Pazartesi Eylül 21, 2026

Soykırıma Giden Yol ve Van direnisi I. Dünya Savaşı

3000 yıldır,Anadolu'da yaşamış bir halkın,topraklarından yok edilerek,tarihte eşi benzerigörülmeyen yol ve yöntemleri kullanarak,20.yüzyılın başlarında 1,5 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan soykırım yaşanmıştır.Meşrutiyet'in ilanıyla Abdülhamit'in krallığına son verilmiş,yönetimde ağırlığını hissettirmeye başlayan İttihat ve terakki partisi'nin amacı devleti ele geçirmekti.1913 yılında ,31 Mart olayları olarak tarihe geçen darbe ile tamamen yönetime el koyan Talat-Enver-Cemal üçlüsünün hakimiyetinde Selanik'ten gelen ordu ile gerçekleşen darbeden sonra kral Abdülhamit sürgüne Selanik'e gönderildi.1913 yılında yine seçimlerde İttihat ve Terakki partisi ile beraber seçimlere giren EDF-Taşnaklar,Meclis'te  20 sandalye talebinde bulundular.Fakat İ-T Partisi''12 neyinize yetmez'' diyerek karşı çıktılar.

Abdülhamit yönetimi bir ara üstünlüğü ele geçirmiş olsa da ,her tarafta cadı avına girişerek İttihatçı avına başladı.Genç Türk'lerin her yerde köşe bucak arandıkları,yakalandıkları takdirde idamla sonuçlanacak olan İ-Terakki Partisi'nin Merkez Komite üyesi Halil Menteş'i,İstanbul milletvekili olan Krikor Zohrab evinde sakladı.Yine Dr.Nazım EDF-üyesi Azarig'in evinde saklandılar.Yakalanmayarak ölümden kurtuldular.11 gün süren olaylarda birçok İ ve Terakki partisi üyesini Ermeni'ler kralın,elinden ölümden kurtardılar.Ama İttihatçı'lar,İstanbul'da Tehcir tutuklamalarında Krikor Zohrab'ı ve yüzlerce insanı evlerinden bir sabah vakti alarak ölüme göndermişlerdir.31 Mart olayları ile iktidarı ele geçiren hareket ordusu içerisinde sonradan cumhuriyet'in kurucuları da bulunmaktaydı.Bunlar önemli isimlerdir.Mustafa Kemal,Kazım Karabekir,İsmet İnönü,Ali Fethi Okyar,Rauf Orbay gibi.

Anadolu'da çoğunluğu %90'ı Müslüman bir toplum olacak,Hristiyan nufusun yani Rum Ermeni,Süryani'lerin sürgün ve imha yolu ile yurtlarından imha edilerek,kovulması için 1913-14 yılından itibaren izlenen politikalar bugünkü TC Devleti'nin temelleri olmuştur.Ermeni soykırımı'nın ilk provası Rum'ların kovulması,etnik temizlik ile başarıya ulaştı.İttihat ve Terakki Partiside bundan cesaret aldı.

Eşref Kuşçubaşı'nın anlatımlarında ''büyük bir plan hazırlamıştık'',Harbiye nazaretinde yapılan gizli toplantılarda,öz olarak anlaşılması gerekli olan ''hristiyanların tasfiye edilerek Anadolu'nun Türk'leştirilmesi'' olarak anlayabileceğimiz raporlar hazırlandı.''Batı Anadolu'da çıban başı olarak görülen Rum'ların siyasi ve iktisadi olarak tasfiyesi''dir denilmektedir.Yine İttihat ve Terakki Partisi'ne göre ''en ağır tehlike  Ege bölgesindedir'' tespitinde bulundu.Eşref Kuşçubaşı İzmir ve çevresinde araştırma ve inceleme yapması için görevlendirildi.İttihat ve Terakki Partisi'ne bir hareket planı için rapor hazırlayarak sundu.''İzmir'de millileştirme harekatı'nın  çok zorluğundan'' bah setti.E.Kuşçubaşı,''bütün dost,düşman memleketlerin konsoloslukları,kadroları buradadır'' der.Dışarıdan gelecek baskılardan çekinir.Bunun için terör,baskın,soygun gibi eylemleri hükümetin alakası yokmuş gibi Teşkilat-ı Mahsus eliyle düzenlenmesini örgütledi.Anılarında  ''tüm bu planlardan Halil Menteş'in de haberi vardır'' demiştir.

E.Kuşçubaşı önderliğinde ,Rum'lar rahatsız ediliyor,yapılan baskınlarla göçe zorlanıyordu.Çete'ler Rum köylerine baskınlar yaptılar.Eli silah tutan Rum gençleri,Amele taburları adı altında toplanıyor yol,inşaat gibi işlerde çalıştırılıyordu.Alınan tüm tedbirlere rağmen Avrupa'lıların dikkatini hemen çekti.Ege'de Hristiyan'ların temizlenmesi 1914'de yoğunlaştı.Rum cemaatine korku verilerek yerlerinden atıldılar.Ev,arazi ve mallarına el konuldu.Öldürüldüler.Bu olaylar aralıksız devam etti.Dönemin ABD Büyükelçisi Henry Margenthau bu olayları şu şekilde rapor etmiştir.''Türk'ler Rum'lara Ermeni'lere karşı uyguladıkları yöntemi uyguladılar.Rum askerlerinin binlercesi Ermeni'ler gibi soğuk,açlık ve öteki yokluklar yüzünden öldüler.Rumlar her yerde guruplar halinde toplandılar.Türk jandarmasının sözde koruyuculuğu altında genellikle yaya olarak iç bölgelere taşındılar.''der.Tehcir edilen Rum'ların 200 bin ile 1milyon arasında olduğunu,Rum Başbakanı Venezilos'a göre 300 bin kişinin yok edildiğini,450 bin Rum'un Yunanistan'a sığındığını beyan etmiştir.

Anadolu'nun homojen hale getirilmesi için atılan siyasi adımlarda en önemli hamle Enver Paşa'nın savunma ve Ordu Komutanlığı'na atanması oldu. 1914 yılı ordunun yeniden örgütlenme sinde büyük adımların atıldığı yıl olmuştur.Teşkilat-ı Mahsus'a bu dönemde kuruldu ve geliştirildi.Teşkilat-ı Mahsusa'nın önde gelen ismi Eşref Kuşçubaşı'nın verdiği bilgilere göre ''çöküş içinde  olan ülkenin tek çıkış yolunun Türk-İslam aleminin birliğinin sağlanması olduğunu,gayrı-müslümlerin devletindevamından olmadıklarını,gayrı-müslümlere karşı alınacak tedbirlere bağlı olduğunu''söyledi.Bu yüzden Teşkilat-ı mahsusa'nın görevi ''hükümetin görünürdeki kuvvetlerinin ve asayiş teşkilatlarının katiyen başaramayacağı hizmetleri yerine getirmektir''der.Kuşçubaşı'nın sözleriyle ''ilk vazife sadık'larla,hain'lari birbirinden ayırmak'' olmuştur.

Soykırıma giden yolun örgütlenmesi,Teşkilat-ı Mahsusa'nın kurulması ile başladı.İlk önce cezaevlerinde bulunan katil,ağır suçlu kişiler özel afla serbest bırakıldı.Kafkaslar'dan,Balkanlar'dan gelen muhacirler Teşkilat-ı mahsusa etrafında silahlandırıldı.15-60 yaş arasında olan ermeni erkekler seferberlik adı altında toplanarak yol,inşaat gibi işlerde çalıştırılarak,soykırım planının uygulanması halkın savunmasız kalması için erkekler etkisizleştirildi.Yörede bulunan kürt aşiret reislerinden meydana gelen Hamidiye Alayları ile askeri örgütlenme oluşturuldu.Tamamen özel ve gizli bir örgütlenme olan Teşkilat-ı Mahsusa'nın amacı Ermeni sorununu çözmek idi.Yarı özerk olan bu Teşkilat ''devlet içerisinde devlet'' olarak biliniyordu.Özel olarak donatılan bu çeteler,Ermeni konvoylarına  pusu kurup,imha etmek görevi verilmişti.İttihatçılar,Ermenileri yok ederek,doğu vilayetlerindeki Ermeni sorununu halletmek niyetinde idiler.

Beş yıl boyunca  İttihat ve Terakki Partisinin  sayısız vaatleri arasında bulunan Güvenlik konuları,toprak sorunlarına tartışarak çözüm getirilmesi,yerel idarelerde nufus oranına göre temsil edilebilme,zorla islamlaştırmaktan Türk'leştirmekten vazgeçme,hakların ve özgürlüklerin güvence altına alınması,vergilerde indirim gibi konularda verilen sözlerin hiç biri yerine getirilmedi.İttihat ve Terakki ülkeye  dal budak yayılarak güçlü bir ağ oluşturdu.Bu olumsuzlukları gören EDF-Taşnaklar kendi kongrelerinde tartıştılar.Artık kendilerine gereksinimleri kalmadığını anladılar.En ateşli,İttihat ve terakki yanlıları bile,Parti içerisinde  ilişkilerin kesilerek,mücadelenin başlatılması yönünde kararlar aldılar.İttihat ve Terakki Partisi ile ilişkilerini 1913 yılında kesin olarak kestiler.

İttihat ve Terakki Partisi sadece Ermeni'leri kandırmakla kalmadılar.Arap'lara vermiş oldukları sözleri de yerine getirmediler.İttihat ve Terakki Partisi'nin,Türk'leştirme politikasına şiddetle karşı çıkan Araplar,Suriye'de kendi adamlarını devletin önemli kilit noktalarına yerleştirmesi,Türk'çenin resmi dil olarak ilan edilmesi,Arap'larda büyük tepki aldı.Bununla kalmayan İ ve T Partisi Suriye'ye,Lübnan'a ordu komutanı olarak atadılar.Bu politikalar Arap milliyetçiliği ile ayrılıkçı politikaların gelişmesine,çıkmasına yol açtı.

 

***********

Van direnisi ve 1 dünya savasi

 

Ermeni soykırım tarihinde,EDF-Taşnak Partisi'nin İttihat ve Terakki Partisi ile oluşturduğu siyasal ittifak,hiç bir zaman kendi halkının gücü ile öz politikalarını esas almadı.İttihatçı'lardan gelecek çözüm önerilerini bekleyerek, politika geliştiremediler.İttihatçılardan medet umdular.Üst üste gelen siyasal hatalar,Ermeni halkını önderliksiz ve hazırlıksız yakaladı.Bunun bedeli ise pahalıya mal oldu.

 

19.yüz yılda filizlenen uluslaşma sürecin 20.yüz yılda uluslar artık şekillenmeye başladı.Osmanlı imparatorluğu sınırları içinde bağımsızlıklarını ilan etmeyen kala kala Ermeni'ler ile Kürt ler kalmıştıYeni bir dünya savaşının arifesinde Osmanlı Devleti,ittifak devletleri Almanya saflarında savaşa katılacaklarını ilan ettiler.Osmanlıların savaştan önce durumu hiç de parlak görünmüyordu.Çünkü doğuda Rus'ların işgal ettiği topraklar ile Balkan'lar ile Afrika 'daki topraklar kontrolden çıkmıştı.Hakimiyeti altındaki bütün toprak parçalarını kaybetmenin vermiş olduğu dürtü,elindeki toprakların da kaybedilmesini hiç tasavvur edemiyordu.Ermeni'leri tehdit olarak gören Enver Paşa,Ermeni'lerin bölgeden uzaklaştırılması için van bölgesindeki Ermeni'leri ''ya Rusya'ya sürülmeli,yada Anadolu içlerine muhalif yerlere dağıtılmalıdır'' diyerek rahatsızlığını dile getirmiştir.''Boşalan yerlere de müslüman ahalinin yerleştirilmesi'' planlanıyordu.

 

İ ve T Partisi,Ermeni halkını imha ve yokedebilmek için kirli ve kara propaganda başlatarak,Ermeni'leri hedef tahtasına koydu.''Ermeni'lerin Rus'ların yanında savaşa gireceklerini,itilaf devletleri ile hareket edeceklerini,Ermeni'lerin güvenilmez kuşkulu bir halk olduğu'' propagandaları savaştan önce başladı.Ermeni'lerin yaşadığı vilayetlere şifreli telgraflar gönderilerek siyasi parti temsilcileri ile halka önderlik eden şahsiyetlerin kontrol altınada tutulması talimatı verildi.I.Dünya savaşı öncesinde  reform programlarından tamamen vazgeçen İttihat ve Terakki Partisi Kafkas'lara oradan Orta Asya'ya açılma planını gerçekleştirme gayreti içindeydiler.Bu Almanya'nın bölgesel çıkarları için  yürütülen  planın bir parçasıdır.Almanya ile savaşa katılma kararı alan İ ve T Partisi,Almanya ile yapılan antlaşmalara göre,özel bir maddeyle Osmanlı devletinin Kafkasya ve Orta Asya'yı işgal edeceği ve ileride bu bölgeleri topraklarına katacağı belirtildi.Bu antlaşma Almanya'nın stratejik planlarına denk düşmekteydi.

 

Tarihi olarak varlık ile yokluk sürecinden geçen Ermeni ulusu,İ ve T Partisi'nin yalanlarına karşılık,2-14 Ağustos 1914'de Erzurum'da toplanarak belli başlı kararlar aldılar.Artık savaşın başlamasına kesin gözüyle bakan EDF-Taşnaklar,Ermeni'lerin ''vatani görevlerini yerine getirecekleri'' kararı aldılar.Bu Osmanlı'lar ile beraber savaşa katılacakları anlamına geliyordu.Oysa ki İttihatçılara göre,bugün bile tekrarlanan resmi düşünceye göre ''Ermeni'lerin itilaf devletlerini destekledikleri'' bizi arkadan vurdukları söylenir durur.

 

Erzurum'a gelen İ ve T Partisi temsilcileri,Bahattin Şakir ve beraberindeki heyet EDF-Taşnak Partisi kongersinden bazı taleplerde bulundular.Rus'lara karşı Kafkaslar'da bir isyan başlatılmasını,Ermeni'lerden talepte bulundular.Eğer kazanılması durumunda Ermeni'lere özerklik dahi verileceği,bunun için kongreden cevap beklediler.EDF-Taşnaksutyun Partisi,Osmanlı Ermeni'lerinin vatani görevini yerine getireceğini,ancak kafkaslar'da Rus imparatorluğuna karşı bir isyan başlatılmasının söz konusu

olamayacağını cevabını verdiler.Bu kararlar ''tarafsızlık ile vatandaşlık görevlerinin yerine getirilmesi'' şeklinde uygulandı.Parti içinde karşı çıkanlar olmasına rağmen bu düşünce resmi olarak benimsendi.Bu kararlar İ ve T Partisi'nde şok etkisi yarattı.Çok kızdırdı.Birbirinden ayrı iki devlet olan Doğu ile Batı Ermenistan'ın,Doğu Rusya ile Batı ise Osmanlı saflarında savaşa girdiler.Türk tarih söylemlerinde bu olayı her zaman ters yüz ederek karşı propaganda malzemesi olarak kullana gelmiştir.

 

Doğu'da Rus'lar ile savaş halinde olan Osmanlı'lar zafer elde edebilmek için bir an önce saldırı planlarını hayata geçirmeye koyuldular.Hatta bütün bölgeye müslümanlara ''cihad çağrısı''nda  bulunarak Rus'lara karşı ayaklanmaya davet etti.Sultan'ın bu çağrısı Kafkaslar,Orta Asya,Afganistan,Hindistan'a kadar ulaşması hedefleniyordu.İ ve T partisi'nin ideolojisi de zaten ''düşmanın ülkesi viran olacak,Türkiye büyüyüp Turan olacak'' idi.

 

1914 yılının sonuna denk gelen ve 12 gün süren Sarıkamış harekatı sonunda 90 bin asker soğuktan kırılarak can vermiştir.Herhangi bir savaş yaşanmadan alınan bu yenilgi sonucunda  ordu komutanı Enver Paşa anılarında ''bunlar nasıl olsa  birgün ölecek değiller miydi'' demiştir.Açlık,soğuk,hastalıktan dermanı kalmamış yaşları 12-17 arasında gençleri savaşa sürerek ölümlerine sebep olan İ ve T partisi başı,Enver Paşa yaralanarak tedaviye kaldırılanlara ''pazarlık ölene kadar'' diyerek ölüme göndermiştir.Kendisi geri çekilirken,''geri çekileni kuşuna dizin'' diyerek infaz ettirmeye çalışması,savaş uygulamalarının ne kadar acımasız,gaddar olduğunu İttihatçı'larda görebilmekteyiz.Henüz savaş yaşanmadan alınan Sarıkamış yenilgisinin faturası Osmanlı'ları çılgına çevirmiş,faturasını Ermeni'lere ödetmişlerdir.Yenilginin sebebi olarak Ermeni'ler gösterilmiştir. Ermeni'lerde 1915'den itibaren başlayan ulusal direniş hareketleri içerisinde en önemlisi Van direnişi olarak tarihte yerini almıştır.

 

Van Ermeni milliyetçiliğinin en yüksek olduğu şehirlerden birisidir.Van'ın sınıra yakın,her an Rus'larla ilişkiye geçip lojistik yardım alabilecekleri düşünülmüştür.

Kafkaslar'a,İran'a açılabilme bakımından stratejik duruma sahiptir.Van valiliğine Tahsin Bey'in yerine getirilen Cevdet Bey'in atanması boşuna değildir.Aynı zamanda Enver Paşa'nın da eniştesi olan Cevdet Bey katliam,tehcir,cinayetlerde aktif rol almış,İ ve T Partisi'nin politikalarının planlı yöneticisi ve uygulayıcısıdır.Fanatik bir müslüman olarak da bilinen Cevdet Bey Van valisi olduktan sonra durumun Van'da daha da kötüleştiği her daim söylenir.Göreve gelir gelmez ''Azerbeycan ermenilerini ve süryani'leri temizledik sıra Van Ermenileri'ne geldi'' diyerek niyetini açıkladı.Sarıkamış yenilgisi ile Ermeni'leri tehdit ederek ''bir kurşun attıkları takdirde'' dizlerini göstererek buraya kadar olan hristiyan erkek,kadın ve çocuğu öldürmekle tehdit etti.Cevdet Bey'i en iyi tanıtan Henry Margenthau anılarında şöyle anlatmaktadır.''Van valisi Cevdet Bey'in ünü tüm Ermenistan'a yayılmıştır.Cevdet ülkenin her köşesinde  ''Başkale nalbantı'' olarak biliniyordu.Çünkü bu işkence uzmanı Ermeni kurbanlarının ayaklarına  at nalı çakarak bütün işkenceciler arasında başyapıt olan bir işkence yöntemi keşfetmiştir'' diyerek aslında Van Ermeni'lerini bekleyen büyük tehlikeyi işaret etmiştir.

 

Stratejik konumda olan Van'da Ermeni'ler askere alınmaya başladı.EDF-Taşnak partisi bu duruma karşı çıktı.Oysa Osmanlı'lar Amele taburları altında  Ermeni'leri silahsızlandırmak için toplamışlardır.Görüşme bahanesiyle  makamına  çağırdığı Ermeni ileri gelenlerinin tutuklanması,bazılarının öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu.30 bin Ermeni'nin direnişle karşı koyduğu,siperler kazarak az sayıda yiyecek ve cephane ile karşı koyulan Van direnişinde Van kahramanca savunuldu.Rus ordusu ile beraber hareket eden ''Ararat birliği'' Van'a gelince  dengeler değişti.Atağa geçen Ermeni'ler hükümet binalarını,bankaları,Tekel,Posta binalarını ele geçirdiler.Yeni bir yönetim oluşturuldu.Nisan sonuna kadar direnildi.Rus ordusunun geri çekilme kararından sonra ,Ermeni'lere de Rus ordusunu takip etmeleri istendi.250 bin Ermeni Kafkaslar'a geri çekilirken,40 bin kişi bu arada öldü.Rusya'ya gidenler soykırımdan kurtulan Ermeni'ler olmuşlardır.Sonuçta Osmanlı ordusu direnişi kırabilmiştir.Tehcir kararı artık alınmış soykırıma geçilmiştir.Şehire giren Osmanlı'lar ''baltacıların devamı'' olan gurupların saldırısıyla katliam yaşanmıştır.Eniştesi olan Cevdet Bey,Enver Paşa'nın kız kardeşinden ayrılınca da Paşa'lık unvanı elinden alınmıştır.

 

 

58938

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Son Haberler

Sayfalar

Agop Ekmekciyan

Provaksyon siyaseti

Dün İsviçre Basel'de 1 Mayıs mitingindeyiz. Yağmurlu ve serin bir hava...Gelecek güzel günler özlemi yüklenmiş bir 'avuç' coşkulu yürek. Toplumun üzerine serpilmiş ölü toprağı sessizliğine inat avaz-avaz özgürlük, eşitlik ve adalet taleplerini haykırıyorlar. Belki çok küçük, ama mevcut realitede, anlamlı ve değerli görkemli bir duruş abidesi misali...

TKP-ML MK SB: 1 MAYIS, GERÇEK VİRÜS EMPERYALİST-KAPİTALİST SİSTEME KARŞI MÜCADELEDİR!

Bütün Ülkelerin İşçileri ve Ezilen Halkları, Birleşin!

Burjuvazi ile işçi sınıfı ve milyonlarca ezilen emekçi yığınlar arasındaki savaşımda, en önemli kilometre taşlarından biri olan 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nü, devrim ve karşı-devrim güçlerinin saflarının daha da netleştiği, çelişkilerin daha bir açık hale geldiği, ezilenlerin öfkesinin henüz kabuğunu kıramamış olsa da biriktiği bir süreçte karşılıyoruz.

TKP-ML KKB’den KBDH Konsey Üyesi Çiğdem Vartinik: Her zaman tetikte, sürekli direnişte…

– Tüm dünyada askeri-politik gelişmeler yaşanıyor. Kadınlar ve LGBTİ+lar bu gelişmelerden direkt etkileniyor. Bununla birlikte yükselen bir kadın ve LGBTİ+ hareketi de var. Hemen hemen bütün eylemlerin de önünde yer alıyorlar. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Heval Sinan Dersim’e - Süleyman Gürcan

Hani derler ya bazı insanlar iz bırakır diye. Sinan'da birkaç yıllık tanışma ve ortak çalışmada bende yoğun bir iz bıraktı. Ortak çalışmaya verdiği önem, eksikliklere ve yanlışlıklara yaklaşımda örgüt ayrımı yapmadan eleştiren ve yanlışlardan ders çıkartan bir kişiliği vardı.

Bizi kim değiştirecek?

Geçen sayımızda “Aynaya Bakmak” başlığını atmış ve bireyin-bileşenin-kolektifin “körleştiği” noktada ona ayna olan yoldaşlardan bahsetmiş ve bunun “bir şans” olduğunun altını çizmiş; bununla bağlantılı olarak başarının müdahaleye-eleştiriye açık olmakla ilişkisine değinmiştik.

TKP-ML MK üyesi Meral Güzel: “Halk Tava Gelmiş Demir Gibidir, Örsle Çekiç Olmak Bizim Elimizde!”

Merhaba, öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

– Merhaba, adım Meral Güzel, TKP-ML MK üyesiyim

Hem emperyalist kapitalist sistemdeki hem bölgedeki hem de Türkiye- Kuzey Kürdistan’daki siyasi-ekonomik gelişmeler coğrafyacımızdaki devrim mücadelesinin gelişimine olanak ve fırsatlar sunan güçlü bir zeminde olmasına rağmen devrim mücadelesi istenilen boyutta değil, bunu nasıl açıklayabilirsiniz?

CIA’nın Anti-Komünist “Özgür Düşünceli” Entellektüelleri (1.Bölüm)

Giriş:

Emperyalist merkezler, dünyayı yeniden paylaşmak için hummalı bir savaş hazırlığı içindeler ve buna göre de rakiplerine kutuplaşmalar giderek sertleşmektedir. Silahlanma son hızla yapılırken, faşistleşme ve iç faşistleşme de, hemen hemen bütün ülkelerde gelişmekte, işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki baskılar günden güne artmaktadır. Kazanılmış demokratik hak ve özgürlükler, burjuvazi tarafından gasp edilmektedir.

Egemenlerin korkularını tarihimizden aldığımız güçle büyütelim…

Türkiye işçi sınıfının ve çeşitli milliyet ve inançlardan ezilen halkımızın öncü ve önder gücü Proletarya Partisi’nin kuruluşunun 49. yılındayız. Proletarya Partisi, 24 Nisan 1972 tarihinde bir tesadüf sonucu kurulmadı.

Dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmelerin bir iz düşümü olarak doğdu. Proletarya Partisi’nin kurucu ve kuramcısı İbrahim Kaypakkaya, hem pratik hem de politik bir önder olarak kısa yaşamında tarihi değerde araştırmalara imza attı. İçinden çıkıp geldiği politik çevrelerde iki çizgi mücadelesi verdi.

TKP-ML TİKKO Genel Komutanlığı: Bu Çelik Aldığı Suyu Unutmadı, Unutmayacak!

Partimiz TKP-ML, İbrahim Kaypakkaya önderliğinde kurulduğunda ellerinde yalnızca birkaç kırma ve dünyayı temellerinden sarsacak MLM biliminin yol göstericiliği vardı. ’71 silahlı çıkışının komünist yanı olan partimiz TKP-ML, silahlı mücadele hattında taviz vermeden ilk günkü inat ve kararlılıkla silahlı mücadeleyi bugünlere taşıyabilmiştir.

Proletarya Partisini ortaya çıkaran şartlar

24 Nisan 1972, coğrafyamızda komünist mücadele ateşinin yakıldığı tarihtir. 1920 Eylül’ünde Bakü’de Mustafa Suphi önderliğinde kurulan TKP’nin mirasçısı olarak ortaya çıkan proletarya partisinin kuruluş tarihidir. Proletarya partisinin kuruluşunun ilanı, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Kemalistler tarafından katledilmesinin ardından 50 yıllık reformizme ve parlamentarizme karşı cepheden bir ideolojik, siyasal saldırıdır/savaşımdır.

TKP-ML MK SB: Paris Komünü ışığında 49.kuruluş yılımız kutlu olsun!Bugünden yarına;Daha azimli,Daha kararlı,daha ısrarlı!

TKP-ML, 24 Nisan 1972 tarihinde İbrahim Kaypakkaya önderliğinde sınırlı sayıda kadroyla sınıf mücadelesinin pratiği içinde kuruldu. Partimizin 49. kuruluş yıldönümünü kutladığımız bu yıl, aynı zamanda K. Marks’ın ifadeleriyle cennetin zaptına çıkan Komüncülerin ve Paris Komünü’nün 150. yıldönümüne denk gelmektedir.

Sayfalar