Tel Abyad gerçeği: Türkiye’den IŞİD’e ‘canlı kalkan’ desteği! –Celal Başlangıç-
Dikenli sınır telleri, onlar için ölümle yaşam arasındaki son çizgi.
Toz toprak ve kan ter içindeler.
Tüm hayatlarından arta kalanları bir denke, bir çuvala doldurup Akçakale sınır kapısına dayanmışlar.
Kimileri Arap, kimileri Türkmen.
Arkalarında amansız bir vahşeti, çağlar öncesinin karanlıklarından bu güne taşıyan İslamcı IŞİD çeteleri var.
Güneşin alnında, aç susuz bekliyorlar Türkiye’nin sınır kapısını açmasını.
Ellerindeki pet şişeleri kaldırıyorlar “su” diye.
Yanlarındaki çocukları dikenli tellerin üzerine doğru havalandırıyorlar:
“Alın bizi içeri!”
Karşılığını önce “geri çekilin” anonsuyla veriyor Türkiye.
Sonra, sınırdan uzaklaşmaları için askeri TOMA’lar su sıkıyor üzerlerine, askerler havaya ateş açıyor.
Bu görüntüleri de çoğu yandaş haber kanalları “Serinlemeleri için üzerlerine su sıkıldı” dış sesiyle veriyor.
Susuzluktan kırılanlara, dünyanın en insanlık dışı yöntemiyle “su vermeyi” icat ediyor AKP iktidarı.
Herhalde onları kaçırtmak için açıldığını sandığımız ateş de sınıra yığılan Türkmen ve Arapların vücutlarındaki demir ihtiyacını karşılamaya dönüktü!
Sonuçta kapıyı açmıyor Türkiye.
Tel Abyad halkı IŞİD zulmünden kaçmaları için yakaladıkları son fırsatı da yitiriyorlar.
Elleri silahlı, yüzleri vahşi, gülüşleri yılık çeteler geliyor birazdan.
Sınırda bekleyen Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mensup askerlerin önünden, bütün sivil halkı; kadın erkek, yaşlı, genç, demeden silah zoruyla götürüyorlar Tel Abyad’a doğru.
“Canlı kalkan” yapacaklar, kendilerini süpürmeye gelen PYD ve Burkan El Fırat güçlerine karşı.
Bugüne kadar cihatçı çetelere silah ve mühimmat göndermekle, çete mensuplarına “cihat turu” yaptırmakla kalmıyor AKP iktidarı, bu kez de “canlı kalkan” hediye ediyor.
Suriye’nin kanlı bir iç savaşa sürüklenmesinde büyük bir sorumluluk sahibi olanlar, gönderdikleri silahları “Türkmenlere insani yardım” diye yedirmeye çalışanlar bu kez Arapların yanı sıra Türkmenleri de IŞİD çetelerine “canlı kalkan” olarak ikram ediyorlar.
Türkiye’nin IŞİD’e bu “kıyağı” ancak iki günden biraz fazla sürüyor. Bir insanlık suçuna dönüşen bu direnişinden sonunda vazgeçmek zorunda kalıyor.
Ama bu noktaya kadar yaşananlar Türkiye’nin “suçüstü” yakalanmasına da yetiyor.
‘Tel Abyad düştü, düşecek’ telaşı
Doğusundaki Cizire ve batısındaki Kobane kantonlarından PYD ve Burkan El Fırat büyük bir temizlik harekatı başlatmış IŞİD vahşilerinin elindeki Tel Abyad’a doğru.
IŞİD karşıtı koalisyon güçlerinin uçakları IŞİD mevzilerini havadan vuruyor, PYD ile Burkan El Fırat güçleri de karadan “süpürme” yapıyor.
Mezraları, köyleri, kasabaları IŞİD çetelerinden temizleye temizleye hem doğudan, hem batıdan ilerliyorlar.
Türkiye’nin Akçakale’sinden IŞİD’in kalbi Rakka’ya giden yol üzerinde Tel Abyad. Türkiye-Suriye sınırının tam sıfır noktasında. Bu yüzden stratejik önemi çok büyük.
Tel Abyad’ın IŞİD’ten temizlenmesi bu savaşta iki önemli sonuca yol açacak.
Birincisi, Rojava’nın Cizire Kantonu ile Kobane Kantonu birleşecek.
İkincisi de, IŞİD’in Türkiye ile sınır komşuluğu birkaç nokta dışında sıfıra inecek.
Bunun için olsa gerek, daha dün “Kobane düştü, düşecek” diye sevinç çığlıkları atanlar, bugün “Tel Abyad düştü, düşecek” telaşındalar.
Zaten biz o “stratejik derinlik” mevzuundaki “komşularla sıfır sorun” meselesini de yanlış anlamışız. Meğer meseleninin aslı “cihadist derinlik” perspektifinde “komşu IŞİD’le sıfır sorun”muş.
Ama bir utanç duydukları yan olmalı. “Kürt karşıtı koalisyon güçleri” bütün açıklamalarında, haberlerinde IŞİD’i gizliyor. Sanki “koalisyon” uçaklarının vurdukları, YPG ile Burkan El Fırat güçlerinin savaştıkları, Suriye’nin Türkmenleriyle Araplarıymış gibi göstermeye çalışıyor.
7 Haziran seçimlerinden sonra ancak 10 Haziran’da ilk kez halkın karşısına çıkabilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konudaki rahatsızlığını dile getirirken bakın bakalım söyledikleri içinde hiç “IŞİD” geçiyor mu:
“İşte buyurun, bakın sınırımızda Tel Abyad’da, Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran batı, ne yazık ki onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor. Buna biz nasıl olumlu bakabiliriz? Bu batıya biz nasıl samimi olarak bakabiliriz.”
Daha önceki gün Bakü’den dönerken uçağına aldığı yandaş gazetecilere çok net bir dille, IŞİD’le komşu olmaktan bir sıkıntı duymadığını, ancak Kürtlerle komşuluğu pek hayra yormadığını anlatıyordu Cumhurbaşkanı Erdoğan:
“Tel Abyad bölgesinde, Araplar ile Türkmenlerin hedef alındığı gibi bir hava var. O bölgeden yaklaşık 15 bin Arap ve Türkmen Türkiye tarafına geçti. Onların boşalttığı yerlere, PYD ve PKK yerleştiriliyor. Bu pek hayra alamet değil. Zira bu, sınırımızı tehdit edebilecek bir yapı oluşmasına yol açılması demek. Bu hayra alamet değil. Sınırda bir tehdit oluşuyor. Bu konudaki hassasiyetlerimizi herkesin göz önünde bulundurması lazım.”
Evet, “Batı”, Tel Abyad’da IŞİD mevzilerini havadan bombalıyor; YPG, YPJ (siz bunu isterseniz PKK olarak okuyun) ile Burkan El Fırat güçleri (bunu da IŞİD karşıtı Araplar olarak okuyabilirsiniz) karadan temizliyor.
Kürtlere karşı aşırı ‘hassasiyet’
İşte bu harekata karşı herkese “hassasiyetlerimizi göz önünde bulundurun” çağrısı yapan Erdoğan’ın aslında gerçek “hassasiyeti”nin “Kürt alerjisi”nden kaynaklandığı da Tel Abyad’da yaşanan son durum nedeniyle bir kez daha gün gibi ortaya çıktı.
Daha üç yıl öncesinde, örneğin Tel Abyad’ı ele geçiren El Nusra çetelerinin şu yaptıklarına ilişkin hiç de AKP iktidarının bir “hassasiyeti”ne tanık olmamıştık.
“El Nusra, Tel Abyad’ı tanklarla bombalıyor. El Kaide bağlantılı El Nusra’nın, Tel Abyad kentinde Kürt mahallelerine yönelik Cumartesi akşamı başlattığı saldırılar devam ederken, camide Kürtlerin katledilmesi ve yaşadıkları yerlerin yağmalanması çağrısı yapıldı. ANF’nin haberine göre Tel Ebyad kentinde, Kürtlerin katledilmesi ve her şeylerinin yağmalanması çağrısı ardından, birçok Kürt mahallesi önce bombalandı, ardından yağmalanmaya başladı.”
Daha sonrasında Tel Abyad’ı ele geçiren ve son bir buçuk yıldır neredeyse Kürtlere karşı “etnik temizlik” uygulayan IŞİD’e karşı da bir “hassasiyet” göstermemişti AKP iktidarı.
Aslında bu çok açık bir mantığın yansıması:
“Ezilen, zulüm gören, kanı dökülen Kürtler ise görmezden gel ve sus. Yok eğer Kürtler haklarını alıyor, topraklarına dönüyor, halkların kendi kendilerini yönetecekleri ortak yaşam alanları kuruyorlarsa yani Kürtler kazanıyorlarsa, o zaman karşı çık, ‘ama bizim hassasiyetimiz’ diye itiraz et.”
Aslında yaşananlar başka gerçeklerin de ortaya çıkmasını sağlamıştı.
İki milyon Suriyeli mültecinin kabul edilişinin nedeni bir insanlık durumundan çok, zulüm gören insanların kurtarılmasından çok, Esad’ı devirmek için tüm dünyaya karşı bir koz elde etme planıymış. Esad’a karşı kullanılacak Suriyeli mülteci sayısı istiap haddini doldurmuş demek ki.
Yoksa, milyonlarca insan kabul eden Türkiye, islamcı çetelerin katliamından kaçan birkaç bin Suriyeliyi iki günü aşkın süre sınırda bekletmez, Esad’dan kaçanlara gösterdiği “insanlığı”, IŞİD’den kaçanlara da gösterirdi. Birincisi bu.
İkincisi de, seçimden önce “CHP, Suriyelileri zalim Esad’a teslim edecek” diye dertlenen, ancak seçimden sonra Suriyeli Türkmenleri ve Arapları IŞİD’in insafına bırakanların da gerçek yüzü ortaya çıktı.
Hem de YPG Genel Komutanlığı’nın, sınırda bekleyenlere Cizire Kantonu kentine gelmeleri, her tür ihtiyaçlarının karşılanacağı ve Tel Abyad özgürleştikten sonra köylerine dönecekleri çağrısını yaptığı günlerde...
Bir çağrısı daha vardı YPG Genel Komutanlığı’nın:
“Arap ve Türkmenlere katliam uygulandığı, yurtlarından edildiği doğrultusundaki bilgiler dezenformasyondur. Tüm uluslararası kurumlar Cizire Kantonuna gelerek inceleme yapabilir.”
IŞİD yenilince ‘etnik temizlik’
İşte bütün bu olan bitenin çoğundan habersiz Türkiye kamuoyunun büyük bölümü, Tel Abyad’da ABD uçaklarının birilerini bombaladığını; Kürtlerin, Türkmenleri ve Arapları yerlerinden yurtlarından sürdüğünü, bu yüzden insanların sınır kapılarına dayandığını sanıyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yandaş medyasına, hatta ‘Kürt karşıtı’ koalisyonun doğal müttefiki haline gelen “ulusolcu”lara kadar herkes özenle, Tel Abyad’da yaşanan savaşın IŞİD’e karşı verildiğini gizliyordu.
Sadece Erdoğan değildi “Tel Abyad’da, Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran batı, ne yazık ki onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor” diyerek bu “denklemde” IŞİD’i gizleyen.
“Havuz medyası”ndan Sabah’ın birinci sayfa başlığı:
“Tel Abyad’dan kaçan kaçana”
Bu da alt başlığı:
“Uluslararası koalisyonunun hava bombardımanından ve YPG milislerinden kaçan 5 bin Suriyeli, Akçakale sınırına dayandı”
Gelelim spotuna:
“ABD liderliğindeki koalisyonunun desteğini arkasına alan YPG milisleri, Tel Abyad’a yaklaştı. Evlerinden çıkarılan Arap ve Türkmenler canlarını kurtarmak için büyük gruplar halinde Türkiye sınırına geldi.”
Siz hiç bu başlıkta, alt başlıkta, spotta “IŞİD” gördünüz mü? Elbette hayır!
Bir de yandaşlardan Yeni Şafak’ın sürmanşetine bakalım:
“ABD destekli etnik temizlik”
Alt başlığı:
“ABD’nin hava desteğini arkasına alan PYD, Suriye’nin kuzeyindeki dört Türkmen köyünü daha işgal etti. Binlerce Türkmen ve Arap sınıra doğru kaçmaya başladı.”
Spotunda da yok ABD’nin kimi bombaladığı:
“Suriye Türkmen Milli Hareket Partisi Başkan Yardımcısı Tarık Sula Cevizci şu bilgileri verdi: Tel Abyad’ı ele geçirmeyi planlıyorlar. Emellerine ulaşırlarsa burası Kobani ve Cizire kantonuyla birleşecek. Böylece uluslararası çerçevede sıkça konuşulan Kuzey Suriye Projesi yolunda ilk adım atılmış olacak.”
IŞİD’i gizle, HDP’yi Suriye’ye sür!
Havuzu, yandaşı böyle de Kürt karşıtı koalisyonunun Aydınlık’ı farklı mı sanki!
Manşetin üst başlığı:
“Koridor planı hazırlandı, Türkmenler isyanda:”
Bu da Aydınlık’ın manşeti:
“ABD havadan, PKK karadan”
Anlaşılan o ki “havadan ABD, karadan PKK vuruyor” demek istiyorlar ama “nereyi” sorusuna bir türlü yanıt veremiyorlar. Yani “Kürt düşmanlığı”ndan mesleğin en temel ilkelerinden 5 N 1 K’yı bile unutmuşlar. Alt başlıkta da “IŞİD” diyemiyorlar bir türlü:
“Suriyeli Türkmenler anlattı: PKK/PYD, ABD bombalarının desteğiyle Tel Abyad kentindeki 11 Türkmen köyünü ele geçirdi. Türkmenler göçe zorlanıyor, bölgeye Kürtler yerleştiriliyor”
Haber kaynağı aynı kişi ama Yeni Şafak’taki “dört Türkmen köyü”, Aydınlık’ta 11’e çıkmış.
Artıran yoksa spotuna bakalım Aydınlık’ın:
“Suriye Türkmen Milli Hareket Partisi Başkan Yarımcısı Tarık Sülo Cevizci’nin anlatımları, ABD’nin Kürt koridoru planını hızlandırdığını gözler önüne serdi. ABD uçaklarının desteğiyle Dedeler, Babıl Hava, Bilal Çete ve Sirt gibi 11 köy, cuma günü itibariyle ilk defa PKK/PYD kontrolüne geçti. Bölgedeki 12 bin Türkmen’in çoğu Türkiye’ye sığındı.”
İkinci spotunda hiç IŞİD’den bahsetmiyor Aydınlık ama Allah nazardan saklasın, meseleyi HDP’ye bağlama konusunda büyük bir gazetecilik örneği veriyor:
“Muhalif Türkmen komutan Ömer Dede, ABD desteğiyle ilerleyen YPG (PYD’nin silahlı kolu) tarafından ‘Köyleri boşaltın’ tehdidi aldıklarını açıkladı. Aydınlık’a bilgi veren güvenlik kaynakları, PKK/HDP’nin de aynı proje kapsamında Meclis’e sokulduğuna dikkat çekti. Askerin gelişmeleri yakından izlediği ve bazı önlemler aldığı öğrenildi.”
Bravo valla! ABD’nin IŞİD’i bombaladığı Tel Abyad’daki savaşın haberini verirken IŞİD’den söz etmeden, lafı “bilgi veren güvenlik kaynakları” ve “gelişmeleri yakından izleyen askerler” üzerinden HDP’ye bağlamak tam Politzerlik bir gazetecilik başarısı!
Bu kadar “canla başla çalışan kalkanı” varken IŞİD’in ayrıca neden başka “canlı kalkan”lara ihtiyaç duyduğunu anlayamadım. (Kaynak: T24)
Son Haberler
Sayfalar
Bir Tabut Daha Çıkmasın Diyorsak… – Hevi Devrim
Bir hafta içinde hapishanelerden üç tabut çıktı. İlki Garibe Gezer’indi. Hani yaz aylarında süngerli odada işkencenin her türlüsü ile, taciz ve tecavüzle, teslim alınmaya çalışılan Garibe Gezer. Yaşadıklarına bedenini ipe gerip bir protesto eylemiyle karşı çıkan Garibe Gezer.
Bir Canavarmışım Gibi Subaylar Beni Görmeye Geliyordu
İnsanlık tarihinin en korkunç işkencelerinin yaşandığı Diyarbakır Cezaevi'nde hapis yatmış 700 kişinin verdiği suç duyuruları üzerine geçtiğimiz günlerde Diyarbakır Başsavcılığı bir soruşturma başlattı.
Savcılık, suç duyurusunda bulunanların ifadelerini almaya başlarken Adalet Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'na başvurarak, dilekçelerde adı geçen işkencecilerin şu an nerede bulunduklarına dair bilgi istedi.
Hücrem demir, yürek demir! (Nubar OZANYAN)
Amed Zindanı’nda ağır zulüm koşullarında mısralara dökülen acılar, ortaya konan direniş kavganın ve onurun şiiri olur. Yıllar geçmesine karşı halen kulaklarımda çınlar. İşkence ve zulmün vicdansız ve sınırsız olduğu Amed Zindanı’nda duyarlılıkla okuduğumuz sevgili Hasan Hayri Aslan arkadaşın şiiri gelir aklıma.
Aradan kırk yıl geçmesine karşı zayıflayan hafızama ilmik ilmik işlenen mısralar kavga kimliğimin parçası oluyor.
Elimiz Yakanızda, Kavgamız Yüreğinizde Korku Olacak !(Hülya Onur)
Tam betimleme olmayabilir belki ama „Bir toplumun demokrasi düzeyini anlamak istiyorsanız cezaevlerine bakın…‘ mealinde bir söz vardı. Buna kadınları da eklemek yerinde olurdu. Çünkü toplumun ana öğesi, bir çok alanda öncüsü ve var edici öznesi, en çok üreten ama emeğinin en az görüleni, görünmez emeğin sahibi kadın sadece sistemin değil, sistemin çok yönlü imtiyaz tanıdığı erkeğin de sömürü ve baskısını üzerinde hisseder, yaşar.
TKP-ML Avrupa Komitesi: “Avrupa Konferansımız Başarıyla Gerçekleştirildi!”
“Güçlü Bir Örgütlülükle Daha Büyük Adımlar Atalım” Şiarıyla Düzenlediğimiz
Avrupa Konferansımız Başarıyla Gerçekleştirildi!
Partimizin 24 Nisan 2019 tarihinde açıkladığı 1. Parti Kongremiz, tüm faaliyet alanlarının yeniden ve daha ileri düzeyde örgütlenmesi için konferanslar düzenlenmesi kararı almıştı.
Kapitalizm: Kriz, Faiz, Enflasyon Ve “Karanlık Ormanda Islık Çalmak”
Başlığa bakılırsa, kapitalizm kriz ve enflasyondan ibaret olduğu sonucuna varılabilir. Elbette bu eksik ve tam olarak kapitalizmi anlatmaz. Kapitalizm toplumlar tarihinin belli bir sürecinde ortaya çıkan ve kendisinden önceki toplumlar gibi belli bir yaşam süreci olan geçici toplumsal bir sistemdir. Gelinen aşamada, işçi sınıfı ve doğanın üstüne bir kabus gibi çöken bu sistemin ömrünü, burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki sınıf mücadelesi belirler. Bu anlamda da, kapitalist sistem sonsuz değildir ve bütün koşullar bu yüzyıl içinde işçi sınıfı tarafından yıkılacağını göstermektedir.
Monte Melkonyan (Komutan AVO) Nubar Ozanyan
Tarihe bakalım. Her halkın mutlaka kahramanları vardır. Egîdleri vardır. Özgürlük düşünde yaşattığı ve büyüttüğü birer Che’si vardır. Yerkürede zulüm ve adaletsizlik var olduğu sürece Egîdler ve Cheler asla eksik olmayacaktır.
Yirminci yüzyılın en utanç verici soykırımını yaşayan Ermeni halkının da Egîdleri yani fedaileri olmuştur. Fedai adını, özgürlük uğruna canını feda etmekten çekinmedikleri için almışlardır. Nasıl ki, Kürtlerin fedaileri ve fedai hareketi varsa Ermeni halkının da fedaileri olmuştur. Ve disiplinli bir fedai hareketi yaratmışlardır.
Kırk Katır Yerine Kırk Satır Ya Da Sosyalizm! (Arif Alıç)
Burjuva kesimlerde, özellikle de Erdoğan iktidarına karşı çıkan burjuva liberaller içinde, sistemin niteliği ile ilgili olmayıp, sistemin biçimsel yönüyle ilgili bir tartışma sürmektedir.
Başını CHP’nin çektiği burjuva muhalefet partilerinin de sorunu, tekelci kapitalist devletin korunması ve sadece hükümetin değişmesi yönündedir. Devletin temellerine yönelik saldırılara, iktidarı ve muhalefetiyle bütün tekelci burjuva partileri karşıdır.
AKP’nin Gitmesi Çözüm Mü?
TC devletinin ’90lı yıllarda içinden çıkmakta zorlandığı ekonomik ve siyasi bir dizi kriz sonrasında, temelleri bir grup Refah Partilinin 1998 yılında ABD ziyaretiyle atılan AKP iktidara getirilmişti.
Geride kalan yaklaşık 20 yıllık süreçte Türkiye hakim sınıfları AKP’den maksimum fayda elde ederlerken; işçi sınıfı ve emekçiler ise bugünlerde daha görünür şekilde ortaya çıkan sefalet ve işsizlik koşullarında yaşamaya mecbur edildiler.
TKP-ML Ortadoğu Parti Komitesi:PKK’nin 43. Direniş Yılını Kutluyoruz!
Partiya Karkêran Kurdistan-PKK’nin (Kürdistan İşçi Partisi) 43. kuruluş yılını en içten devrimci duygularımızla selamlıyor, geliştirilen mücadelede, elde edilen kazanımlarda başarılarının devamını diliyoruz.
Kristal geceler, kırılan ve sokaklara yayılan camlar (Nubar Ozanyan)
Tarihe geçen kanlı katliamlardan biridir, Kristal Gece. 1938 yılının 9 Kasım’ı 10 Kasım’a bağlayan gecesi, Naziler tarafından Yahudilere karşı düzenlenen saldırılarda ev, işyeri, okul, hastane, sinagog ve mezarlıklar yakılıp yağmalandı. Yahudilere karşı sürek avı başlatıldı. Ardı arkası kesilmeyen yağmalama, kundaklama, tutuklama ve pogromlar devam etti. 30 bin Yahudi erkek, “Yahudi olmak” suçundan tutuklandı. Yüzlercesinin ortadan kaybolduğu toplama kamplarına gönderildiler. Okullar, kamuya açık mekanlar Yahudi genç ve çocuklarına yasaklandı.