Çarşamba Eylül 2, 2026

Timsah Gözyaşlarının Arasında Devrime Olan İhtiyaç: Filistin

6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde oturan Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarılmasına karar vermesi üzerine başlayan protestoların ardından bir de Mescid-i Aksa’daki Filistinlilerle İsrail askerleri arasında başlayan çatışmalar beraberinde Filistinli direniş örgütlerinin İsrail devletine ültimatomunu getirdi.

Direniş örgütleri, saldırıların durdurulması için İsrail’e süre tanıdı. Ancak İsrail bu çağrıya yanıt vermedi. Bunun üzerine 12 Filistin direniş örgütünün bir araya geldiği “Operasyon Odası” Gazze’den İsrail hedeflerine yönelik füze saldırısı başlattı. Gazze’den İsrail’e yönelik füze atılmasını bahane eden İsrail hükümeti, Gazze’ye yönelik askeri harekat başlattı. Aynı gün, İsrail saldırılarında 9’u çocuk 24 Filistinli öldürüldü.

Çatışmaların görünürdeki nedenleri yukarıda ifade ettiğimiz gelişmeler olsa da asıl neden daha derin. Perdeyi biraz araladığımızda başka gerçekler ortaya çıkıyor. Son iki yılda 4. seçimden sonra da İsrail’de hükümet kurulamadı, siyasi istikrarsızlık sürüyor. Benyamin Netenyahu, iktidarını kaybetmekle karşı karşıya. Hakkında açılan yolsuzluk davaları var ve bu davalardan ceza alması olasılık dahilinde. Netenyahu’nun tek çaresi, hükümet kurmak ve ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak.

Bundan dolayı da faşist AKP-MHP iktidarının her sıkıştığında Kürt halkına saldırması gibi Netenyahu da bu krizi atlatmanın yolu olarak Filistin direniş örgütleriyle çatışmaları gündeme getirmekten kaçınmamaktadır. Böyle bir fırsatı değerlendiren Netenyahu, Gazze’ye askeri saldırı başlatmıştır.

Öte yandan şu gerçeği de vurgulayalım; İsrail iktidarı ve medyası, saldırının Hamas tarafından başlatıldığını propaganda etmektedir. Hamas şeytanlaştırılarak Filistin halkına yönelik katliam meşrulaştırılmak istenmektedir. Oysa son direnişte sadece Hamas yoktur. Aksine onunla birlikte 12 Filistinli direniş örgütü, eylem birliği içindedir. Hatta Hamas, Suriye iç savaşındaki rolü ve İhvancı politikası nedeniyle Filistin direnişinde gözden düşmüş durumdadır.

10 Mayıs’ta başlayıp devam eden çatışmalarda Gazze’ye yönelik İsrail uçaklarının bombardımanında en az 58 çocuk yaşamını yitirdi, yüzlerce çocuk da yaralandı. 15 Mayıs’ta Gazze’deki basın kuruluşlarının ofislerinin bulunduğu 12 katlı bina İsrail uçaklarınca, “binada Hamas’ın askeri varlığı” gerekçesiyle vurularak yıkıldı.

İsrail’in hedeflerine ulaşmasının zaman alacağı ve bu yüzden de saldırıların devam edeceği bizzat Netenyahu tarafından açıklandı. İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan yüksek binalar için de “terör kulelerini” yıktıkları ifadelerini kullandı. Basın kuruluşlarının bulunduğu binanın vurulması, İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarının dünyaya duyurulmasının önüne geçme hamlesiydi.

Siyonizmin Saldırganlığı Yeni Değildir!

İsrail’in Filistinlilere yönelik ilk saldırısı 1967 yılında Arap devletlerinin de içinde olduğu 6 Gün Savaşı’nda gerçekleşmişti. Bu savaşta, ABD ve İngiliz emperyalistlerinin desteğini alan İsrail; Mısır, Suriye ve Ürdün’ün topraklarını işgal etmişti.

İsrail devleti, fırsat bulduğu her süreçte Filistin topraklarını işgal ederek, yeni yerleşim alanları açarak göçmen Yahudileri buralara yerleştirdi. Evlerine, işyerlerine el konulan Filistinliler göç etmek zorunda bırakıldı. Göç etmeyenler de kendi topraklarında göçmen konumunda bırakıldı.

İsrail devleti, Filistin halkına yönelik işgal, ilhak ve katliam politikası uyguladı. Arap dünyası, Filistin’e yönelik bu politikaları kınamalarla geçiştirdi. Göçmen Filistinlilere yönelik ülkelerinde kamplar oluşturmakla yetindiler. İsrail devletinin saldırıları o denli arttı ki, kamplarda yaşayanlara yönelik katliamlara da dönüştü.

İsrail’in bir dönem savunma bakanı olan Ariel Şaron döneminde Sabra ve Şatilla Kamplarında gerçekleştirilen katliamda binlerce Filistinli mülteci öldürüldü. 16 Eylül 1982’de İsrail savunma bakanı Ariel Şaron’un emriyle İsrail tankları -uluslararası koruma altında olan- Beyrut’taki Sabra ve Şatilla Filistin Mülteci Kamplarını (Hıristiyan Falanjist milislerle birlikte) basarak çocuklar dahil yüzlerce insanı katletti. Sayı kesin olarak bilinmemekle birlikte 3.500 Filistinlinin katledildiği basında yer aldı. Bu katliamdaki rolü dolayısıyla Ariel Şaron “Beyrut Kasabı” diye anılmaktadır.

Gelinen aşamada Filistin halkı, Gazze Şeridi ve Batı Şeria denilen küçük toprak parçalarına sıkıştırılmış durumdadır. Siyonizm “Oslo Anlaşması”nda “iki devletli çözüm”e uymamış, anlaşmayı İsrail devletinin yayılmacı ve ilhakçı politikasına tabi kılmıştır.

AKP’nin Filistin Dostluğu Sahtedir!

Filistinlilerin yanında görünen, özellikle de Hamas’ın koruyucusu gibi görünüp dönem dönem İsrail’e “çatan” ve hatta İsrail devleti için “terör devleti” deyimini kullanan AKP faşist iktidarının başı R.T.Erdoğan, 1 Mayıs 2015’te Kudüs’te Ariel Şaron’la görüştü. İsrail Başbakanı olan “Beyrut Kasabı” Ariel Şaron, R.T.Erdoğan’ı “Kudüs’e hoşgeldiniz. Yahudi milletinin başkenti Kudüs’e hoş geldiniz. Hoş geldiniz” diyerek karşılamıştı. R.T.Erdoğan bu sözleri duymamazlıktan geldi ve hiçbir tepki göstermedi, aslında tepki göstermek (ticari ilişkileri bozacağı için) işine gelmedi.

Aynı R.T.Erdoğan, 2009 yılı Ocak sonunda İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in yaptığı konuşmada Hamas’ı bir terör örgütü ve Gazze’yi yöneten baskıcı bir rejim olarak tanımlayan konuşmasının salonda alkışlanmasından sonra R.T.Erdoğan, o meşhur “one minute” çıkışıyla Ş. Peres’e dönerek “Öldürmeye gelince onu çok iyi bilirsiniz. Plajdaki çocukları nasıl vurduğunuzu çok iyi biliriz” demiş ve bu çıkış, uzun yıllardır özellikle AKP medyasınca R.T.Erdoğan’ın “Filistinlilerin koruyucusu” olduğu propagandasına dönüştürülmüştü.

Oysa ki bu davranış, dönemin koşulları içinde İhvancı Hamas’ın korumacılığına, Gazze’ye ve dolaysıyla da Ortadoğu’da müslümanların önderliğine soyunan bir R.T.Erdoğan davranışıydı. Ülke içerisinde de taraftarlarına bir mesaj niteliğindeydi. İslam dünyasının liderliğini kendine yakıştırarak arada bir İsrail’e karşı yüksek perdeden atıp tutan R.T.Erdoğan, İsrail ile ekonomik ve ticari ilişkilerin sekteye uğramaması için elinden geleni de ardına koymuyor.

TC-İsrail Arasında Ticari İlişkiler Her Dönem Sürdürüldü

TC ile İsrail arasındaki siyasi ve diplomatik krizlerden ticari ilişkiler hiç etkilenmedi. Ne 2009 Davos Zirvesi’ndeki “one minute” çıkışı ne de 2010 Mayıs ayındaki Mavi Marmara Katliamı ardından yaşanan diplomatik ve siyasal ilişkilerdeki kopuş dönemi, ticari faaliyetteki yükselişi etkilemedi.

Hatırlanırsa 10 kişinin öldüğü, 60 kişinin yaralandığı Mavi Marmara gemisi baskınından sonra dönemin başbakanı A. Davutoğlu’nun İsrail’i “terör devleti” tanımlamasından bir süre sonra İsrail devletinin 2016 yılında TC’ye 20 milyon dolar tazminat ödemesiyle sorun kapatılmıştı.

AKP, iktidara geldiği 2002’den bu yana TC ile İsrail arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 2.5 kat büyüdü, hatta ithalat ve ihracatın en hızlı büyüdüğü dönem diplomatik ilişkilerin dibe vurduğu 2010 ve 2011 yıllarında gerçekleşti. Mavi Marmara saldırısının ardından siyasi ilişkilerin asgari seviyeye indirildiği 2011 yılında İsrail’den ithalat patladı. O yıl, TC’nin İsrail’den mal ve hizmet alımı 1 yıl öncesine göre % 51 oranında arttı.

Mart 2008’de İsrail ordusu Gazze’den İsrail kentlerine yönelik roket saldırılarını durdurmak amacıyla “Dökme Kurşun” askeri harekatını başlattı. Yaklaşık 1.400 Filistinlinin öldürüldüğü operasyon için R.T.Erdoğan, “devlet terörü” ifadesini kullandı. 2008 sonunda TC-İsrail ticaret hacmi bir önceki yıla göre % 24 artarak 3.4 milyar dolara ulaşmış oldu.

2013 Ocak ayında R.T.Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’a ait Safran1 gemisinin Ceyhan’dan İsrail’e petrol sevkiyatı yapmaya devam ettiği ortaya çıktı.

TC ile İsrail arasında son 10 yıldaki ticaret verileri dış ticaret hacminin 4.5 milyar doların altına hiç düşmediğini ortaya koyuyor. Şimdilerde bu rakam, küresel ekonomik krize ve salgına rağmen 6.5 milyar dolar civarında.

Çıkarlar her şeyin önünde tutuluyor. Halklar arasında körüklenen düşmanlığın, işgalin, savaşın bedelini ise halklar ödüyor.

“Sevra Sevra Hat-El Nasır!”

İsrail’in Filistin halkına yönelik işgal, ilhak ve katliam politikası sürüyor.

İsrail devletinin Filistinlilere yönelik bu saldırgan tutumu, ABD ve AB emperyalistleri tarafından desteklendi. Bu süreçte 3 kez toplanan BM Güvenlik Konseyi, çatışmaların durdurulması çağrısı yapmaktan başka bir şey yapmadı.

Arap Birliği ise “hedef gözetmeden saldırdığı” için, AKP-MHP faşist iktidarı da sadece kınamakla yetindi. Faşist AKP-MHP iktidarının İsrail’i kınayan ve Filistin halkının yanında olduğunu ifade eden açıklamaları iki yüzlülüktür. Çünkü TC devleti bir yandan İsrail devletiyle ticari ilişkilerini geliştirirken diğer yandan ise Filistin toprağı Kudüs’ü İsrail’le yapılan uluslararası anlaşmalarda “İsrail’in başkenti” olarak kabul etmektedir.

El Cezire’nin haberine göre 10 Mayıs’tan bu yana Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te toplam 244 Filistinli yaşamını yitirdi. 6.324 kişi yaralandı. Bu süreçte Gazze’den atılan füzeler sonucu 12 İsrailli yaşamını yitirirken 796 kişi de yaralandı.

AKP-MHP faşist iktidarı ise son gelişmelere rağmen bir yandan İsrail’le askeri, ekonomik ve siyasi işbirliğini sürdürürken diğer yandan göstermelik kınama mesajlarıyla durumu idare etmeye, siyasal İslamcı tabanındaki anti-semitizme varan Yahudi düşmanlığı duygusunu kullanarak, onları İsrail kurumlarının önüne gösteri yapmak için göndermekten/yığmaktan başka bir şey yapmadı.

20 Mayıs 2021 tarihinde Mısır devlet yetkililerinin İsrail ve Filistin direniş örgütleri arasında yaptıkları arabuluculukla Gazze’de ateşkes ilan edildi. İsrail medyası da İsrail güvenlik kabinesinin Gazze şeridindeki 11 günlük askeri harekatı sona erdirmek için ateşkesi onayladığını duyurdu.

Bu ateşkesle sorunları, çatışmaları sona erdirme, çözüm bulma arayışına girilip sorunlar çözülecek mi?

Siyonist İsrail devletinin sınırlarını genişletme, yeni yerleşim yerleri kurmak için Filistin topraklarını işgal ve ilhak etme anlayışı başta ABD ve AB emperyalistlerinin destekleri sürdüğü sürece sona ermeyeceği bilinemez değil.

Dolayısıyla Filistin’de gerçek çözüm “Sevra Sevra Hat-El Nasır”dan geçmektedir. Türkçe ifadesiyle “Zafere Kadar Devrim”! Siyonist İsrail devleti yıkılmadan Filistin’e özgürlük ve barış gelmeyecektir. Filistin halkının siyonist devleti yıkarak kendisini ve Yahudi emekçi sınıfları kurtarmasının yolu devrimden geçmektedir. Kurtuluşun yolunun “Oslo Anlaşması” ya da “iki devletli çözüm”den geçmediğini Filistin halkı tarifsiz acılara katlanarak, büyük bedeller ödeyerek öğrenmiştir.

7132

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Özgür Gelecek

Devrimci Pratik ve Militanlaşma

Günlük, üretkenlikten yoksun, kendini tekrarlayan faaliyetler militanlaşma anlamında bir gelişmeyi tetiklemez. Yine devrimci pratiği zayıf bir özne, her şeyden önce geçmiş olumsuz alışkanlıklarıyla devrimci bir tarzda hesaplaşmaya girmez. Yani düşünsel ve pratik olarak küçük burjuva düşünüş ve yaşam tarzından militanca bir kopuş sürecine yönelmez. Çünkü devrimci militanlaşma proleter düşünüş tarzına aykırı olan her türlü burjuva anlayışla hesaplaşma düzeyine bağlıdır. Sade bir dille ifade edecek olursak; köklü bir kopuş, çok yönlü ve kapsamlı bir hesaplaşmayla mümkündür.

“CHP’yi demokrasi cephesıne katılmaya zorlama” yaklaşımları üzerine - I

Toplumda ve doğada yaşanan her değişim, dönüşüm ve gelişmeye koşut olarak, her olgu ve kavram gibi, CHP de elbette ki tartışmalar konusu olabilir, olmalıdır da. Bunda herhangi bir anormallik olmasa gerek. Hayatta, ortaya çıktığı o ilk andaki haliyle, değişmeden kalan/kalabilen hiçbir şey olamayacağına göre; CHP’de de bu kural gereği, el mecbur, bazı değişim ve dönüşümler yaşanacaktır. Bunu yadsımak, hayatın diyalektiğini yadsımakla eşanlamlıdır.

Tutuculuk,dogmatizm ve tabela devrimciliği devrime vardırmaz!

Kısa bir süre önce, “Bu Kendi Kendimizi Kandırmamız Daha Ne Zamana Kadar Sürecek Acaba?” başlıklı, kısa-özlü bir yazı kaleme alıp, bloğumda paylaşmıştım.

Yazıda Türkiye ve K. Kürdistan Devrimci Hareketinin içinde bulunduğu olumsuz durum ve açmazları özetlenmiş, kendi kendine yapageldiği ajitasyona ve kafasını kuma gömme hallerine dikkat çekilmiş ve son paragraf olarak da şu soru sorulmuştu:

Tehlikenin farkında mıyız?

"Türkiye yüzyılı maarif modeli" ile hedeflenen şey; Devlet eliyle "dindar ve kindar nesil" yetiştirmek ve tedrici geçişle din esaslı bir rejim inşa etmektir,

Öncelikle ve de tereddütsüzce idrakinde olunmalı ki bu konuda yapılmak istenenin tümü, ‘toplumsal mühendislik’ yöntemleriyle, zamana yayılı olarak tamamen Erdoğan’ın ‘gizli ajandasının’ şu son derece aleni ideolojik tercihlerini hayata geçirmek maksadıyla yapılmaktadır. Yani asla ‘masumane’ ve de spontane şeyler değil bunlar. Örneğin şöyle diyordu fiiliyatta kendisine İslâm halifesi misyonu yüklemiş olan Erdoğan:

Bugün Galatasaray Meydanında bariyerler bir genişledi ve arkasından geri daraldı.

Meydana gelmeden meydana açılan her yol denetim altına alınmış, polis denetiminden ve üst aramasından sonra meydana girdik... Arkasından heykelin olduğu yere geldim, orası da bariyer ile çevrilmişti, ön taraftan giriş yerine yan taraftan giriş açılmıştı, oradan da üst aramasından geçip oturma eyleminin olacağı heykel çevresine geldik. Heykel, cumhuriyetin 50. Yıl heykeli. 100. Yıl heykeli yapıldı mı bir yerlerde bilmiyorum...

Bariyer içinde bariyer ve onun içinde izin verilen sınırlar içinde acılarımızı haykırmak!

Disiplin anlayışımıza eleştirel bir bakış – II

II.Bölüm:

Laz Nihat’ın başında bulunduğu ekip, öylesine şuursuzca bir gözü kapalılıkla kontraya tabi hareket etmekteydi ki düşünün, düşman operasyonlarının sürmekte olduğu bir arazide, başta ben olmak üzere, kendilerinden yana tavır almayacaklarına kanaat getirdikleri bir grup gerillayı silahsızlandırarak, öylece araziye terk etmeyi bile göze alabildiler… 

Disiplin anlayışımıza eleştirel bir bakış – I

Aslında bu konuyu yıllar önce kaleme aldığım “Dersim Dağlarında” ve “Mao Zedung Değerlendirmeleri” isimli kitaplarımda, yaşanan somut örnekler üzerinden irdeleyip, kendimce, genel yaklaşımın ne olması gerektiğini, özlü bir perspektif olarak ortaya koymuştum. Ancak ne var ki bu kitaplarda ki tüm diğer konular olduğu gibi, bu konu da ‘meşru muhatapları’ olması gereken kişi ve yapılarca; ‘üç maymun’ seçeneğiyle karşılanmaya devam ediyor.

TKP-ML Merkez Komite: Pratiğimizde Bilinç, Bilincimizde Rehberdir İbrahim Kaypakkaya!

Coğrafyamız komünist önderi ve Demokratik Halk Devrimi’nin sönmez meşalesi İbrahim Kaypakkaya yoldaşın Amed Hapishanesi’nde katledilmesinin 51. yılındayız. Önder yoldaşımızın 18 Mayıs 1973’te katledilmesinden sonraki yarım asırlık zaman diliminde Türkiye ve Türkiye Kürdistanı toplumsal mücadeleleri tarihinin gelişim seyri, İbrahim Kaypakkaya’nın görüşlerini sadece doğrulamakla kalmamış aynı zamanda güncel kılmıştır.

Selahattin Demirtaş'a ve bütün tutsaklara...

"YÜREĞİN UMUT ETTİĞİ O ADRESTE" "LI DILÊ KU DIL HÊVÎ DIKE"

Düşkünlüğün, alçaklığın, düzenbazlığın, bağnazlığın, ırkçılığın, sefilliğin, çürümüşlüğün, bencilliğin, rezilliğin ve vurdumduymazlığın rağbet gördüğü bu topraklar sana göre değil dostum.

Yıllardır tanırım seni.

Hani, yüz yüze görüşmüşlüğümüz olmasa da, beraber oturup bir bardak çay içmemiş, tek kelime sohbet etmemiş olsak da, sen hep aşinaydın bana.

Bir aralar bu aşinalığa bir isim bulayım dedim ama inan hiçbir yere oturtamadım.

Akraba desem, değil.

Komşu desem, hiç değil.

TKP-ML MK Siyasi Büro Üyesiyle Röportaj: “Partimiz 53. Mücadele Yılında Faşizme Karşı Savaşını Kararlılıkla Sürdürecektir”

” Kitlelerin hakim sınıfların siyasetinden bağımsız, kendi siyasetini örgütlenmesi ve dahası bir güç olarak ortaya çıkmasını önemsiyoruz. Bu anlamıyla başta İstanbul 1 Mayıs Taksim alanı olmak üzere, işçi sınıfının, emekçilerin, kadınların ve halk gençliğinin 1 Mayıs’ta Alanlara çağrısını değerli ve anlamlı buluyoruz.”

– Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

– İsmim Özgür Aren. TKP-ML MK, Siyasi Büro üyesiyim.

Tayyip'i, tayyip'e olan güvende yendi

Ah... kuzucuğum ah...

Ne oldu bize böyle.

Ne oldu.

Her şey tıkırında giderken...

Neler yaşadık böyle.

Bu seferde kediler chp'nin lehine mi trafoya girdi ne

Veyahut da.... veyahut da...

"Sizin siyasetçiler bizim sermayeden bir kaç kişiyi yemeye niyetlenirde  bizde hemide hala iktidardayken sizlerden daha fazlasını ham... ham... etmeyiz mi ha..." demenin yarattığı korku uzlaşısı dolu komplo teorileriyle mi  bundan sonraki seçimleri açıklayacağız.

Yoksa... yoksa...

Daha dün bir; bu gün iki

Sayfalar