Pazartesi Ekim 26, 2026

Tel Abyad gerçeği: Türkiye’den IŞİD’e ‘canlı kalkan’ desteği! –Celal Başlangıç-

  

Dikenli sınır telleri, onlar için ölümle yaşam arasındaki son çizgi.

Toz toprak ve kan ter içindeler.

Tüm hayatlarından arta kalanları bir denke, bir çuvala doldurup Akçakale sınır kapısına dayanmışlar.

Kimileri Arap, kimileri Türkmen.

Arkalarında amansız bir vahşeti, çağlar öncesinin karanlıklarından bu güne taşıyan İslamcı IŞİD çeteleri var.

Güneşin alnında, aç susuz bekliyorlar Türkiye’nin sınır kapısını açmasını.

Ellerindeki pet şişeleri kaldırıyorlar “su” diye.

Yanlarındaki çocukları dikenli tellerin üzerine doğru havalandırıyorlar:

“Alın bizi içeri!”

Karşılığını önce “geri çekilin” anonsuyla veriyor Türkiye.

Sonra, sınırdan uzaklaşmaları için askeri TOMA’lar su sıkıyor üzerlerine, askerler havaya ateş açıyor.

Bu görüntüleri de çoğu yandaş haber kanalları “Serinlemeleri için üzerlerine su sıkıldı” dış sesiyle veriyor.

Susuzluktan kırılanlara, dünyanın en insanlık dışı yöntemiyle “su vermeyi” icat ediyor AKP iktidarı.

Herhalde onları kaçırtmak için açıldığını sandığımız ateş de sınıra yığılan Türkmen ve Arapların vücutlarındaki demir ihtiyacını karşılamaya dönüktü!

Sonuçta kapıyı açmıyor Türkiye.

Tel Abyad halkı IŞİD zulmünden kaçmaları için yakaladıkları son fırsatı da yitiriyorlar.

Elleri silahlı, yüzleri vahşi, gülüşleri yılık çeteler geliyor birazdan.

Sınırda bekleyen Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mensup askerlerin önünden, bütün sivil halkı; kadın erkek, yaşlı, genç, demeden silah zoruyla götürüyorlar Tel Abyad’a doğru.

“Canlı kalkan” yapacaklar, kendilerini süpürmeye gelen PYD ve Burkan El Fırat güçlerine karşı.

Bugüne kadar cihatçı çetelere silah ve mühimmat göndermekle, çete mensuplarına “cihat turu” yaptırmakla kalmıyor AKP iktidarı, bu kez de “canlı kalkan” hediye ediyor.

Suriye’nin kanlı bir iç savaşa sürüklenmesinde büyük bir sorumluluk sahibi olanlar, gönderdikleri silahları “Türkmenlere insani yardım” diye yedirmeye çalışanlar bu kez Arapların yanı sıra Türkmenleri de IŞİD çetelerine “canlı kalkan” olarak ikram ediyorlar.

Türkiye’nin IŞİD’e bu “kıyağı” ancak iki günden biraz fazla sürüyor. Bir insanlık suçuna dönüşen bu direnişinden sonunda vazgeçmek zorunda kalıyor.

Ama bu noktaya kadar yaşananlar Türkiye’nin “suçüstü” yakalanmasına da yetiyor.

‘Tel Abyad düştü, düşecek’ telaşı

Doğusundaki Cizire ve batısındaki Kobane kantonlarından PYD ve Burkan El Fırat büyük bir temizlik harekatı başlatmış IŞİD vahşilerinin elindeki Tel Abyad’a doğru.

IŞİD karşıtı koalisyon güçlerinin uçakları IŞİD mevzilerini havadan vuruyor, PYD ile Burkan El Fırat güçleri de karadan “süpürme” yapıyor.

Mezraları, köyleri, kasabaları IŞİD çetelerinden temizleye temizleye hem doğudan, hem batıdan ilerliyorlar.

Türkiye’nin Akçakale’sinden IŞİD’in kalbi Rakka’ya giden yol üzerinde Tel Abyad. Türkiye-Suriye sınırının tam sıfır noktasında. Bu yüzden stratejik önemi çok büyük.

Tel Abyad’ın IŞİD’ten temizlenmesi bu savaşta iki önemli sonuca yol açacak.

Birincisi, Rojava’nın Cizire Kantonu ile Kobane Kantonu birleşecek.

İkincisi de, IŞİD’in Türkiye ile sınır komşuluğu birkaç nokta dışında sıfıra inecek.

Bunun için olsa gerek, daha dün “Kobane düştü, düşecek” diye sevinç çığlıkları atanlar, bugün “Tel Abyad düştü, düşecek” telaşındalar.

Zaten biz o “stratejik derinlik” mevzuundaki “komşularla sıfır sorun” meselesini de yanlış anlamışız. Meğer meseleninin aslı “cihadist derinlik” perspektifinde “komşu IŞİD’le sıfır sorun”muş.

Ama bir utanç duydukları yan olmalı. “Kürt karşıtı koalisyon güçleri” bütün açıklamalarında, haberlerinde IŞİD’i gizliyor. Sanki “koalisyon” uçaklarının vurdukları, YPG ile Burkan El Fırat güçlerinin savaştıkları, Suriye’nin Türkmenleriyle Araplarıymış gibi göstermeye çalışıyor.

7 Haziran seçimlerinden sonra ancak 10 Haziran’da ilk kez halkın karşısına çıkabilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konudaki rahatsızlığını dile getirirken bakın bakalım söyledikleri içinde hiç “IŞİD” geçiyor mu:

“İşte buyurun, bakın sınırımızda Tel Abyad’da, Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran batı, ne yazık ki onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor. Buna biz nasıl olumlu bakabiliriz? Bu batıya biz nasıl samimi olarak bakabiliriz.”

Daha önceki gün Bakü’den dönerken uçağına aldığı yandaş gazetecilere çok net bir dille, IŞİD’le komşu olmaktan bir sıkıntı duymadığını, ancak Kürtlerle komşuluğu pek hayra yormadığını anlatıyordu Cumhurbaşkanı Erdoğan:

“Tel Abyad bölgesinde, Araplar ile Türkmenlerin hedef alındığı gibi bir hava var. O bölgeden yaklaşık 15 bin Arap ve Türkmen Türkiye tarafına geçti. Onların boşalttığı yerlere, PYD ve PKK yerleştiriliyor. Bu pek hayra alamet değil. Zira bu, sınırımızı tehdit edebilecek bir yapı oluşmasına yol açılması demek. Bu hayra alamet değil. Sınırda bir tehdit oluşuyor. Bu konudaki hassasiyetlerimizi herkesin göz önünde bulundurması lazım.”

Evet, “Batı”, Tel Abyad’da IŞİD mevzilerini havadan bombalıyor; YPG, YPJ (siz bunu isterseniz PKK olarak okuyun) ile Burkan El Fırat güçleri (bunu da IŞİD karşıtı Araplar olarak okuyabilirsiniz) karadan temizliyor.

Kürtlere karşı aşırı ‘hassasiyet’

İşte bu harekata karşı herkese “hassasiyetlerimizi göz önünde bulundurun” çağrısı yapan Erdoğan’ın aslında gerçek “hassasiyeti”nin “Kürt alerjisi”nden kaynaklandığı da Tel Abyad’da yaşanan son durum nedeniyle bir kez daha gün gibi ortaya çıktı.

Daha üç yıl öncesinde, örneğin Tel Abyad’ı ele geçiren El Nusra çetelerinin şu yaptıklarına ilişkin hiç de AKP iktidarının bir “hassasiyeti”ne tanık olmamıştık.

“El Nusra, Tel Abyad’ı tanklarla bombalıyor. El Kaide bağlantılı El Nusra’nın, Tel Abyad kentinde Kürt mahallelerine yönelik Cumartesi akşamı başlattığı saldırılar devam ederken, camide Kürtlerin katledilmesi ve yaşadıkları yerlerin yağmalanması çağrısı yapıldı. ANF’nin haberine göre Tel Ebyad kentinde, Kürtlerin katledilmesi ve her şeylerinin yağmalanması çağrısı ardından, birçok Kürt mahallesi önce bombalandı, ardından yağmalanmaya başladı.”

Daha sonrasında Tel Abyad’ı ele geçiren ve son bir buçuk yıldır neredeyse Kürtlere karşı “etnik temizlik” uygulayan IŞİD’e karşı da bir “hassasiyet” göstermemişti AKP iktidarı.

Aslında bu çok açık bir mantığın yansıması:

“Ezilen, zulüm gören, kanı dökülen Kürtler ise görmezden gel ve sus. Yok eğer Kürtler haklarını alıyor, topraklarına dönüyor, halkların kendi kendilerini yönetecekleri ortak yaşam alanları kuruyorlarsa yani Kürtler kazanıyorlarsa, o zaman karşı çık, ‘ama bizim hassasiyetimiz’ diye itiraz et.”

Aslında yaşananlar başka gerçeklerin de ortaya çıkmasını sağlamıştı.

İki milyon Suriyeli mültecinin kabul edilişinin nedeni bir insanlık durumundan çok, zulüm gören insanların kurtarılmasından çok, Esad’ı devirmek için tüm dünyaya karşı bir koz elde etme planıymış. Esad’a karşı kullanılacak Suriyeli mülteci sayısı istiap haddini doldurmuş demek ki.

Yoksa, milyonlarca insan kabul eden Türkiye, islamcı çetelerin katliamından kaçan birkaç bin Suriyeliyi iki günü aşkın süre sınırda bekletmez, Esad’dan kaçanlara gösterdiği “insanlığı”, IŞİD’den kaçanlara da gösterirdi. Birincisi bu.

İkincisi de, seçimden önce “CHP, Suriyelileri zalim Esad’a teslim edecek” diye dertlenen, ancak seçimden sonra Suriyeli Türkmenleri ve Arapları IŞİD’in insafına bırakanların da gerçek yüzü ortaya çıktı.

Hem de YPG Genel Komutanlığı’nın, sınırda bekleyenlere Cizire Kantonu kentine gelmeleri, her tür ihtiyaçlarının karşılanacağı ve Tel Abyad özgürleştikten sonra köylerine dönecekleri çağrısını yaptığı günlerde...

Bir çağrısı daha vardı YPG Genel Komutanlığı’nın:

“Arap ve Türkmenlere katliam uygulandığı, yurtlarından edildiği doğrultusundaki bilgiler dezenformasyondur. Tüm uluslararası kurumlar Cizire Kantonuna gelerek inceleme yapabilir.”

IŞİD yenilince ‘etnik temizlik’

İşte bütün bu olan bitenin çoğundan habersiz Türkiye kamuoyunun büyük bölümü, Tel Abyad’da ABD uçaklarının birilerini bombaladığını; Kürtlerin, Türkmenleri ve Arapları yerlerinden yurtlarından sürdüğünü, bu yüzden insanların sınır kapılarına dayandığını sanıyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yandaş medyasına, hatta ‘Kürt karşıtı’ koalisyonun doğal müttefiki haline gelen “ulusolcu”lara kadar herkes özenle, Tel Abyad’da yaşanan savaşın IŞİD’e karşı verildiğini gizliyordu.

Sadece Erdoğan değildi “Tel Abyad’da, Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran batı, ne yazık ki onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor” diyerek bu “denklemde” IŞİD’i gizleyen.

“Havuz medyası”ndan Sabah’ın birinci sayfa başlığı:

“Tel Abyad’dan kaçan kaçana”

Bu da alt başlığı:

“Uluslararası koalisyonunun hava bombardımanından ve YPG milislerinden kaçan 5 bin Suriyeli, Akçakale sınırına dayandı”

Gelelim spotuna:

“ABD liderliğindeki koalisyonunun desteğini arkasına alan YPG milisleri, Tel Abyad’a yaklaştı. Evlerinden çıkarılan Arap ve Türkmenler canlarını kurtarmak için büyük gruplar halinde Türkiye sınırına geldi.”

Siz hiç bu başlıkta, alt başlıkta, spotta “IŞİD” gördünüz mü? Elbette hayır!

Bir de yandaşlardan Yeni Şafak’ın sürmanşetine bakalım:

“ABD destekli etnik temizlik”

Alt başlığı:

“ABD’nin hava desteğini arkasına alan PYD, Suriye’nin kuzeyindeki dört Türkmen köyünü daha işgal etti. Binlerce Türkmen ve Arap sınıra doğru kaçmaya başladı.”

Spotunda da yok ABD’nin kimi bombaladığı:

“Suriye Türkmen Milli Hareket Partisi Başkan Yardımcısı Tarık Sula Cevizci şu bilgileri verdi: Tel Abyad’ı ele geçirmeyi planlıyorlar. Emellerine ulaşırlarsa burası Kobani ve Cizire kantonuyla birleşecek. Böylece uluslararası çerçevede sıkça konuşulan Kuzey Suriye Projesi yolunda ilk adım atılmış olacak.”

IŞİD’i gizle, HDP’yi Suriye’ye sür!

Havuzu, yandaşı böyle de Kürt karşıtı koalisyonunun Aydınlık’ı farklı mı sanki!

Manşetin üst başlığı:

“Koridor planı hazırlandı, Türkmenler isyanda:”

Bu da Aydınlık’ın manşeti:

“ABD havadan, PKK karadan”

Anlaşılan o ki “havadan ABD, karadan PKK vuruyor” demek istiyorlar ama “nereyi” sorusuna bir türlü yanıt veremiyorlar. Yani “Kürt düşmanlığı”ndan mesleğin en temel ilkelerinden 5 N 1 K’yı bile unutmuşlar. Alt başlıkta da “IŞİD” diyemiyorlar bir türlü:

“Suriyeli Türkmenler anlattı: PKK/PYD, ABD bombalarının desteğiyle Tel Abyad kentindeki 11 Türkmen köyünü ele geçirdi. Türkmenler göçe zorlanıyor, bölgeye Kürtler yerleştiriliyor”

Haber kaynağı aynı kişi ama Yeni Şafak’taki “dört Türkmen köyü”, Aydınlık’ta 11’e çıkmış.

Artıran yoksa spotuna bakalım Aydınlık’ın:

“Suriye Türkmen Milli Hareket Partisi Başkan Yarımcısı Tarık Sülo Cevizci’nin anlatımları, ABD’nin Kürt koridoru planını hızlandırdığını gözler önüne serdi. ABD uçaklarının desteğiyle Dedeler, Babıl Hava, Bilal Çete ve Sirt gibi 11 köy, cuma günü itibariyle ilk defa PKK/PYD kontrolüne geçti. Bölgedeki 12 bin Türkmen’in çoğu Türkiye’ye sığındı.”

İkinci spotunda hiç IŞİD’den bahsetmiyor Aydınlık ama Allah nazardan saklasın, meseleyi HDP’ye bağlama konusunda büyük bir gazetecilik örneği veriyor:

“Muhalif Türkmen komutan Ömer Dede, ABD desteğiyle ilerleyen YPG (PYD’nin silahlı kolu) tarafından ‘Köyleri boşaltın’ tehdidi aldıklarını açıkladı. Aydınlık’a bilgi veren güvenlik kaynakları, PKK/HDP’nin de aynı proje kapsamında Meclis’e sokulduğuna dikkat çekti. Askerin gelişmeleri yakından izlediği ve bazı önlemler aldığı öğrenildi.”

Bravo valla! ABD’nin IŞİD’i bombaladığı Tel Abyad’daki savaşın haberini verirken IŞİD’den söz etmeden, lafı “bilgi veren güvenlik kaynakları” ve “gelişmeleri yakından izleyen askerler” üzerinden HDP’ye bağlamak tam Politzerlik bir gazetecilik başarısı!

Bu kadar “canla başla çalışan kalkanı” varken IŞİD’in ayrıca neden başka “canlı kalkan”lara ihtiyaç duyduğunu anlayamadım. (Kaynak: T24)

     
54643

TKP/ML MK SB”“ROJAVA VE FİLİSTİN DEVRİMLERİ YAŞAYACAK, YAŞATACAĞIZ!

Emperyalist-kapitalist egemenliğin ölüm makineleri yine işbaşındadır. Ezilen halk ve ulusların isyan ve direnişlerini bastırmak, özgürlük ve kurtuluş mücadelelerini kanla boğmak için azgınca saldırıyorlar. Ortada “yeni” değil yinelenen bir durum var. Tekrarlanan bu saldırı ve katliamların başlıca nedeni; sistemlerinin her yerden delinmesi, en acımasız zorbalık rejimleri eliyle geliştirilen sömürü ve zulüm politikalarında “başarı” ve “istikrar” sağlama çabalarının boşa çıkmasıdır.

Habip'in (bitmeyen)Öyküsü

Arkadaşları bazen, "Tünelci,"diye takılırlardı ona. Kendine ait olmayan sahte Habip Gül adıyla yakalandığında onca işkenceye rağmen bu isimde ısrar etmiş, mahkemelerde birçok kez bu isimle yargılanıp cezalar almıştı. Mahmut Alınak, "Seni yazmak istiyorum, bir sakıncası yoksa bana yaşam öykünü yazar mısın?"diye sormuştu ona. Habip söz verdiği yazıyı 4 Haziran 1998'de ulaştırmıştı Mahmut Alınak'a. Ankara Ulucanlar Cezaevi' inde yaşamının sona erdirilmesinden 16 ay önce….

Tanktan duvar(lar)ı yıkan 15-16 Haziran'ın hatırlattığı (1)

“Beklenmedik olanı beklemedikçe, onu bulamayacaksın.”[2]

Turgut Uyar’ın, “Bizim haziranımız bir yıl kadar yetecektir dünyaya/ /Ve kuytularda, dağlarda, alanlarda/ Akıtılan ve akıp gelen kanlarda/ Bir sabah büyük büyük ateşler yanınca/ Eller temizlenecektir/ Bir tören olacaktır/ Ölülerimiz toplanacaktır,” dizelerinde betimlenen 15-16 Haziran başkaldırısı, tarihimizin büyük işçi isyanı olarak anılmaya değer devrimci praksisidir...

IŞİD ve İslamcı ''Feministler

“Cehennem boş. Tüm şeytanlar burada... Hiç kimse duymak istemeyenbiri kadar sağır olamaz.”[1]

Haberiniz var, değil mi, El Kaide’den doğma, AKP beslemesi uluslararası Sünnî-İslâmcı örgüt Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD), bir aya yakın bir süredir Irak’ta Musul ve çevresini kasıp kavuruyor. 

"Deniz" olmalıydım.../ Deniz Gülünay

Hasan Gülünay bu ülkede sayısı bile tam olarak tespit edilemeyen "kayıplardan" biri. İşe gitmek üzere İstanbul Tarabya’daki evinden ayrıldığı 20 Temmuz 1992 sabahından bu yana kendisinden haber yok.

Yine Bir Seçim Oyunu

"Bir cumhuriyet nasıl bir maskeye bürünürse bürünsün, ne denli demokratik olursa olsun, eğer o bir burjuva cumhuriyeti ise, eğer o toprak ve fabrikaların özel mülkiyetini koruyorsa ve eğer özel sermaye toplumun tümünü ücret köleliği içinde tutuyorsa, yani eğer bir cumhuriyet, bizim parti programımızda ve sovyet anayasasında söylenen her şeyi gerçekleştirmiyor ise, o zaman bu devlet, bazı insanların, ötekiler tarafından ezilmesi için bir makinedir.

Sînor u Mirin (Sınır ve Ölüm)

T.C beslemesi IŞİD çetesinin Kobane’ye yönelik saldırıları hız kesmeden sürerken bizler de Kürdistan Hukukçular Derneği olarak çeşitli emperyalist güçlerinin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme çabasının bir sonucu olarak TC-KDP işbirliğinin etkisiyle Rojava’da her gün yeni katliamlara imza atan bu paravan örgütün sınır bölgelerinde halka yaptığı zulmü yerinde görmek ve yaşananları bir de bölgedeki insanların dilinden dinlemek için Urfa’nın Birecik ilçesinde bulunan çadır alanını ve sınır köylerini ziyaret etme kararı aldık.

Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! (Rafeef Ziadah)

Kendisine “Çocuklarınıza nefret etmeyi öğretmeyi bırakırsanız, her şeyin düzeleceğini düşünmüyor musunuz?” diye sorulması üzerine Rafeef Ziadah ‘nin yazdığı şiir :

We Teach Life, Sir! ( Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! )

Bugün, bedenim TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün, bedenim demeçlere ve kelime sınırlarına
sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün bedenim, ölçülü cevaplara karşı istatistikle dolmuş demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.

Ilımlı İslam projesi ve İhvan mesajı

İslam dininin iktidar, devlet ve siyasetle ilişkisi dini, siyasi ve sosyal çevrelerin, egemen güçlerin sürekli gündeminde olmuştur. Bu ilgi “yakın tarih” diyebileceğimiz zaman dilimi içinde oldukça artmıştır. Siyasal İslam olgusu toplumsal yaşam içerisinde daha çok yer almaya başladıkça ilginin dozajı da yükselmiştir. Son olarak Mısır’da İhvan hareketinin darbeyle dağıtılması, üyeleri hakkında alınan idam kararları bu gerçekliğin bir yansımasıdır. “Siyasal İslam”ın yani siyaset ve din/İslam kavramlarının biraradalığını bu dinin ortaya çıkış yıllarına kadar götürmek mümkündür.

40. Yıl'ında Kıbrıs işgal altında esirlere ne oldu?

Kıbrıs,Sicilya ve Sardanya'dan sonra Akdeniz'in üçüncü büyük adasıdır.Bulunduğu coğrafi konumu itibariyle önemli bir yere sahiptir.Tarihten günümüze sayısız işgallere ve savaşların yaşandığı Kıbrıs'ta stratejik konumu,Ortadoğu'ya açılan pencere,her türlü müdahale için harekete geçebilme açısından önemlidir.

Unutul(a)mayan ölümsüz sesler [*]

“Yavaş yavaş ölürler;okumayanlar,müzik dinlemeyenler,vicdanlarında hoşgörüyübarındıramayanlar.”[1]

Mirabeau’nun, “Bırakın, müzikle öleyim,” dediği o muhteşem şey için Unamuno, “Aşkın duygusal anlatımı müziktir”; W.Shakespeare, “İnsanın iç dünyası müzikle beslenir”; Björk, “Müzik, dinleyeni ve dinleteni öngörülmez kılar”; Esma Redzepova, “Müzik fakirlerin tek lüksüdür”; Miguel de Cervantes, “Müziğin olduğu yerde kötülük olmaz”; Emil Zeig, “Müzik, duygularımızın en açık dilidir”; Cemal Süreya, “Ayrılık acısıdır her müzik,” notunu düşerler…

Sayfalar