TKP-ML MK üyesi Meral Güzel: “Halk Tava Gelmiş Demir Gibidir, Örsle Çekiç Olmak Bizim Elimizde!”
Merhaba, öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
– Merhaba, adım Meral Güzel, TKP-ML MK üyesiyim
Hem emperyalist kapitalist sistemdeki hem bölgedeki hem de Türkiye- Kuzey Kürdistan’daki siyasi-ekonomik gelişmeler coğrafyacımızdaki devrim mücadelesinin gelişimine olanak ve fırsatlar sunan güçlü bir zeminde olmasına rağmen devrim mücadelesi istenilen boyutta değil, bunu nasıl açıklayabilirsiniz?
-Sorunuzu yanıtlamaya geçmeden önce öncelikle bize bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyor, siz değerli devrimci basın emekçilerini devrimci duygularımızla selamlıyoruz.
Sorunuzun oldukça kapsamlı bir yanıt içerdiğini belirtelim. Ancak kısaca şunları ifade edebiliriz; bu sorunuz ve yanıtı partimizin 1. Kongresi’nde de tartışılmıştır. Evet, dediğiniz gibi coğrafyamızda devrimin objektif koşulları son derece uygun olmasına rağmen sübjektif öznelerin yetersizliği söz konusudur. Bu yetersizlik vurgusu, aralarında partimizin de olduğu devrimci komünist hareketlerin ödediği bedel, direniş ve mücadelesiyle ters orantılıdır. Diğer bir ifadeyle, coğrafyamızda devrimci ve komünist hareket, oldukça önemli ve tarihsel direnişlere imza atmışken ne yazık ki, gelinen aşamada kitlelerin devrimci duygularına, isyan ve öfkesine, taleplerine yanıt olmaktan, bu tepkileri sisteme yönelik örgütlü bir devrimci isyana dönüştürmekten uzaktır.
Bunun en iyi örneği, partimizin kongresinde de tartışılan Gezi İsyanı’dır. Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi açısından kitlelerin isyan ve hareketi anlamında çok önemli bir yer tutan Gezi İsyanı sürecinde ve sonrasında yaşananlar ortadadır. Sorunuza, dolaysıyla TDH’nin sorunlarına pratiğin dilinden bir yanıttır aslında Gezi İsyanı. Hatırlanırsa isyanı tetikleyen “üç beş ağaç meselesi” olmuş; bu üç beş ağaç sonradan AKP iktidarını köşeye sıkıştıran, bu vesileyle de bir oranda sisteme yönelik sorgulamayı da doğuran bir harekete dönüşmüştür. Ancak böylesi tarihsel önemdeki bir gelişme karşısında devrimci hareketler hazırlıksız yakalanmışlardır. Sonradan yaşanan süreç de biliniyor.
Türkiye devrimci hareketi açısından çok önemli olan bu gelişmenin doğru analiz edilmesi gerekir. Nasıl ki, örneğin 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi ülkemizde komünist hareketin ortaya çıkışında ve gelişiminde etkili olduysa, Gezi İsyanı da devrimci ve komünist hareket üzerinde etkili olmuştur/olmalıdır da. Bunu belki birkaç on yıl sonra daha net göreceğiz.
Bahsini ettiğiniz yetersizliğin partimiz açısından nedeni ideolojiyi kavrayışımızdaki eksikliktir. Parti Kongremizin meseleye yönelik yaklaşımı ve yanıtı bu yönlüdür. Gerek emperyalist-kapitalist sistemin içinde bulunduğu durum ve gerekse de ülkemizde kitlelerin içinde bulunduğu durum, demokratik halk devrimi açısından son derece önemli imkanlar sunarken, süreci tersine çeviremememizin belirleyici nedeni budur. Kuşkusuz kimi öznel nedenler de vardır. Ancak partimiz açısında belirleyici olan, az önce ifade ettiğim gibi ideolojiyi kavrayışımızdaki yetmezliktir. Bu alandaki eksikliklerimizdir.
Partimizin ortaya çıkışı gerek Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin dünya çapındaki etkisi ve gerekse de ülkemizde başta işçi sınıfının olmak üzere kitle hareketlerinin etkisi dikkate alındığında belirleyici önemdedir. Meseleye buradan baktığımızda kitlelere ve kitle hareketlerine yaklaşım tayin edicidir. Kitlelerin andaki sınıf mücadeleleri içinde konumlanmayan, bu direnişleri doğru şekilde analiz edemeyen ve bu anlamıyla devrimci temelde yanıt olamayan her hareket, isterse adı “komünist” olsun başarısız olmaya mahkumdur.
Sınıf mücadelesi deneyimleri, Paris Komünü, Sovyet ve Çin deneyimleri, BPKD dersleri ve nihayetinde Marksizm Leninizm Maoizm bilimi bize bunu öğretmiştir. Dolayısıyla ideolojiyi bir dogma olarak değil bir eylem kılavuzu olarak kavradığımızda; sınıf mücadelesine, kitlelerin kendiliğinden hareketlerine bu temelde yaklaştığımızda kısa sürede süreci tersine çevirmemizin koşulları vardır. Bu konuda devrimci bir iyimserlik içinde olmak gerekir. Çünkü hiçbir güç örgütlenmiş ve ayağa kalkmış kitle hareketinin önünde duramaz.
Öte yandan şunu da açıklıkla ifade etmeme izin verin; Komünist ve devrimci hareketin sürece kendi cephesinden istenilen düzeyde yanıt olmaması bizleri şu sonuca da götürmemelidir; Hem dünya çapında hem de coğrafyamızda kitleler şu veya bu sebeple hareket halindedir. Sınıf mücadelesi çeşitli biçim ve içeriklerde tüm yakıcılığıyla sürmektedir. Coğrafyamızda faşizmin bütün saldırganlığına, yasak ve tehditlerine rağmen kitleler talepleri için sokaklardadır. Kürt ulusunun direnişi sürmektedir. Kadın ve LGBTİ’+ hareketi ivmesi hiç düşmeyen bir mücadele içinde, alanlardadır. Gençlik son olarak Boğaziçi Direnişi’nde olduğu gibi direnişçi geleneğini sürdürmektedir. Köylüler başta doğaya yönelik yağma ve talan saldırıları olmak üzere tepki göstermektedir. Aleviler inanç kimliklerine yönelik saldırılara karşı durmakta ve demokratik taleplerinde ısrar etmektedir. En önemlisi de işçi sınıfı pandemi bahanesiyle artırılan saldırılara karşı, lokal düzeyde ve geniş bir dayanışmadan yoksun olsa da çeşitli bölükleriyle direniş içindedir. Coğrafyamızda sınıf mücadelesi, çeşitliliği ve renkliliğiyle bütün zenginliğiyle sürmektedir. Kısacası halk tava gelmiş demir gibidir. Örsle çekiç olmak ise tamamen bizim elimizdedir.
-Peki bu durumu nasıl aşabiliriz, partinizin bu konudaki yaklaşımı nedir?
-Aslında bu sorunuza yanıtı biraz önce verdim. Biraz daha açarsam daha iyi anlaşılır sanırım. Partimiz açısından temel eksiklik ideolojimizi kavrayıştaki eksikliğimizdir. İdeolojik kavrayış derken genel-geçer bir durumdan bahsetmiyoruz. Somut koşulları doğru bir biçimde okumaktan, bu koşulları MLM’ye uygun bir yöntemle değerlendirmekten ve olmazsa olmaz bunu pratiğe dökmekten bahsediyoruz. Bu üç ayağı birbirinden kopartmak ideolojik kavrayıştaki en temel sakatlık olarak değerlendirilmelidir. Bu konuda atacağımız her adım bizi güçlendirecektir.
Buna paralel, meseleyi sadece partimiz açısından değerlendirmiyoruz. Yani sadece partimizin değil toplamda devrimci hareketin sürece istenilen düzeyde yanıt olamaması önemli bir sorundur. Bu noktada, partimizin gelişimi bir bütün TDH’yi güçlendireceği gibi aynı zamanda toplamda devrimci hareket güçlendiğinde bunun bir parçası olan partimiz de güçlenecektir. Ki tam da burada devrimcilerin ortak hareketinin yaratılması gerekliliği ve ihtiyacının altını çizmeliyiz, nitekim devrimci hareketin önemli bir kısmının son süreçte oluşturduğu birliktelikler, ittifaklar son derece önemlidir.
Nihayetinde Partimiz ve devrimci hareketler, kitlelerin kendiliğinden gelişen direnişleriyle ilişkilendiği, bu direnişleri devrimci temelde birleştirebildiği oranda süreci işçi sınıfı ve halkımızın çıkarları doğrultusunda geliştirebilecektir. Eğer şu anda coğrafyamızda küçük küçük ancak yaygın işçi direnişlerinden, kadınların ve LGBTİ’+ların isyanından, köylülerin tepkisinden, gençliğin mücadelesinden, Kürt ulusunun bastırılamayan isyanından bahsediyorsak; her biri kendi mecrasında akan bu mücadeleleri birleştirebildiğimiz ve faşizme devrimci temelde yöneltebildiğimiz oranda başarılı olmamamız için bir neden yoktur.
Anca şunu da vurgulamak gerekir; Son süreçte sıklıkla düşünülen bir hataya işaret etmeliyiz. AKP-MHP faşist ittifakının yönetememe durumu beraberinde, “yıkılacaklar”, “ilk seçimde gidecekler” vb. anlayışların da propaganda edilmesini doğurmaktadır. Özellikle ekonomik alanda yaşanan derin yoksullaşma ve çöküş hali bu algının ortaya çıkmasını beslemektedir. Bu türden görüşler tamamen yanlıştır. Faşizm kendiliğinden özellikle de ekonomik çöküşün etkisiyle yıkılmayacaktır. Hele ki seçimler yoluyla hiç gitmeyecektir. Burada meselenin siyasal olduğunu, devrimcilerin tarihsel sorumlulukları olduğunu hatırlatmak gerekir. Eğer bizler devrimci rolümüzü oynamazsak, sistem kendini şu veya bu şekilde yeniden üretecek ve örgütleyecektir.
-HBDH’nin devrim mücadelesindeki yerini nasıl tarif ediyorsunuz?
-Evet zaten tam da burada HBDH’nin rolü ve önemi ortaya çıkmaktadır. HBDH, partimiz açısından yukarıda işaret ettiğimiz çoban ateşlerinin birleştirilmesi ve büyük bir yangına dönüştürülmesi, küçük küçük nehirlerin birleştirilip büyük bir nehre dönüştürülmesinin adımıdır.
Bu noktada partimiz açısından özel bir vurgu olarak şu söylenebilir; Coğrafyamızda sınıf mücadelesi gelinen aşamada Kürt ulusal sorunu ile iç içe geçmiş durumdadır. Bu, objektif bir gerçekliktir. Dolayısıyla sınıf mücadelesi bu gerçeklik dikkate alınarak verilmelidir. HBDH, biraz önce işaret ettiğimiz direniş odaklarıyla, kitlelerin mücadelesiyle, Kürt ulusunun mücadelesini birlikte ele almanın, Kürt ulusal sorununu öncelemenin somut ifadesi ve örgütlenmesidir.
Kürt ulusal sorununu öncelemek demek coğrafyamızdaki diğer çelişkileri gözardı etmek anlamına gelmez kesinlikle. Ki bizim açımızdan ülkemizdeki Demokratik Halk Devrimi mücadelesinde temel çelişki ve bu çelişkinin çözüm yolu gayet nettir. Diğer yandan Kürt ulusal sorununun sınıf mücadelesiyle kesiştiği noktalarda –ki bu noktalar TC faşist diktatörlüğünün temellerini, doğrudan Kemalizm’i işaret eder- ortak bir mücadele hattı oluşturmanın önemini ifade etmek istiyoruz. Ülkemizde bir dizi başlıca çelişme mevcuttur; bu çelişkileri ve ortaya çıkan direniş odaklarını birbirinin karşısına koymak asla doğru değildir, aynı şekilde birbirinden kopuk ele almak da bir o kadar yanlıştır. Faşist rejimin Kürt ulusal özgürlük hareketinin mücadelesini kendisi açısından bir “beka sorunu” olarak gördüğü koşullarda, bu mücadeleyle ilişkilenmemek, ortak bir mücadele zemininde buluşmamak tarihsel bir hatadır. Bu açıdan da HBDH Türkiye devrimi açısından önemli bir olanak ve mücadele aracı olarak görülmektedir.
-Kurulduğundan itibaren HBDH’nin aktif bir bileşenisiniz. Geride kalan 5 yıllık mücadele sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sorunuza yönelik partimiz hem 1. Kongresinde yaptığı bir değerlendirme hem de kamuoyuna yönelik yaptığı açıklamalarda belli bir yaklaşım geliştirmiştir.
Bu değerlendirmelerde öz olarak kuruluşunda aktif olarak yer aldığımız HBDH’nin çalışmalarına kendi öznel nedenlerimizden dolayı yeterli katkı sunamadığımızı, bu noktada öz eleştirel bir tutum içinde olduğumuzu ifade ettik. Kongremizin böyle bir değerlendirmesi oldu. Sonraki süreçte bu eksikliğimizi gidermek için çeşitli adımlar attık/atıyoruz.
Kuruluşuyla birlikte hem halk saflarında hem de düşman saflarında ilgiye mazhar olan HBDH, Rojava Devrimi’nde sınanan, coğrafyamızın dağları ve şehirlerindeki pratiğiyle, devrim hedefimizin önemli bir aracıdır. Duruşu ve pratiğiyle coğrafyamızda devrimcilerin faşizme karşı mücadelesinin önemli bir odağı olarak ortaya çıkmış durumdadır. Bu açıdan geliştirilmesi ve güçlendirilmesi gerekir.
Şu bir gerçekliktir ki, bileşenlerinin hem ülke devrimine hem de HBDH’ye bakış açılarında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu yanıyla yaklaşımlar da elbette farklılıklar içerecektir, içermektedir. Dolayısıyla bir yandan HBDH ile, gerekli pratik süreci örgütlemeye devam ederken, kesinlikle pratiği sekteye uğratmayacak ve bu ittifakı güçlendirecek şekilde tartışmalara da devam etmek gerekir diye düşünüyoruz. Siz de biliyorsunuz ki, Türkiye devrimci hareketi ve Kürt ulusal hareketi açısından geçmişte çok değerli eylem birlikleri, ittifaklar ve benzeri süreçler yaşandı, bunların kimisi başarılı oldu, kimisi baştan ölü doğdu. Bu anlamıyla da HBDH süreci, tüm bileşenleri açısından çeşitli ilk’leri de içinde barındırıyor. Dolayısıyla –tekrar edelim, kesinlikle pratik sürecin önüne geçmeyecek şekilde- bu ilk’leri olumlu birer deneyim olarak geleceğe taşıyacak, kalıcı sonuçlar üretecek tartışmalar da yürütmekte fayda var.
-HBDH, devrim mücadelesindeki rolünü daha ileriye taşımak için bir hamle başlattı. Bu hamle devrimci kamuoyunda nasıl bir karşılık buldu? Devrimci seferberlik hamlesinin bugüne kadarki sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Faşist rejimin içinde bulunduğu yönetememe krizi dikkate alındığında 15 Ekim 2020’de başlatılan hamlenin zamanlaması önemli bir yerde duruyor. Bu zamanlama hamlenin etkisini artırdı. Özellikle birleşik mücadele doğrultusunda atılan somut pratik adımlar beraberinde hem halk saflarında hem de düşman saflarında “birleşik mücadele” pratiğine olan ilgiyi artırmış görünüyor. Rahatlıkla ifade edebiliriz ki; hamle doğrultusunda atılan adımlar belli bir moral ve motivasyon, ivme yaratmış durumdadır.
Aslında salgın öncesinde başlayan tüm ülkelerde faşizmin yükselişine dair önemli örnekler bulunmakta ve pandemi sonrası halk hareketlerinin yükseleceği öngörüsüyle tüm ülkelerdeki iktidarların faşist uygulamalara ağırlık vereceği de görülüyor. Bu anlamıyla baktığımızda ülkemizde de durum çok farklı değil. Özgün bir durum olarak kuruluşundan bu yana faşist diktatörlükle yönetilen ülkemizde, egemen sınıflar gerekli gördüğünde faşizmin dozunu yükseltmekte ya da azaltmaktalar. Bugün AKP-MHP iktidarı ise son yıllarda gemi azıya almış bir şekilde –ve kesinlikle kendi sonunu da hazırlayacak düzeyde- faşist uygulamalarını artırmış ve saldırı pozisyonunu hiç kaybetmeden yönetme çabası içinde bulunuyor. Dolayısıyla tüm dünyada ve ülkemizde de anti-faşist mücadele son derece önemli bir noktada. Biliyorsunuz, burjuva ideologlar dahi, içinde bulunduğumuz süreci birinci ve ikinci emperyalist paylaşım savaşları arasındaki döneme benzetiyorlar ve HBDH’ın “Faşizmi yıkalım, özgürlüğü kazanalım” hamlesi gerek zamanlama gerekse somut koşulları tahlil etme yönünden olsun, çok yerinde bir karardı. Aynı zamanda yukarıda söylediğimiz gibi, “birleşik mücadele”yi öne çıkartan özelliğiyle de halklar açısından bir karşılık bulduğunu düşünüyoruz.
Bu noktada özellikle vurgulamak istediğimiz nokta, faşist rejimin baskısını artırdığı, bütün direniş odaklarını ezmek için harekete geçtiği koşullarda gerillanın ve milislerin eylemselliği önemli bir yerde duruyor. Faşizmin “bitirdik”, “çökerttik” propagandalarına karşı milislerin küçük küçük ama yaygın eylemleri beraberinde coğrafyamızda devrimci direniş ve mücadelenin alttan alta ne kadar güçlü bir şekilde aktığını göstermesi açısından önemlidir.
Bu açıdan geleceği kazanma mücadelemizde tarihsel önemdedir ve asla küçümsenmemelidir.
-En geniş anti-faşist mücadelenin örülmesinden bahsediyorsunuz, bundan neyi hedefliyorsunuz?
-Şimdiki durumda öncelikli hedefimiz “Faşizmi Yıkalım, Özgürlüğü Kazanalım” hamlesinin finali olan 1 Mayıs’ı kazanmaktır. Böylelikle hamlemizin birinci etabı tamamlanmış olacaktır. 1 Mayıs sonrasında ise hamlemiz devam edecektir.
Önümüzdeki süreçte birleşik mücadele açısından önemli bir gündem olarak en geniş anti-faşist mücadeleyi örmek gibi bir hedefimiz var. Coğrafyamızda birleşik devrim ve faşist rejime karşı mücadele sadece ve sadece birleşik güçlerin mücadelesiyle değil aynı zamanda halk saflarında olan ve birleşebileceğimiz bütün güçlerle ortak bir mücadele zemininde birleşerek, buluşarak gerçekleşecektir.
Önümüzdeki süreçte bu yönlü somut adımlar atılacaktır. Bunun nasıl olacağı, isimlendirmesinden örgütsel formatına kadar nasıl bir şekle bürüneceği somut koşullardan hareketle yapılmalıdır.
Şimdiki durumda anti-faşist mücadeleye yönelik üstten-yukarıdan bir çerçeve çizmeyi doğru bulmuyoruz. Bu yaklaşım kitlelerin içinde bulunduğu koşulları dikkate almayan, devrimci direniş ve dinamiklerin yaşadığı değişimi ve gelişimi öngörmeyen “teorik” bir yaklaşımdır. Ve önemli oranda güdük kalma tehlikesini içinde barındır. Lenin’in Nisan Tezleri’ndeki bir Goethe alıntısıyla ifade edersek: “Teori gridir, dostum, yaşamın sonsuz ağacı ise yeşil…”
Sadece bu da değil aynı zamanda düşman kampında yaşanan gelişmeleri de iyi incelemeli ve en ufak çatlaktan devrim mücadelesi açısından yararlanılmalıdır.
-İşçi sınıfı ve ezilen halk kitlelerine mesajınız nedir?
-İşçi sınıfı ve ezilen halk kitlelerinin, kendilerince haklı bir şekilde devrimci harekete yönelik önemli bir güven kırılması içinde olduğu açıktır. Bu durum uzunca bir süredir geçerlidir ve özellikle de devrimci hareketi bilen, yakından takip eden ancak yaşadığı güven probleminden kaynaklı da ilişkilenmekte çekinceler yaşayan kitleler açısından söylemek mümkün. Bu güvensizlik, güzel sözlerle giderilemeyecek kadar derindir ve ezilen kitlelerin en çok da eleştirdiği nokta, devrim güçlerinin dağınıklığı, bölünmüşlüğü gibi konulardır. HBDH’nin kuruluşu ve beş yıllık süreci bu güvensizliğin aşılmasında önemli bir yerde duruyor. Dolayısıyla, öncelikle işçi sınıfı ve ezilen halk kitlelerini HBDH’ye ve örgütledikleri birleşik mücadele sürecine daha yakından bakmaya, ilişkilenmeye, örgütlenmeye çağırıyoruz.
İkinci olarak, faşizm koşullarında sessiz kalmak, “bu süreç bitecek” diye beklemek en büyük yanılgıdır. Bu şekilde faşizmin kendiliğinden geri çekileceğini, sessiz kalana dokunmayacağını düşünmek intihardan başka bir şey değildir. Tam tersine, diplerde biriktirdiğimiz öfkeyi açığa vurmak, bu öfkeyi örgütlemek, direniş ve mücadele saflarına akıtmak zorunluluktur. Biz ezilenlerin örgütlü öfkesi faşizmin sonunu getirecektir. Ancak bu şekilde “Faşizm Yenilecek, Biz Kazanacağız!”
Son Haberler
Sayfalar
ONLAR ÇALIP ÇIRPTIKÇA BİZ YOKSULLAŞIYORUZ![*]
“İktidar yolsuzlaştırır.Mutlak iktidar mutlaka yolsuzlaştırır.”[1]
XX. yüzyılın son onyıllarında, Dünya Bankası ve diğer ulusaşırı finans kurumları, özellikle “yükselen pazarlar” olarak kutsanan neo-liberal korsan devletlerdeki rüşvet ve yolsuzlukların maliyetinin, onlara dayattıkları “yapısal uyum programları”nın getirilerini asgarîleştirdiğini gördüğünden bu yana, “yolsuzluklar” başlığını, özellikle UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) gibi “şefkat” aygıtları eliyle gündeminde tutmakta.
DEVLET, SİYASAL “SUÇ”, HUKUK(SUZLUK) VE TERÖR(İST)[1]
“İnsanın temel özgürlüğü, yaşamını daha iyi kılma özgürlüğüdür.”[
Hayatımızı doğrudan müdahale ederek, zorbaca biçimlendiren egemenlik kavramlarının pratiğine ilişkin söz etmeden önce, bu konuda “Şeytanın Avukatlığı”na soyunan ve egemen zorbalık karşısında bunu layığı ile yapan ve geçenlerde bizi bırakıp giden Jacques Vergès’i anmadan geçmemeliyim.
TKP/ML-MK-SB :Yeni isyan dalgalarıyla ileri!
Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir habere göre yazılı bir açıklama yapan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Merkez Komitesi Siyasi Büro (TKP/ML MK SB)’nun açıklama metninin tamamını haber değeri taşıdığı için paylaşıyoruz:
Yeni isyan dalgalarıyla esmek ve yıkmak için ileri!
Kürt, Türk Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza,
TKP/ML MK'sinden Newroz açıklaması
Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir habere göre yazılı bir açıklama yapan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Merkez Komitesi TKP/ML MK ’nin açıklama metninin tamamını haber değeri taşıdığı için paylaşıyoruz:
Direnişi Büyütecek, Özgürlüğü Kazanacağız!
Newroz Piroz Be!
TKP/ML- TİKKO Gerillalarindan Berkin Elvan için misilleme eylemi
TKP/ML TİKKO gerillaları polis fişeği nedeniyle yaşamını yitiren Berkin Elvan için misilleme eylemi yaptı.
TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı yaptığı yazılı açıklama ile eylemi duyurdu. Açıklamada, “14 Mart akşamı saat 19:30 da Dersimin Çemişgezek ilçesi Emniyet Müdürlüğüne yönelik gerillalarımızca Berkin Elvan'ın TC devleti tarafından katledilmesine yönelik bir misilleme eylemi gerçekleştirilmiştir. Emniyet Müdürlüğü hedefine yönelik gerçekleştirilen bu eylemimizin sonuçları netleştirilememiştir” denildi.
Marksizmin Militan Savunucusu;Eleanor Marx (Tussy)
“Ben asla dua edemem, çünkü tanrı ölmüştür! Ben asla ağlayamam, çünkü göz yaşları kurumuştur! Ben asla umutlanamam, çünkü umutlar tükenmiştir!”[1]
Eleanor Marx’ın 116. ölüm yıl dönümü anısına...
Ağıtlar acılıdır. Gidenin yerinin doldurulamayacağı anlatılır. Bazen ise, gitmemesi gereken gidenle birlikte her şeyin bitiği sanılır. Tussy öldüğünde de böyle yakılmıştı ağıtlar.
Biz Teröristi Tanıyoruz /Erdal Yıldırım
Ülkemiz ekonomik, siyasal, sosyal olarak çok önemli tarihi ve zorlu bir süreçten geçiyor. Başta iktidarı elinde bulunduran AKP ve onun başındaki Recep Tayyip Erdoğan, çocukları ve ailesinin birçok bireyi, bazı Bakanlar, bakan çocuklarının, AKP’yle iç içe olan kimi odakların karıştığı yolsuzluk ve rüşvet sarmalı hergün biraz daha açığa çıkıyor.
Seçimleri Boykot Et / Ergün Aslan
Bu sefer Dadaistler gibi tüm yazım kuralarını hiçe sayarak yazacam.
Ya.. Tayyib seçimleri kaybederse..
Biz proletarya köylüğün mutluluğu bu kadar kısa sürmemeli yahu.
Toplumsal katmanın en aşağı tabakalarında olmak ( eğri, büğrü, doğrusunu yazmayı öğrenmeye çalışmadan yazmakta ) çok hoşuma gidiyor.
Hiç kimse gerçek yüzünü göstermekte bir an bile tereddüt etmiyor.
Güzel bayanların, Metroseksüel beylerin dahil ne kadarda ağşalık sözleri söylüyebildiklerine şahit oluyorsunuz.
Eee. .. halde böyle olunca ....
Gaz bombalarına ve tomalara kilit vurmak
Polisin attığı gaz fişeğiyle öldürülen Berkin Elvan'ın sonsuzluğa uğurlanışından sonra, Gezi parkına karanfil bırakmak isteyen kitleye polisin gaz bombaları ve tomalarla saldırması artık bu meseleye bir çözüm bulunmasını zorunlu hale getirmiştir.
Çözümün hükümetten gelmeyeceği ortadadır. Çünkü diğer ülke hükümetleri gibi AKP de halkın alanlara çıkmasından korkuyor. Alanların bir süre sonra devrim kalelerine dönüşerek hükümetleri alaşağı ettiğini görüyor ve biliyorlar.
Onlarla buradayiz;Onlarla dünyayi degistirecegiz!(*)
“Ölümseyerek bakıyor dünya,biz gülümseyelim.”[2]
Gerçeği haykırıp, çoğaltarak maddi güce dönüştürmek için buradayken; hepimizi yanyana getiren ilk şey acıdır.
Acılıyız! Kolay mı? Kardeşlerimizi katlettiler… Ali İsmail Korkmaz’ı, Ahmet Atakan’ı, Abdullah Cömert’i, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Ethem Sarısülük’ü, Medeni Yıldırım’ı, Hasan Ferit Gedik’i bizden koparıp aldılar…
Gözümüzü çıkardılar; yaraladılar; zehirlediler halkı; Elvan Berkin ise hâlâ derin uykularda…
ԱՆԽԻՂՃՆԵՐ - Vicdansizlar
Türkiye,11 yıldır iktidarda bulunan AKP faşizminin, Gezi Parkı alanını halkın elinden alıp,temsil ettiği İslam burjuvazisinin denetimine sunup,rant sağlamasına karşı çıkan halkın şanlı mücadelesine tanık oldu.Doğayı,çevreyi ve yaşam alanlarını savunan halkın, kanla yazılan mücadelesi yeni bir dönemin artık başladığı sinyalini verdi.
Kitleler '' Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak '' sloganıyla AKP 'yi ve başındaki RT Er doğan'ı tarihin çöplüğüne göndermeye kararlıydı.