Çarşamba Ekim 14, 2026

Tek bir kıvılcım tüm bozkırı tutuşturabilir!

Türkiye'nin içinde bulunduğu mevcut durum düzenin yarattığı sorunları çözemediği gibi daha zorlu bir sürece giriliyor. Devletin yönetici kademelerindeki iktidar kavgası ve ezilen sınıflar üzerindeki baskı ve sömürü mekanizması egemen güçleri daha saldırgan kılıyor. Bunun sonucu devlet erki emekçi kitlelere, Kürt ulusuna ve tüm ezilen kesimlere yönelik baskı ve tahakkümünü giderek daha üst boyutlara tırmandırıyor. Devlet bu saldırılarıyla toplumu sindirmeyi hedefliyor. Onlar üzerindeki egemenliğini pekiştirmeyi amaçlıyor.

Ancak tüm saldırılarına karşın mevcut durum hiçte devlet erkinin başında bulunan R.T. Erdoğan/Saray'ın tasarladığı gibi değil. Kendi çıkarları için hedefledikleri istikrarı bir türlü oluşturamadılar. Darbe ve sonrası yapılan baskılar ve saldırılar Kürt halkının direnciyle birlikte, diğer bölgelerdeki diğer bölgelerdeki halk katmanlarının da tepkisiyle karşılandı. Devletin saldırılarına karşı boyun eğilmedi ve çeşitli eylem ve gösterilerde karşılık bulan direnişle yanıt verildi. OHAL ilanı ve hileli referandum ile devlet kurumu kitleler nezdinde daha teşhir oldu.

KHK Devleti!

15 Temmuz 2016'da yapılan darbe girişimi bahane edilerek, 20 Temmuz'da ilan edilen Olağanüstü Hal(OHAL) gerçekte bir darbedir. Öyleki OHAL ile birlikte devlet erki üzerinden yapılan baskılar, saldırılar, katliamlar ile darbe dönemine özgü bir sürece girilmiştir. Bunun sonucu ezilen sınıflar, Kürtler, Aleviler, ilerici tüm kurumlar üzerinde uygulanan baskı ve saldırılar üst boyutlara tırmandırıldı.

İlan edilen OHAL ile birlikte, uygulamaya konan Kanun Kükmünde Kararnameler(KHK) üzerinden 135 bin cıvarında kişi görevden alındı, işten çıkarıldı, ihraç edildi. KHK üzerinden bu ihraç uygulamaları halen yürürlüktedir. İhraç edilenlerin çoğunluğu okullarda, üniversitelerde, devlet dairelerinde vb. yerlerde çalışan kamu emekçileridir. Ayrıca 10 binlerce kişi tutuklandı ve cezevine kondu. Tüm bunlarla beraber 1400'ü aşkın dernek, vakıf, televizyon, radyo vb. kurum kapatıldı. Devrimci, yurtsever, muhalif basın üzerindeki baskı ve engellemeler de daha artırılmıştır. Bunun sonucunda yüzlerce gazeteci sorgusuz-sualsiz tutuklandı.

HDP/DBP üzerindeki baskılar da 20 Temmuz darbesiyle daha üst düzeye tırmandırıldı. Partinin eş başkanları ile 12 milletvekili, binlerce parti yönetcisi ve üyesi gözaltına alındı ve tutuklandı. Seçimlerde seçilen il ve ilçe belediye başkanların çoğunluğu da görevlerinden alınmış ve cezevine konmuştur. Yerlerine yapılan kayyum atamaları OHAL sonrası da sürdürüldü. Böylece HDP/DBP iyice etkisiz hale getirilmek istendi.

Tüm bu uygulamalar mevcut süreçte aynı hızla devam etmektedir. 16 Nisan 2017'de düzenlenen referandum bu koşullarda yapıldı. Referandum ile hedeflenen, devletin hakim sınıfların ihtiyaçları temelinde yeniden örgütlenmesidir. Tüm yetkilerin tek bir erkte toplanması bu dönüşümün temel odağını oluşturuyor.

Bu uğurda referandum öncesinde ilan edilen Olağanüstü hal yasası ve KHK üzerinden AKP tüm insiyatifi ele aldı ve baskı aygıtnı daha üst boyutlara tırmandırdı. AKP, 16 Nisan referandum sürecinde temelde Türk hakim sınıflarının ayrıca MHP'nin merkezi yapısının açıktan desteğini aldı. Artık neredeyse AKP'nin bir propaganda bürosuna dönüşen “ana akım” medya referandum boyunca AKP'ye çalıştı. Referandumda “hayır” tavrını takınan CHP, düzen partisi olarak HDP'ye yönelik politikalarla yaratılmaya çalışılan muhalefet boşluğunu doldurma rolünü oynamıştır. HDP, ana akım medya tarafından yok sayılmış, kriminalize edilmiştir.

Tüm bunlara karşın kitlelerin önemli bölümü öne sürülen anayasayı kabul etmemiştir. Kürtler, Aleviler, devrimci ve demokratlar devletin tüm baskılarına karşın dayatılan gerici anayasaya karşı tavır aldı. Bunun sonucunda “Hayır” tavrı takınan kitleler, baskı ve engellemelere rağmen referandumda ciddi bir duruşu sokakta inşa etmiş ve daha fazla politize olmuştur. giderek daha öne çıkmış ve çoğunluğu oluşturarak muhalif ruh haletiyle referanduma gitmişlerdir... Nitekim referandum “hayır” atmosferinin damgasını vurduğu koşullarda yapılmıştır.

Ne var ki, 2.5 milyonu bulan geçersiz oy, YSK (Yüksek Seçim Kurulu) tarafından geçerli sayıldı. “Evet” oyları çoğunluğu sağlayarak anayasa değişikliğinin “kabul edildiği” ilan edildi. YSK tarafından ilan edilen hileli ve şaibeli resmi sonuçlar, TC Anayasası'na göre bile yasal ve meşru değildir. Dolayısıyla darbe ve OHAL şartlarında yapılan, üstelik hileyle sonuçlandırılan bu referandum gerçekte geçersidir.Dolayısıyla piyasaya sürülmek istenen bu anayasa kitlelerin çoğunluğu nezdinde meşru değildir.

Böylesi bir referandum mevcut sistemin ve devletin nasıl çetrefilli bir sürece girdiğinin göstergesidir. Ekonomik, sosyal, siyasal olarak mevcut sistem iyice tıkanmıştır. Sorunların üstesinden gelemeyen mevcut düzen ve devlet giderek saldırganlaşmakta, devleti yönetebilmek için artık bu denli hile ve gayrı-meşru faşist yöntemlere hem de yığınların gözünün içine baka baka başvurma ihtiyacı duymaktadır. Devletin kurumları ve üzerinde yükseldiği temeller iyice sarsılmaktadır.

Hiçbir zaman demokratik ve gerçek anlamda hukukla ilişkisi olmayan yasama, yürütme, yargı kurumları özerkliklerini ve işlevlerini iyice yitirmişlerdir. Öyleki kararlar meclis dışında alınan günübirlik kararnamelerdir. Devlet KHK'lerle yönetiliyor. Devletin çarkı iyice raydan çıkmış durumda. Bunun sonucu zaten temsili bir işlevi olan meclis artık bu fonksiyonunu bile iyice yitirmiştir. Yasama ve yürütme kurumları işlevsiz kılınmış durumda. Tüm bunlar Cumhurbaşkanlığı/Saray üzerinden yerine getirilmektedir.. Tüm yetki “Başkan”da toplanmaktadır. Mevcut devletin bu denli saldırgan ve pörsümüş bir hale gelmesi, üzerinde yükseldiği sistemin temellerinin nasıl çatırdağının göstergesidir...

Yığınların Devinimine Kulak Verelim!

Ülkenin içinde bulunduğu bu durum çeşitli milliyetlerden emekçi halk kesimlerinde güvesizlik ve tepkinin birikmesine ve büyümesine neden olmaktadır. 19-25 Aralık'ta yolsuzluk ve rüşvetle ayakta duran karakteri iyice teşhir olan AKP hükümeti, referandumda yapılan hile ve entrika sonucu daha fazla teşhir olmuştur. T.Kürdistanı'nda özyönetim direnişlerine yönelik faşist terör ve katliamlarıyla da bu durumu iyice perçinledi. Nitekim referandum öncesi ve sonrası halk yığınları oluşan öfkelerini sokakta dile getirmişlerdir. Bu tepki ve öfke giderek kitlesel eylemliliklere dönüşmüştür. Kitleler biriktirdikleri tepkiyi referandumda yapılan hile ve şaibelere karşı sokakta açığa çıkardılar. Bunun sonucu referandum sonrası kitleler çeşitli illerde sokaklara dökülürler. Öfkelerini ve tepkilerini dışa vururlar. Bunun için refearandumda yapılan hile ve şaibelere karşı tavır takınmak istemişlerdir.

Açık ki ezilen yığınların, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, AKP şahsında düzene karşı oluşan öfke dalgasının farkına varılmış 20 Temmuz'da yapılan darbe, ilan edilen OHAL ve KHK'larla bunun önüne geçilmeye çalışılmıştır. Kitlelerin haklı eylemleri devlet güçlerince bastırılmak istenmiştir. 20 Temmuz'da yapılan darbe, ilan edilen OHAL ve KHK'lara karşın bu eylemler ve öfkeler engellenememiştir. Darbe koşullarında referandumdaki hilelere karşı çeşitli illerde yürüyüşler, gösteriler yapılmış, tepkiler dile getirilmiştir. Bu eylemler ezilenlerin enerjisinin daha radikal kulvarda ilerleme eğiliminde olduğunu da gösterdi. Ne varki, tam da bu sırada düzen partisi olan CHP devreye sokuldu. Kitlelerin öfkesi düzen partisi olan CHP tarafından pasifize edilip, denetim altına alınmak istenmiştir. CHP kısmen bunda başarılı olmuştur. Kendi kitlesinin tepkisini frenleyebilmiş ve denetimi altında tutmuştur. Herşeye karşın kitlelerin AKP yönetimine karşı güvensizlikleri ve hoşnutsuzlukları yok olmadı. Birbirinden kopuk, kendiliğinden kitle eylemleri gündemdeki varlığını koruyor.

OHAL kararıyla ihraç edilen eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık grevine gittiklerinde, giderek kitlelerin desteğini almışlardı. Bunun sonucu ülkenin çeşitli illerinde onlar için eylemlere gidilir. Onların açlık grevi direnişi aynı zamanda bozkırın ne kadar da kuru olduğunu ve ve tutuşmaya hazır bulunduğunu gösterdi. Eylemin kamuoyundan aldığı destek AKP iktidarını, İkinci Tekel ve Gezi isyanı korkusuyla harekete geçirmiş ve bunun sonucunda Nuriye ve Semih tutuklanmıştır. Onların eylemlerinin giderek gündemde yer alması cumhurbaşkanı ve hükümeti rahatsız eder. Bundan dolayı onların hakkında tutuklama kararı alınmıştır. Buna karşın onlar ve direnişleri gündemdedir.

Gezi Direnişi'nin 4. yıldönümünde yapılan miting ve yürüyüşler emekçilerin ve devrimci, demokrat kesimlerin mevcut sisteme yönelik öfkelerinin dışa vurumudur. T. Kürdistan'da kentlerin yerle bir edilmesine, yıkıma ve yağmaya, siyasi ve askeri operasyonlara rağmen Kürt hareketinin, Kürt ulusunun direnişi durdurulamamıştır.Türk devletinin tüm çabalarına, örgütlediği çeteler eliyle Kürtlerin kazanımlarına dönük düşmanlığa karşın DAİŞ büyük oranda yenilmiş, geri püskürtüımüş ve Rakka zaferinin menziline girilmiştir.Ayrıca Ege, İç Anadolu, Karadeniz gibi bölgelerde toprakları gaspedilip kompradorlara devredilmek istenen köylülerin direnişleri de giderek artmaktadır...

Ayrıca AKP daha önce yaptığı gibi işçi grevlerine yönelik düşmanlığını bu defa da OHAL döneminde işçi grevlerini yasaklayarak gösteriyor. Türk sermayesinin talebi doğrultusunda AKP, işçi sınıfının kazanılmış bir hakkı olan kıdem tazminatını kaldırmayı gündeme almıştı. Ancak işçilerin tepkisi sonucu şimdilik kıdem tazminatının kaldırılması erteleniyor.

AKP'nin, kıdem tazminatına dair değişikliği ertelemesi, geri adım atması, bozkırın tutuşmasından duyulan korkunun bir ürünüdür. AKP/Saray, yasak ve ertelemeye rağmen Şişecam işçilerinin devam eden direnişinden ve duruşundan gerekli mesajı almışa benziyor.

Tüm bunlar günümüz darbe, OHAL, KHK koşullarında, sömürü ve baskı mekanizmasının daha katmerli boyutlara tırmandığı bir süreçte uygulanıyor. Ama mücadele yüne de bastırılamıyor ve ezilen, sömürülen sınıf ve katmanlara mensup kitleler tepki ve öfkelerini dile getiriyor, direniyor, faşizme meydan okuyorlar!

Burada eksiklik devrimci yapıların ileri kitelelerle bağ kurma ve mücadelelerine önderlik etme sorunudur. Emekçi ve ezilen yığınlarla ilişkileri geliştirmek ve onları yönlendirmek sorunudur. Dolayısıyla kitlelerin düzene karşı kendiliğinden ve birbirinden kopuk eylemlerinin ve tepkilerinin örgütlü bir hatta çekilmesidir. Günümüz konjonktüründe bunun nesnel koşullarıyla birlikte, örgütlenmeye takabül eden öznel koşullar daha olgunlaşıyor. Baskının, sömürünün daha arttığı, çelişkilerin daha keskinleştiği, ileri emekçi kitleler nezdinde sistemin ve devlet erkinin daha teşhir olduğu, güvenin daha sarsıldığı bu konjonktür örgütlenme zeminini daha güçlendirecektir. Burada sorun bu nesnel gerçekliğin görülmesi ve öznel adımların atılmasıdır.

Bunun için kararlı ve inatçı olunmalıdır!..

49505

Nazaret VARTANOĞLU / Ermeni Soykırımını Lenine "mal etmek "gafleti

Soykırımın yüzüncü yılına ramak kala Sarkis Hatspanyan tarafından yazılan bir yazı Ermeni Soykırımını çarpıtmakta ve Lenin'i soykırımın “suç ortağı” vb. ithamlarla suçlamaktadır. Sardarabad Zaferi ile ilgili yazdığı yazıda Hatspanyan tarafından getirilen bu suçlama tarihsel gerçeği yansıtmadığı gibi, soykırımın ardındaki gerçek sorumluları kamufle etmeyi beraberinde getirmektedir. 

Gezi / Haziran ile Gençliği .”[2]

“Gençlik, sahip olunmaya değer tek şeydir.”[2]

Hepimiz Hacettepe-Beytepe kampüsündeki bir amfinin isminin ‘Ali İsmail Korkmaz Amfisi’ olarak değiştirmek için Ali İsmail’(ler)in, Ethem’(ler)in, Mehmet’(ler)in, Abdullah’(lar)ın, Medeni’(ler)nin, Ahmet’(ler)in, Ferit’(ler)in yani Gezi/ Haziran isyanının ölümsüzlerin yoldaşları olarak buradayız…

Siyaset ve Taktik Üzerine Kısa Bir değerlendirme

"Siyaset ve taktik partinin canıdır. “Türkiye ve Kürdistan devrimini iyi kavramak için siyaset nedir? Taktik nedir? Bunların doğru kavranması gerekiyor.  Legal, yarı legal faaliyet yürüten partilerde,  gerekse illegal faaliyet yürüten partilerde, özellikle de Komünist partilerinde mevcut emperyalist sisteme ve ona bağımlı sömürge -yarı sömürge ülkelerdeki faşist diktatörlüklere karşı yürütülen sınıf savaşında izlenmesi gerekli siyaset ve taktik zafer ve yenilgide belirleyici rol oynamaktadır.

Seçim tiyatrosu ve esir figüranlar

Bir ağanın eli sopalı kâhyasını marabalarına seçtirmesi ile bu düzenin  cumhurbaşkanını halka seçtirmesi arasında esasta bir fark yoktur. Marabaların seçtiği kâhya nasıl ki marabaların değil de ağanın temsilcisi ise, bu düzende halka seçtirilen  cumhurbaşkanı da halkı değil devleti ve düzeni temsil eder. Kâhya görevi gereği ağaya, cumhurbaşkanı da doğal olarak kurulu düzene hizmet eder. Çünkü bu düzen öyle kurgulanmış ve anayasası, kanunları, yargısı, parlamentosu, silahlı kuvvetleri, emniyet ve istihbarat teşkilatı ve her derece bürokrasisiyle temelden çatıya kadar öyle inşa edilmiştir.

Buluşmak,kavuşmak birlikte yürümek:Ganime Gülmez

Bugün buluştuk. “Buluşmak” hep “kavuşmak”la kardeş sanırım sürgünde! Eve dönüp “duygularım kaçmadan” bugünü yazmak, paylaşmak istiyorum. Çünkü yarın, yine duygularımızın başka gediklere girmek zorunda kalacağı yaşamlara döneceğiz.

Herkese ve her şeye ragmen

Bu aralar kendimle yerle gökle tanrıyla insanlarla hayvanlarla ne aklıma geliyorsa sataşıyorum.
 “tanrıya mektuplar”  adlı kitapları olan Hasan Basri Aydın üstadım aklıma geliyor. Birçok mahkemesine katıldım, kendi mahkemelerimin dışında sanırım en çok Hasan Basri Aydın ın mahkemelerine katıldım. Hatta “ sultan Ahmet adliyesi, yol olur her pazartesi” diye de şiir bile yazdım.

Tarihte kadın

Kadının yeri hakkında kısır bilgiler (bilgisizlikler) içimize o kadar sinmiş ki; kadının bugünkü haksız konumu kadın tarafından bile kabullenilmiştir. Bu kabullenişin başarıyla sürdürülmesindeki önemli etkenlerden biri de verilen tarih bilincidir. “Böyle gelir, böyle gider” güdümünde gördüğümüz ve bize böyle hissettirilen tüm dünya dönemleri haliyle biz de bilinç bulanıklığına neden olmaktadır. Bunun üzerine de okumayan, araştırmayan, elindeki ile yetinen kuşaklar yaratılınca da bu cehalet içimize iyice sinmiştir.

TKP/ML Hapishane Kadın Komitesi, Beşler için

2 Şubat 2011’de Dersim’de gerilla barınaklarında yaşanan göçük sonrası şehit düşen ve geçtiğimiz günlerde mezar yerleri açıklanan ve görkemli bir törenle toprağa verilen TKP/ML TİKKO’lu 5 kadın gerillayı andı.

“Kadınlar olarak daha çok öne çıkmanın zamanıdır”

Erdoğan Aydın’nın Son Kitabı ve Tarihe Sınıfsız Bakış Üzerine /Osman Tiftikçi

Genelde İslam ve tarih üzerine yaptığı çalışmalarla tanıdığımız Erdoğan Aydın’ın, son olarak, Osmanlı’nın Son Savaşı isimli kitabı yayınlandı. Erdoğan Aydın bu kitabında Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na nasıl girdiğini araştırıyor. E. Aydın’ın çalışması esas olarak siyasi karar alma süreçleri üzerinde, uluslararası anlaşma ve karşılıklı yazışmalar, gizli açık görüşmeler, özetle sorunun biçimsel yanları üzerinde duruyor. Bu konuda ulaştığı birçok belgeyi de okuyucuya sunuyor.

Evet O, Sunuz. Siz O, Sunuz

Güzeli yaşama aktarabilme çabası kitselleşebilme (cennete gidebilme ) çabası değil insan olabilme çabasıdır.

Hikaye bu ya.

Kapitalizmin insanlar yüzerinde yol açtığı kirliliğin, yabancılaşmanın.... köylerine de bulaşmaması için nehir... kenarlarında giydikleri tangalarla yıllarca mücadele vermiş şehirliler....

Ülkelerin sosyo ekonomik yapılarında hiç bir şey değişmediğini ispatlamaya çalışan kliplerini... çekebileceklerini düşündükleri köylerine gelirler.

İsyankar değerler toplamı: Alevilik

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine Bu hasret bizim.”[2]

 

Alevîlerin hâli, Türkiye’nin laik olmadığının, ayrımcılık ve baskı gerçeğinin kanıtıyken; Hasan Ali Kızıltoprak’ın işaret ettiği üzere, “Alevîlik, değerler toplamıdır.”

Evet, “yürü bre hızır paşa/ senin de çarkın kırılır/ güvendiğin padişahın/ o da bir gün devrilir” diye haykıran bir değerler toplamıdır Alevîlik…

Hani Hacı Bektaş-ı Velî’nin, “hararet nardadır, saçda değil/ keramet baştadır, taçda değil/ her ne arar isen kendinde ara”!

Sayfalar