Çarşamba Ekim 7, 2026

Sınıf Savaşımı Uzun Bir Yürüyüştür

Bugün karşı karşıya olduğumuz yoksulluk tablosu, kapitalist gelişmenin ve sermaye birikiminin kaçınılmaz sonucudur. Yaratılan zenginlikler bir tarafta birikirken diğer tarafta ise yoksullaşma ve yıkım büyümektedir. Bu, kapitalizmin genel yasasıdır. Proletaryanın yoksullaşması, bir avuç egemen sınıfın ise zenginliğine zenginlik katmasıdır.

İşçi ve emekçiler; işsizlik, emeğin karşılığını alamama yani ücretlerin azlığı ve iş güvencesinden yoksun kötü koşullarda çalışma vb. uygulama ve saldırılar altında yaşamlarını sürdürüyor. Seçim süreciyle birlikte işçi ücretlerinde kısmen de olsa bir artış yaşandı. Ama enflasyon, fiyat artışları karşısında alım gücü aslında daha önceki seviyenin de altına düştü. Deyim yerindeyse “kaşıkla verilen kepçeyle geri alındı”. Dahası, Erdoğan ve suç ortakları, yeniden seçimi kazanmak için sınırsız harcamalar yaptılar. Ve mevcut durumda devletin kasası boş. Bu kasayı doldurmak için iktidar, yüksek faizle borçlanacak ve bu borçların faturası da işçi ve emekçilere çıkarılacaktır.

Bu sonuçlardan hareketle iktidara kısa ömür biçenlerin, vaktini “boş tencere”nin yaratacağı değişim masallarıyla geçirenlerin, ufukları sistem içi kırıntılara dair hesaplar yapmakla sınırlıdır. Oysa proleter hareketin tüm hesapları sistem içiyle sınırlı bu anlayışların reddi üzerine kuruludur.

Şöyle ki, “boş tencerelerin” gürültüsü, sadece yoksulların hoşnutsuzluklarına, ekonomik krizlerin faturası da geniş yığınlarda öfke birikimine zemin hazırlar. Yani krizler, devrimlere yol açmaz sadece devrim için nesnel koşulları olgunlaştırır.

Bu koşullardan hareketle devrim fırtınasını yaratacak olan sınıf bilinçli proletarya ve onun öncülüğünde yaratılan örgütlü yığınların gücüdür. Düzen dışı, alternatif bir mücadele zemini üzerinde, işçi, kadın, gençlik hareketini örgütlemeye yönelmeyen hiçbir hareket özgür bir gelecek için umut olamaz, umut yaratamaz.

Umudu, özgürlüğü, parlamento koridorlarında arayanların, seçim sonuçları karşısında bu denli büyük bir yıkım yaşamaları çok da şaşırtıcı değildir.

Hiç kuşkusuz mücadelenin merkezine seçimleri koyan burjuva ve reformist anlayışlar yığınlarla devrimci tarzda bağ kuramazlar, örgütlenme yaratamazlar. Mayıs ayında yapılan seçimler sürecinde görüldüğü gibi egemen burjuva klikleri, “dincilik, ırkçı milliyetçilikte” yarışırken, reformist sol da “çare parlamentoda” deyip durdu.

Elbette ki bu güçler, neden-sonuç ilişkisi anlamında ortaya doğru sonuçlar çıkaramazlar. Bu yönlü çabaları da olmaz. Onlar şimdiden mevcut iktidarın krizin altında ezileceği söylemleriyle, biriken öfkenin sokaklara akmamasının hesabını yapmaktalar.

Milyonların açlığa mahkum edildiği, ekonomik krizin faturasının işçilere, emekçilere kesildiği, ırkçı söylemlerle toplumda önemli bir kutuplaşmanın yaratıldığı bir süreçten geçiyoruz. Dolayısıyla devrimcilerin, sosyalistlerin, emek eksenli çalışmalarda daha bir yoğunlaşması gerekir.

Umut, soyut çağrılarla, kuru ajitasyonla yaratılamaz. Umut, iş yerlerinde, kolektif bir akılla, örgütlü işçilerin mücadele çizgisiyle yaratılır. Emekçi yığınların örgütsüz olduğu bir yerde, sınıf bilinci, örgütlenme bilinci ya yoktur ya da yok denilecek derecede azdır. Böylesi bir durumda sokaklarda, iş yerlerinde dişe diş bir mücadele çağrısı yapmak; tek kelimeyle boşluğa konuşmaktır. Olması gereken birebir temas kurmaktır. Sorunları emekçilerle tartışıp, birlikte çözüm yolu aramaktır. Çünkü, işçiler kavganın öznesi haline getirildiği oranda, çağrılar karşılığını bulur. Çarenin parlamentoda değil, örgütlü yığınların mücadelesinde olduğu gerçeği de anlaşılır. Umut; gençliğin, kadınların bilinçli duruşuyla, militanca dövüşüyle yaratılır. Her kim ki, umutsuzluğa düşmemekten söz ediyorsa, faşist düzene karşı mücadelede örgütlü, özverili bir çaba içine girmek zorundadır.

Sınıf savaşımı inişli çıkışlı bir güzergahta ilerleyen uzun bir yürüyüştür. Ve bu yürüyüş bağrında yenilgi ve zaferleri taşır. Sınıf savaşımını düz bir rota ya da yüz metrelik bir koşu olarak görenler, engellerle, başarısızlıklarla yüzleşince, umutsuzluğa düşüp ilk çıkış noktasına geri dönerler. Bu duruş, sınıf savaşımının yasalarını kavramadan yoksundur. Bu duruşun sınıf bilinci de zayıftır. Bu anlamıyla sınıf savaşımının öznelerinin nitelik düzeyi oldukça önemlidir. Bu düzeyi sürekli yükseltmek, nicelik halkayla da genişletmek, proleter hareketin daha sağlıklı bir temelde ilerlemesini sağlar.

10198

Ermeni soykırımını tanımak için kaç soykırım daha lazım?-Dursun Ali Küçük

Kendinize yapılan soykırımı görürseniz Ermenilere yapılan soykırıma doğru yaklaşırsınız. Ermeni soykırımını görmezseniz, gün gün ve sürekli yaşadığınız soykırımınızı göremezsiniz.

TÜRKİYE, YAKINDOĞU HALKLARININ İMHA EDİLMESİNİN ADIDIR

TC’ye sormak lazım..

Kaç soykırım daha yaparsanız ancak Ermeni soykırımını tanırsınız?

Ermeni soykırımının 100. Yıldönümüne giriyoruz. İttihat Terakki li Osmanlı bu soykırımı işledi, şimdiki Ermenistan hariç, diğer Ermeni topraklarını ve Ermenileri neredeyse haritadan sildi.

Partizan: ATİK ve Yeni Kadın’ın mücadelesini sahipleniyoruz

"Bir yandan Ortadoğu’daki savaşın bizzat besleyicisi olduğu ayan beyan ortadayken bir yandan demokrasi havariliği yapan kapitalizm; kendi sınırları içinde yaşayan göçmenlerin hak arama mücadelesine yıllardır yaptığı gibi saldırmaya devam ediyor.

Komşularım(ız)a kiropiler'e çorum'da ne oldu?

“Veritas nimis saepe laborat, extinguitur numquam.”[1]

Ermeni Soykırımı’ndan söz etmenin ağırlığını, en iyi Murathan Mungan’ın, “Söylenecek sözün çokluğu, bazen insanı dilsiz bırakır. Tıkanır, kalırsınız. Haklılığın suskunluğu, diğer suskunluklara benzemez; düğümü zor çözülür,” sözleriyle; Cemal Süreya’nın, “Kan var bütün kelimelerin altında,” dizeleri betimler…

Soykırım Üzerine Resmi Söylemler Ya Da T.C. Soykırımı Neden Tanımalıdır.

“Nominibus mollire licet mala.”[1]

Siz Can Yoldaşlar Meclise Yakışırsınız!

Önümüzdeki 7 Haziranda Genel Seçimler yapılacak ve milyonlar yeni parlamento temsilcilerini seçeceklerdir. Bu seçim Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimlerinden birisidir.

Anlayana Güney Afrika:Haluk Gerger

Bugün Güney Afrika Cumhuriyeti’nde büyük çoğunluğu oluşturan mazlumlar, eskinin kölesi-bugünün “özgür” siyah yoksulları, kendilerinin sandıkları bir rejim ve iktidar altında, büyük sıkıntılar içinde yaşıyorlar. İki kahraman direniş örgütü, Siyahların Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ile müttefiği Güney Afrika Komünist Partisi (GAKP)’nin iktidarı, yeri geldiğinde, madencileri, grevci işçileri, yoksul emekçileri kurşunlatıyorlar. Yoksulluk, yoksunluk, açlık ve işsizlik, hastalık, gerilik, çürüme, eşitsizlik ve adaletsizlik kol geziyor Güney Afrika’da.

Nasıl oldu bu?

7 Haziran seçimlerine dair-gerekçeli tavrımız :Temel Demirer Sibel ÖZBUDUN

“Hakikâtin yalan,  yalanın da hakikât gibi  göründüğü bir  dönemeçteyiz şimdi!”[1]

Pablo Picasso’nun, “Kimsen, öyle kal”; Oscar Wilde’ın, “İnsanın rüyaları büyük olmalı ki, hiç gözden kaybolmasın,” uyarılarını hiç ama hiç unutmayanlardanız ve de burjuva patentli “temsili demokrasi” yalanını ve dolayısıyla da “seçimleri”ni gereğinden fazla önemsemeyiz.

Tehcir kanunu ve kanlı şafak,24 Nisan 1915

Bugün dahi tartışılan Tehcir kanunu,yani Ermeni'lerin zorunlu göçe tabi tutulması,henüz Osmanlı'ların Anadolu topraklarında ,Hayastan topraklarında varlıklarından henüz bir haber iken,sonradan gelip yerleştikleri topraklardan asıl yerlileri olan Ermeni'lerin sürülmesi kararıdır.Bu anlamda Tehcir Kararı,ermeni ulusu'nun anavatanından sökülüp atılması kararıdır.Rus yenilgisi ile başlayan,Van direnişi,Sarıkamış'ta bozguna uğrayan Enver Paşa ve komutasındaki ordu,yenilgiye gerekçe olarak Ermeni'leri göstermişlerdir.Faturasını Ermeni'lerden çıkarmışlerdır.Talat Paşa ABD Büyükelçisi ile yaptığı g

Dersim kazanmalı!—ergin doğru

Haziran seçimleri Türkiye’nin açısından belirleyici olacak etkiye sahip görünüyor. Seçimler halklar mücadelesinin temel amacı olmasa da, halkların demokratik gelişimi ve özgürleşmesi açısından önemli bir araç olarak kullanılabilir.

Haziran seçimleri, Türkiye açısından önemli olduğu gibi, Dersim’in genel konjonktürü açısından da tarihsel bir öneme sahiptir. Bu seçimler Dersim açısından tarihsel bir hesaplaşmanın tamamlanması, kendi tarihsel kimliği ile buluşma açısından önemli bir dönüm noktası olacaktır.

Tunceli devletin, Dersim halkındır..

Bahar heryere ve hep gelecek

“Maalouf, ‘insan geçmişin yok olması karşısında kendini kolay avutabilir ama, geleceğin yok olmasını kaldıramaz’ diyor. Benim gibiler için de sorun burada başlıyor. Zira, benim gibilerin geçmişi bir yana geleceği de ‘yok olduğu’ görülüyor” yazmıştı Günay Aslan, 20 yıl sonra “Dönüş Bileti” aldığında.

Sürgünler Meclisi’nin kurulmasının ardından, Günay Aslan’ın bu yazısındaki açıklığı, samimiyeti, gerçeği yazmadaki cesareti; kendimizi nasıl tanımlayacağımıza yardımcı koca bir çakıl taşıydı!

Seçimler, AKP ve Çiller benzerliği

Son zamanlarda Türk Ordusu tarafından gerçekleştirilen her türden askeri operasyonlara ilişkin; “bir devletin güvenlik politikalarıdır”, algısı yaratılarak, aslolan perdelenemez. İçinden geçilen süreç bir taraftan bir “çözüm” süreci ve diğer taraftan da bir “seçim” sürecidir.

PKK, son iki yıldır silahların gölgesinde olmayan bir coğrafya ve halk gerçekliğini açığa çıkarmak için elinden gelen her pratiği sergilemesine rağmen Türk devleti için aynı şeyleri maalesef söyleyemiyoruz ki zaten dile getiriyoruz.

Sayfalar