Pazartesi Ekim 19, 2026

Sosyalizm Bayrağının Arkasına Saklanan Sosyal Şovenizm!

Yerel seçim süreci, egemen sınıflar arasındaki kapışmanın yeni adresi olarak giderek ısınan bir gündem olarak karşımıza çıkıyor.

2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde AKP-MHP faşist ittifakı ve merkezinde CHP’nin yer aldığı “Millet İttifakı” arasındaki mücadeleden ilki ezici bir üstünlükle galip çıktı. Daha doğrusu, devlet aklı, önümüzdeki dönem için yola “CHP’nin de onayıyla” Türk-İslam senteziyle, gerici ve faşist bir ittifakla devam etme kararı aldı.

Umudunu Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı’na bağlayan başta geniş kitleler olmak bir kısım devrimci, ilerici güce, büyük bir umutsuzluk ve karamsarlık miras kaldı.

Mayıs seçimleri elbette burjuva siyaset arenası açısından kartları yeniden dağıttı ve yeni bir meclis aritmetiğini, yeni bir “düzen”i ortaya çıkardı. Faşist-gerici blokun, Mart 2024 yerel seçimlerinde Mayıs başarısını ve buradaki ölçüyü dikkate alacağına, buradaki pozisyonu bir sıçrama tahtası olarak kullanmak isteyeceğine şüphe yok. İktidar, 2023 Mayıs seçimlerinde rakipleri karşısında kazandığı zaferin rüzgarını, 2019 yerel seçimlerinde Millet İttifakı’na kaybettiği kentleri geri almak ve el yükseltmek için işlevselleştirecektir.

Ekonomik, sosyal anlamda merkezi iktidarın belli bir program dahilinde olduğu açıkça belli olan “vaat politikası” ve hamleleri de buna işaret ediyor. Faşist blok, bir kez daha burjuva siyaset arenasında hasımlarına karşı elde edeceği başarı üzerinden tüm toplumu konsolide edecek, ayar verecek bir çıkışın peşinde. Bu hususta eli dünden daha güçlü.

Çünkü 2023 Mayıs seçimlerinde kendi aralarında sorun olsa da karşısında bir başka blok vardı. Hem de Yeşil Sol Parti ve önemli bir kısım devrimci, ilerici ve muhalif kesimin desteğini de almayı başaran bir blok. Geçen süre içinde “Cumhur” kendi iç birliğini korumuşken rakibi kısa sürede dağıldı.

İyi Parti, Cumhurbaşkanlığı için aday gösterdiği hatta bu uğurda neredeyse masayı dağıttığı adayları (E.İmamoğlu, M.Yavaş) şimdi “asla ve kata” diyerek topun ağzına koymuş durumda. İttifakın diğer bileşenleri açısından sahada karşılık bulabilecek bir ortaklık, blok tutum pek de olası gözükmüyor.

Yerel seçimlerin dinamikleri, kimi özgünlükler taşısa da nihayetinde yerelde yaşama geçirilmek istenen her politikanın üzerinde merkezi iktidarın gölgesinin düştüğü de herkesin malumu. Bu bakımdan faşist blokun 2024 Mart yerel seçimlerinde kaybettiği büyükşehir belediyelerini burjuva rakiplerinden almak için elinden geleni ardına koymayacağı açık.

Büyükşehir belediye başkanlıkları dışında mücadelenin özellikle de T.Kürdistanı’nda kayyum atanan belediyeler etrafından keskinleşeceği herkesin bildiği bir sır. Zira CHP’sinden AKP’sine İyi Parti’den MHP’ye bir bütün düzen partileri “devletin bekası” çizgisinde, HDP/DEM Parti’ye karşı pozisyon almış durumda. Burada mücadele açıkça faşizm ile Kürt halkı onun demokratik talepleri/direnişi arasında sürmekte.

İktidar, kayyum rejimini T.Kürdistanı’ndan coğrafyamızın dört bir yanına taşıdı. Bu bağlamda kayyuma karşı mücadele, Kürt halkının kazanılmış belediyelerini sahiplenmenin ötesinde her türlü demokratik hak ve talebe, ilerici güce yönelen baskı ve şiddet politikasına karşı çıkmak anlamına geliyor. Kayyum/vesayet rejimine karşı çıkılmadan, demokrasi ve özgürlük mücadelesini geliştirmek, büyütmek mümkün değildir.

Meseleye bu açıdan bakıldığında diğer şeyler bir yana, Kürt halkının oylarıyla gasp edilen belediyelere kayyum atanmasının, faşizmin Kürt ulusuna yaklaşımından, ezen ulus imtiyazlarının korunmasından bağımsız olmadığı açıktır.

Diğer bir ifadeyle yerel seçim gündeminde özellikle T.Kürdistanı’nın da kayyuma karşı tutum, Kürt ulusal sorununa yaklaşımla doğrudan ilgilidir.

Kürt sorununa dokunmadan sosyalist olunamaz!

Bugün Türk devleti en kapsamlı saldırıları, en geniş operasyon silsilesini başta gerilla olmak üzere devrimci ve demokratik Kürt siyasetine, Kürt halkına karşı yürütüyor. Devrimci-demokratik mücadelenin bu en hacimli ve diri mevziisini pasifize etmeye veyahut teslim almaya çalışıyor.

Kürt hareketini ve onunla ittifak içindeki devrimci güçleri hedef alıyor, diz çöktürmeye çalışıyor.

Kürt ulusuna karşı yürüttüğü haksız savaşı, ezilenlerin mücadelesine yönelik tutumu açısından bir referans olarak görüyor. Bu emeline ulaşmak için Kürt hareketini ilk olarak devrimci dostlarından, ittifaklarından koparmaya çalışıyor. Kürt hareketi ve ittifaklarına yoğun baskı, gözaltı ve tutuklamalar gerçekleştirerek “Kürde dokunan yanar” mesajıyla net bir tutum ortaya koyuyor.

Peki bu siyaset işe yarıyor mu? Bu soruya açıkça “evet” yanıtını vermek zorundayız. Coğrafyamız sol cenahında kökleri TC’nin kuruluş yıllarına değin uzanan Kemalizm’in etkisi bu çevrelere uygun bir zemin sunuyor. Kürt ulusunun, ulusal baskıya, zulme ve katliamlara karşı haklı ve meşru mücadelesi, kendine “sol”, “sosyalist” diyen pek çok kesim tarafından “bölücülük” olarak damgalanıyor. Kürt ulusunun, statü talebi “emperyalizmin oyunu” olarak yaftalanıyor.

“Sol”, “sosyalist” cenahta Kemalizm etkisi artıkça, sosyal şovenizm giderek güç kazanıyor. Bu durum faşizmin ağır baskı, saldırı ve gözaltılarıyla birleşince geniş bir kesimin “sosyalist duruş” adına Kürt hareketinden uzaklaşmasını beraberinde getiriyor.

Bunun neticesinde, Kemalizm’in etkisine bağlı olarak sosyal şovenizmden, Kürt düşmanlığına uzanan geniş bir yelpaze karşımıza çıkıyor. Şeyh Said üzerinden TKP’nin AKP’yi bile geride bırakan gerici çıkışı, “sol”, “sosyalist” alternatif adı altında TİP’in yerel seçimlerde olabildiğince DEM Parti’den uzak durma çabasını da buradan okumak gerekiyor.

Kürt ulusal sorununu DEM Parti’ye havale eden, kendi sorumluluğunu unutan, devletin faşist karakteriyle karşı karşıya gelmekten imtina eden bir “solculuk”, “sosyalistlik” anlatılıyor.

Kuşkusuz yerel seçim bahsinde her bölgenin kendi özgünlüğü ve gerçekliği farklı olabilir/olacaktır. İttifaklar ve güç birlikleri tek taraflı bir girişim ve çabayla da gerçekleşemez. Bu bağlamda, DEM Parti’nin sol, sosyalist, devrimci güçlerle kurduğu sorunlu ilişkinin de üzerinden atlanamaz.

Ne ki biz “sosyalizm ve komünizm propagandası yapmak” adına “alternatif bir sosyalist çizgi izlemek” adına köşe bucak Kürt hareketinden ve Kürt sorunundan kaçan anlayışlara dikkat çekmek istiyoruz.

Devrimci, ilerici ve yurtsever güçler ile faşizm arasındaki güç dengeleri açısından baktığımızda, Kürt hareketinin ve onunla ittifak halindeki güçlerin yanında “resim vermenin” bugün açısından ciddi bir bedeli göze almak anlamına geldiği çok açık. TİP, TKP ve bir dizi sol-sosyalist etiketli parti, “sosyalizm bayrağını göndere çekerek” daha çok da onun arkasına saklanarak, bir yandan ulusal soruna dair sorumluluklarından azade kalmış oluyor diğer yandan da daha serin, ılıman sulara yelken açmış oluyor.

Bu sahada solculuk, sosyalistlik elbette konforludur. Zira toplumdaki sosyal şoven politikaların bunun etkisindeki kitlelerin değiştirilmesi için mücadele etmek gibi zorlu uğraşlara girişilmesine gerek yoktur. Boğaziçi Üniversitesi’nde Rektöre ve TTB’ye kayyum atanmasına karşı çıkmak yeterli olacaktır!

Oysa T.Kürdistanı’na kayyum atanabildiği için bugün buralara kayyum atanırken devletin eli daha rahattır. Bu politikaya karşı Kürt hareketiyle yan yana durmak bu açıdan bırakalım devrimciliği, demokrat ve ilerici olmanın gereğidir.

Kuşkusuz bir parti yerel seçimlerde tümüyle politikasını Kürt sorunundan, bu alandaki gelişmelerden doğru belirlemek zorunda değildir. Yerel seçim özgünlüğü dolayısıyla her bölgede farklı dinamikler öne çıkabilir. Ne var ki burada söz konusu, olan merkezi düzeyde yerel seçim vesilesiyle Kürt ulusal sorunundan, Kürt hareketinden giderek uzaklaşmaktır.

Söz gelimi sol-sosyalistlik adına TİP’in DEM Parti ile ittifak yapmaya değil de CHP ile birlikte yürümeye çalışması veyahut kimi ilerici-devrimci güçlerin DEM Parti yerine TİP’le veya benzeri reformist, sosyal-şoven güçlerle birlikte iş yapmayı öncelemesi bu tutumun örnekleridir.

Elbette bu sol partilerde bir ve aynı değildir. Örneğin şimdiki durumda TİP sosyal reformist, TKP ise sosyal şovenist çizgisiyle ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla bu partilerle de yerel seçimler bağlamında işbirliği ya da ittifak geliştirirken, var olan çizgileri mutlaka dikkate alınmalıdır.

Kürt ulusal sorununda Türk hakim sınıf partilerinden bile kraldan daha çok kralcı olan sosyal şoven anlayış ve çizgilerden uzak durmak, araya mesafe koymak gerekir. Devrimciliğin bu coğrafyadaki turnusollerinden açık ki Kürt ulusal sorununda ortaya konulacak tavırda gizlidir!

11038

Partizan;Salgın Bahanesiyle Sermayeye Kıyak Emekçiye Sömürü; Emeğimiz ve Haklarımız için 1 Mayıs’a

Mart ayıyla birlikte bir yılı geride bırakan pandemi tedbirlerinin gölgesinde giriyoruz Bir Mayıs’a bir kez daha.

Nisan’da yürümek! (Nubar OZANYAN )

Özgür ve onurlu yaşamı yaratma ve yaşatma mücadelesini güçlü benimseyen, bunu yüreğinde hisseden hakikat devrimcileri, nefsine ve kibrine yenilmiş sultanları ve paşaları altedebilirler/altedeceklerdir.

Bakış Can : ‘‘Kaypakkayacılık‘‘ mı, Kaypakkaya’nın İdeolojik, Siyasi Komünist Çizgisi mi?

Son günlerde polemik başlatan ve polemik yapan iki yazı ilgimizi çekti; önemli bulduk, okuduk ve üzerine bir kaç söz söylemeyi gerekli gördük ki, yazılar kesinlikle dikkate değerdir.

Kavgamızın Dursun 'u, Yüreğimizin yoldaşına...(Hülya Onur)

Yürek yüreğe değmiş,

Kavgada yoldaş olmuşsak,

Ne çıkar toprak bağrına bassa da,

Filiz olur büyürsün ancak...

Gülüş olursun anılarda,

Yoldaş olursun kavgalarda,

Örnek olursun yarınlarda...

Demem o ki sen de unutulmazlarımızdansın artık be Dursun...

İyi ki, yüreklerimize, kavgada omuzumuza yoldaşça, dostça, sırdaşça, arkadaşça dokunup da geçtin...

Kötü bir bahar şakası yaptın bize .

Cemrelerin ikincisinde, sulara düştüğü günde, berrak bir 65 yılın 45 mücadele yılını bırakarak ardında...alıp başını gittin.

Bu bahar umut biriktirmek için fazlasıyla nedenimiz var! – Orhan Ünal

 “Her fırtına küçük bir damla ile başlar…” DAİŞ çetelerine karşı son öldürücü darbeyi indirdiklerinde enternasyonalist devrimci ve aynı zamanda halk ordusunun bir savaşçısı olan Tekoşer Pilîng yoldaş zaferin adı olarak ölümsüzleşti. Ondan geriye, devrim iddiasının sembolü olan bu mütevazi sözler kaldı.

Ülkemizin yakın tarihi incelendiğinde bu sözlerin, ülkemiz devrimi açısından ne kadar da anlamlı olduğu görülecektir. Gecenin sabaha, karanlığın aydınlığa döndüğü zaman dilimindeyiz. Şafak atarken ufukta beliren alaca kızıllık belirmeye başlamıştır.

Δημήτρης Κουφοντίνας: “Dayanışma, Mücadelede Bizleri Birleştiren Yaşamsal Koşuldur!”

İki ayı geçkin bir süre açlık grevi yapan ve grevini 14 Mart’ta ülkedeki dayanışma eylemlerinin talebinin üzerine çıkması nedeniyle sonlandıran Dimitris Koufontinas, Yunan basınının dışında dünya basınında da yer edindi. Ayrıca geldiğimiz aşamada Yunanistan iç siyaseti üzerinde hükümetin bütün baskı ve sansürüne rağmen güçlü bir etken olarak yer alan açlık grevi eylemi; Yeni Demokrasi hükümetinin bütün terörize etme çabalarını boşa çıkarmanın yanında sokakta güçlü bir dayanışma ağı da kurdu.

17 Kasım ve Koufontinas…

Bizim Mazlum (Keko) (Nubar Ozanyan)

21 Mart’ın bir sabah serinliğinde karagözlü Mazlum Doğan’ın (Keko) devrimci eylemi zindandaki tüm tutsaklarda deprem sarsıntısı yarattı. Onurlu bir devrimci feda pratiğini başkasından istemez. Mazlum üç kibrit çöpüyle isyan ateşini tutuşturdu. Faşizmin kalbine saplanan hançer oldu.

Özgürlüğümüz İçin İsyan ve Direnişi Newroz’la Büyütelim!

Newroz, baharın gelişi, aradan geçen yüzlerce yıllık zamanda, kültürel ve toplumsal olarak Kürdistan’ın tarihine bir direniş bayramı olarak geçmiştir. Kürt halkının üzerinde önce feodal despotluğun sonrasında ise uluslaşma ile birlikte ezen ulusun baskı ve zulüm icraatları hiç eksik olmamıştır.

Bu nedenledir ki Demirci Kawa efsanesinden bu yana, Kürt halkının isyancı Kawa’ları da hiç eksik olmamıştır.

Tarihsel Deneyimin Işığında Birleşik Mücadele

Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin (BPKD) Çin’de gürleyen top sesleri, işçi sınıfı ve gençlik içerisinde yankısını buldu. Fransa’da başlayan Avrupa’ya oradan da dünyaya yayılan eylemlilikler gerçekleşti. Tüm dünyada işçiler, emekçiler, gençlik özgürlük, devrim ve sosyalizm türküleriyle, marşlarıyla sokakları, meydanları doldurdular.

Bu Dava Mahkeme Salonlarında değil, Sokaklarda Kazanılacak!

Bugün günlerden 18 mart 2021

Erken Kalktim bugün saat 9,00 da Stuttgart/ Stammheim Cezaevinde Baslayacak durusmaya mutlaka yetismeliydim,öylede yaptim!

TKP-ML MK SB:Newroz,zulme karşı parolamız olsun!

Newroz, başta yüz yılı aşkın bir süredir emperyalizmin “savaş tahtası” olarak kullandığı, halkları birbirine düşman edip talan-yağma-katliamdan başka bir şey getirmediği Ortadoğu olmak üzere, dünya halklarının zalimlere karşı mücadelesini simgeler. Bu simgesel ve tarihsel günü bu yıl da Ortadoğu’da başta emperyalistler ve TC faşizmi olmak üzere, bölge gericiliğinin özel olarak Kürt halkına genel olarak ise ezilen, sömürülen tüm halklara yönelik faşist saldırganlığının arttığı bir dönemde karşılıyoruz.

Sayfalar