Perşembe Eylül 24, 2026

Sınıf bilinci

Yaşam kendi hareketini sonsuz devinimi içinde sonlu parçalara bölmüş olarak yol alıyor.Bu konu da maddenin en yüksek biçimi olan 'bilinçli madde' de durmuyor.Maddenin hareketini anlamaya ve onu bilinçli bir değişikliğe uğratmak için çabalıyor.Toplumsal anlamda değişiklikliğin yaratıcısı da burada tarihsel önemini vurguluyor.Komünist Partinin tarihsel önemi, sınıflı toplumların sınıf ilişkilerindeki eğemenlik yönünü başağı çevirmek, üretimin toplumsal yönünün önündeki en büyük engeneli ortadan kaldırmak, bağımlılık ilişkisini koparmak yada onu da ters çevirmektir.

Sınıf adına hareket eden tüm öznelerin özünü oluşturan şey ,değiştirilmesi gereken olarak hazır bulduğumuz şey, eğemen sınıfların çıkarlarınca oluşturulmuş bir harekettir.Burada bizi ilgilendiren temel şey, amaç için gerekli olan araçların oluşturulması ve savaşımı ezilen sınıfların lehine çevirmek olduğuna göre, tüm düşünce ve pratik sürecin hareketi de buna uygun olmak zorundadır.

Klasik söylemle sınıflı toplumun içinde varolmamız bizi 'gerici sınıf ve çıkarlarından' koparacak bir aygıtı da zorunlu kılıyor.Bunu hem teorik hemde pratik alanda yapacak olan KP'dir.Ama KP demekle KP olunmuyor.KP'yi KP'ye yapan programı,tüzüğü,organları,kültürüdür; ve bunların birliktevarlığıdır.Organları çalışmayan,tüzüğünü dikkate almayan,programını eskiten, kültürünü geçmişin sırtına binip bir türlü inmeyen bir anlayış ile 'ilerleme' olmadığı gün gibi ortadadır.

İnsanlar neden farklı düşünür,fikirler, amaçlar zamanla neden değişir.Herşeyin değiştiğini değil sadece herşeyin hareket ettiğini söyleyen ve bilimle kavrayan bizleriz.Kendi içimizdeki hareketi anlayamıyorsak dış dünyadaki hareketi nasıl bilince çıkaracağız.Yüksek perdeden sloganlarla 'coşku' yaratılmıyor.Pratikte bir ileri hareket olmadan düşüncede yerinde sayıyor.

Bunları neden mi anlatıyorum.Tarihimiz bölünmeler(adına ne derseniz deyin:hizip,darbe,kaçkınlar,oportunistler vs.) tarihide ondan.İçindeki değişikliği dışa vuramayan, İşçi sınıfı ve köylülüğün değil politik,kültürel,siyasi,askeri mücadele yürütmesini kendisi için ekonomik mücadele dahi etmediği bir zamandayız. Sınıflardaki bu gerilemeyi kendi varlığından ve pratiğinden bağımsız değerlendirenler tek yanlılıkta ısrar ediyor.Son dönemdeki gazete işgali vb. Şeylere yeni bir olay gibi yaklaşanlara şaşıyorum.Tarihimizde 'adam kaçırmaya', silahsızlandırmaya kadar giden pratikler mevcut zaten.Küstürmeler, korkutmalar,siyasi küfürler...vd.

Sınıf bilinci =birleşe birleşe kazanacağız diye slogan attırıyor

Halk=daha siz birlik olamıyorsunuz diyor.

Doğru söze ne denir.Gelde inan...

İ.K'nın ardılları değil konumuz sadece 'sınıfın' bilinçli yanı.İçinde yaşadığımız toplumun en ileri unsurlarının tarihsel hareketi..

Ezilen sınıfların katmanlarının duygu düşünce ve isteklerinin yansıdığı ayna olan örgütlülüğümüzün amaç ile olan çelişkisindeki paradigmayı anlamamızdır.Bu parçalı dağınık olamamızın hem olumlu hem de olumsuz yanlarını anlamamız edindiğimiz 'bilgi' ve tecrübeleri sınıfa taşımamız için bir fırsat olarak değerlendirildiğinde 'devrimci' bir tutuma dönüşebilir.Sınıf bilinci dediğimiz somut durumda bu değilmidir zaten.

Öncelikli olarak gelinen son nokta da ayrışmanın güncel nesnel koşullarını iç ve dış çelişkilerini anlamamız bilince çıkarmamız gerekiyor.burada iç olan şeyden önce nesnel koşulların yani sınıfların nesnel koşullarını duygu düşünce yaşamdan bekledikleri çıkarları anlamamız, mücadelenin ideolojik, siyasal,ekonomik ve askeri biçimlerini nerede hangi boyutta ve ne biçimde desteklediğini,durağan davrandığını, geri çekildiğini, nedenleri ile açığa çıkarmak, Toplumuzdaki sınıf ilişkilerinin örgütlülüğümüze ve top yekün ileri unsurlara yansımasını tarihsel olarak incelememiz güncele cevap verecek koşulları 'oluşturmanın' zeminidir.

Buda niyetler dünyasından uzaklaşmamız zorunluluklardünyasına ayak basmamız anlamına geliyor.Sabırlı, tarihsel öneminin ve görevinin bilincinde kişisel grupsal çıkarlar ile aynı safta olan yapılar arasındaki çelişkiyi devrimin hazırlanmasına kullanabilmek demektir.Çelişkiyi ezilen sınıfların herhangi bir katmanının duygu düşünce istek ve pratiğini proleteryanın çıkarlarına tabii kılmak,birbirlerini yadsımadığını aksine birbirlerini beslediğini anlamak demektir.Ezilen sınıfların sezgilerinden duygu düşünce ve isteklerinden öğrenmek, temel aldığımız sınıfların çıkarına(işçi sınıfı ve köylülük) hareket etmek demektir.

Son elli yıllık türkiye devrimci mücadele tarihinin öğrettiği şey şu: 5000 yıldır kitap yüzü görmeyen ezilen sınıfların elli yıldır bilimle ve kitapla tanışmışlığını tarihimiz yeterince açık olarak gösteriyor.Daha yürümeye yeni başlıyoruz.Bir bebeğin tüm deneyimlerine sahibiz.Başımızdaki yara, dizimizdeki bere ve gözyaşlarımızdan öğreneceğimiz ders bu.Devrilmiş televizyonun altında kalmiş bir bebek gibi,balkondan sarkıp düşmüş çocuk gibi ölümlerimiz.Hepsi pisipisine dediğimiz(çoğunun önlemi alınabilecekken) koşullarda gerçekleşti.Ayrılıklarımız aile içindeki kötü çocuğa yaklaşımdan farksız..Toplumda ne yaşıyorsak içimizde onu yaşıyoruz.Öğrenilmiş yöntemler bizdede yöntem olarak gerçekleşiyor.Aştığımızı iddia ettiğimiz her söz pratikçe yadsınıyor.Hesap verebilirlik sözden öteye gidemiyor.Onun sözüne karşılık ötekinin sözü... hepsi bu...Sınıf bilinciyle mesafeyi buradan okumamız gerekiyor.Sınıfın çıkarları adına yapıldığı söylenen her ayrılık, kopma vd. Sınıfın aleyhine gerçekleşmiş, Sadece ezilen sınıfları geriletmemiş aynı zamanda bilinçli unsurları da geriletmiştir.Tarihsel sorumluluk bilinci bunun neresinde.Evlendin mi sorun mu yaşıyorsun boşanıver gitsin.'sen önemlisin çünkü'.Sorumluklarından uzak 'ben merkezci' yaklaşım değil mi?Çok denedik ama olmuyor işte...Evlilik hukukunda olduğu gibi ayrılan taraflardan biri erkek biri dişi görünüyor.Biri herşeyin sahibi diğeri eklentisi... hakları da öyle.

Çelişki sonsuzdur,Çelişkiyi çözebilmek ise devrimcidir.Biz çelişkiyi çözmek yerine çelişkiden uzaklaşmayı(kendini hangi görüntü de sunarsan sunsun), yeğliyoruz.Ertelediğimiz her sorun büyüyerek önümüzde beliriyor.Süreçlere yetişmek ile geçen elli yılın hesabını kim verecek.Hesaptan da öte, gelinen süreçte kardeşler arası tıkanıklık ile dostlar arası yakınlaşma nasıl gerçekleşecek.Her birinin uzmanlaştığı alanlardaki birikimler değerler ezilen sınıflar çıkarına nasıl bütünleşecek, Tek yanlılıktan çok yanlılığa nasıl geçilecek?

Raflarda yerini alan yeni bir gazete yeni bir dergi ezilen sınıfları tabanı bölmekten başka ne işe yarar.Nicel olarak azalan bir nesneyi kendi içinde ayrıca parçalara ayırmak bütünü çoğaltmayacağı gibi bütünün pratiğini gerçekleştirmesine zarar vermez mi?

Ne yapmalı peki?

Özneyi sınıfa götürmek,sınıfa kulak vermek gerekiyor.teorik seviyeyi yükseltmek için eğitimi nitelikli ve sürekli hale getirmek gerekiyor.tarihi özeleştiri yapmak gerekiyor.bunu da tek tek değil çoklu birliktelikle yapmak gerekiyor.Herkesin eteğindeki taşları dökmesi gerekiyor.Sonrasında taşları ayıtlaması gerekiyor.hayatı derleyip toparlamamız için kendimizi toparlamamız gerekiyor.Buda baktiğımız şeylerin ölçeğini unsurlarını anlamamızla ilgilidir.Ölçeğini bilmediğiniz haritadan aldığınız değerleri zemine uygulayamazsınız.Bu nedenle Materyalizm nesnelliği,diyalektik unsurları ve bağları, tarihsellik ölçeği(mesafeyi) verir bize.Bu nedenle bilimin adı DİYALEKTİK TARİHSEL MATERYALİZM'dir.

Bu üçünün birliğine en ileri bilim diliyoruz.Tek yanlılıktan uzak şeyler arası bağı kurabilen oluş süreçlerini kavrayan nesnel dış dünyadan bilince yansıtan(filozoflar ve bilim adamları buraya kadar ilerleyip kalıyordu),sonra nesnel koşulları 'değiştirme' yönü yani devrimci yönü açığa çıktı Marx ile.

Biz nesnel koşulları değiştirmek istiyorsak eğer önce nesnel koşulları anlamalıyız. Birbirimize sormamız gereken en önemli soruyu olumsuzdan değil olumludan sormalıyız.Neden ayrıldık değil?Neden birlikte değiliz?Neden geriledik değil?Neden ilerleyemiyoruz?Neden güçlenemiyoruz?

Biri suçlayıcı diğeri özeleştirici açıklayıcıdır.Suçlayıcı olan 'sebep' mutlaka bulur, aramaya başladığında.Özeleştirici ise tarihsel sorumluluğunu bilir.Sınıf bilincini yansıtır.Çocuklar gibi mızmızlanmayı bırakmak lazım.Kimse yutmuyor.Herkes elini taşın altına koymalı.

Öyle herkes kendi tarafına çekilince sorun çözülmüş olmuyor, olmadıda.Yaşamını devrimci mücadeleye adamış kişilerin birbirlerini 'kaçkınlıkla' suçlaması kadar samimiyetsiz ve pratikçe reddedilen durum kadar abes Bir şey yoktur.Taraflar arası ideolojik,siyasi,kültürel,örgütsel sorunların açıkça ortaya konması,tarafların birbirini bu noktalar üzerinden hesap sorması gerekir.Açıklayıcı,somutlayıcı,özeleştirel bir zeminde yürümelidir.Bunun dışındaki tüm yaklaşımlar tencere dibin kara seninki benden kara anlayışıdır.Sınıf bilincinden uzaktır.Çelişkisiz ne varki bu evrende..Mesele çözmek değil mi?Ne diyor önderler: Bilisizlik bir açıklama değildir'

Marsist tüm laf ebeliğini bir kenara bıraktığımızda olacak olan oluyorsa devrimcilik nerede biri bana göstersin.BUNDAN ON YIL ÖNCE.Öznelere bir mail atmıştım.Eski döküntü artıkları öznelerin içine doğrudan almayın diye.Onları yeniden kalıba dökmeden yarardan çok zarar verirler diye...Ciddiye alınmadığını da biliyorum.Ancak anlatmak istediğim bu değil.Benim konu hakkındaki ukalalığım.Birşeyi doğru tespit etmek tek başına ne işe yarar.Hareketten uzak,kitleden uzak,özneden uzak...Yani tutumumdaki geriliğin 'biliyorduk'daki gerilikten nicel bir farktan başka bir farkı var mı?Bilmek değiştirmektir demiyormuyuz.O zaman yapmamız gereken 'irademiz' ve 'düşünme' tarzımızın dışına çıkmak,doğru olduğunu yıllardır söylediğimiz(pratikçe rededilmiş) şeyleri terk etmemiz gerekiyor.Yani mücadele kaçkınlığı tespiti doğru olsa dahi kazancımız değildir.Kaybımızdır.

Bu nedenle tüm yaşanan olumsuzluklara rağmen tespitimizin karşısında bir pratik sergilemek durumunda olmalıyız.

Öznenin sorunlarını sadece içte aramak gafleti dahi tek yanlılıktır.Sınıfla olan bağ belirleyicidir.Sınıfın hareketindeki gerilik içerde de gerilemeye neden oluyor.O zaman yapılması gereken sınıfla olan bağı kurmak ve güçlendirmektir.Ezilen sınıflarla bağımız nerede ne kadar? Buğün dükkanın kapısına kilit vursak ezilen sınıflar hangi duygu düşünce iklimine girecekse o kadar.Bunu açıkça ortaya koyduğumuzda Öznenin hareketi anlaşılacaktır.Bu nedenle silkinme zamanı dostlar...

Devrimci durumun gizliden gizliye geliştiğini tespit ediyoruz.Artık darbelerle susturalamayacak, iç savaşa gebe bir ülkede olduğumuzu biliyoruz.Sınıf bilinci ezilen sınıflar için 'aracı' hazırlamaktır.Bu yükün en ağır kısmı MLM'lerdedir.Bu sorumluluğu can pahasına üstlenmiş tüm unsurlara selam olsun...

Yüreğinizden,,inancınızdan,samimiyetinizden kuşku duyan varsa,anlayana kadar anlatın...Bugün herşeye rağmen alanda tüm yeteneklerinizle çabalamanız bunun kanıtıdır.Sınıf bilinci buğün birlik konusunu tartışmaya açmak demektir.Tarihi süreçleri hataları ve noksanlıkları ile birlikte kazanımlarını hepbirlikte sınıfa anlatmak demektir.Bilince çıkarmanın bugünkü anlamı budur.Zorunludur.

İyi Çalışmalar

Taner Özcan

51462

Taner özcan

Taner Özcan sitemizin köşe yazarıdır. Kültürel ve politik konularda yazılar yazmaktadır

Son Haberler

Sayfalar

Taner özcan

Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -2-

Son yıllarda, emperyalist savaş tehlikesinin zemininin güçlenmesine paralel, dünya genelinde ırkçı hareketlerin ve partilerin dikkat çekici boyutta güçlendiğine vurgu yapmış, bu yükselişin, sadece belirli demografik gruplarla sınırlı kalmadığını, kadınları da içine aldığını gördüğümüzü ifade etmiştik.

Peki, kadınlar neden bu tür hareketlere katılıyor? Bu sorunun yanıtı, birçok faktörün karmaşık bir birleşiminde yatıyor.

Faşizmin Yüzünü Örten Çirkin Bir Maske (Nubar Ozanyan)

İttihatçı Türk kompradorları, ekonomik-mali-siyasal krizden bir türlü kurtulamıyor. Faşizmi maskeleyen kaba uydurma parlamentoyla bile ülkeyi yönetemiyor. Zorbalık her taraftan fışkırıyor. Kötülük ve çirkinlik her yerde bütün utancıyla görülüyor. Dağda, köyde, sokakta Kürt ve emekçi kanı dökmekten çekinmeyenler dünyanın gözü ve kulağının üzerinde olduğu parlamentoda bile Kürt kadın parlamenterin kanını dökmekten çekinmiyor. Zorbalık, pervasızlık, yasa, hukuk tanımamazlık ayyuka çıkmış, had safhaya ulaşmıştır.

Emperyalist haydutlar, 3.Dünya savaşı hazırlıklarını yoğunlaştırmakla meşgul…

Bazı sol-sosyalist ve kendilerini komünist addeden kesimler hâlâ (evet, hâlâ) bir 3. Dünya Savaşı çıkacak mı çıkmayacak mı ve keza “süreci belirleyen esas etmen savaş mı devrim mi?” ikilemi girdabında, adeta miskince bir fikirsel jimnastik rehavetiyle, sorunu ele almaya devam ede dursunlar; fakat süreç, maalesef ki hem de çok hızlı bir şekilde, o istenmeyen malûm sona doğru ilerliyor. 

Fakir (Nubar Ozanyan)

Yaşamı boyunca hep yokluk ve fakirlik içinde yaşadı. Bundandır ki arkadaşları ona “Fakir’’ dedi. Ne zaman biraz dünya nimetlerine yakın olan olanaklara sahip olsa o yine fakir yaşamından ayrılmadı. Yaşamı fakir, bilinç ve yüreği zengin olan Nubar Ozanyan en alttakilerin, yoksulların, mazlumların yoldaşı olmaktan bir an olsun geri durmadı.

Servet Vergisi ve Sermayenin Olmayan Vijdanı

Bugünlerde de toplumsal eşitsizlik sermayenin birikimine ve merkezileşmesine koşut olarak artınca, zenginlerden servet vergisi alınmasını dilendirenlerde çoğalmaya başladı.[1] Servet vergisi, toplumsal servetin  belli ellerde birikmesinden bu yana ara sıra gündeme getiriliyor. Zaman zaman kısmen de uygulanmıştır. Örneğin savaş dönemlerinde vb. Yine ABD'de, 1960'larda 400 zenginden %53 oranında vergi alınmıştır.

Inger Nubar Can, Hewal Nubar, Nubar Yoldaş’a!

Halen pek çoğumuzun inanmak istemediği Nubar Ozanyan’ın ölümsüzleşmesinin 7. yılında, onu bir kez daha saygı ve sevgi ile anarken, şehadetinin yıldönümünde onu anlatmak da bizim için en zor yazılardan olacaktır.

Rusya / Ukrayna Savaşında Yeni Bir Aşama

Savaşın Rus topraklarına doğru genişlemesi Ukrayna'daki savaşın yeni bir aşamaya geçmesi anlamına geliyor.

6 Ağustos Salı gününden bu yana Ukrayna birlikleri Rusya sınırını geçerek Rusya'daki savaşta yeni bir cephe açtı. En az üç Ukrayna tugayı ve çeşitli taburlar savaşa dahil oldu ve ilerleme Rus topraklarının yaklaşık 30 kilometre içine kadar ulaştı. Bu, savaşın yeni bir aşamasının başlangıcına ve dünya savaşı tehdidinin önemli ölçüde yoğunlaşmasına işaret ediyor.

İKTİDARIN BÜYÜK YALANI: “HİÇ KİMSENİN YAŞAM TARZINA KARIŞMIYORUZ.”

Genel olarak tüm siyasal İslamcıların, ama özel olarak da İslamo-faşist Erdoğan ve iktidarının, başvurduğu en kullanışlı “idare etme” araçlarının ilk sırasında hiç kuşkusuz ki dinlerince de serbest sayılan takiyedir. Yani amaçlananı gerçekleştirebilmek için, gözünü dahi kırpmadan YALAN SÖYLEMEKTİR. 

Türkiye „Yarı-Sömürge“ Bir Ülke Mi? Emperyalizm Üzerine Notlar-4

Sömürge-Yarı-SömürgecilikÜzerine

Belliki sol-sosyalist eski nostaljik söylemlerin tekrarı bugün artık kitlelerde herhangi bir karşılık bulmuyor!

Geçenlerde, “dini bütün” olarak tabir edilen kesimlerden bir ahbabımla, “ne olacak bu memleketin hali” kıvamında sohbetteyken, şöylesi bir cümle kurmuştu: “Abi benim anlamadığım, bunca açlık, yoksulluk, işsizlik ve zulüm varken, yani koşullar aslında tam da siz devrimci solcuların kolayca taban bulmanıza ve kitleleri harekete geçirmenize ve hatta devrim bile yapmanıza bunca uygunken; bu derece atıl ve etkisiz olmanız, sence normal mi?”

KADINLARIN BİRLİĞİ | Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -1-

Emperyalistler arası çelişkiler derinleştikçe, ekonomik kriz ağırlaştıkça vb. bu sistemin sarıldığı en temel dayanaklardan birinin ırkçılık-faşizm olduğunu biliyoruz. Zira bunun, sistemin alametifarikalarından biri olduğunu birçok -acı- deneyimiyle elbette biliyoruz. Şu anda yine tam da böyle zamanlardan geçtiğimizi söylüyoruz. Bu tehlikeye dair önlemler almaktan bahsediyoruz, özellikle Avrupa’da ırkçı partilerin yükselişini izlerken, Avrupa Parlamentosu’ndan çeşitli Avrupa ülkelerinin kendi seçimlerine odaklarımızı çeviriyoruz vs.

Sayfalar