Sınıf mücadelesinde rakamların ve nicelik gelişmelerin önemi (Mehmet Emin Gündoğdu)
Sınıf mücadelesi, kapitalist toplumun dünya çapında hakimiyetinden sonra farklı bir rol aldı. Sömürücü toplumlar kendi bağrından çıkan üretim araçlarının nicel birikimleri sonucunda, niteliksel sıçrama yaratıp eski toplumu yıkmıştır. Köleci toplumun bağrında gelişen Feodal üretim araçları köleciliği yıkmıştır. Feodal toplumun bağrında gelişen kapitalist üretim araçları, feodal toplumu yıkmıştır.
Kapitalist toplumda durum farklıdır. Kapitalist toplumun yıkılışı tamamen üretim ilişkilerinin devrimcileşmesiyle olacak bir iştir. Emek ve emek üreten araçlar, evrimini tamamlayıp toplumsallaştığından vede toplumsallaşmayan sadece üretim araçları üzerindeki kapitalist mülkiyet olduğundan, bu toplumun yıkılışı üretim araçlarının gelişmesiyle değil, üretim ilişkilerinin gelişmesi (devrimcileşmesi) ile kapitalist özel mülkiyetinde, devrimci bir şiddetle toplumsallaştırılmasıyla olacaktır.
Sınıf mücadelesi, nicel birikimlerin belli bir aşamasında, eskinin yadsınıp yeninin kurulmasıyla nitelik bir sıçramaya ulaşır ve ortaya yeni bir birlik ve yeni bir zıtlar mücadelesi çıkar. Sınıf bilinçli devrimcilerin, değiştirme-dönüştürme mücadelesinde nicelik gelişmelerin önemi çok büyüktür.
Mao yoldaşın bu konudaki bir görüşünü aktarıp devam edelim.
“ -Kafamız rakamlara yatkın olsun-; başka bir deyişle, bir durumun ya da bir sorunun nicelik yanına eğilmeli, esaslı bir nicelik tahlili yapmalıyız. Her nitelik kendini belli bir nicelikte ortaya koyar ve nicelik olmadan nitelik olmaz. Bugün bile yoldaşlarımızın birçoğu şeylerin nicelik yanlarına, yani temel istatistiklere, belli başlı yüzdelere ve şeylerin niteliklerini belirleyen niceliksel sınırlara eğilmek zorunda olduklarını kavramıyorlar. Bu yoldaşlarımızın kafalarında -rakam- diye bir şey yok; bu nedenle hata işlemekten kurtulamıyorlar.” (Mao.SE 4.Kaynak Yayınları. İkinci baskı.sf: 359)
Sınıf bilinçli devrimciler rakamları ne kadar bilince çıkarıyor. Mesela 50 yıllık bir örgütün militanı her şeye sıfırdan başlayabilir mi? Bunca zaman hangi birikimleri yapabildi, bu nicel süreçte verilen sınıf savaşını ne kadar öğrendi. Yaşananlardan hangi dersleri çıkardı? Bir komünist örgüt, 50 yıl mücadele edip de sonunda marjinal bir duruma düşüyorsa, doğmatizme-oportünizme saplanmış olamaz mı? Bu dogmatizmden ve oportünizmden kurtulmak için hangi çabanın içerisinde? Tüm bunlar ayrıntılı bir nicelik araştırmasıyla çözüme kavuşabilir.
Mesela, Kaypakkaya yoldaş TİİKP proğram taslağında,TKP değerlendirmelerinin bir yerinde şöyle diyor: “Fakat,yine proğram taslağı'na göre, TKP'ni oportünist ve revizyonist bir parti ilan etmemek mümkün değildir. 'Marksizm-Leninizmi yurdumuz şartlarıyla yaratıcı bir şekilde kaynaştıramamak', 'yığınlar içinde kök salmayı başaramamak', 30 küsur yıllık legal ve illegal faaliyet dönemi boyunca 'yığınları silahlı mücadele yolunda seferber edememek ve halkın silahlı gücünü yaratamamak', 'Leninist örgütlenme esaslarını uygulamamak' ve bütün bunlardan dolayı da 'çökertilmek', su katılmamış bir revizyonist hareketin nitelikleridir.
Bir parti, bir yandan revizyonizmin ve oportünizmin bütün hastalıklarıyla sakatlanmış olacak, öte yandan,bu parti 'Marksizm-Leninizme bağlı kalmış' olacak, ' oportünizmle mücadele etmiş' olacak, 'Leninist parti' olmakta devam edecek. Bu en hafif deyimi ile, Marksizm-Leninizmin ne olduğunu anlamamaktır,” ( İK. SE II. Sf:70)
Bu sözlerin üzerinden 50 yıl geçti. Şöyle bir düşünelim. İbrahim yoldaş kendinden önceki 30 yılın muhasebesini yapıyor. Rakamlarla çalışıyor. Ve 30 yıllık başarısızlığı revizyonist ve oportünist politikalara bağlıyor. Peki bugün bizler 50 yılın muhasebesini yapabiliyormuyuz. Nitel bir sıçrama yaratamadığımıza göre, nicelik olarak neleri yapıp yapamadığımızı açıklayabiliyor muyuz?
Kapitalist özel mülkiyeti zor ile yıkıp toplumsal mülkiyeti inşa etme mücadelesi devam ediyor. 1848 yılında yayımlanan Komünist Parti Manifesto ile başladığımız komünist toplum amacımz, 1917 Büyük Ekim Devrimi ve 1949 Çin Demokratik Halk Devrimi ile devam etti. Bu devrimlerin yarattığı gelişmeler hala yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
İnsanlık tarihinin en büyük devrimi olan Ekim Devrimi'nin 105. yılındayız. Canlıları (bitkileri, hayvanları ve insanları) büyük felaketler bekliyor. Çevre felaketleri, küresel ısınmalar, aşırı kuraklık, gıda kıtlığı, dünya genelinde yükselen ırkçılık ve faşizm, ve de gümbür gümbür gelen 3. dünya savaşı tehlikesi. Kitleler sokakta, en küçük bir kıvılcım kitleleri harekete geçiriyor. Kitlelerin bu kendiliğindenci eylemlerini komünistler saflarına çekemiyor. Komünizm cazip gelmiyor. Neden ? Nedeni çok. Sosyalizmden geri dönüşleri yeterince açıklayamadık. Sosyalist ülkelerin getirdiği yenilikleri kitlelere anlatamadık. Bugünün komünist parti yöneticilerinin çoğu kitap okumuyor, araştırmıyor. Mao yoldaş diyorya; araştırma yapmayanın söz hakkı yok diye. Ama görüyoruz ki araştırma yapmadan çok söz söyleniyor. Sözün hükmü fazla kalmamış. Okuyan, araştıran, dinleyen, iyi bir öğrenci olmaya çalışan yöneticileri bulup kadro yetiştirmessek daha geriye düşmemiz kaçınılmaz olacak. Bundan dolayı, sokaklarda gelişen nicel eylemlilikleri doğru okuyup ona göre bir strateji ve taktik politikalar belirlemeliyiz. Siyaset ekonominin farklı bir versiyonu diyoruz. Ekonominin sürekli değiştiğini yazıyoruz o zaman siyasetimizi ekonomik gelişmelere göre sürekli yenilemeliyiz.
Sonuç olarak;
Sınıf mücadelesi nicelik ve nitelik gelişmesini devam ettiriyor. Niteliksel aşamalardan sonra geri dönüşlerin yaşanması umutsuzluk yaratmasın. Özel mülkiyet toplumlarının tek alternafi Komünist Toplumdur.
Sınıf bilinçli proleter devrimciler olarak günün ihtiyaçlarına göre politika üretip mücadeleyi büyütmek zorundayız. Bir yandan, oluşturulan ortak mücadele alanlarını geliştirmeye çalışırken bir yandan da kendi öz gücümüzü büyütmeliyiz. Yakına ama daima ileriye adım atmalıyız. Rüzgar işçiden yana esiyorsa rüzgarı arkamıza almamız için faaliyet yürüttüğümüz her yerde işçi komiteleri kurarak işçi kadroları yetiştirip sınıf içinde örgütsel bir güç olmalıyız. İşçi sınıfı içinde, gençlik ve kadın çalışmalarında somut kazanımlar elde ederek niceliksel bir gelişme yaratmalıyız. Biriken ve gelişen niceliksel büyüme, zamanla niteliksel sıçramalara dönüşerek sınıf mücadelesinde aktiv rol oynamamızı sağlayacaktır.
Mehmet Emin Gündoğdu
Son Haberler
Sayfalar
Düşüncesi devrimci olmayanın pratiği devrimci olmaz!
Dünyada ve ülkemizde zulmün yaşanmadığı bir karış toprak parçası yoktur. Ülkemizde burjuva-feodal sistemi, faşist diktatörlüğü alt edip yenilgiye uğratmadan zulüm ortadan kalkmaz. Her bir politikaya, savaş ve kitleleri örgütleme pratiğine devrimci ideoloji yön vermezse zulmün ömrü uzar. Düşünceleri ve pratiği devrimci olan bir kolektif ancak zulme son verebilir.
“Dağılmanın değil birleşmenin, karamsarlığın değil umudun yolundayız.” (Mehmet Demirdağ)
Milyonların emeği ve alınterini gasp ederek, sömürerek ayakta kalan egemenlere karşı ezilenlerin en büyük gücü, birliğidir.
Gerçeğe ışık, devrime pusula: Mehmet Demirdağ -3-
Mehmet Demirdağ ve “darbeciliğe karşı mücadele” üzerine
Elbette H A Y I R !!! / Ermeni Devrimciler
16 Nisan'da Anayasa değişikliği için yapılacak Referandum oylaması tarihi önem taşıyor. Sandığa atılacak her HAYIR oyu,yeni dönemin başlangıcı için Hayırlara vesile olacaktır.
Tek adam olan her şeyin Reis tarafından karar altına alındığı,diktatörlük döneminin oylamasına gideceğiz.''Seni başkan yaptırmayacağız,seni başkan yaptırmayacağız,seni başkan yaptırmayacağız''diyen HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın tarihi konuşmasından oldukça etkilenen Erdoğan çareyi cezaevine atarak bulmuştur ama bu yol da çözüm olmamıştır.
Altın eller ile kanlı eller -3-
Res ül Ayn kampı: Bağdat Demiryolu hattında bulunduğu için önemli konuma sahipti. Çeçenlerin daha çoğunlukta olduğu yerleşim alanları vardı. Kaymakam Yusuf Ziya Bey katliam görevini yerine getirmediği için görevden alınmış, Çeçen göreve getirilmişti. Naim Efendi, Meskene’ye (Emar) gelmeden önce Res ül Ayn'da reji katibi görevinde bulunuyordu. Naim Efendi kamptaki durumu şöyle aktarıyordu. ''…O geceyi hiç unutmayacağım... Ama kışın bu iş zordu, nitekim gecenin derin sessizliğinde soğuktan ve açlıktan can çekişenlerin iniltileri duyulmaya başladı.
Sınıf mücadelesinde önderlik sorunu
Mevcut tarihsel süreçte dünya çapında sömürenler/sömürülenler, ezenler/ezilenler, yönetenler/yönetilenler arasındaki çelişkiler çözülmediği gibi giderek daha üst boyutlara tırmanıyor. Bu durum sadece geri kalmış ülkelerde değil, aynı zamanda uluslararası finans kapitalin ve onları temsil eden iktidarların egemen olduğu ülkelerde de kendisini hissettiriyor. Emperyalist ülkelerde de sistemin ürettiği sorunlara -düzen içi- müdahale edemiyorlar. Bunun sonucu oluşan ekonomik ve sosyal kriz varlığını devam ettiriyor. Giderek siyasal krizi de beraberinde getiriyor.
Hukukun üstünlüğü mü? Üstünlerin hukuku mu?
Her toplum, içinde taşıdığı çelişkilerin niteliğine uygun bir siyasal alanı, tarih sahnesine çıkarır. Her siyasal oluşum, grup, örgüt veya parti, içinden çıktığı toplumun özelliklerini yansıtır. Sınıflardan oluşan toplum gerçeği, bu siyasal organizasyonlarda da yansımasını bulur. Bundandır ki, ilkel toplumdan feodalizme oradan da kapitalizme, siyaset sahnesinde karşımıza çıkan özneler farklılık arz eder. Bu, hem ezilenler cephesinde böyledir hem de egemenler açısından. Öyleyse her sınıf, niteliğine uygun bir örgütlenmeyle tarihsel yolculuğunu bugüne taşımıştır.
Başkanlık sistemine ve yeni anayasaya niçin HAYIR diyoruz?!
AKP tarafından dayatılan başkanlık sistemi ve yeni anayasa için yapılacak referanduma az bir süre kaldı. Uzun bir dönemden beri egemen sınıfların merkezi kesiminin temsilcisi olan AKP-Ordu-MHP kliğince dayatılan bu referandumun amacı, çeşitli milliyetlerden emekçi sınıflar ve Kürt ulusu üzerindeki faşist baskı ve tahakkümün daha üst boyutlara tırmandırılmasıdır. 15 Temmuz'da başarılı olamayan darbe girişimini 20 Temmuz 2016 darbesiyle süreci, kendi lehlerine çeviren AKP-Ordu kliği önceden tasarladıkları başkanlık sistemi ve yeni anayasa taslaklarını açıktan gündeme getirmişlerdir.
Safsatalar ve gerçekler!
Bir sorunu anlamak için kendi gelişimi içinde çok yönlü incelenmesi, dışsal ve görünürde olana değil temeldeki “hareket ettirici güçlere” bakılması gerekmektedir. Bu diyalektik yöntemdir. Bunun dışındaki tüm yöntemler boş, asılsız, temelsiz söz niteliği taşır. Yani yanıltmaca ve bunu yöntemleştirme anlamına gelen safsata olur. Safsatanın mantıkta çeşitli biçimleri saptanmıştır. Bu biçimlerden biri –ki konumuzu oluşturan- sorunları bilerek birbirine karıştırmak ve böylelikle istediğini elde etmektir. Bunun ayrıştırılamadığı durumlarda safsatalara kanılır ve yanlış bir yöne girilir.
Darbeciliğin dayanılmaz hafifliği ya da “yemişim tüzüğü” rahatlığı!
Her siyasal hareket, belli bir program çerçevesinde ve onun işleyişini düzenleyen bir tüzük üzerinde yükselir, inşa edilir. Program hareketin azami ve asgari hedeflerini, yaşadığı toplumu nasıl tanımladığını anlatırken tüzük ise hareketin iç işleyişini ve uyumunu düzenler. Bir yanıyla tüzük vücudun organları arasındaki etkileşimi ve ahengi sağlayan sinir sistemi ağı ve onun çevrelediği damarları tarifler. Program, siyasal hareketin yol haritası ise tüzük de bu yolda ilerleme iddiasındaki öznenin karakterini anlatır.
Vurulacağı söylenen bir Partizan okuru yazdı: “Hizipsavarların trajikomik öyküsü”
Kolektifimiz içerisinde uzun bir süredir devam eden iç tartışmalar son dönemlerde kamuoyuna yönelik açıklamalar ile iyice açığa çıkmış, bu açıklamalar ile iç tartışma olmanın dışına çıkarak, bazı yoldaşlarımız tarafından kendileri gibi düşünmeyen alanlara dönük karalama-manipülasyon kampanyasına dönüşmüştür. Öyle ki, kolektif içerisindeki kadrolar-sempatizanlar tarafından ideolojik-politik bir hatta yürütülmesi gereken tartışmalar, kitleye ya yalan-yanlış bilgilerle ya da demagojik söylemlerle “duyurulmuştur”.