Cuma Ekim 16, 2026

Sınıf Bilinçli Proletarya Hareketi Bir Emektarı Olan Serdar Can' Kaybetti!

Her ölüm çok erkendir denilebilir. Serdar yoldaş için de öyledir. Daha verim verecek çağda, daha yapılacak çok işleri vardı ama bir kalp krizi onu beklenmedik şekilde aramızdan aldı. 

Serdar Can, 1961 doğumlu, daha 56 yaşında  genç sayılabilecek bir yaşta onu yitirdik. Serdar yoldaş, Kulp ilçesi Araşka köyünden olup 1920'lerde Amed'e göç etmiş kalabalık bir ailenin oğludur.

Nenesi Ermeni soykırımında tesadüfen hayatta kalanlardan, dedesi Kürt olan aileden gelmektedir. Her iki ulusun soykırımının acılarıyla büyüdü. Bunun da etkisiyle genç yaşta siyasetle tanıştı. Siyasi mücadelede eski TKP-İGD ve sonra kısa süre Kıvılcım'cıların Vatan Partisi ile ilişkisi olduktan sonra 1979'da Proletarya hareketinin görüşlerini benimsedi. Sıkıyönetimin ağır koşulları altında siyasi faaliyetlerini sürdürdü. 1979  ortalarında Siverek çatışmalarından sonra 1980 darbesi gelince kırsal alanda gerilla faaliyetine katıldı. 24 Ocak 1981'de Amed /Hazro ilçesine bağlı Kırmataş (İhsan Parçacı'nın)  köyünde yapılan bir ihbar sonucu devlet güçleriyle çatışma da Hüseyin Aslan ve İhsan Parçacı katledilmiş, Serdar da yaralı esir düşmüştü.

Serdar, yaralı olmasına rağmen aylarca ağır işkencelerden geçirilip tutuklanarak “Diyarbakır E tipi cezaevi”ne götürüldü.

Tutuklandı ama herkesin bildiği gibi "Diyarbakır" hapishanesi yıllarca siyasi şubedeki işkenceleri aratır durumda oldu. Hapishanenin yıllar süren sistemli ağır işkence, baskı ve teslim alma saldırılarına karşı direnen direnişçilerle birlikte oldu. Hapishane devrimci tavırlarını,  mahkemelerde meydan okuyucu tavırlarını sürdürenlerden oldu. Açlık grevleri, sürgünler yıldırmadı. İdamla yargılandı. Hapisteyken Parti Üyeliği kabul edilmişti. 1991 şartlı tahliyesiyle çıktı. Hapishaneden çıkınca mücadelesine  kaldığı yerden devam etmekte tereddüt etmedi.  Partisinin 1991  4. Konferansının Alt Konferansında yoldaşları onu delege olarak seçmişlerdir. Yoldaşları onu  4.Konferansta  MK'ne seçmiştir. Askeri komisyon da görev vermişlerdir. O dönem Ortadoğuda olan kampa görevli olarak göndermişlerdir. Bir süre sonra geri çekilmiştir. Ama partisine zarar verici, güvensizlik geliştirici yol ve yöntemlere başvurmadığı gibi, bu yönlü yanlışlara eşlik etiği duyulmamıştır.  O partisinin görüşlerinden ve çeperinden uzaklaşmamıştır.  Son dönemin parti yıkıcısı tasfiyeci darbecilerine karşı partisini sahiplenme çabasını veren  yoldaşlardan olmuştur.  Parti çevresinde bir aydın olarak, devrimin bir emektarı olarak son nefesine kadar devrimci kalmasını bilmiştir. Onu hiç bir zaman unutmayacağız.

Başta eşi, Zöhre olmak üzere aile çevresi ve yoldaşlarının acısını paylaşıyor, aramızdan ayrılan yoldaşların bizlere bıraktığı emaneti onurla taşıyarak onları kavgamızda  yaşatacağımıza söz veriyoruz.

Emek kahramanı, Amed zindanı direnişçisi Serdar Can ölümsüzdür. Onu mücadelemizde yaşatacağız! 

Mücadele Arkadaşları 

51759

TKP/ML MK SB”“ROJAVA VE FİLİSTİN DEVRİMLERİ YAŞAYACAK, YAŞATACAĞIZ!

Emperyalist-kapitalist egemenliğin ölüm makineleri yine işbaşındadır. Ezilen halk ve ulusların isyan ve direnişlerini bastırmak, özgürlük ve kurtuluş mücadelelerini kanla boğmak için azgınca saldırıyorlar. Ortada “yeni” değil yinelenen bir durum var. Tekrarlanan bu saldırı ve katliamların başlıca nedeni; sistemlerinin her yerden delinmesi, en acımasız zorbalık rejimleri eliyle geliştirilen sömürü ve zulüm politikalarında “başarı” ve “istikrar” sağlama çabalarının boşa çıkmasıdır.

Habip'in (bitmeyen)Öyküsü

Arkadaşları bazen, "Tünelci,"diye takılırlardı ona. Kendine ait olmayan sahte Habip Gül adıyla yakalandığında onca işkenceye rağmen bu isimde ısrar etmiş, mahkemelerde birçok kez bu isimle yargılanıp cezalar almıştı. Mahmut Alınak, "Seni yazmak istiyorum, bir sakıncası yoksa bana yaşam öykünü yazar mısın?"diye sormuştu ona. Habip söz verdiği yazıyı 4 Haziran 1998'de ulaştırmıştı Mahmut Alınak'a. Ankara Ulucanlar Cezaevi' inde yaşamının sona erdirilmesinden 16 ay önce….

Tanktan duvar(lar)ı yıkan 15-16 Haziran'ın hatırlattığı (1)

“Beklenmedik olanı beklemedikçe, onu bulamayacaksın.”[2]

Turgut Uyar’ın, “Bizim haziranımız bir yıl kadar yetecektir dünyaya/ /Ve kuytularda, dağlarda, alanlarda/ Akıtılan ve akıp gelen kanlarda/ Bir sabah büyük büyük ateşler yanınca/ Eller temizlenecektir/ Bir tören olacaktır/ Ölülerimiz toplanacaktır,” dizelerinde betimlenen 15-16 Haziran başkaldırısı, tarihimizin büyük işçi isyanı olarak anılmaya değer devrimci praksisidir...

IŞİD ve İslamcı ''Feministler

“Cehennem boş. Tüm şeytanlar burada... Hiç kimse duymak istemeyenbiri kadar sağır olamaz.”[1]

Haberiniz var, değil mi, El Kaide’den doğma, AKP beslemesi uluslararası Sünnî-İslâmcı örgüt Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD), bir aya yakın bir süredir Irak’ta Musul ve çevresini kasıp kavuruyor. 

"Deniz" olmalıydım.../ Deniz Gülünay

Hasan Gülünay bu ülkede sayısı bile tam olarak tespit edilemeyen "kayıplardan" biri. İşe gitmek üzere İstanbul Tarabya’daki evinden ayrıldığı 20 Temmuz 1992 sabahından bu yana kendisinden haber yok.

Yine Bir Seçim Oyunu

"Bir cumhuriyet nasıl bir maskeye bürünürse bürünsün, ne denli demokratik olursa olsun, eğer o bir burjuva cumhuriyeti ise, eğer o toprak ve fabrikaların özel mülkiyetini koruyorsa ve eğer özel sermaye toplumun tümünü ücret köleliği içinde tutuyorsa, yani eğer bir cumhuriyet, bizim parti programımızda ve sovyet anayasasında söylenen her şeyi gerçekleştirmiyor ise, o zaman bu devlet, bazı insanların, ötekiler tarafından ezilmesi için bir makinedir.

Sînor u Mirin (Sınır ve Ölüm)

T.C beslemesi IŞİD çetesinin Kobane’ye yönelik saldırıları hız kesmeden sürerken bizler de Kürdistan Hukukçular Derneği olarak çeşitli emperyalist güçlerinin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme çabasının bir sonucu olarak TC-KDP işbirliğinin etkisiyle Rojava’da her gün yeni katliamlara imza atan bu paravan örgütün sınır bölgelerinde halka yaptığı zulmü yerinde görmek ve yaşananları bir de bölgedeki insanların dilinden dinlemek için Urfa’nın Birecik ilçesinde bulunan çadır alanını ve sınır köylerini ziyaret etme kararı aldık.

Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! (Rafeef Ziadah)

Kendisine “Çocuklarınıza nefret etmeyi öğretmeyi bırakırsanız, her şeyin düzeleceğini düşünmüyor musunuz?” diye sorulması üzerine Rafeef Ziadah ‘nin yazdığı şiir :

We Teach Life, Sir! ( Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! )

Bugün, bedenim TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün, bedenim demeçlere ve kelime sınırlarına
sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün bedenim, ölçülü cevaplara karşı istatistikle dolmuş demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.

Ilımlı İslam projesi ve İhvan mesajı

İslam dininin iktidar, devlet ve siyasetle ilişkisi dini, siyasi ve sosyal çevrelerin, egemen güçlerin sürekli gündeminde olmuştur. Bu ilgi “yakın tarih” diyebileceğimiz zaman dilimi içinde oldukça artmıştır. Siyasal İslam olgusu toplumsal yaşam içerisinde daha çok yer almaya başladıkça ilginin dozajı da yükselmiştir. Son olarak Mısır’da İhvan hareketinin darbeyle dağıtılması, üyeleri hakkında alınan idam kararları bu gerçekliğin bir yansımasıdır. “Siyasal İslam”ın yani siyaset ve din/İslam kavramlarının biraradalığını bu dinin ortaya çıkış yıllarına kadar götürmek mümkündür.

40. Yıl'ında Kıbrıs işgal altında esirlere ne oldu?

Kıbrıs,Sicilya ve Sardanya'dan sonra Akdeniz'in üçüncü büyük adasıdır.Bulunduğu coğrafi konumu itibariyle önemli bir yere sahiptir.Tarihten günümüze sayısız işgallere ve savaşların yaşandığı Kıbrıs'ta stratejik konumu,Ortadoğu'ya açılan pencere,her türlü müdahale için harekete geçebilme açısından önemlidir.

Unutul(a)mayan ölümsüz sesler [*]

“Yavaş yavaş ölürler;okumayanlar,müzik dinlemeyenler,vicdanlarında hoşgörüyübarındıramayanlar.”[1]

Mirabeau’nun, “Bırakın, müzikle öleyim,” dediği o muhteşem şey için Unamuno, “Aşkın duygusal anlatımı müziktir”; W.Shakespeare, “İnsanın iç dünyası müzikle beslenir”; Björk, “Müzik, dinleyeni ve dinleteni öngörülmez kılar”; Esma Redzepova, “Müzik fakirlerin tek lüksüdür”; Miguel de Cervantes, “Müziğin olduğu yerde kötülük olmaz”; Emil Zeig, “Müzik, duygularımızın en açık dilidir”; Cemal Süreya, “Ayrılık acısıdır her müzik,” notunu düşerler…

Sayfalar