştir.Bir uygarlık ile bir kültür 3000 yıldır Anadolu topraklarından vahşice yokedilmştir.
Birinci Dünya Savaşı Sırasında Ermenilerin Kıyımı – Raymond Kévorkian
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Türk milletine dayalı bir ulus devlet inşası projesi, Türk olmayan unsurların dışarıda bırakılması fikrini zımnen öngörüyordu. Toprak kayıpları, özellikle Balkan Savaşlarında (1912-1913) alınan aşağılayıcı mağlubiyet, Jön Türk merkez-i umumisinin üyelerinin radikalleşmesine yol açtı ve kamuoyu nazarında Birinci Dünya Savaşı sırasında Rum ve Ermenilerin “cezalandırılmasını” mümkün kılan bir şeytanlaştırma sürecini hazırladı.
Radikalleşme Süreci ve Kararın Alınması
Marx’tan Mao’ya Marksist Düşünce Diyalektiği
Bu kitap, polemiksel bir üslupla, esas olarak düşüncenin diyalektiğini ele almaktadır. Bu bağlamda, proletaryanın sınıf mücadelesinde teorinin maddi bir güç halini alması ve maddenin düşünceye, düşüncenin ise maddeye dünüşmesi nesnel gerçekliği tartışmasını devam ettirmektedir.
Düşüncenin nereden geldiği, ne olduğu ve maddeyle ilişkisinin nasıl olduğu gibi sorular, ilk filozoflardan bu yana tartışılan ve üzerinde düşünce üretilen bir konudur. Ozellikle
TKP/ML: Newroz, ateşten zırhı kuşananlara selamdır!
Binlerce yıl evvel Demirci Kawa'nın yaktığı, baharın müjdecisi isyan ateşi; bugün Rojava'da ve özelde de Kobanê'den yanmaya devam ediyor. Newroz ateşinin sıcaklığında başta Kürt halkı olmak üzere bu coğrafyanın ezilen kadim milliyetleri ve azınlıkları ile bu ateşi harlamanın, bu ateşte yanmanın zamanıdır.
BİZ SÜRGÜNLER "MAĞDUR"DEĞİLİZ.
Faşizme, faşist diktatörlüğe karşı verdiğimiz özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesinde biz haklı, doğru ve onurlu bir mücadele yürüttük. 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğü de bu mücadelemizin bir parçasıydı. Neticede güçler dengesi ve bazı yanlış stratejik ve taktik hatalarımız bizlerin yenilgisine sebep oldu. Aradan geçen 35 yıllık uzun bir zaman dilimi dahi, hala 12 Eylül faşizminin kanlı- katliam, işkence ve zulüm izlerini üstümüzden silip atamadı.
Armin T. Wegner’in yazılarında 1. Büyük Savaş:Sait Çetinoğlu
“Hastanenin kapısında Ermeni papazın siyah sakalı beliriyor. Öğleye doğru ölmüş olan bir Ermeni askerin cenazesini almak için gizlice geliyor. Hamallar sırtlarında çarşafa sarılmış sallanan cesetle karanlıkta sessizce kayboluyorlar.”
Duygusal tepki! İsmail Cem Özkan
Sol, 12 Eylül yenilgisinden sonra kendisini izleyici konumda, olayların arkasından sadece yorum yapar halde buldu. Bu yorumcu konumuna o kadar alıştı ki, Marks’ın 11. Tez’i sadece geçmişte söylenmiş güzel bir söz olarak algılanır oldu. Zaman zaman o söz kullanılsa da, nasıl olsa devrimcileri değil, felsefecileri ilgilendiriyor algısı bilinç altına işlenmiş olduğunu düşünüyorum. Bu ihtiyaç yok algısı sanırım solun kılcal damarlarına kadar işledi!
Tarihi Çanakkale Yalanları:KADİR AKIN
Çanakkale Savaşlarının bu kadar aktüel hale gelmesi, Tayyip Erdoğan’ın 100’e yakın devlet başkanı, başbakan ya da ülke temsilcisini bundan bir süre önce, 24 Nisan’da Çanakkale’de yapılacak törenlere davet etmesi ile başladı. Üzerinde türlü rivayetler sürdürülse de aslında Çanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı çerçevesinde İtilaf Güçlerinin, içinde Osmanlı’nın da olduğu İttifak Güçlerine saldırısının adıdır.
"Türkiyelileşme" üzerinde dolaşan kirli eller! Sefa Ünal
28 Şubat 2015’de HDP heyeti ile Hükümetin ayrı ayrı metinleri ortak kürsüde açıklaması, Kürt meselesinin barış ve uzlaşma ile yol almasında önemli bir eşiğin aşıldığı iddiasına neden oldu. Bu açıklamanın muhtevasını egemen sınıflar ve onun medyası “silah bırakmada” tarihi adım olarak doldururken, Kürt hareketi silah bırakmanın müzakerenin gerçekleşmesi ve ilerletilmesine bağlandığı şeklinde doldurmaktadır. Şimdiden bu bakış açısı farkının uzun soluklu bir tartışmaya zemin sunduğu görülmektedir. Yapılan açıklamada silah bırakma eksenli PKK’nin kongresini toplama çağrısı söz konusu.