Cuma Ekim 9, 2026

Sınıf bilinci

Yaşam kendi hareketini sonsuz devinimi içinde sonlu parçalara bölmüş olarak yol alıyor.Bu konu da maddenin en yüksek biçimi olan 'bilinçli madde' de durmuyor.Maddenin hareketini anlamaya ve onu bilinçli bir değişikliğe uğratmak için çabalıyor.Toplumsal anlamda değişiklikliğin yaratıcısı da burada tarihsel önemini vurguluyor.Komünist Partinin tarihsel önemi, sınıflı toplumların sınıf ilişkilerindeki eğemenlik yönünü başağı çevirmek, üretimin toplumsal yönünün önündeki en büyük engeneli ortadan kaldırmak, bağımlılık ilişkisini koparmak yada onu da ters çevirmektir.

Sınıf adına hareket eden tüm öznelerin özünü oluşturan şey ,değiştirilmesi gereken olarak hazır bulduğumuz şey, eğemen sınıfların çıkarlarınca oluşturulmuş bir harekettir.Burada bizi ilgilendiren temel şey, amaç için gerekli olan araçların oluşturulması ve savaşımı ezilen sınıfların lehine çevirmek olduğuna göre, tüm düşünce ve pratik sürecin hareketi de buna uygun olmak zorundadır.

Klasik söylemle sınıflı toplumun içinde varolmamız bizi 'gerici sınıf ve çıkarlarından' koparacak bir aygıtı da zorunlu kılıyor.Bunu hem teorik hemde pratik alanda yapacak olan KP'dir.Ama KP demekle KP olunmuyor.KP'yi KP'ye yapan programı,tüzüğü,organları,kültürüdür; ve bunların birliktevarlığıdır.Organları çalışmayan,tüzüğünü dikkate almayan,programını eskiten, kültürünü geçmişin sırtına binip bir türlü inmeyen bir anlayış ile 'ilerleme' olmadığı gün gibi ortadadır.

İnsanlar neden farklı düşünür,fikirler, amaçlar zamanla neden değişir.Herşeyin değiştiğini değil sadece herşeyin hareket ettiğini söyleyen ve bilimle kavrayan bizleriz.Kendi içimizdeki hareketi anlayamıyorsak dış dünyadaki hareketi nasıl bilince çıkaracağız.Yüksek perdeden sloganlarla 'coşku' yaratılmıyor.Pratikte bir ileri hareket olmadan düşüncede yerinde sayıyor.

Bunları neden mi anlatıyorum.Tarihimiz bölünmeler(adına ne derseniz deyin:hizip,darbe,kaçkınlar,oportunistler vs.) tarihide ondan.İçindeki değişikliği dışa vuramayan, İşçi sınıfı ve köylülüğün değil politik,kültürel,siyasi,askeri mücadele yürütmesini kendisi için ekonomik mücadele dahi etmediği bir zamandayız. Sınıflardaki bu gerilemeyi kendi varlığından ve pratiğinden bağımsız değerlendirenler tek yanlılıkta ısrar ediyor.Son dönemdeki gazete işgali vb. Şeylere yeni bir olay gibi yaklaşanlara şaşıyorum.Tarihimizde 'adam kaçırmaya', silahsızlandırmaya kadar giden pratikler mevcut zaten.Küstürmeler, korkutmalar,siyasi küfürler...vd.

Sınıf bilinci =birleşe birleşe kazanacağız diye slogan attırıyor

Halk=daha siz birlik olamıyorsunuz diyor.

Doğru söze ne denir.Gelde inan...

İ.K'nın ardılları değil konumuz sadece 'sınıfın' bilinçli yanı.İçinde yaşadığımız toplumun en ileri unsurlarının tarihsel hareketi..

Ezilen sınıfların katmanlarının duygu düşünce ve isteklerinin yansıdığı ayna olan örgütlülüğümüzün amaç ile olan çelişkisindeki paradigmayı anlamamızdır.Bu parçalı dağınık olamamızın hem olumlu hem de olumsuz yanlarını anlamamız edindiğimiz 'bilgi' ve tecrübeleri sınıfa taşımamız için bir fırsat olarak değerlendirildiğinde 'devrimci' bir tutuma dönüşebilir.Sınıf bilinci dediğimiz somut durumda bu değilmidir zaten.

Öncelikli olarak gelinen son nokta da ayrışmanın güncel nesnel koşullarını iç ve dış çelişkilerini anlamamız bilince çıkarmamız gerekiyor.burada iç olan şeyden önce nesnel koşulların yani sınıfların nesnel koşullarını duygu düşünce yaşamdan bekledikleri çıkarları anlamamız, mücadelenin ideolojik, siyasal,ekonomik ve askeri biçimlerini nerede hangi boyutta ve ne biçimde desteklediğini,durağan davrandığını, geri çekildiğini, nedenleri ile açığa çıkarmak, Toplumuzdaki sınıf ilişkilerinin örgütlülüğümüze ve top yekün ileri unsurlara yansımasını tarihsel olarak incelememiz güncele cevap verecek koşulları 'oluşturmanın' zeminidir.

Buda niyetler dünyasından uzaklaşmamız zorunluluklardünyasına ayak basmamız anlamına geliyor.Sabırlı, tarihsel öneminin ve görevinin bilincinde kişisel grupsal çıkarlar ile aynı safta olan yapılar arasındaki çelişkiyi devrimin hazırlanmasına kullanabilmek demektir.Çelişkiyi ezilen sınıfların herhangi bir katmanının duygu düşünce istek ve pratiğini proleteryanın çıkarlarına tabii kılmak,birbirlerini yadsımadığını aksine birbirlerini beslediğini anlamak demektir.Ezilen sınıfların sezgilerinden duygu düşünce ve isteklerinden öğrenmek, temel aldığımız sınıfların çıkarına(işçi sınıfı ve köylülük) hareket etmek demektir.

Son elli yıllık türkiye devrimci mücadele tarihinin öğrettiği şey şu: 5000 yıldır kitap yüzü görmeyen ezilen sınıfların elli yıldır bilimle ve kitapla tanışmışlığını tarihimiz yeterince açık olarak gösteriyor.Daha yürümeye yeni başlıyoruz.Bir bebeğin tüm deneyimlerine sahibiz.Başımızdaki yara, dizimizdeki bere ve gözyaşlarımızdan öğreneceğimiz ders bu.Devrilmiş televizyonun altında kalmiş bir bebek gibi,balkondan sarkıp düşmüş çocuk gibi ölümlerimiz.Hepsi pisipisine dediğimiz(çoğunun önlemi alınabilecekken) koşullarda gerçekleşti.Ayrılıklarımız aile içindeki kötü çocuğa yaklaşımdan farksız..Toplumda ne yaşıyorsak içimizde onu yaşıyoruz.Öğrenilmiş yöntemler bizdede yöntem olarak gerçekleşiyor.Aştığımızı iddia ettiğimiz her söz pratikçe yadsınıyor.Hesap verebilirlik sözden öteye gidemiyor.Onun sözüne karşılık ötekinin sözü... hepsi bu...Sınıf bilinciyle mesafeyi buradan okumamız gerekiyor.Sınıfın çıkarları adına yapıldığı söylenen her ayrılık, kopma vd. Sınıfın aleyhine gerçekleşmiş, Sadece ezilen sınıfları geriletmemiş aynı zamanda bilinçli unsurları da geriletmiştir.Tarihsel sorumluluk bilinci bunun neresinde.Evlendin mi sorun mu yaşıyorsun boşanıver gitsin.'sen önemlisin çünkü'.Sorumluklarından uzak 'ben merkezci' yaklaşım değil mi?Çok denedik ama olmuyor işte...Evlilik hukukunda olduğu gibi ayrılan taraflardan biri erkek biri dişi görünüyor.Biri herşeyin sahibi diğeri eklentisi... hakları da öyle.

Çelişki sonsuzdur,Çelişkiyi çözebilmek ise devrimcidir.Biz çelişkiyi çözmek yerine çelişkiden uzaklaşmayı(kendini hangi görüntü de sunarsan sunsun), yeğliyoruz.Ertelediğimiz her sorun büyüyerek önümüzde beliriyor.Süreçlere yetişmek ile geçen elli yılın hesabını kim verecek.Hesaptan da öte, gelinen süreçte kardeşler arası tıkanıklık ile dostlar arası yakınlaşma nasıl gerçekleşecek.Her birinin uzmanlaştığı alanlardaki birikimler değerler ezilen sınıflar çıkarına nasıl bütünleşecek, Tek yanlılıktan çok yanlılığa nasıl geçilecek?

Raflarda yerini alan yeni bir gazete yeni bir dergi ezilen sınıfları tabanı bölmekten başka ne işe yarar.Nicel olarak azalan bir nesneyi kendi içinde ayrıca parçalara ayırmak bütünü çoğaltmayacağı gibi bütünün pratiğini gerçekleştirmesine zarar vermez mi?

Ne yapmalı peki?

Özneyi sınıfa götürmek,sınıfa kulak vermek gerekiyor.teorik seviyeyi yükseltmek için eğitimi nitelikli ve sürekli hale getirmek gerekiyor.tarihi özeleştiri yapmak gerekiyor.bunu da tek tek değil çoklu birliktelikle yapmak gerekiyor.Herkesin eteğindeki taşları dökmesi gerekiyor.Sonrasında taşları ayıtlaması gerekiyor.hayatı derleyip toparlamamız için kendimizi toparlamamız gerekiyor.Buda baktiğımız şeylerin ölçeğini unsurlarını anlamamızla ilgilidir.Ölçeğini bilmediğiniz haritadan aldığınız değerleri zemine uygulayamazsınız.Bu nedenle Materyalizm nesnelliği,diyalektik unsurları ve bağları, tarihsellik ölçeği(mesafeyi) verir bize.Bu nedenle bilimin adı DİYALEKTİK TARİHSEL MATERYALİZM'dir.

Bu üçünün birliğine en ileri bilim diliyoruz.Tek yanlılıktan uzak şeyler arası bağı kurabilen oluş süreçlerini kavrayan nesnel dış dünyadan bilince yansıtan(filozoflar ve bilim adamları buraya kadar ilerleyip kalıyordu),sonra nesnel koşulları 'değiştirme' yönü yani devrimci yönü açığa çıktı Marx ile.

Biz nesnel koşulları değiştirmek istiyorsak eğer önce nesnel koşulları anlamalıyız. Birbirimize sormamız gereken en önemli soruyu olumsuzdan değil olumludan sormalıyız.Neden ayrıldık değil?Neden birlikte değiliz?Neden geriledik değil?Neden ilerleyemiyoruz?Neden güçlenemiyoruz?

Biri suçlayıcı diğeri özeleştirici açıklayıcıdır.Suçlayıcı olan 'sebep' mutlaka bulur, aramaya başladığında.Özeleştirici ise tarihsel sorumluluğunu bilir.Sınıf bilincini yansıtır.Çocuklar gibi mızmızlanmayı bırakmak lazım.Kimse yutmuyor.Herkes elini taşın altına koymalı.

Öyle herkes kendi tarafına çekilince sorun çözülmüş olmuyor, olmadıda.Yaşamını devrimci mücadeleye adamış kişilerin birbirlerini 'kaçkınlıkla' suçlaması kadar samimiyetsiz ve pratikçe reddedilen durum kadar abes Bir şey yoktur.Taraflar arası ideolojik,siyasi,kültürel,örgütsel sorunların açıkça ortaya konması,tarafların birbirini bu noktalar üzerinden hesap sorması gerekir.Açıklayıcı,somutlayıcı,özeleştirel bir zeminde yürümelidir.Bunun dışındaki tüm yaklaşımlar tencere dibin kara seninki benden kara anlayışıdır.Sınıf bilincinden uzaktır.Çelişkisiz ne varki bu evrende..Mesele çözmek değil mi?Ne diyor önderler: Bilisizlik bir açıklama değildir'

Marsist tüm laf ebeliğini bir kenara bıraktığımızda olacak olan oluyorsa devrimcilik nerede biri bana göstersin.BUNDAN ON YIL ÖNCE.Öznelere bir mail atmıştım.Eski döküntü artıkları öznelerin içine doğrudan almayın diye.Onları yeniden kalıba dökmeden yarardan çok zarar verirler diye...Ciddiye alınmadığını da biliyorum.Ancak anlatmak istediğim bu değil.Benim konu hakkındaki ukalalığım.Birşeyi doğru tespit etmek tek başına ne işe yarar.Hareketten uzak,kitleden uzak,özneden uzak...Yani tutumumdaki geriliğin 'biliyorduk'daki gerilikten nicel bir farktan başka bir farkı var mı?Bilmek değiştirmektir demiyormuyuz.O zaman yapmamız gereken 'irademiz' ve 'düşünme' tarzımızın dışına çıkmak,doğru olduğunu yıllardır söylediğimiz(pratikçe rededilmiş) şeyleri terk etmemiz gerekiyor.Yani mücadele kaçkınlığı tespiti doğru olsa dahi kazancımız değildir.Kaybımızdır.

Bu nedenle tüm yaşanan olumsuzluklara rağmen tespitimizin karşısında bir pratik sergilemek durumunda olmalıyız.

Öznenin sorunlarını sadece içte aramak gafleti dahi tek yanlılıktır.Sınıfla olan bağ belirleyicidir.Sınıfın hareketindeki gerilik içerde de gerilemeye neden oluyor.O zaman yapılması gereken sınıfla olan bağı kurmak ve güçlendirmektir.Ezilen sınıflarla bağımız nerede ne kadar? Buğün dükkanın kapısına kilit vursak ezilen sınıflar hangi duygu düşünce iklimine girecekse o kadar.Bunu açıkça ortaya koyduğumuzda Öznenin hareketi anlaşılacaktır.Bu nedenle silkinme zamanı dostlar...

Devrimci durumun gizliden gizliye geliştiğini tespit ediyoruz.Artık darbelerle susturalamayacak, iç savaşa gebe bir ülkede olduğumuzu biliyoruz.Sınıf bilinci ezilen sınıflar için 'aracı' hazırlamaktır.Bu yükün en ağır kısmı MLM'lerdedir.Bu sorumluluğu can pahasına üstlenmiş tüm unsurlara selam olsun...

Yüreğinizden,,inancınızdan,samimiyetinizden kuşku duyan varsa,anlayana kadar anlatın...Bugün herşeye rağmen alanda tüm yeteneklerinizle çabalamanız bunun kanıtıdır.Sınıf bilinci buğün birlik konusunu tartışmaya açmak demektir.Tarihi süreçleri hataları ve noksanlıkları ile birlikte kazanımlarını hepbirlikte sınıfa anlatmak demektir.Bilince çıkarmanın bugünkü anlamı budur.Zorunludur.

İyi Çalışmalar

Taner Özcan

51640

Siyonizm,anti-semitizm ve bir "Mugalata"üzerine

“Kişi ancak kalbiyle görür.Göz hiçbir şeyin özünü göremez.

 

Yıl 1975 ya da 1976 olmalı; Paris’te bir grup Türkiyeli devrimci öğrenciyiz. Aklımız ve yüreğimiz, bir yanıyla yükselen devrimci hareketin devlet destekli faşist çeteler eliyle kırılmaya çalışıldığı memlekette; bir yanıyla da hem yaşadığımız ülkedeki devrimci mücadelelerin içinde yer almaya, hem de Türkiye’deki devrimci/sosyalist hareketle dayanışma sağlamaya çabalıyoruz. Türkiyeli işçileri Fransız emek hareketi içerisinde örgütlemeye çalışıyoruz, örneğin.

TKP/ML TİKKO: “Kobanê Direnişi, Direnişimizdir”

TKP/ML TİKKO savaşçısı Agit Cem, İbrahim Kaypakkaya'nın ardılları olarak üstlerine düşeni,Kobanê'de yerine getirdiklerini ifade etti. Cem, "Önümüzde duran enternasyonal bir görev olarak hem Türkiyeli devrimcilere hem de diğer uluslardan demokratik çevrelere, Kobanê direnişinde yerlerini alma çağrısında bulunuyoruz. Artık 'Kürt halkının mücadelesini destekliyoruz' demek yetmez. Gün halkların ortak mücadelesi için pratik adım atma günüdür" dedi.

Çözüm Sürecini Yüzdük Kuyruğa Geldik- D. Ali Küçük

Kurbanın derisi yüzüldü, kuyruğuna geldik. Hani “dananın kuyruğu kopacak” diyorlar ya onun gibi bir şey.

İmralı heyeti(Barış-Çözüm-Süreç-müzakere heyeti vb ne derseniz deyin) Bu hafta Kandile gidemedi, ertelediler.

Gerekçelerini de şöyle sıraladılar:

“"Akdoğan ile görüşemedik, ondan"

Darbeye hazır mıyız?

La benim fikrim avrat bir teşti ekmek pişirmeye razı olsa da ailemizin tüm yaşantısı çağdaş kölelikte / patronlarda / kurtulsa diye çalışırken bu Marmaranın sömürgeciliğe entegre olmuş iş kollarında patronların yaşam mücadelesine karşı  işçilerin patronlarla kurduğu duygusal bağ beni baya etkiledi ya.

Neyse aman zaten gündemimizde lenizmle, maozmi tarih sahnesinde ortaya çıkaran işçilerin koşullarındaki farklılıklar da değil.

Gündemimiz darbeye hazır mıyız ?
Aslında:
Gündeme göre de uçuk bir konu.

İnsanlığa ve geleceğe açık mektup! H.GÜRER

Acılar dilsizdir. Derin acılar ise insanların iradesini çelikleştirir! Çelikleşmeyen iradelerin cesaretini aşındırır! Umudunu kırar! Acılar öğreticidir! Apansız yitirdiklerimizin acısı nefesimizi keser, ama öldürmez. Yönsüz bir öfke kalbimizi zorlar, zor kazanıp, kolay kaybederiz! Duruyoruz şimdi sessizce, kaybettiklerimizin mezarlarının yanıbaşında, biliyoruz öfkemizi, ölülerimizin acılarıyla… Kim kimi ne kadar anlayabilir diye düşünüyorum uzuncadır. Kim, kimin derinliğini görebilir, hangi gözle? Kaç kapıdan geçer de bir insanda bulur yerini söz?

H. Kılıç’ın Tehdidi ve Seçimin İşaret Fişeği!

“Seçim dönemleri yaklaştıkça, Ankara’da ‘Ali Cengiz oyunları’ da başlar” Bu sözler hükümetin medya temsilcilerinden Abdülkadir Selvi’ye ait. Pek de yanlış bir tespit değil. Türk egemen sınıfları arasındaki “Ali Cengiz oyunları”, pusular, operasyonlar, boğazlaşmalar aslında hiç eksik olmaz. Ama seçim atmosferine girildiğinde bu durum dozu artarak gerçekleşir. Türkiye’de seçimler,  Aziz Nesin’in “Zübük” hikâyesine taş çıkaracak “zenginlik”lere sahne olur. Şimdilik 2015 Haziran’ında yapılması planlanan genel seçimlerin de bu iklimden farklı yaşanmaması için tek bir neden yok.

Diktatörün Sarayındaki Paçoz Çariçe-Galip Munzam

Birkaç sene evvel –sanıyorum 2011 yılında– memlekette paçozluk ve onunla alakalı olarak paçozlaşma kavramları tartışılmaya başlandı.

Daha Neyi Bekliyoruz?

Yazıya ülkedeki tüm demokrasi güçlerini, toplumsal dinamikleri, siyasal yapı ve  kurumları, dostlarımızı, canlarımızı, Zorunlu Din Dersine karşı başlatılan ve önemli bir hak alma mücadelesi olan “Oturma  Eylemleriyle” dayanışmaya davetle başlayayım..

Demokrasi mücadelesinde bazen bir çığlık, bazen sessiz bir duruş, ya da bir oturma eylemi,  Plaza De Mayo Anneleri ile Cumartesi Annelerinin Oturma Eylemlerinde olduğu gibi çığ misali büyüyerek tüm ülkeye, hatta başka ülke ve kıtalara da ulaşabiliyor.

Faşizme Taş Atmak İyidir

Tas Atmak Degil, Tas Atmamak Provakasyondur   Yasalcilikla, mesruiyet/haklilik zemini arasindaki farki kavramak istiyorsaniz, cocugunuzun, sizin koydugunuz kurallarla, kendi ozgur ruhu arasinda yasadigi catismanin sonuclarina bakin...Orda iki dunya catisir; bir kendi disindaki dunya, ve onun kurallari, ve de cocugun kendi ozgur ruhu ve varmak istedigi dunya...Kural koyucular, dunyayi kendi istedikleri sekilde dizayn etmek, yonetmek, baslarinin agrimamasini isterler;, koleler ise, yine dunyayi kendi tasavur ettikleri seklide kazanmak arzusu guderler...Bu iki farkli dunya ve irade arasindaki cat

“DEMİR LEYDİ” DENİLEN BİR “MILK SNATCHER/ SÜT HIRSIZI”… [*]

“Torbada ne varsa,çorbada da o vardır.”[1]

İngiltere’nin ilk ve tek kadın Başbakanı Barones Margaret Thatcher 8 Nisan 2013’de geçirdiği felç sonrası 87 yaşında öldü. 11 Nisan 2013 tarihli ‘The Independent’in haberine göre ölümünün ardından ilk 3 saatte internete girenlerin yüzde 92’si, hayatlarını perişan ettiği kömür madencilerinin çocuklarıydı…

SOSYAL BİLİMLER: BİR ŞEY YAPMALI![*]

“Etik açıdan toplum bilimleri insanlığa hizmet etmeli;ancak sınıflar, etnik gruplar, uluslar vb.arasındaki çelişkilerle dolu bir dünyada,herkesin çıkarlarına hizmet etmek olanaksız gözükmektedir.Ezilenlerle ezenlerin dolayımsız çıkarları arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsak, sorumluluğumuz ilk elde ve öncelikle birincileredir: çünkü özel yetkinliğimiz bu alandadır.”[1]

Şu satırlara göz atar mısınız?

Sayfalar