Salı Eylül 29, 2026

Tarihte kadın

Kadının yeri hakkında kısır bilgiler (bilgisizlikler) içimize o kadar sinmiş ki; kadının bugünkü haksız konumu kadın tarafından bile kabullenilmiştir. Bu kabullenişin başarıyla sürdürülmesindeki önemli etkenlerden biri de verilen tarih bilincidir. “Böyle gelir, böyle gider” güdümünde gördüğümüz ve bize böyle hissettirilen tüm dünya dönemleri haliyle biz de bilinç bulanıklığına neden olmaktadır. Bunun üzerine de okumayan, araştırmayan, elindeki ile yetinen kuşaklar yaratılınca da bu cehalet içimize iyice sinmiştir. Bunu aşmak için de bize dayatılanı kabul etmek yerine daha fazla sorgulamalı, araştırmalıyız.

Anaerkil dönem

Bu dönem insanın çoğalmasıyla gelişen toplumsallaşma sürecinin bilinen ilk düzenidir. Bu dönemin başlıca özelliklerine bir göz atalım:
İnsan-doğa arasındaki hâkim tarafın doğa olması, insanın doğadaki gelişmelere uygun bir şekilde hareket etmesine neden olmaktaydı. Bu da onun göçebe yaşam tarzını benimsemesine neden olmuştur. Buz çağları, baharın gelişiyle sellerin artması, büyük depremler, hayvanların yer değiştirmesi, sulak yerlerin aranması… Yaşamını sürdürmesi için gerekli olan tüm koşulları el yordamıyla, deneyerek bulduğu için insanın gelişimi bu dönem oldukça yavaştır.
Bir arada yaşayan insan topluluklarında kadın-erkek arasında basit ve kaba bir işbölümü hâkimdi. Toplumsal kurumlar, kanunlar da aynı şekilde basit ve kabaydı. Bu sistem maderi kanun olarak da bilinir.


Aşiret oluşumları güçlenirken buralarda, işbölümündeki sorumlulukları sayesinde, hâkim olan kesim kadın oldu. Çocuk bakımı nedeniyle barınma yerinde kalan kadın toplayıcılık görevini üstlenirken erkekler ilkel av aletleri de avcılıkla uğraşmaktaydı. Avın sürekliliğinin olmaması topluluk ekonomisinde kadının emeğinin öne çıkmasını sağladığı için yönetimde de söz sahibi olabilmiştir. İlkel dönemde kadın; ailenin, aşiretin başı, çocuklar ana semiyesine* bağlı ve poliandri* bir evlilik sistemi mevcuttu. Kadının egemen olduğu bu semiye örgütü ortak mülkiyet esasına dayanmaktaydı. Bu yüzden de komşu aşiretler arasında bu süreçte savaşlar o kadar sık değildi ve savaşlara kadın erkek birlikte silahlanarak giderlerdi.

Ataerkil döneme geçiş


Nüfusun giderek artması aşiretler arası savaşları çoğaltmış, şiddetlendirmiştir. Anaerkil dönemdeki semiyelerde var olan güçlü toplumsal kurumlar bu yüzden askeri örgütlere dönüşür. Bu süreçte üretim araçlarının gelişmesi, iş çeşitlerinin artması iş bölümünü ilerletmiş, bu dönemde mülkiyet esasları da değişmeye başlamıştır. Anaerkil dönemde iş bölümündeki sorumlulukları nedeniyle kadınlar gelişimin akımında birçok hakka sahiptiler. Ancak yeni zenginlik kaynakları, uğraşlarına da sahip olunca anaerkildeki düzendeki konumu değişti.


Özel mülkiyet anlayışı da bu süreçte oluşmaya başladı. Zaten özel mülkiyetin artması aşiretler arası savaşların artmasının en büyük nedeniydi. Nüfusun artması, özel mülkiyetin gelişimi daha geniş topraklara sahip olma ihtiyacını arttırıyordu. Bu da iş kuvvetlerinin çoğalmasına ve büyük servetlerin üretimine yol açtı. Artan işgücü sayesinde ihtiyaç fazlası ürünler ortaya çıktı. Bunların takası vs. ticaretin doğmasına dolayısıyla maliyeciliğin gelişmesine neden oldu. Bu yeni alanı da erkekler yönetiyordu.


Artık durum değişmiş, özel mülkiyet oluşmuş ve bu da erkeğin eline geçmişti. Miras kavramının gelişimi, özel mülkiyeti elinde bulunduran erkeğin malını kendi öz çocuğuna bırakma ihtiyacını doğurdu. Anaerkil dönemdeki poliandri evlilik sisteminde bu hakka sahip değildi. Böylece kadının başka erkeklerle ilişkisi yasaklandı. Erkek evlat mirasçı oldu. Eğer ailede erkek evlat yoksa kız evlat mirasçı idi ancak kadın başka bir aşiretten biri ile evlendiğinde mirası direk o aşirete geçiyordu. Bunu engellemek için de kadının başka bir aşiretten kişi ile evlenmesi yasaklandı.


Evlilik hukuku tamamen erkek egemen zihniyete göre oluşmaya başlıyordu artık. Evli bir kadının kocasını aldatmasının cezası ölüm iken erkek için bu durum ya hafif cezalarla geçiştiriliyor ya da hoş görülüyor. Bu ve buna benzer birçok kanun kadının toplumsal yaşamını azaltarak yok ediyordu.
Kişisel mülkiyet sınıf ayrılık ve çatışmalarının doğmasına yol açarak anaerkil dönemde var olan basit ve kaba toplumsal yasaları artırdı ve karmaşıklaştırdı. Temeli çarpışan çıkarlar üzerine olan bu karmaşık toplumsal düzenin ürünü olarak da “devlet” meydana geldi. Devlet; üst (ezen) sınıfların çıkar bekçiliğini yaparken kendi düzenlerine göre daha fazla eşitlikçi olan anaerkilliğin simgesi kadının haksız konumunu kanunlarla sabitledi.


Devletin daha fazla kurumsallaştığı Roma dönemini örnek olarak göstermek gerekirse bu dönemde fuhuş kurumsallaştırılarak bir vergi aracına döndürülmüştür.
Kadına yönelik baskının artmasını onaylayan bir diğer kurum da din olmuştur. Dinlerin hemen hepsi kadını; erkeği baştan çıkaran, günaha teşvik eden yaratık ilan ederler. Hıristiyanlık ilk ortaya çıktığında kadına yönelik reformları getireceğini söylediğinden kadınlar tarafından daha çok sahiplenilmiş ve egemen olan güce karşı böylelikle yengiler kazanabilmiştir. Ancak kısa zamanda kadınların fedakârlıklarını unutarak kadınlara çok az “bağışta” bulunmuştur.


Yahudilik ve Müslümanlıkta da kadına yönelik “ şeytan” muamelesi vardır. “On Emir” erkekler için yazılmıştır. Müslümanlıkta ise durum biraz daha farklıdır. –ama yalnızca biçim açısından farklıdır.- Bir yandan “Cennet anaların ayakları altındadır” diyerek kadının statüsünü “yükseltmiş” bir yandan miras hukukunda erkeğe kadının iki katı mal bırakılmasını emretmiştir bir yandan erkeğin nikâhına dört kadın cariye olarak da hiçbir sınırlama getirmeyerek harem usulünü meşru kılmıştır.
Anaerkil dönemde var olan ortak mülkiyet anlayışı nedeniyle sınıf çatışmasının olmadığı ve eşitliğin hâkim olduğu ancak babaerkil sistemin kişisel mülkiyetin güdümünde baskı ve zulmü arttırdığı, miras vs nedenlerle de kadını tutsak hale getirdiği görülmektedir. Engels’e göre bu dönemler arası geçiş koşullar uygun olduğu için barış içerisinde gerçekleşmiştir.


Ortaçağ ve derebeylik


Avrupa’da derebeylik sisteminin egemen olduğu ortaçağ dönemi emekçiler için ne kadar karanlık bir dönemse kadın için daha fazla karanlıktı. Toprak sahibi toprağı üstündeki her şey gibi kadının da sahibiydi. On sekiz yaşına gelen erkekle on dört yaşına gelen bir kadının kimle evleneceğine toprak sahibi karar verir. Ve evlenirken bakire olması gereken kadının “ilk gece hakkını” elinde tutar. Eğer vergi isterse ve damat da bunu öderse bu hakkını teslim eder.
Bu dönemde köle muamelesi gören köylü erkekler ve kadınlar tüm günlerini toprakta ya da toprak sahibine hizmet ederek geçirmek zorundalardı. Ağır çalışma şartları altında gün boyu çalışan köylü kadını aynı zamanda evde de zaman geçirerek emek harcamak zorundaydı. Cinsel anlamda da hem kocası hem de “sahibi”ne ait olması yaşamasını güçleştirdi.


Bu dönemde de fuhuşun had safhada olduğu bilinmektedir. Hatta genelevlerin varlığının rahatsız etmesi şöyle dursun, buraların genç kızları ve kadınları korumakta yararlı olduğu iddia ediliyordu. Bu dönemin sonunu getiren olayların peş peşe yaşanması (Otuz Yıl Savaşları, Amerikan’ın fethi) topraktaki erkek köylülerinin azalmasına yani kadının iş yükünün artmasına neden olmuştur. Ancak bu erkek egemenliğinin kadınların eline geçmesi anlamına gelmemekte aksine kadın sömürüsünü katmerleştirmekteydi.


Teknolojik gelişmeler ve vahşi kapitalizm


İnsanlık bir yandan ortaçağ karanlığında eziliyor bir yandan da tarihin gelişimini hızlandıracak buluşları gerçekleştiriyordu. Amerika’nın keşfi ve birçok aletin icadıyla güçlenen, öncesi küçük bir grup olan ve burjuva denilen aracılar, küçük tacirler güçlenmeye başladı. Toprak temel maddi güç olmaktan çıkar, değerli taşlar ve madenler bu konumu elde ederler. Bu yeni temel değerin kaynaklarını sahipleri olan burjuvalar da bu dönem yükselişe geçerler. Yükselişe geçen bu grupta da egemen olan erkeklerdi.


Makineleşmenin yaygınlaşması öncesi hammaddenin eğrilmesi veya dokunması ev içerisinde el aletleri ile yapılıyordu. Bu dokumacı aileler çoğunlukla kırda yaşarlar ama kente de yakındırlar. Yerli pazarda kendilerine ihtiyaç vardır ve aracılarla iyi anlaşırlar. Ancak buharlı gemilerin, trenlerin icadı, ataerkil ustanın küçük atölyesinin fabrikalaştırılması, seri üretime geçilmesi vs gelişmeler iş gücüne olan ihtiyacı artırarak bu aileleri üretici konumdan tasfiye etmiştir. Ev atölyesinde ufak da olsa bir konum elde etmiş olan kadın, fabrikalaşmayla birlikte bu üretici konumundan da olmuştur.


Fabrikalaşmayla artan iş gücü ihtiyacı sonucu hem kadın hem erkek yoğun sömürülere maruz kalmıştır. Ancak burjuvazi; kadının, hayatını ve kişisel bağımsızlığını kazanmak için çalışmasını bir dereceye kadar hoş görmesine rağmen sanayinin en yüksek gelişmesine çıkması için erkek işçiden çok kadın işçi kullanmak ister. Bunun en büyük nedeni de kadın emeğinin erkek emeğine göre daha ucuz olmasıdır. (aynı şekilde çocuk emeği de bu konuda daha fazla sömürüye maruz kalmıştır.) Özellikle 18. yüzyılının ortalarında 20. yüzyılın başına kadar bu düzen vahşi koşullarda sürdürüldü. Bu dönemde artan işçi hareketlilikleri, grevleri, direnişleri içerisinde kadın da yer aldı.


Yaşama kavgası keskinleştikçe aile düzeninde kırılmalar meydana geldi. Kadını evden fabrikaya hapseden sömürü düzeni, değil kendine ev ve çocuğuna bile zaman ayırmasına engel oluyordu. Bu kişisel mülkiyet dünyasında kadın, “cinsel bir meta” olarak görülmüş ve baskı altında tutulmaya çalışılmıştır. Hatta ünlü Alman sosyalist-kuramcı Rebel “fuhuşun burjuva toplumunda gerekli bir kurum olarak görüldüğünü” söyler.
Bugün de kadın çok farklı bir konumda değildir. Ev kadınlığı kurumsallaştırılarak kadının iş gücü ücretsiz sömürülmekte, kadın meta halinde sergilenerek bir birey olduğu inkâr edilmekte, ikinci sınıf\üçüncü sınıf muamelesi kabullendirilmektedir.


Kadın sorununa ilişkin yaptığımız bu küçük çalışmalar bu konudaki eksikliğimizi gösterse de, bu konu da çalışma yapmanın önemini bize kanıtlıyor. Bu sorun sistemden bağımsız değildir. Bu yüzden de ancak sisteme karşı bir mücadeleyle çözülebilir.

*semiye: kan bağı olan sülale, aşiret (genelde Yahudilikte kullanılan bir terim)
*poliandri: kadın için çok eşlilik

Yeni Demokrat Gençlik arşivinden alınmıştır.

101330

Örgütlenme Üzerine :Taner özcan

Siyasi örgütler ya da devrim perspektifiyle yola çıkan tüm hareketler şu ve ya bu düzeyde örgütlenme, güncel görevler, sınıfların savaşımı sonucu açığa çıkmış kendiliğinden doğan hareketlerin sonucunda coşkuya kapılmakta acil görevler ve sorumluluklar ithaf etmektedirler kendilerine. Bu bir gazetenin yada bir organın somutunda sonuçlanmakta ve nihayetinde çelişki geriye düştüğünde organın yada gazetenin özeleştirisi yapılıp geri yada ileri yanları ile ilgili tahliller yapılıp kısa dönemsel sonuçlar üzerinden kesin sonuçlar elde edilmektedir.

Osmanlı rus savaşlarinda çerkez ve kafkas halklara yönelik sürgün katliamlar (2)

 

Üçyüz yıla yakın süren  savaşlar büyük ama o kadar kırım ve katliamları  mazlum Kafkas halklarına  reva görmüştür.  Savaşların galipleri her zaman  egemen sınıflar olmuş ,mazlum yoksul halklar eğemenlerin yenilgisine veya galibiyetine  kurban edilmiş , soykırım katliamları halklara yaşatılmıştır. Bunun en büyük örneği  iki milyona yakın , belkide daha  fazla  başta Çerkesler olmak üzere Kafkas halkı  soy kırıma  ve sürgüne  uğratılmıştır.

Türkiye'nin Well Strit Şehrini İşgal Et‏‏ / Ergün Aslan

Bir devrimciyi diğer görüşlerdeki insanlardan daha  insancıl kılan istisnalar kaydeyi bozmaz demesi değildir.

İstisnalar için gerekirse kendi kurduğunu da yıkıp yeniden yapmasıdır.

Bir rüyaydı bitti.

Türkiye'nin Well Strit Şehrindeki ABD halkı için Well Strit Şehrini işgal ruhunun yarattığı fakiriyle, zenginiyle... yan yana yürüyebileceğinin gerçekliği.

Bir rüyaydı bitti. 

Taşlarda yeniden yerine oturmaya başladı.

 

Düzen partilerine “TEK BİR OY BİLE YOK!”

Yerel seçim süreci, egemenlerin politik temsilcileri olan partilerin gerçekliğini anlama-kavrama açısından emekçilere önemli olanaklar sunmaktadır. Burjuva düzen partilerinde aday belirleme süreciyle birlikte yaşanan utanç verici gelişmeler bir kez daha göstermektedir ki onların halka değil kendilerine hizmet gibi dertleri vardır. Bunun için birbirleriyle dalaşıp, kapışıyorlar, kavga edip küsüyorlar.  Aradıkları, düşündükleri tek şey, kendi sınıf çıkarları; dert ettikleri ise daha fazla olanak elde ederek, zenginliklerini büyütmektir.

Akima Kapilma, Yel Degirmenleriyle Savasa Katil; Atomu Parcalayacagiz-3

Akima Kapilma, Yel Degirmeleriyle Savasa Katil; Atomu Parcalayacagiz-3



Hani essekle semeri karistirma durumu vardir ya, kirk yillik marksist hareketin icinde olup da, daha Marksizmin abc'si olan konularda bu kadar ileri bir cehalet icinde olan arkadaslarimizi gorunce aklima o geliyor; hakkaten bu arkadaslar essekle semeri ayirt edemiyorlar...!

Dersimde Yerel Seçim Sürecine Dair Kısa Bir Değini!

17 Aralık yolsuzluk operasyonunun yarattığı sistem cephesindeki dalgalanmayla seçim sürecine girildi. Halkın açığa çıkan bu duruma yönelik tepkileri dinmemişken yeni yasakları kapsayan yasa tasarıları da gündeme geldi. “Demokrasi paketleri” Taksim’de plastik mermi ve gazlarla saldırının yapıldığı sıralarda mecliste oylamaya açıldı. AKP iktidarının ezilen halk kitlelerini hizaya getirme planlarının başında yinebaskı ve şiddet birinci sırada. Bu durumun önümüzdeki dönem yine bu yöntemlerle iktidarını korumaya çalışacağı ise bir gerçektir.

100’E 1 Kala Ermeni gerçeginin topografyasi:SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

2015 EŞİĞİNDE,RESMÎ DURUŞ,DEVLETİN İNKÂR VE İMHACI TUTUMU,“ERMENİ AÇILIMI” DENEN ŞEY!,ERMENİLER HÂLİ YA DA DİYORLAR Kİ,24 NİSAN 1915,ERMENİ SOYKIRIMI,MALTA BELGELERİ’NİN ANLATTIĞI,TARİHİN RESMÎ OKUMALARI,SOYKIRIMDA KÜRT FAKTÖRÜ/ VEYA ROLÜ,“EMVÂL-İ METRÛKE”: GASPEDİLEN ERMENİ ZENGİNLİĞİ,MÜSLÜMANLAŞTIRILAN -GİZLİ- ERMENİLER,ABD PATENTLİ İLLÜZYON(LAR),PARLAMENTO KARARLARI İLE “SOYKIRIMI TANI(T)MA”!

VE BUGÜN…AHBARİK HRANT İÇİN HATIRLATMA,HİÇBİRİMİZ MASUM DEĞİLKEN KEFARET (TAZMİNAT) MESELESİ,LİBERALLERİN İŞLEVİ HAKKINDA BİR PARANTEZ

Adıyaman'dan Paris'e ,Bir Özgürlük Savaşçısı,Misak Manuşyan

1 Eylül 1906'da Adıyaman'da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Paralel Değil, Yolsuzluklar Yumağı‏;Erdal Yıldırım

17 Aralık tarihinde başlatılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” örneğine uygun olarak Başbakan RTE ve AKP sözcüleri, yöneticileri operasyonu yıllardır kader birliği ettikleri, aynı kaptan yemek yedikleri, onlarca yıldır dava arkadaşlığı yaptıkları hizmet cemaati ve mensuplarını devlet içinde devlet, ya da güncel ifadeyle “paralel devlet”, “vatan haini”, “ajan”, “casus”, “dış mihraklar” olarak suçlamaya başladı..

19.ve 20.Yüzyılda tehçir ve soykırımlar üzerine;Hasan Aksu

İnsanın varlığından günümüze egemenlik savaşları hep var olmuştur.İrili ufaklı yürütülen savaşlarda  yüzlece ,binlerce  yizbinlerce ve milyonlarca insan katledilmiştir . Her savaş sonuçta yıkım ,felaket ,yoksulluk sürgün ,soy kırımı ve de katliamları beraberinde getirerek  kanlı yüzünü tarihimize açımasızça yazdırmıştır.İnsanlık geliştikçe  ,bilgi ve bilim dağarcığı  arttıkca  sanırızki savaşlar azalır,katliamlar artık olmaz, tehçir ve soy kırımları  bir daha  yaşanmaz,sonlanır.

Ankara Kapanından kurtulmak‏/Mahmut Alınak

Ey Kürtler, Aleviler, Araplar, Çerkesler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler ve ulusal hakları ellerinden alınan diğer halklar…

            Ey ezilen Türk halkı,

            Yoksullar, işsizler, emekçiler,

            Kadınlar, gençler

            Ve zindanlarda çürütülen mahpuslar,

Sayfalar