Salı Kasım 3, 2026

Tel Abyad gerçeği: Türkiye’den IŞİD’e ‘canlı kalkan’ desteği! –Celal Başlangıç-

  

Dikenli sınır telleri, onlar için ölümle yaşam arasındaki son çizgi.

Toz toprak ve kan ter içindeler.

Tüm hayatlarından arta kalanları bir denke, bir çuvala doldurup Akçakale sınır kapısına dayanmışlar.

Kimileri Arap, kimileri Türkmen.

Arkalarında amansız bir vahşeti, çağlar öncesinin karanlıklarından bu güne taşıyan İslamcı IŞİD çeteleri var.

Güneşin alnında, aç susuz bekliyorlar Türkiye’nin sınır kapısını açmasını.

Ellerindeki pet şişeleri kaldırıyorlar “su” diye.

Yanlarındaki çocukları dikenli tellerin üzerine doğru havalandırıyorlar:

“Alın bizi içeri!”

Karşılığını önce “geri çekilin” anonsuyla veriyor Türkiye.

Sonra, sınırdan uzaklaşmaları için askeri TOMA’lar su sıkıyor üzerlerine, askerler havaya ateş açıyor.

Bu görüntüleri de çoğu yandaş haber kanalları “Serinlemeleri için üzerlerine su sıkıldı” dış sesiyle veriyor.

Susuzluktan kırılanlara, dünyanın en insanlık dışı yöntemiyle “su vermeyi” icat ediyor AKP iktidarı.

Herhalde onları kaçırtmak için açıldığını sandığımız ateş de sınıra yığılan Türkmen ve Arapların vücutlarındaki demir ihtiyacını karşılamaya dönüktü!

Sonuçta kapıyı açmıyor Türkiye.

Tel Abyad halkı IŞİD zulmünden kaçmaları için yakaladıkları son fırsatı da yitiriyorlar.

Elleri silahlı, yüzleri vahşi, gülüşleri yılık çeteler geliyor birazdan.

Sınırda bekleyen Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mensup askerlerin önünden, bütün sivil halkı; kadın erkek, yaşlı, genç, demeden silah zoruyla götürüyorlar Tel Abyad’a doğru.

“Canlı kalkan” yapacaklar, kendilerini süpürmeye gelen PYD ve Burkan El Fırat güçlerine karşı.

Bugüne kadar cihatçı çetelere silah ve mühimmat göndermekle, çete mensuplarına “cihat turu” yaptırmakla kalmıyor AKP iktidarı, bu kez de “canlı kalkan” hediye ediyor.

Suriye’nin kanlı bir iç savaşa sürüklenmesinde büyük bir sorumluluk sahibi olanlar, gönderdikleri silahları “Türkmenlere insani yardım” diye yedirmeye çalışanlar bu kez Arapların yanı sıra Türkmenleri de IŞİD çetelerine “canlı kalkan” olarak ikram ediyorlar.

Türkiye’nin IŞİD’e bu “kıyağı” ancak iki günden biraz fazla sürüyor. Bir insanlık suçuna dönüşen bu direnişinden sonunda vazgeçmek zorunda kalıyor.

Ama bu noktaya kadar yaşananlar Türkiye’nin “suçüstü” yakalanmasına da yetiyor.

‘Tel Abyad düştü, düşecek’ telaşı

Doğusundaki Cizire ve batısındaki Kobane kantonlarından PYD ve Burkan El Fırat büyük bir temizlik harekatı başlatmış IŞİD vahşilerinin elindeki Tel Abyad’a doğru.

IŞİD karşıtı koalisyon güçlerinin uçakları IŞİD mevzilerini havadan vuruyor, PYD ile Burkan El Fırat güçleri de karadan “süpürme” yapıyor.

Mezraları, köyleri, kasabaları IŞİD çetelerinden temizleye temizleye hem doğudan, hem batıdan ilerliyorlar.

Türkiye’nin Akçakale’sinden IŞİD’in kalbi Rakka’ya giden yol üzerinde Tel Abyad. Türkiye-Suriye sınırının tam sıfır noktasında. Bu yüzden stratejik önemi çok büyük.

Tel Abyad’ın IŞİD’ten temizlenmesi bu savaşta iki önemli sonuca yol açacak.

Birincisi, Rojava’nın Cizire Kantonu ile Kobane Kantonu birleşecek.

İkincisi de, IŞİD’in Türkiye ile sınır komşuluğu birkaç nokta dışında sıfıra inecek.

Bunun için olsa gerek, daha dün “Kobane düştü, düşecek” diye sevinç çığlıkları atanlar, bugün “Tel Abyad düştü, düşecek” telaşındalar.

Zaten biz o “stratejik derinlik” mevzuundaki “komşularla sıfır sorun” meselesini de yanlış anlamışız. Meğer meseleninin aslı “cihadist derinlik” perspektifinde “komşu IŞİD’le sıfır sorun”muş.

Ama bir utanç duydukları yan olmalı. “Kürt karşıtı koalisyon güçleri” bütün açıklamalarında, haberlerinde IŞİD’i gizliyor. Sanki “koalisyon” uçaklarının vurdukları, YPG ile Burkan El Fırat güçlerinin savaştıkları, Suriye’nin Türkmenleriyle Araplarıymış gibi göstermeye çalışıyor.

7 Haziran seçimlerinden sonra ancak 10 Haziran’da ilk kez halkın karşısına çıkabilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konudaki rahatsızlığını dile getirirken bakın bakalım söyledikleri içinde hiç “IŞİD” geçiyor mu:

“İşte buyurun, bakın sınırımızda Tel Abyad’da, Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran batı, ne yazık ki onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor. Buna biz nasıl olumlu bakabiliriz? Bu batıya biz nasıl samimi olarak bakabiliriz.”

Daha önceki gün Bakü’den dönerken uçağına aldığı yandaş gazetecilere çok net bir dille, IŞİD’le komşu olmaktan bir sıkıntı duymadığını, ancak Kürtlerle komşuluğu pek hayra yormadığını anlatıyordu Cumhurbaşkanı Erdoğan:

“Tel Abyad bölgesinde, Araplar ile Türkmenlerin hedef alındığı gibi bir hava var. O bölgeden yaklaşık 15 bin Arap ve Türkmen Türkiye tarafına geçti. Onların boşalttığı yerlere, PYD ve PKK yerleştiriliyor. Bu pek hayra alamet değil. Zira bu, sınırımızı tehdit edebilecek bir yapı oluşmasına yol açılması demek. Bu hayra alamet değil. Sınırda bir tehdit oluşuyor. Bu konudaki hassasiyetlerimizi herkesin göz önünde bulundurması lazım.”

Evet, “Batı”, Tel Abyad’da IŞİD mevzilerini havadan bombalıyor; YPG, YPJ (siz bunu isterseniz PKK olarak okuyun) ile Burkan El Fırat güçleri (bunu da IŞİD karşıtı Araplar olarak okuyabilirsiniz) karadan temizliyor.

Kürtlere karşı aşırı ‘hassasiyet’

İşte bu harekata karşı herkese “hassasiyetlerimizi göz önünde bulundurun” çağrısı yapan Erdoğan’ın aslında gerçek “hassasiyeti”nin “Kürt alerjisi”nden kaynaklandığı da Tel Abyad’da yaşanan son durum nedeniyle bir kez daha gün gibi ortaya çıktı.

Daha üç yıl öncesinde, örneğin Tel Abyad’ı ele geçiren El Nusra çetelerinin şu yaptıklarına ilişkin hiç de AKP iktidarının bir “hassasiyeti”ne tanık olmamıştık.

“El Nusra, Tel Abyad’ı tanklarla bombalıyor. El Kaide bağlantılı El Nusra’nın, Tel Abyad kentinde Kürt mahallelerine yönelik Cumartesi akşamı başlattığı saldırılar devam ederken, camide Kürtlerin katledilmesi ve yaşadıkları yerlerin yağmalanması çağrısı yapıldı. ANF’nin haberine göre Tel Ebyad kentinde, Kürtlerin katledilmesi ve her şeylerinin yağmalanması çağrısı ardından, birçok Kürt mahallesi önce bombalandı, ardından yağmalanmaya başladı.”

Daha sonrasında Tel Abyad’ı ele geçiren ve son bir buçuk yıldır neredeyse Kürtlere karşı “etnik temizlik” uygulayan IŞİD’e karşı da bir “hassasiyet” göstermemişti AKP iktidarı.

Aslında bu çok açık bir mantığın yansıması:

“Ezilen, zulüm gören, kanı dökülen Kürtler ise görmezden gel ve sus. Yok eğer Kürtler haklarını alıyor, topraklarına dönüyor, halkların kendi kendilerini yönetecekleri ortak yaşam alanları kuruyorlarsa yani Kürtler kazanıyorlarsa, o zaman karşı çık, ‘ama bizim hassasiyetimiz’ diye itiraz et.”

Aslında yaşananlar başka gerçeklerin de ortaya çıkmasını sağlamıştı.

İki milyon Suriyeli mültecinin kabul edilişinin nedeni bir insanlık durumundan çok, zulüm gören insanların kurtarılmasından çok, Esad’ı devirmek için tüm dünyaya karşı bir koz elde etme planıymış. Esad’a karşı kullanılacak Suriyeli mülteci sayısı istiap haddini doldurmuş demek ki.

Yoksa, milyonlarca insan kabul eden Türkiye, islamcı çetelerin katliamından kaçan birkaç bin Suriyeliyi iki günü aşkın süre sınırda bekletmez, Esad’dan kaçanlara gösterdiği “insanlığı”, IŞİD’den kaçanlara da gösterirdi. Birincisi bu.

İkincisi de, seçimden önce “CHP, Suriyelileri zalim Esad’a teslim edecek” diye dertlenen, ancak seçimden sonra Suriyeli Türkmenleri ve Arapları IŞİD’in insafına bırakanların da gerçek yüzü ortaya çıktı.

Hem de YPG Genel Komutanlığı’nın, sınırda bekleyenlere Cizire Kantonu kentine gelmeleri, her tür ihtiyaçlarının karşılanacağı ve Tel Abyad özgürleştikten sonra köylerine dönecekleri çağrısını yaptığı günlerde...

Bir çağrısı daha vardı YPG Genel Komutanlığı’nın:

“Arap ve Türkmenlere katliam uygulandığı, yurtlarından edildiği doğrultusundaki bilgiler dezenformasyondur. Tüm uluslararası kurumlar Cizire Kantonuna gelerek inceleme yapabilir.”

IŞİD yenilince ‘etnik temizlik’

İşte bütün bu olan bitenin çoğundan habersiz Türkiye kamuoyunun büyük bölümü, Tel Abyad’da ABD uçaklarının birilerini bombaladığını; Kürtlerin, Türkmenleri ve Arapları yerlerinden yurtlarından sürdüğünü, bu yüzden insanların sınır kapılarına dayandığını sanıyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yandaş medyasına, hatta ‘Kürt karşıtı’ koalisyonun doğal müttefiki haline gelen “ulusolcu”lara kadar herkes özenle, Tel Abyad’da yaşanan savaşın IŞİD’e karşı verildiğini gizliyordu.

Sadece Erdoğan değildi “Tel Abyad’da, Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran batı, ne yazık ki onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor” diyerek bu “denklemde” IŞİD’i gizleyen.

“Havuz medyası”ndan Sabah’ın birinci sayfa başlığı:

“Tel Abyad’dan kaçan kaçana”

Bu da alt başlığı:

“Uluslararası koalisyonunun hava bombardımanından ve YPG milislerinden kaçan 5 bin Suriyeli, Akçakale sınırına dayandı”

Gelelim spotuna:

“ABD liderliğindeki koalisyonunun desteğini arkasına alan YPG milisleri, Tel Abyad’a yaklaştı. Evlerinden çıkarılan Arap ve Türkmenler canlarını kurtarmak için büyük gruplar halinde Türkiye sınırına geldi.”

Siz hiç bu başlıkta, alt başlıkta, spotta “IŞİD” gördünüz mü? Elbette hayır!

Bir de yandaşlardan Yeni Şafak’ın sürmanşetine bakalım:

“ABD destekli etnik temizlik”

Alt başlığı:

“ABD’nin hava desteğini arkasına alan PYD, Suriye’nin kuzeyindeki dört Türkmen köyünü daha işgal etti. Binlerce Türkmen ve Arap sınıra doğru kaçmaya başladı.”

Spotunda da yok ABD’nin kimi bombaladığı:

“Suriye Türkmen Milli Hareket Partisi Başkan Yardımcısı Tarık Sula Cevizci şu bilgileri verdi: Tel Abyad’ı ele geçirmeyi planlıyorlar. Emellerine ulaşırlarsa burası Kobani ve Cizire kantonuyla birleşecek. Böylece uluslararası çerçevede sıkça konuşulan Kuzey Suriye Projesi yolunda ilk adım atılmış olacak.”

IŞİD’i gizle, HDP’yi Suriye’ye sür!

Havuzu, yandaşı böyle de Kürt karşıtı koalisyonunun Aydınlık’ı farklı mı sanki!

Manşetin üst başlığı:

“Koridor planı hazırlandı, Türkmenler isyanda:”

Bu da Aydınlık’ın manşeti:

“ABD havadan, PKK karadan”

Anlaşılan o ki “havadan ABD, karadan PKK vuruyor” demek istiyorlar ama “nereyi” sorusuna bir türlü yanıt veremiyorlar. Yani “Kürt düşmanlığı”ndan mesleğin en temel ilkelerinden 5 N 1 K’yı bile unutmuşlar. Alt başlıkta da “IŞİD” diyemiyorlar bir türlü:

“Suriyeli Türkmenler anlattı: PKK/PYD, ABD bombalarının desteğiyle Tel Abyad kentindeki 11 Türkmen köyünü ele geçirdi. Türkmenler göçe zorlanıyor, bölgeye Kürtler yerleştiriliyor”

Haber kaynağı aynı kişi ama Yeni Şafak’taki “dört Türkmen köyü”, Aydınlık’ta 11’e çıkmış.

Artıran yoksa spotuna bakalım Aydınlık’ın:

“Suriye Türkmen Milli Hareket Partisi Başkan Yarımcısı Tarık Sülo Cevizci’nin anlatımları, ABD’nin Kürt koridoru planını hızlandırdığını gözler önüne serdi. ABD uçaklarının desteğiyle Dedeler, Babıl Hava, Bilal Çete ve Sirt gibi 11 köy, cuma günü itibariyle ilk defa PKK/PYD kontrolüne geçti. Bölgedeki 12 bin Türkmen’in çoğu Türkiye’ye sığındı.”

İkinci spotunda hiç IŞİD’den bahsetmiyor Aydınlık ama Allah nazardan saklasın, meseleyi HDP’ye bağlama konusunda büyük bir gazetecilik örneği veriyor:

“Muhalif Türkmen komutan Ömer Dede, ABD desteğiyle ilerleyen YPG (PYD’nin silahlı kolu) tarafından ‘Köyleri boşaltın’ tehdidi aldıklarını açıkladı. Aydınlık’a bilgi veren güvenlik kaynakları, PKK/HDP’nin de aynı proje kapsamında Meclis’e sokulduğuna dikkat çekti. Askerin gelişmeleri yakından izlediği ve bazı önlemler aldığı öğrenildi.”

Bravo valla! ABD’nin IŞİD’i bombaladığı Tel Abyad’daki savaşın haberini verirken IŞİD’den söz etmeden, lafı “bilgi veren güvenlik kaynakları” ve “gelişmeleri yakından izleyen askerler” üzerinden HDP’ye bağlamak tam Politzerlik bir gazetecilik başarısı!

Bu kadar “canla başla çalışan kalkanı” varken IŞİD’in ayrıca neden başka “canlı kalkan”lara ihtiyaç duyduğunu anlayamadım. (Kaynak: T24)

     
54752

Ermeni soykırımını tanımak için kaç soykırım daha lazım?-Dursun Ali Küçük

Kendinize yapılan soykırımı görürseniz Ermenilere yapılan soykırıma doğru yaklaşırsınız. Ermeni soykırımını görmezseniz, gün gün ve sürekli yaşadığınız soykırımınızı göremezsiniz.

TÜRKİYE, YAKINDOĞU HALKLARININ İMHA EDİLMESİNİN ADIDIR

TC’ye sormak lazım..

Kaç soykırım daha yaparsanız ancak Ermeni soykırımını tanırsınız?

Ermeni soykırımının 100. Yıldönümüne giriyoruz. İttihat Terakki li Osmanlı bu soykırımı işledi, şimdiki Ermenistan hariç, diğer Ermeni topraklarını ve Ermenileri neredeyse haritadan sildi.

Partizan: ATİK ve Yeni Kadın’ın mücadelesini sahipleniyoruz

"Bir yandan Ortadoğu’daki savaşın bizzat besleyicisi olduğu ayan beyan ortadayken bir yandan demokrasi havariliği yapan kapitalizm; kendi sınırları içinde yaşayan göçmenlerin hak arama mücadelesine yıllardır yaptığı gibi saldırmaya devam ediyor.

Komşularım(ız)a kiropiler'e çorum'da ne oldu?

“Veritas nimis saepe laborat, extinguitur numquam.”[1]

Ermeni Soykırımı’ndan söz etmenin ağırlığını, en iyi Murathan Mungan’ın, “Söylenecek sözün çokluğu, bazen insanı dilsiz bırakır. Tıkanır, kalırsınız. Haklılığın suskunluğu, diğer suskunluklara benzemez; düğümü zor çözülür,” sözleriyle; Cemal Süreya’nın, “Kan var bütün kelimelerin altında,” dizeleri betimler…

Soykırım Üzerine Resmi Söylemler Ya Da T.C. Soykırımı Neden Tanımalıdır.

“Nominibus mollire licet mala.”[1]

Siz Can Yoldaşlar Meclise Yakışırsınız!

Önümüzdeki 7 Haziranda Genel Seçimler yapılacak ve milyonlar yeni parlamento temsilcilerini seçeceklerdir. Bu seçim Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimlerinden birisidir.

Anlayana Güney Afrika:Haluk Gerger

Bugün Güney Afrika Cumhuriyeti’nde büyük çoğunluğu oluşturan mazlumlar, eskinin kölesi-bugünün “özgür” siyah yoksulları, kendilerinin sandıkları bir rejim ve iktidar altında, büyük sıkıntılar içinde yaşıyorlar. İki kahraman direniş örgütü, Siyahların Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ile müttefiği Güney Afrika Komünist Partisi (GAKP)’nin iktidarı, yeri geldiğinde, madencileri, grevci işçileri, yoksul emekçileri kurşunlatıyorlar. Yoksulluk, yoksunluk, açlık ve işsizlik, hastalık, gerilik, çürüme, eşitsizlik ve adaletsizlik kol geziyor Güney Afrika’da.

Nasıl oldu bu?

7 Haziran seçimlerine dair-gerekçeli tavrımız :Temel Demirer Sibel ÖZBUDUN

“Hakikâtin yalan,  yalanın da hakikât gibi  göründüğü bir  dönemeçteyiz şimdi!”[1]

Pablo Picasso’nun, “Kimsen, öyle kal”; Oscar Wilde’ın, “İnsanın rüyaları büyük olmalı ki, hiç gözden kaybolmasın,” uyarılarını hiç ama hiç unutmayanlardanız ve de burjuva patentli “temsili demokrasi” yalanını ve dolayısıyla da “seçimleri”ni gereğinden fazla önemsemeyiz.

Tehcir kanunu ve kanlı şafak,24 Nisan 1915

Bugün dahi tartışılan Tehcir kanunu,yani Ermeni'lerin zorunlu göçe tabi tutulması,henüz Osmanlı'ların Anadolu topraklarında ,Hayastan topraklarında varlıklarından henüz bir haber iken,sonradan gelip yerleştikleri topraklardan asıl yerlileri olan Ermeni'lerin sürülmesi kararıdır.Bu anlamda Tehcir Kararı,ermeni ulusu'nun anavatanından sökülüp atılması kararıdır.Rus yenilgisi ile başlayan,Van direnişi,Sarıkamış'ta bozguna uğrayan Enver Paşa ve komutasındaki ordu,yenilgiye gerekçe olarak Ermeni'leri göstermişlerdir.Faturasını Ermeni'lerden çıkarmışlerdır.Talat Paşa ABD Büyükelçisi ile yaptığı g

Dersim kazanmalı!—ergin doğru

Haziran seçimleri Türkiye’nin açısından belirleyici olacak etkiye sahip görünüyor. Seçimler halklar mücadelesinin temel amacı olmasa da, halkların demokratik gelişimi ve özgürleşmesi açısından önemli bir araç olarak kullanılabilir.

Haziran seçimleri, Türkiye açısından önemli olduğu gibi, Dersim’in genel konjonktürü açısından da tarihsel bir öneme sahiptir. Bu seçimler Dersim açısından tarihsel bir hesaplaşmanın tamamlanması, kendi tarihsel kimliği ile buluşma açısından önemli bir dönüm noktası olacaktır.

Tunceli devletin, Dersim halkındır..

Bahar heryere ve hep gelecek

“Maalouf, ‘insan geçmişin yok olması karşısında kendini kolay avutabilir ama, geleceğin yok olmasını kaldıramaz’ diyor. Benim gibiler için de sorun burada başlıyor. Zira, benim gibilerin geçmişi bir yana geleceği de ‘yok olduğu’ görülüyor” yazmıştı Günay Aslan, 20 yıl sonra “Dönüş Bileti” aldığında.

Sürgünler Meclisi’nin kurulmasının ardından, Günay Aslan’ın bu yazısındaki açıklığı, samimiyeti, gerçeği yazmadaki cesareti; kendimizi nasıl tanımlayacağımıza yardımcı koca bir çakıl taşıydı!

Seçimler, AKP ve Çiller benzerliği

Son zamanlarda Türk Ordusu tarafından gerçekleştirilen her türden askeri operasyonlara ilişkin; “bir devletin güvenlik politikalarıdır”, algısı yaratılarak, aslolan perdelenemez. İçinden geçilen süreç bir taraftan bir “çözüm” süreci ve diğer taraftan da bir “seçim” sürecidir.

PKK, son iki yıldır silahların gölgesinde olmayan bir coğrafya ve halk gerçekliğini açığa çıkarmak için elinden gelen her pratiği sergilemesine rağmen Türk devleti için aynı şeyleri maalesef söyleyemiyoruz ki zaten dile getiriyoruz.

Sayfalar