Pazartesi Eylül 21, 2026

Serdar ve Güzel Ana'nın ardından...

İki güzel, yiğit ve fedakar yoldaşımızı kaybetmenin acısı ve hüznü içerisindeyiz. Beklenmedik ölümleri ile bizleri derin ve tarifi imkansız bir acıya düşürdüler. Yaşamlarının büyük bölümünde kolektifimiz in çalışmalara dâhil olan, eylemlerden eylemlere koşan bu iki can yoldaşımızın yerlerini doldurmak kuşkusuz çok zor. Onların yerlerini doldurmak ancak anılarına ve miraslarına sahip çıkılarak, düşlerini gerçeğe dönüştürerek gerçekleştirilebilir. Çünkü onların düşleri, demokratik halk devriminin ta kendisidir.

Amed'in güzel gülüşlü, tarihin vücut bulmuş hali Serdar yoldaş...

Serdar yoldaşla bir araya gelip sohbet etme fırsatımız hiç olmadı. Onu ilk olarak “Nenemin Masalları” adlı öykü kitabı ile tanımıştım.

Yazdıkları ve söyledikleri bende farklı ama bir o kadar da hüzünlü bir duygu yaratmıştı. Kürt ve Ermeni asıllı olduğunu öğrendiğimde onunla tanışmamamıza rağmen ona karşı kanımın ısındığını fark ettim. Kuşkusuz bunda yazdıklarının ve sosyal-siyasal ve ulusal konumlaşının payı büyüktür.

O, yazdıklarında sadece Ermeni halkının değil, tüm ezilen ulus ve inançların derin tarihsel acılarını işliyordu. O, bu topraklarda her türlü asimilasyon ve topyekûn imha politikasına karşı direnen ve varlığını korumaya çalışan çeşitli milliyetlerden kadim halkların ve inançların tarihsel izlerine ışık tutuyordu. İşte onun bu özelliği ezilen ulus ve inançlardan insanların ona karşı kanının ısınması kaçınılmaz bir hal alıyordu. Çünkü acılar aynıydı.

Serdar yoldaşı en son Komutan Nubar Ozanyan yoldaşın taziye ve anmasında görmüştüm. Her iki etkinliğe de Güzel Ana ile beraber gelmişti. Kol kola girerek kenetlenmiş bir biçimde ve o her zamanki gülen gözleri ile Nubar yoldaşımıza vefa borçlarını ödemeye gelmişlerdi.

Nubar yoldaşın kaybı hepimizde derin etkiler bırakmıştı. Özellikle gençlik olarak onun mücadele geçmişini okuyup öğrendiğimizde onunla hem gururlanıyor hem de böylesi bir değeri kaybetmenin hüznünü yaşıyorduk. Onun yaşamını ve mücadele geçmişini öğrendikçe kendimi de daha fazla sorgular hale geldim. Çünkü Nubar yoldaş "nasıl yaşanılması gerekir" sorusunun en yalın ve en saf cevabıydı.

Serdar yoldaşta Komutan Nubar'ın taziyesinde şunları söylüyordu; “Bu ülkede dünya çapında en büyük kırıma uğramış, yok olmakla yüz yüze kalmış bir toplumun çocuğudur. Aynı zamanda aile içindeki hikayelerle büyüdü. Yetimhane örgütlenmesi içinde yer alan bir arkadaştı. Onun hayatından öğrenilmesi gereken çok şey var.”

Nubar Ozanyan’ın reformizmin köküne dinamit koyduğunu belirtip şu sözleri bizlere bir şiar olarak bırakmıştı; “Komutan, cephede komutandır!”

Taziye boyunca Serdar yoldaşla birçok defa göz göze geldik. Her defasında o parıltılı gülen gözlerini gördükçe mutlu oluyordum. İnsanda bambaşka bir etki bırakan bir özelliğe sahipti. Az çok mücadele geçmişine dair birşeyler duymuştum.

Onunla mutlaka sohbet etmeli, bildiklerini ve yaşadıklarını dinlemeliydim. Ölümsüzleşmeden bir gün öncede aklıma düşmüştü. Onun gibi birinin saflarımızda olmasından gururlanıp kendimi mutlu ediyordum. Kim bilebilirdi ki, bir gün sonra onun bedenen aramızdan ayrılacağını.

Hayatım boyunca hiç cansız bir beden görmemiştim. Serdar yoldaşın tabutunu hazırlamak için morga girdiğimde onun solmuş bedeni karşısında içimde tarifsiz bir acı oluştu. O an oradan çıkmak istesemde yapamadım. Ona karşı ilk ve son görevimi yapmam gerekiyordu. O insanın içini ısıtan, mutlu eden gülüşünün ardından şimdi solgun bir yüz kalmıştı. Hayal kırıklığını iliklerime kadar hissetmiştim. Ondan öğreneceğim, dinleyeceğim birçok şey vardı oysa ki. O an ölümü ilk kez bu kadar çok içselleştirmiştim.

Yaşamın bu gerçekliği ile ilk kez bu kadar yakınlaşmıştım. Tabutunu kızıl bez ile sararken içimi hüzün ve derin bir inanç karışımı bir duygu sarmıştı. Tabutu avluya çıkardığımızda alkışlar eşliğinde onu yoldaşları karşıladı. Sana layık bir yoldaş olabilmek çok zor Serdar yoldaş.

 Sen, gerçeğin ta kendisisin.

Eylemlerimizin komutanı, yaşamımızın şen ve örnek insanı, Güzel Anamız...

Güzel Ana'yı anlatmak çok ama çok zor. Eminim ki onu tanıyan herkes böyle düşünür. Her şeyden önce bir tarihti Güzel Ana. En zor koşullarda dahi geri adım atmayan, inancı ve öfkesi ile gençlerin ağzını açık bırakan biriydi.

O sadece kolektifimizin değil, tüm devrimci ve yurtseverlerin anasıydı. Kimin olduğuna bakmaksızın her eyleme koşardı. Özellikle merkezi eylemlerde Güzel Ana'yı görmemek imkansız gibi birşeydi.

Cumartesi Annelerinin daimi adalet arayışçısıydı. F Tipi'ne karşı eylemlerde en ön safları yine o doldururdu. O, eylem Güzel'imizdi bizim. Eylemlerin coşku ve inanç kaynağıydı.

Güzel Ana'yı fotoğraflarda ve videolarda çokça görmüştüm. Onunla ilk kez bir araya gelme fırsatını 2015 yılının başında ki Alevi mitinginde yakalamıştım. YDG olarak kortejimizi hazırlayıp yürüyüşe başladık. Çok geçmeden kortejimize dâhil olarak "bende gencim, benim yerim burası" diyerek pankartımızı tutmuştu. Tabi o an hepimizi bir kahkaha ve mutluluk sarmıştı.

Kortejimiz yürüyüş boyunca elindeki pankart hiç bırakmayan Güzel Ana'nın espri ve inanç dolu sözleri ile hayli neşeli bir hale bürünmüştü. Sonrasında onu daha fazla tanıyıp zaman geçirdikçe onu hep manevi annem olarak gördüm, hissettim. Bu sadece benim için değil, onu tanıyan ve anlayan tüm yoldaşlar için geçerlidir. Neşesi ve inancı herkese umut veriyordu.

Güzel Ana ile özellikle son süreçte daha fazla zaman geçirme olanağımız oldu. Bu da onu daha fazla tanımama olanak sağladı. Gazete bürosuna her geldiğinde doğallığı ve saflığı ile ortamı bir anda neşelendirirdi. Onunla zaman geçiripte neşesiz olan bir insan göremezsiniz. Sanki sürekli neşe depoluyordu ve hiç bitmeyecek gibi hissediyordum.

Özellikle gazete bürolarımızın işgal edilmesinden sonra kurumun sorunları ile daha fazla ilgilenir oldu ve gazete ile omuz omuza olmaktan bir an olsun tereddüt etmedi. Ama çokta kırgındı. Özellikle ailelerin bu tür iç sorunlarda olayın dışında tutulmasından rahatsızlık duyduğunu söylemişti.

Kadıköy'de yapılan kolektifin toplantısında öncülük görevini yine Güzel Ana üstlenmişti. Toplantının neredeyse yarısında Güzel Ana konuştu. Can sıkıcı bir havada olmamıza rağmen o konuştukça insanın içi umut ve neşe doluyordu. Adeta yeni bir kan geliyordu insanın vücuduna.

Kuşkusuz bu süreçte onun yanımızdan bir an olsun ayrılmaması bize en büyük güç ve kuvvet veren faktör oldu.

Güzel Ana ile en son Serdar yoldaşın anmasında bir arada olduk. Önceki gün mitinge gitmiş ve orada rahatsızlanmıştı. Ertesi gün cenaze törenine gelmesi beni kaygılandırsa da onun bu hali beni mutlu etmişti. Hayret ediyordum doğrusu bu kadına.

74 yaşında olmasına rağmen eylemden eyleme koşması inanılacak gibi değildi. Birçok yoldaşa taş çıkartacak bir kuvvete ve direngenliğe sahipti. Komutan Nubar yoldaşın taziyesinde PŞTA adına söz aldığında şunları söylüyordu; “Mücadelenin yaşı yoktur. Yaş hiç önemli değildir. Ben hastayım ben şuyum diyen gerekçe değildir. Beyin ve yürek oldu mu ne olursa olsun sana kar etmiyor. Birlik ve beraberlik esastır. Yeter ki mücadele etmek isteyelim. Her yerde her zaman kazanacağız.”

Onun dilinden bu sözler dökülürken bu kadar inançlı ve neşeli olmasının formülüde açığa çıkıyordu; Yeterki mücadele etmek isteyelim!

Serdar yoldaşın tabutunu omuzumda kapıdan dışarıya çıkardıktan sonra daha 2-3 adım atmamıştım ki Güzel Ana hemen yanıma geldi. Tabutu omuzlamak istediğini söyledi ve o küçük ve ince bedenine rağmen tıpkı onlarca yoldaşımız gibi Serdar yoldaşımızın da tabutunu omuzuna aldı. Bu kez de Serdar yoldaşa vefa borcunu ödeyecekti.

Bir eli tabutta, bir eli de sımsıkı yumruğu ile havada olan bu güzel kadına son kez bakıyordum. Keşke tekrar tekrar baksaydım. Onun umut ve inanç dolu yüreği hep yoldaşları için çarpardı. Onsuz büyük bir boşluk içinde olsakta şimdi artık bizim yüreklerimiz onun için çarpacak.

Gidenlerin ardından...

Gidenler içimizde bir parça hüzün bıraksa da, yaşamları ile daima manifestomuz olacaklardır. Çünkü onlar yaşamları ile bugün halk gençliğine örnek, mücadelelerine ve yaşamlarına rehberdirler.

Onlar, içinden geldikleri acıların ve tarihsel haksızlıkların en dinmeyen çığlıklarıdırlar. Onların bu çığlığı Kürt, Ermeni ve çeşitli ezilen milliyetlerden halkların çığlığı ile birleşerek büyürdü. Çünkü onlar, tüm haksızlıkların en amansız düşmanıydılar. Nerede haksızlık, adaletsizlik ve eşitsizlik varsa orada oldular. Çığlıklarını başka acılar ile birleştirdiler.

Nubar, Serdar ve Güzel Ana, genç yoldaşlarına yaşamları ile sarsılmaz bir örnek, mücadeleleri ile ışıklı bir yol olacaklardır. Kuşkusuz onlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Onlar gençliğe inandı ve güvendi. Onların bu inançlarını ve güvenlerini boşa çıkarmamak, düşlerini gerçeğe dönüştürmekte bizim esas görevimizdir.

Tarihin bir kez daha tekerrür ettiği şu süreçte omuzlarımıza yüklenen görevlerin bilincindeyiz. Gençlik olarak halkın çıkarlarını herşeyin üstünde tutarak bu görevleri yerine getirmek, sorunların çözümünde esas özne olup ileriye cüretli bir şekilde atılmak, demokratik halk devrimi mücadelesinde ki tarihsel konumumuzun gereklerini yerine getirmek boynumuzun borcu, tarihsel sorumluluğumuzdur. Biz bunu başardık, yine başaracağız.

İstanbul'dan bir YDG'li

46658

Fransa’da El Freni Çekildi! İşe Yarar Mı?

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, 6-9 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Almanya, İtalya ve Fransa’da aşırı sağ olarak tanımlanan faşist hareket ciddi anlamda sandalye sayısına ulaştı. Böylelikle merkez sağla birlikte faşist hareket AP’deki en büyük grup olarak yerini korudu.

Seçimlerin yankısı ve sonuçları ciddi anlamda tartışmaları doğurdu. AP’ye Almanya’dan sonra sağcılar adına en fazla vekil gönderen Fransa, tartışmaların girdabından çıkıp erken seçim hamlesi ile sarsıntıyı giderme yoluna gitti.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (3)

Devrimci siyasal mücadelenin genel olarak nesnel zemini, sosyal devrimleri de olanaklı kılan nesnel zemin ile, aslında ortak paydalara sahiptir. Emperyalist- kapitalist barbarlığın hüküm sürdüğü ve kendisinin doğrudan var ettiği her bir antagonist çelişme ve sorunların giderek daha bir keskinleşerek; ulusların, halkların ve doğanın yaşamını kâbusa çevirip, geleceklerini ciddi şekilde riske soktuğu şu süreçte, gerek özel olarak Türkiye ve K.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (2)

Somut özgülün realitesi içerisinde devrimci siyasal mücadelenin etkili ve sonuç alıcı kazanımlara dönüşerek yürütülebilmesi için gerekli olan bir diğer öncelikli koşul ise; elbette ki bu mücadelenin, küresel ve yerel zeminde, toplum gündemini doğrudan ilgilendiren ve de ilgilendirecek olan sorunlar üzerinden ele alınarak yürütülmesidir.

Halkların İhanetçilerden Çektiği (Nubar Ozanyan)

Zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışırken karanlığın sadece gece gelmediği, güneşin altında da gelip halkları bulduğu katliamlar birçok halkı nefessiz bırakmaya çalışmıştır. 1915 Ermeni Soykırımı boyunca başta Asuri, Süryani, Pontus halkı olmak üzere Êzîdî ve Kürt halkı da büyük trajediler yaşamıştır. Bugün Türk faşizmi eliyle Başûr Kurdistan’ında gerçekleşen işgal ve ilhak saldırılarında Kürt halkıyla birlikte Asuri-Süryani halkı da tanımsız acılar yaşamaktadır.

Türkiye’de Ermeni bir devrimci militan: Haldun Karyol (MEHMET GÜNEŞ)

Haldun Karyol, asıl adıyla Harutyan Karyolacıyan, kadim dostum, 8 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Haldun bir Ermeni’ydi ama her şeyden önemlisi Türkiye’de yetişmiş, ender görülebilecek, kendine has eylemci bir devrimci militandı. Onu ender ve ebedi kılan hikayesini bilmek ve öğrenmek, bugün Türkiye’de devrim mücadelesine baş koymuş her militanın hakkı. O yüzden, Haldun’u yakından tanıyan biri olarak, onu anlatmayı devrimci bir görev olarak üstleniyorum.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (1)

Nasıl ki genel siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı, küresel ve yerel bazdaki ekonomik, politik, eğitsel, askeri, kültür-sanatsal, çevresel-iklimsel, ezen-ezilen cins, inanç ve etnik sorunlar yekûnu olan toplumsal dinamikler zemini üzerinden kendisini var edip sürdürüyorsa; birebir aynı şekilde, devrimci siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı da aynı küresel ve yerel toplumsal dinamikler üzerinden kendisini var edip sürdürmesi gerekiyor. Normal ve de olması gerekendir bu.

Küçük bir damla ile fırtınayı başlatanlar (Nubar Ozanyan)

Aradan 12 yıl geçti. Etki gücü Ortadoğu’ya yayılan 12 yaşında genç bir devrim yaşıyor adına Rojava denilen topraklarda. Derin yoksulluk, bitmeyen zulümle terbiye edilip cehenneme çevrilen Ortadoğu’da Rojava, bir özgürlük adası gibi duruyor.

Türk Faşizmi EURO 2024’te Sahaya İndi

İki yılda bir Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) tarafından organize edilen Avrupa Futbol Şampiyonası, bu yıl EURO 2024 olarak Almanya’da düzenlendi.

Kapitalist Toplumsal Bir Kırılma ve Yeniden Tarihi Yeni Bir Toplumsal Süreç

Kapitalist emperyalist sistem, önceki bunalım ve çelişmelerinden farklı olarak,, kendisinin taşıyamayacağı ve çözemeyeceği sistem içi   yapısal ekonomik ve siyasal çelişmeler ile karşı karşıya kaldığı bir sürecin içine girmiştir. Bir taraftan yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla (ki, bu; kapitalizmin ala bildiğine gelişmesi, genişlemesi, üretimin ve sermayenin alabildiğine temerküzü ve de mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi sürecinin de ilerlediği anlamına gelir) kendini yeniden üretemez olan bir sürecin içine girmiştir.

Bunların neler olduğunu kısa olarak açalım:

Prof. Dr. Korkut Boratav CHP’den Sermaye Sınıfıyla Hesaplaşmasını İstiyor...

Marksist iktisat Profesörü Korkut Boratav, gazeteci İrfan Aktan’a verdiği mülakatta, sürece ilişkin gerçekten de çok değerli ve devrimci sol-sosyalist ve komünist politik öznelerce dikkate alınması gereken çok önemli siyasi ve iktisadi analizler yapıyor, saptamalarda bulunuyor. 

Örneğin kendisine sorulan şu soruya verdiği yanıtta olduğu gibi:

Yoksulların, alt sınıfların bu kadar derin bir kriz yaşadığı dönemde nasıl oluyor da ideolojik hegemonyayı yine de iktidar sağlayabiliyor ve buna karşı güçlü bir sol alternatif çıkmıyor?” (abç)

Yağma ve Talan Cumhuriyeti (Analiz)

Geçtiğimiz haftalarda Kayseri’deki pogrom girişimiyle başlayan ırkçı ve mülteci düşmanı saldırılar Antalya, Antep, Urfa, Hatay, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde de kendisini göstererek göçmenlere ait işyerlerinin ve malların yağmalanmasına, yakılmasına ve çok sayıda göçmenin yaralanmasına, hatta Antalya’da göçmen bir gencin öldürülmesine neden olmuştur.

Bir çeşit günah keçisine dönüştürülen göçmenlere karşı yükselen bu dalga görünen o ki daha çok olaya ve şiddete gebe bir yerdedir.

Sayfalar