TC Devleti Mafya İle Her Zaman İç İçe Oldu
Alaattin Çakıcı’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na açık meydan okuması ve ardından sosyal medyada yayınladığı ikinci mektubunda yaptığı küfür ve tehditten sonra bir kez daha devlet mafya ilişkisi tartışma konusu oldu.
Aslında TC’de devlet-mafya ilişkisi hiçbir zaman bitmedi. Hükümete gelen hiçbir partinin de “mafyayı temizleme” gibi bir düşüncesi olmadı. Arada bir operasyon yapılan mafya grupları da devletle “işi olmayan” suç örgütleriyle sınırlı kalmıştır. Hükümetler, bu operasyonlar üzerinden organize suç örgütlerine karşı “büyük bir mücadele” içinde olunduğunun propagandasını yapmış, asıl çete ve mafya teşkilatlarına ise hiçbir zaman dokunmamıştır.
Türkiye’de mafyanın hep ikili bir yönü olmuştur. Bunlardan biri, ülke içi ve dışında uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve çek-senet tahsilatından büyük miktarda paralar sağlayarak sermayeye dönüştürdüğü parayla devlete katkıda bulunmak; ikincisi ise devletin tetikçileri olmalarıdır.
Devlet mafya ilişkileri sadece AKP döneminde değil özellikle 1980’lerden bu yana gündemdedir. En organize olmuş devlet-mafya ilişkisi Susurluk kazasıyla ortaya çıktı. 3 Kasım 1996 tarihinde Balıkesir’in Susurluk ilçesinde meydana gelen trafik kazasında Abdullah Çatlı, Gonca Us ve İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ olay yerinde ölürken, DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak ise yaralı olarak kurtulmuştu. Bu kaza, devletin mafya ile olan ilişkilerini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Öyle ki, dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Abdullah Çatlı için “Devlet uğruna kurşun atan da, kurşun yiyen de bizim için saygıyla anılır. Onlar bizim için şereflidir” demişti.
Kazanın ardından kamuoyunda yükselen tepkiler eyleme dönüşmüş ve “devlet, siyaset, mafya” ilişkilerinin ortaya çıkartılması ve sorumluların yargılanması için “Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” ismi verilen eylemler sonucu Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuş olsa da hiçbir sonuç alınamamış, sonradan açılan davalar da bir bir kapatılarak tüm suç dosyaları tozlu raflarda çürümeye bırakılmıştır.
Komisyon üyesi Fikri Sağlar, yazdığı kitapta, devlet-mafya ilişkilerinin görünen yönlerini kamuoyuyla paylaşmış, ancak o da derin devletin tehditleri altında olayı fazlaca ileri götürememiştir.
Susurluk kazasında ölenler derin devletin sadece çok küçük bir birimiydi. Asıl katiller, uyuşturucu baronları ve gizli silahlı paramiliter grupları yönetenler ise işlerini” yapmaya devam ettiler. Mehmet Ağar, faali meçhul cinayetlerin sorumlusu olarak 17 bin kişinin kaçırılıp katledilmesinden sorumludur. Sonradan 1000 operasyon yapmakla övünen bir katilin yakın zamanda yeniden yüzünü göstermesi ise hiç de şaşırtıcı değildir.
Devlet-mafya ilişkilerinde mafyayı tetikçi olarak kullanan isimlerden biri de bugün demokrasi havarisi kesilen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’dir. Susurluk olayında adı sıkça geçen Mehmet Ağar’a karşı gelişen kamuoyu tepkilerini aşağı çekmek için bir görev değişimiyle İçişleri Bakanlığına getirilen Meral Akşener, kendi dönemini savunarak “ne yaptıysak vatan için yaptık” açıklamasını yapmıştır.
En çarpıcı örneklerden biri de Susurluk kazasında yaralı olarak kurtulan Bucak aşireti ağalarından Sedat Edip Bucak’tır. Bucak aşireti, her zaman devletçi olmuş ve ulusal mücadele de PKK’ye karşı savaşan bir güç olarak konumlanmıştır. Birçok PKK militanın Bucak Aşireti tarafından katledildiği biliniyor. Aşiret, 1990’dan itibaren yeniden PKK’ye karşı silahlı bir güç olarak öne sürüldü.
MHP de devlet için her zaman paramiliter güçlerin devşirildiği bir parti olmuştur. MHP militanları sadece ülke içinde değil ülke dışında da devlet adına birçok eylemde ve suikastte kullanılmıştır.
Devlet, MHP’lilerin uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve haraç toplamada önlerini açarak ödüllendirdi. Parti, kurduğundan günümüze kadar Türk devletinin paramiliter bir gücü olarak çalıştı. Kuruluş felsefesi faşist ve ırkçı olan MHP’nin baş düşmanı hep Kürt halkı, önderleri ve devrimciler oldu. 1980 yılında MHP’nin ”Başbuğ”u Türkeş tarafından kurulan “Esir Türkleri Kurtarma Ordusu”, “Türk İntikam Tugayı” ve “Türkiye Ülkücü Şeriatçı Komando Ordusu” adlı paravan örgütler sayısız cinayetler işledi. MHP, bu örgütleri kullanarak 5 bin devrimciyi katletti. MHP’nin talimatıyla 24 Mart 1978 tarihinde ilerici olduğu için savcı Doğan Öz bu örgütler tarafından öldürüldü. 8 Ekim 1978 yılında Ankara’da Türkiye İşçi Partisi’nden 7 öğrenci MHP’liler tarafından katledildi.
DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980 günü MHP’liler tarafından öldürüldü. Milliyet Gazetesinin Yazıişleri Müdürü Abdi İpekçi 1 Şubat 1979’da Mehmet Ali Ağca tarafından arabasında kurşunlanarak öldürüldü. 1 Temmuz 1978 tarihinde akademisyen Bedrettin Cömert faşistler tarafından öldürüldü. MHP’nin MİT’le birlikte 24 Aralık 1978’de Maraş’ta gerçekleştirdiği katliamda alevi inancına sahip 120 kişi katledilirken, 200 ev ve 100 iş yeri yakıldı. MHP’liler Mayıs 1980’de Çorum’da Alevilerin yaşadığı Milönü Mahallesi’ne saldırarak 57 insanı katlettiler.
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için giden 33 aydın Madımak Oteli’nde diri diri yakıldı. Katliama MHP’lilerin katıldığı tespit edilmesine rağmen, birçoğu yurtdışına kaçırıldı. Örneğin 9 Sivas katliamı sanığı Almanya’da yaşamaktadır.
MHP’li faşistler 1980 yılında darbe yapan cuntacılar tarafından Avrupa’da devrimcilere, Kürt ve Ermenilere karşı yapılan eylemlerde de kullanıldılar. Türk devleti Avrupa’da Mehmet Ali Ağca, Abdullah Çatlı, Mehmet Şener ve Oral Çelik gibi faşistleri MİT’in emrine vererek suikast ve cinayetlerde tetikçi olarak kullandı. Mehmet Ali Ağca ve yardımcısı Oral Çelik, 13 Mart 1981’de İtalya’da Sen Pietro Meydanı’nda Papa 2. Jean Paul’e suikast düzenledi. Ekim 1983’te MİT tarafından ilişki kurulan Abdullah Çatlı, Ermenilere karşı yapılan 5 ayrı eylemde kullanıldı. MHP’li faşistlerin Avrupa’da gerçekleştirdiği eylemlerin bazıları şunlardır:
– 1982 yılında TKP-ML aktivisti Ermeni milliyetine mensup Nubar Yalımyan’ın Hollanda’da katledilmesi.
– Fransa’da Asala aktivisti Ermeni Ara Toranian’ı öldürme teşebbüsü.
– 19 Ağustos 1980 tarihinde Almanya’nın Aahen şehrinde TKP-ML aktivisti Katip Saltan’ın katledilmesi.
– 9 Ocak 2013’de Fransa’nın Başkenti Paris’te; Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylamez’in MHP’li MİT ajanı Ömer Güney tarafından katledilmesi.
TC devletinin yurtdışındaki uyuşturucu faaliyeti de MHP’liler üzerinden yürütüldü. Alaattin Çakıcı bu isimlerin başında gelir. Uzun süre Avusturya’da yaşayan Alaattin Çakıcı, 17 Ağustos 1998’de Avusturya polisinin düzenlediği bir operasyonla Fransa’nın Nice şehrinde yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmişti.
1980 askeri cuntası göstermelik olarak MHP’yi kısa bir süreliğine kapattı. MHP, 1987 yılında yeniden seçimlere girerek ırkçılık üzerinden siyaset yapmaya devam etti. 1990 yılından bu yana TC devletinin oluşturduğu derin devletin kurduğu yeraltı örgütlerinde konumlandırdı. Bu yeraltı örgütlerinden JİTEM (Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele) 11 Kasım 1993’te kuruldu. Arif Doğan, Veli Küçük, Cem Ersever tarafından kuruldu. 1990’lı yıllardan 2000 yıllarının ortalarına kadar sayısız katliamlar yaptı. 17 bin vali meçhul cinayet işlemiş ve bu cinayetlerin önemli bir kesiminde ise MHP’liler kullanılmıştır. Kürt siyasetçi Vedat Aydın (5 Temmuz 1991), Musa Anter (20 Eylül 1992) ve daha onlarca Kürt siyasetçi ve aydın JİTEM tarafından katledildi.
Uyuşturucudan elde edilen milyarca liranın paylaşımda birbirine düşen bu çete mensupları, kendi aralarında hesaplaşarak Kasım 1993’te Cem Ersever’i ortadan kaldırdılar. Geri kalan çete mensupları ise işlenen cinayetleri ve yaptıkları katliamları birbirlerinin üzerine atarak kurtulmaya çalıştılarsa da halkın vicdanında katiller sürüsü olarak mahkum oldular.
Devlet ve mafya ilişkisinde kullanılan her tetikçi ve katil, yasadışı işlerde parsayı paylaşarak paylarına düşeni aldılar. Alaattin Çakıcı yurtdışında uyuşturucu işleri, Sedat Edip Bucak Ankara’da haraç işleri, Cem Ersever-Veli Küçük ve Arif Doğan uyuşturucu işlerinden milyonlarca lira kazandılar.
Türkiye’de devlet mafya babalarını ilk defa kullanmıyor. A. Çakıcı’nın tehditleri de bu anlamda ilk değil. Bu filmi defalarca seyrettik. 1996 yılında dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’a Budapeşte’de Hilton Oteli’nde yumruk atan İsmail Koçkaya’da eski bir MHPli idi. Kumar işleriyle uğraşan İsmail Koçkaya korunup kollanmış ve zamanı geldiğinde de kullanılmıştı.
Devlet sadece dışarıdaki mafya elemanlarını kullanmıyor. Hapishanelerdeki mafya üyeleri de devlet tarafından her zaman kullanılmıştır. Sabancı eyleminden arandığı dönemde teslim olan itirafçı Mustafa Duyar, Sabancı ailesinin istemi üzerine 1999 yılında Nuri Ergin ve kardeşi Vedat Ergin tarafından hapishanede öldürüldü. Keza yakın zamanda Sedat Peker AKP’nin en gözde tetikçisi idi.
Mafya lideri Sedat Peker, mitingler düzenliyor ve bu mitinglerde devrimcileri ve Kürtleri katledip “kanlarıyla banyo yapacağını” söylediğinde buna en çok sevinen yine R.T.Erdoğan değil miydi! Aynı Sedat Peker Temmuz 2017 tarihinde yaptığı bir açıklamada ”Yüce Allah korusun, eceliyle bile olsa sayın cumhurbaşkanımızın bu dünyadaki misafirliği biterse, onlar diktatör neymiş görecekler. Yüce Allah’ın izniyle onlara yakınlık duymuş, onlarla yol almış, onlarla daha sonrasında yolunu ayırmamış bütün herkesi en yakın bayrak direklerine asacağız. En yakın ağaçlara asacağız” dediğinde yine sesini çıkartmayan bu iktidardı.
Çakıcı’nın CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu açıktan ve defalarca tehdit etmesi planlanmış ve hayata geçirilmiştir. Çakıcı’nın arkasında bizzat iktidar olduğu için rahat hareket etmekte ve açıktan meydan okumaya devam etmektedir. Bahçeli’nin “Çakıcı benim dava arkadaşımdır, Çakıcı bu ülkeye sayısız hizmet vermiştir” sözlerinin başkaca bir anlamı yoktur.
Çakıcı’nın ortaya çıkması bir tesadüf değildir. Ekim 2020 tarihinde kontrgerilla eski subayı Engin Alan, Korkut Eken ile birlikte eski içişleri bakanı Mehmet Ağar ve mafya lideri Alaattin Çakıcı’nın Bodrum Yalıkvak’ta bir otelde biraraya gelerek yaptıkları bir toplantı sonrası toplu çektirdikleri bir fotoğrafı kamuoyuna servis etmelerinin ardından Çakıcı’nın Kemal Kılıçdaroğlu’nu tehdit etmesi arasındaki bağ şimdi daha iyi okunmalıdır. AKP-MHP iktidarı, yeni bir kontrgerilla örgütü kurmak istiyor. 1990’larda olduğu gibi yeni faali meçhul cinayetlere adım atmak istiyor. AKP iktidarı, krizle birlikte sonunun yaklaştığını da çok iyi biliyor. Olası bir yeni Gezi veya benzeri bir isyanlarda Çakıcı abileri kullanmak üzere hazırlıyor.
Son Haberler
“Sosyalizm Ve İslâm” Tartışmalarında Önemli Bir Kaynak: Bolşevik Devrimi Ve Din
Köktendinciliğin çeşitli versiyonlarının, bu arada Siyasal İslâm’ın 20. yüzyıl sonlarında yükselişe geçişi, tarihi tek yönlü ve durmaksızın ilerleyen bir devinim olarak algılamaya alışkın zihinlerde, kabul etmeli ki, derin bir kafa karışıklığı ve kavram kargaşasına yol açtı.
Azeri ve Ermeni emekçileri ve yoksulları dosttur!
"Pazar günü çatışmaların başlamasıyla birlikte Ermenistan sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti. Azerbaycan'ın Ermeni halkına savaş ilan ettiğini belirterek Ermenistan ve Azerbaycan'ın büyük bir savaşın eşiğinde olduğunu ifade etti"
1917 yılında Rusya’da Lenin’in önderliğinde gerçekleştirilen Sosyalist Ekim Devrimi’yle Rusya bir halklar hapishanesinden halkların özgürce yaşadığı, ezilen bağımlı ulusların kölelik zincirlerini paramparça ederek kendi kaderini tayin etme haklarını elde ettikleri bir sisteme kavuştular.
TKP-ML MK SB Üyesiyle Röportaj:Mücadele etmekten başka çıkış yolumuz savaşmaktan başka kurtuluş yolumuz bulunmamaktadır ! (2)
– Kongrenizin en önemli kararlarından biri de KKB’nin oluşumu idi. KKB’ye kadar gelen süreci ve bugün kadın özgürlük mücadelesinde partinizin duruşunu özetler misiniz?
Hangi İhtiyacın Ürünüdür Komünistleri Etnik Kökenleri Üzerinden Tanıma Gayretleri!
Nubar Ozanyan (mahlas), Serdar Can`ı anma vesilesiyle kaleme aldığı yazısında, sonderece çarpıcı ve karakteristik olan şu ifadeleri kullanıyor:
Siyasette Çocukluk, Gençlik ve Olgunlaşmak (1)
Her olgu ya da nesnenin bir doğuş, gelişme ve büyüyüp olgunlaşarak yok olup sönümlenme süreci vardır.
Bu yasa, doğa ve toplum hayatında olduğu gibi toplumsal hareketlerin de gelişim seyrinde işleyen bir yasadır. Bu yasayı görmezden gelenlerin, üstünden atlayanların, yaşamda var etmek istedikleri amaçlara ulaşma imkânı bulamadıklarına hep beraber onlarca kez tanıklık etmişizdir.
Coğrafyamızdaki sınıf mücadelesi tarihi de diğer coğrafyaların sınıf mücadeleleri tarihleri gibi bu doğal gelişme seyrini izleyerek bugünlere gelmiştir.
Devrimci mücadeleyi birlikte yükseltelim
AKP-MHP iktidarı, topluma yaşattığı ağır sorunların, içerde ve dışarda yaşadığı hezimetin iç politikada tartışılmasını istememektedir.
AB ülkeleri ve ABD’nin sıkıştırmaları sonucu Oruç Reis araştırma gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri Antalya açıklarında demirledi.
NATO’nun bastırmasıyla Doğu Akdeniz’deki sorunların müzakereler yoluyla çözülebilmesi için Türkiye’nin Yunanistan’la müzakere masasına oturacağı duyuruldu…
Aslolan Kitlelerin Devrimci Kalkışmasıdır
Faşist Türk devleti, ekonomik krizi derinleştikçe daha fazla saldırganlaşıyor. Son olarak HDP’e ve ilerici aydınlara karşı yapılan toplu tutuklamalar, saldırganlık sınırının burada bitmediğini ve bitmeyeceğini göstermektedir. Faşist iktidardan saldırganlıkta, duraklama beklemek ya da burjuva demokrasisinin olası “yumuşaklığını” beklemek, siyasi körlükten öte, burjuva muhalefetin kitleleri oyalama ve faşist devlet yönetimine payanda etme taktiğidir.
Güzel Ana, Serdar Can ve Nubar Ozanyan; Üç mücadele abidesi…
Güzel Ana’nın ölümsüzlüğünün 3. yılını geride bıraktık. Serdar Can’ı, Nubar Ozanyan’ı da uğurlayalı 3 yıl geçti.
Güzel Ana’yı bir tarafım daha dün gibi hatırlar, burada oluşunu, kapıdan bir tebessümle girişini…
Bir tarafım özlemden, hasretten olsa belki kabullenmez, bir tarafım yıllar geçmiş gibi hissetmekte…
Serdar Can için de geçerli bu duygum. Sanki uzun bir işi var da, halledince geri gelecekmiş gibi. Çok az tanıma fırsatı buldum ben Serdar Can’ı, keşke uzun uzun sohbet etme fırsatım olsaydı.
TKP-ML MK SB Üyesiyle Röportaj:Mücadele etmekten başka çıkış yolumuz savaşmaktan başka kurtuluş yolumuz bulunmamaktadır ! (1)
– Merhabalar, öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
– Çevani Başe, TKP-ML Merkez Komite Siyasi Büro üyesiyim. Adım Özgür Aren.
– Geçtiğimiz yıl 1. Kongrenizi yaptığınızı açıkladınız. Kongrenize nasıl bir ortamda hazırlık yaptınız hem Parti gündemleriniz açısından hem de ülkenizdeki durum açısından?
Dünyada Artan Savaş Etmenleri Ve Bu Eksende Sürecin Ana Taktiği:
Emperyalist- kapitalist sitemin bir türlü aşamadığı, uzunca bir süreden beridir yaşaya geldiği ekonomik krizler dalgası , tırmanır bir ivmeyle , emperyalist savaş etmenlerini giderek yükseltmektedir.
Öyleki, adeta 3. bir dünya savaşının ön hazırlıkları ve alan tutma gayretleri ile, son bir kaç yıldan beridir "bölgesel savaşlar" biçiminde , fiili bir savaş durumu yaşanmaktadır.
Kendine Güven, Kolektife Güven; Geleceği Kazan!
“Güven” kavramı, sınıf mücadelesi yürüten politik özneler açısından her dönem tartışılan bir kavram olagelmiştir.
Sınıf mücadelesinin, inişli-çıkışlı, yenilgi ve yengilerle; atılım ve geri çekilmelerle dolu gerçekliği söz konusu kavramın politik özneler açısından yaşamda karşılığını doğrudan etkilemiştir/etkileyecektir. Devrimin kitlelerin eseri olacağına inananlar açısından “güven” kavramı aynı zamanda ideolojik-politik temelde, bilimsel bir zemin üzerinden beslenir ve şekil alır.