Sınıf bilinci
Yaşam kendi hareketini sonsuz devinimi içinde sonlu parçalara bölmüş olarak yol alıyor.Bu konu da maddenin en yüksek biçimi olan 'bilinçli madde' de durmuyor.Maddenin hareketini anlamaya ve onu bilinçli bir değişikliğe uğratmak için çabalıyor.Toplumsal anlamda değişiklikliğin yaratıcısı da burada tarihsel önemini vurguluyor.Komünist Partinin tarihsel önemi, sınıflı toplumların sınıf ilişkilerindeki eğemenlik yönünü başağı çevirmek, üretimin toplumsal yönünün önündeki en büyük engeneli ortadan kaldırmak, bağımlılık ilişkisini koparmak yada onu da ters çevirmektir.
Sınıf adına hareket eden tüm öznelerin özünü oluşturan şey ,değiştirilmesi gereken olarak hazır bulduğumuz şey, eğemen sınıfların çıkarlarınca oluşturulmuş bir harekettir.Burada bizi ilgilendiren temel şey, amaç için gerekli olan araçların oluşturulması ve savaşımı ezilen sınıfların lehine çevirmek olduğuna göre, tüm düşünce ve pratik sürecin hareketi de buna uygun olmak zorundadır.
Klasik söylemle sınıflı toplumun içinde varolmamız bizi 'gerici sınıf ve çıkarlarından' koparacak bir aygıtı da zorunlu kılıyor.Bunu hem teorik hemde pratik alanda yapacak olan KP'dir.Ama KP demekle KP olunmuyor.KP'yi KP'ye yapan programı,tüzüğü,organları,kültürüdür; ve bunların birliktevarlığıdır.Organları çalışmayan,tüzüğünü dikkate almayan,programını eskiten, kültürünü geçmişin sırtına binip bir türlü inmeyen bir anlayış ile 'ilerleme' olmadığı gün gibi ortadadır.
İnsanlar neden farklı düşünür,fikirler, amaçlar zamanla neden değişir.Herşeyin değiştiğini değil sadece herşeyin hareket ettiğini söyleyen ve bilimle kavrayan bizleriz.Kendi içimizdeki hareketi anlayamıyorsak dış dünyadaki hareketi nasıl bilince çıkaracağız.Yüksek perdeden sloganlarla 'coşku' yaratılmıyor.Pratikte bir ileri hareket olmadan düşüncede yerinde sayıyor.
Bunları neden mi anlatıyorum.Tarihimiz bölünmeler(adına ne derseniz deyin:hizip,darbe,kaçkınlar,oportunistler vs.) tarihide ondan.İçindeki değişikliği dışa vuramayan, İşçi sınıfı ve köylülüğün değil politik,kültürel,siyasi,askeri mücadele yürütmesini kendisi için ekonomik mücadele dahi etmediği bir zamandayız. Sınıflardaki bu gerilemeyi kendi varlığından ve pratiğinden bağımsız değerlendirenler tek yanlılıkta ısrar ediyor.Son dönemdeki gazete işgali vb. Şeylere yeni bir olay gibi yaklaşanlara şaşıyorum.Tarihimizde 'adam kaçırmaya', silahsızlandırmaya kadar giden pratikler mevcut zaten.Küstürmeler, korkutmalar,siyasi küfürler...vd.
Sınıf bilinci =birleşe birleşe kazanacağız diye slogan attırıyor
Halk=daha siz birlik olamıyorsunuz diyor.
Doğru söze ne denir.Gelde inan...
İ.K'nın ardılları değil konumuz sadece 'sınıfın' bilinçli yanı.İçinde yaşadığımız toplumun en ileri unsurlarının tarihsel hareketi..
Ezilen sınıfların katmanlarının duygu düşünce ve isteklerinin yansıdığı ayna olan örgütlülüğümüzün amaç ile olan çelişkisindeki paradigmayı anlamamızdır.Bu parçalı dağınık olamamızın hem olumlu hem de olumsuz yanlarını anlamamız edindiğimiz 'bilgi' ve tecrübeleri sınıfa taşımamız için bir fırsat olarak değerlendirildiğinde 'devrimci' bir tutuma dönüşebilir.Sınıf bilinci dediğimiz somut durumda bu değilmidir zaten.
Öncelikli olarak gelinen son nokta da ayrışmanın güncel nesnel koşullarını iç ve dış çelişkilerini anlamamız bilince çıkarmamız gerekiyor.burada iç olan şeyden önce nesnel koşulların yani sınıfların nesnel koşullarını duygu düşünce yaşamdan bekledikleri çıkarları anlamamız, mücadelenin ideolojik, siyasal,ekonomik ve askeri biçimlerini nerede hangi boyutta ve ne biçimde desteklediğini,durağan davrandığını, geri çekildiğini, nedenleri ile açığa çıkarmak, Toplumuzdaki sınıf ilişkilerinin örgütlülüğümüze ve top yekün ileri unsurlara yansımasını tarihsel olarak incelememiz güncele cevap verecek koşulları 'oluşturmanın' zeminidir.
Buda niyetler dünyasından uzaklaşmamız zorunluluklardünyasına ayak basmamız anlamına geliyor.Sabırlı, tarihsel öneminin ve görevinin bilincinde kişisel grupsal çıkarlar ile aynı safta olan yapılar arasındaki çelişkiyi devrimin hazırlanmasına kullanabilmek demektir.Çelişkiyi ezilen sınıfların herhangi bir katmanının duygu düşünce istek ve pratiğini proleteryanın çıkarlarına tabii kılmak,birbirlerini yadsımadığını aksine birbirlerini beslediğini anlamak demektir.Ezilen sınıfların sezgilerinden duygu düşünce ve isteklerinden öğrenmek, temel aldığımız sınıfların çıkarına(işçi sınıfı ve köylülük) hareket etmek demektir.
Son elli yıllık türkiye devrimci mücadele tarihinin öğrettiği şey şu: 5000 yıldır kitap yüzü görmeyen ezilen sınıfların elli yıldır bilimle ve kitapla tanışmışlığını tarihimiz yeterince açık olarak gösteriyor.Daha yürümeye yeni başlıyoruz.Bir bebeğin tüm deneyimlerine sahibiz.Başımızdaki yara, dizimizdeki bere ve gözyaşlarımızdan öğreneceğimiz ders bu.Devrilmiş televizyonun altında kalmiş bir bebek gibi,balkondan sarkıp düşmüş çocuk gibi ölümlerimiz.Hepsi pisipisine dediğimiz(çoğunun önlemi alınabilecekken) koşullarda gerçekleşti.Ayrılıklarımız aile içindeki kötü çocuğa yaklaşımdan farksız..Toplumda ne yaşıyorsak içimizde onu yaşıyoruz.Öğrenilmiş yöntemler bizdede yöntem olarak gerçekleşiyor.Aştığımızı iddia ettiğimiz her söz pratikçe yadsınıyor.Hesap verebilirlik sözden öteye gidemiyor.Onun sözüne karşılık ötekinin sözü... hepsi bu...Sınıf bilinciyle mesafeyi buradan okumamız gerekiyor.Sınıfın çıkarları adına yapıldığı söylenen her ayrılık, kopma vd. Sınıfın aleyhine gerçekleşmiş, Sadece ezilen sınıfları geriletmemiş aynı zamanda bilinçli unsurları da geriletmiştir.Tarihsel sorumluluk bilinci bunun neresinde.Evlendin mi sorun mu yaşıyorsun boşanıver gitsin.'sen önemlisin çünkü'.Sorumluklarından uzak 'ben merkezci' yaklaşım değil mi?Çok denedik ama olmuyor işte...Evlilik hukukunda olduğu gibi ayrılan taraflardan biri erkek biri dişi görünüyor.Biri herşeyin sahibi diğeri eklentisi... hakları da öyle.
Çelişki sonsuzdur,Çelişkiyi çözebilmek ise devrimcidir.Biz çelişkiyi çözmek yerine çelişkiden uzaklaşmayı(kendini hangi görüntü de sunarsan sunsun), yeğliyoruz.Ertelediğimiz her sorun büyüyerek önümüzde beliriyor.Süreçlere yetişmek ile geçen elli yılın hesabını kim verecek.Hesaptan da öte, gelinen süreçte kardeşler arası tıkanıklık ile dostlar arası yakınlaşma nasıl gerçekleşecek.Her birinin uzmanlaştığı alanlardaki birikimler değerler ezilen sınıflar çıkarına nasıl bütünleşecek, Tek yanlılıktan çok yanlılığa nasıl geçilecek?
Raflarda yerini alan yeni bir gazete yeni bir dergi ezilen sınıfları tabanı bölmekten başka ne işe yarar.Nicel olarak azalan bir nesneyi kendi içinde ayrıca parçalara ayırmak bütünü çoğaltmayacağı gibi bütünün pratiğini gerçekleştirmesine zarar vermez mi?
Ne yapmalı peki?
Özneyi sınıfa götürmek,sınıfa kulak vermek gerekiyor.teorik seviyeyi yükseltmek için eğitimi nitelikli ve sürekli hale getirmek gerekiyor.tarihi özeleştiri yapmak gerekiyor.bunu da tek tek değil çoklu birliktelikle yapmak gerekiyor.Herkesin eteğindeki taşları dökmesi gerekiyor.Sonrasında taşları ayıtlaması gerekiyor.hayatı derleyip toparlamamız için kendimizi toparlamamız gerekiyor.Buda baktiğımız şeylerin ölçeğini unsurlarını anlamamızla ilgilidir.Ölçeğini bilmediğiniz haritadan aldığınız değerleri zemine uygulayamazsınız.Bu nedenle Materyalizm nesnelliği,diyalektik unsurları ve bağları, tarihsellik ölçeği(mesafeyi) verir bize.Bu nedenle bilimin adı DİYALEKTİK TARİHSEL MATERYALİZM'dir.
Bu üçünün birliğine en ileri bilim diliyoruz.Tek yanlılıktan uzak şeyler arası bağı kurabilen oluş süreçlerini kavrayan nesnel dış dünyadan bilince yansıtan(filozoflar ve bilim adamları buraya kadar ilerleyip kalıyordu),sonra nesnel koşulları 'değiştirme' yönü yani devrimci yönü açığa çıktı Marx ile.
Biz nesnel koşulları değiştirmek istiyorsak eğer önce nesnel koşulları anlamalıyız. Birbirimize sormamız gereken en önemli soruyu olumsuzdan değil olumludan sormalıyız.Neden ayrıldık değil?Neden birlikte değiliz?Neden geriledik değil?Neden ilerleyemiyoruz?Neden güçlenemiyoruz?
Biri suçlayıcı diğeri özeleştirici açıklayıcıdır.Suçlayıcı olan 'sebep' mutlaka bulur, aramaya başladığında.Özeleştirici ise tarihsel sorumluluğunu bilir.Sınıf bilincini yansıtır.Çocuklar gibi mızmızlanmayı bırakmak lazım.Kimse yutmuyor.Herkes elini taşın altına koymalı.
Öyle herkes kendi tarafına çekilince sorun çözülmüş olmuyor, olmadıda.Yaşamını devrimci mücadeleye adamış kişilerin birbirlerini 'kaçkınlıkla' suçlaması kadar samimiyetsiz ve pratikçe reddedilen durum kadar abes Bir şey yoktur.Taraflar arası ideolojik,siyasi,kültürel,örgütsel sorunların açıkça ortaya konması,tarafların birbirini bu noktalar üzerinden hesap sorması gerekir.Açıklayıcı,somutlayıcı,özeleştirel bir zeminde yürümelidir.Bunun dışındaki tüm yaklaşımlar tencere dibin kara seninki benden kara anlayışıdır.Sınıf bilincinden uzaktır.Çelişkisiz ne varki bu evrende..Mesele çözmek değil mi?Ne diyor önderler: Bilisizlik bir açıklama değildir'
Marsist tüm laf ebeliğini bir kenara bıraktığımızda olacak olan oluyorsa devrimcilik nerede biri bana göstersin.BUNDAN ON YIL ÖNCE.Öznelere bir mail atmıştım.Eski döküntü artıkları öznelerin içine doğrudan almayın diye.Onları yeniden kalıba dökmeden yarardan çok zarar verirler diye...Ciddiye alınmadığını da biliyorum.Ancak anlatmak istediğim bu değil.Benim konu hakkındaki ukalalığım.Birşeyi doğru tespit etmek tek başına ne işe yarar.Hareketten uzak,kitleden uzak,özneden uzak...Yani tutumumdaki geriliğin 'biliyorduk'daki gerilikten nicel bir farktan başka bir farkı var mı?Bilmek değiştirmektir demiyormuyuz.O zaman yapmamız gereken 'irademiz' ve 'düşünme' tarzımızın dışına çıkmak,doğru olduğunu yıllardır söylediğimiz(pratikçe rededilmiş) şeyleri terk etmemiz gerekiyor.Yani mücadele kaçkınlığı tespiti doğru olsa dahi kazancımız değildir.Kaybımızdır.
Bu nedenle tüm yaşanan olumsuzluklara rağmen tespitimizin karşısında bir pratik sergilemek durumunda olmalıyız.
Öznenin sorunlarını sadece içte aramak gafleti dahi tek yanlılıktır.Sınıfla olan bağ belirleyicidir.Sınıfın hareketindeki gerilik içerde de gerilemeye neden oluyor.O zaman yapılması gereken sınıfla olan bağı kurmak ve güçlendirmektir.Ezilen sınıflarla bağımız nerede ne kadar? Buğün dükkanın kapısına kilit vursak ezilen sınıflar hangi duygu düşünce iklimine girecekse o kadar.Bunu açıkça ortaya koyduğumuzda Öznenin hareketi anlaşılacaktır.Bu nedenle silkinme zamanı dostlar...
Devrimci durumun gizliden gizliye geliştiğini tespit ediyoruz.Artık darbelerle susturalamayacak, iç savaşa gebe bir ülkede olduğumuzu biliyoruz.Sınıf bilinci ezilen sınıflar için 'aracı' hazırlamaktır.Bu yükün en ağır kısmı MLM'lerdedir.Bu sorumluluğu can pahasına üstlenmiş tüm unsurlara selam olsun...
Yüreğinizden,,inancınızdan,samimiyetinizden kuşku duyan varsa,anlayana kadar anlatın...Bugün herşeye rağmen alanda tüm yeteneklerinizle çabalamanız bunun kanıtıdır.Sınıf bilinci buğün birlik konusunu tartışmaya açmak demektir.Tarihi süreçleri hataları ve noksanlıkları ile birlikte kazanımlarını hepbirlikte sınıfa anlatmak demektir.Bilince çıkarmanın bugünkü anlamı budur.Zorunludur.
İyi Çalışmalar
Taner Özcan
Taner özcan
Taner Özcan sitemizin köşe yazarıdır. Kültürel ve politik konularda yazılar yazmaktadır
Son Haberler
Sayfalar
M.Oruçoğlu’nda boy veren anarşizan ve revizyonist karakterli kimi görüşler üzerine kısa bir değerlendirme ; Halil Gündoğan
Bilenler bilir Sayın Oruçoğlu Halkın Günlüğü gazetesinde “Antagonizma” ismiyle tanımlamayı tercih ettiği köşesinde çeşitli konular/meselelere dair görüş ve düşünsel eğilimlerini paylaşır okuruyla.
Demokrasi, OHAL'le Değil Demokratik Halk İktidarıyla Gelecek!
Türk, Kürt uluslarından ve çeşitli milliyetlerden emekçi halkımız,
Faşist Diktatörlük halkla bir kez daha dalga geçmeyi tercih etti. Ve bir kez daha kendi içindeki kapışmayı halka fatura etmekten bir saniye bile tereddüt etmedi.
UYU EY „YİǦİT“ HALK ;Hasan Hayri Aslan
UYU EY YIGIT HALK
UYRUKEN ÖLÜM ACI VERMEZ İNSANA
UYU SEN!...
Atlar ve katırlar kişniyerek tepişiyorlar… Zavallı, yoksul çaresiz halklar ayaklar altında. Onları peygamber belleyen katiller gariban erlerden birinin kellesini kesiyor kameralar önünde. Katiller karanlık yüzlü, kara sakallı pis birer mahluk, öteki kellesiz gariban cesedin başında kurt işareti yapıyor, ağzı kulaklarında. Kurtların, çakalların, yılanların işgali altında memleket!
Durum iyidir !Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
15 Temmuz akşamı faşist klikler arasında iktidara hâkim olma kavgası yeni bir boyut kazandı. Hâkim sınıflar arasında süregelen çelişkinin özü uzlaşmaz bir çelişkidir. Bu uluslar arası emperyalist devletlerin sermaye egemenlik savaşının bir parçasıdır. Faşist klikler arası darbe girişimleri, çatışmalar, öldürmeler, idamlar vb. yeni bir şey değildir. Bu yüzyıllık TC tarihine bakıldığında çokça görülür. Tarih, Ermenilere, Kürtlere, Araplara, Alevilere vb. yapılan soykırımla, katliam ve akıl almaz işkence, zulümle doludur. İttihat ve Terakki’den günümüze bu böyle oldu.
Darbe'nin imitasyon ve fason hali...
Bu ya bir tiyatrodur ki ben öyle düşünüyorum; ya da sinemanın gala gecesinden yalnızca bir sahnedir ki, düşünmek bile istemiyorum!
Soralım!
Kendi öz savunmamızı güçlendirmeliyiz!! Mahircan
Darbenin her türlüsüne karşı olduğumuz açık. Yıllardır yaşadığımız hukuksuzluğa, sivil darbe örgütlenmelerine, faşizme, gericiliğe, radikal İslamcı katliamcı zihniyete karşı olduğumuz gibi..
Bu tiyatrodan kim yarar sağladıysa, kotaranı da odur.
Egemen sınıfların kanlı-kaos senaryoları ve hesaplaşmaları
15 Temmuz gecesi darbesinin egemen sınıflar arası çatışmanın bir ürünüydü. Özellikle AKP-Gülen cemati arasındaki çıkar dalaşında yenik düşen Gülen cematinin son çırpınışları olarak ortaya çıktığı analaşılıyor. İki faşist-dinci kliğin çatışmasından “demokrasi”nin doğması ya da işçi ve emekçilerin lehine sonuçlanması söz konusu olamazdı.
TKP/ML Merkez Komitesi;“Faşist kliklerin dalaşına değil, halk savaşına taraf ol!”
Türk egemen sınıflarının yaşadığı siyasal kriz derinleşerek devam ediyor. Faşist diktatörlük içindeki klik çatışması 15-16 Temmuz 2016’da ordu içinde örgütlenmiş bir cuntanın askeri darbe girişimiyle yeni bir evreye geçmiştir. Türk egemen sınıflarının tarihinde pek tanık olunmadık bir darbe girişimi olmuştur. Darbe girişiminin başladığı saatten (15 Temmuz saat 21.30), örgütlenme biçimine ve kısa sürede yelkenleri indirmesine kadar fiyasko niteliğinde bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak bu darbe girişimi TC tarihi açısından bir ilktir.
Partizan “Darbenin her türlüsüne karşı direnişe, mücadeleye!”
15 Temmuz akşamından başlayarak 16 Temmuz gecesi boyunca devam eden askeri darbe girişimine karşı bir açıklama yayınlayan Partizan “Bugün “Allah’ın bir lütfu olarak” ifade edilen darbe girişimiyle daha güçlenen ve halka yönelik saldırılarına artıracak olan resmi ve resmi olmayan sistem güçlerine karşı, emekçi halkın kendisini korumak için tedbirler alması, darbeleri üreten ve kendisi de bir darbe ürünü olan AKP şahsında sisteme karşı mücadeleyi yükseltmesi “darbe-darbe karşıtlığı” üzerinden yapılmaya çalışılan bölünmeye karşı çıkması varlık-yokluk sorunu haline gelmiştir.
Parti inşası; ve sürekliligi saglanmış önderlik ;Halil Ahmet
Tarihsel bir süreçten geçiyoruz.Her birimiz bunun farkındayız kulaklar sağır gözler kör uykuda ölü taklidi yapmanın bir anlamı yoktur.
Tarihsel bir süreçten geçiyoruz.Parti ve önderliğin inşası,doğru bir siyasal hattın MLM temelde sürekliğinin sağlanması her geçen gün daha da hissedilir bir durum olarak kendini dayatmaktadır.
Parti ve önderliğin inşası sürekliliği sağlanmış önderlik olgusu ve bunun la berabar doğru temelde çizginin sürekliliği nin sağlanması dediğimiz olgudan ne anlamalıyız
ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]
“Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı,İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.”[1]
III. Büyük Bunalım’ın yerküresinde, Sykes-Picot’un miadını doldurduğu Ortadoğu’da, nihayet coğrafyamızda devasa bir dissolution (çözülme) fragmantasyon (parçalanma) ve polarizasyon (kutuplaşma) yaşanıyor.
Bunu hâlâ görmeyen, bilmeyen, kavramayan varsa ne yazık.
Çünkü gelecek(imiz) “Fortis imaginatio generat casum/ Zengin hayalgücü, olacakları (önceden) tahmin eder,” kaydı düşülmesi gereken söz konusu gerçeğin biçimleneceği güzergâhtaki çatışmalarla karara bağlanacak.