Sen susuyorsun çünkü...
Seni Cizre, Silopi, Nusaybin, Diyarbakır Sur, Şırnak ve Dargeçit halkıyla empati kurmaya çağırmayacağım. Çünkü sen ölmüşsün. Bu düzen sana makam ve rahat bir hayat vererek ruhunu esir almış, öldürmüş seni. Ölmüş bir ruh gömüldüğü mezarda dışarıdaki seslere sağırdır.
Sevgili okur, bu sözlerim sana değil, siyasetçileredir.
Bu gece içime taş gibi oturan bir utanç ve suçluluk duygusuyla Silopi'li bir tanıdığımı aradım. Söze nasıl başlayacağımı bilemez bir telaşla, 'Durumunuz nasıl?' diye sordum. Yorgun, yaralı bir sesle, "Vallah perişanız, "dedi. Evinin güvende olup olmadığını merak ettiğimi söyledim. "Evim savaşın tam ortasında, top atışlarından başımızı dışarı çıkaramıyoruz, "dedi. Ne diyeceğimi bilemedim, aramıza giren tedirgin bir sessizlikten sonra bana telefonda silah seslerini dinletti.
Toplar vahşi gümbürtülerle kim bilir hangi binanın alnında patlarken, makineli tüfekler takırdayarak meçhul hedeflere hışım gibi mermi yağdırıyorlardı. Silah sesleriyle sarsılarak telefonun başında donup kaldım. Nefesimi tutmuş, geceyi cehenneme çeviren patlamaları dinliyordum. İçimde uğuldayan bir çırpınmayla Silopi'ye gitmek istediğimi söyledim. "Gelirsen misafirimiz olursun; ama yardım için geleceksen boşuna gelme, " dedi.
Geceyi kalbimde yıldırımlar gibi patlayan o top atışları ve makineli tüfek takırtılarıyla isyanla dolarak geçirdim.
Telefonda dinlediğim sesler ölümün hoyrat sesiydi, devletin şoför koltuğuna oturan AKP'nin halka karşı ilân ettiği savaşın sesi…
Ey mikrofon gerillası siyasetçi, AKP savaş ilân ederken, peki sen neden alternatif olarak halkın önüne geçip ÖZGÜRLÜK ÇAĞRISI yapmıyorsun? Neden bu düzenle bir türlü restleşmiyorsun, neden?! Bu savaş ilânını neden bir devrim fırsatına dönüştürmüyorsun? Neden devletin savaş çarkını durduracak projeler oluşturmuyorsun?
Ey kürsü kahramanı siyasetçi, devlet seni iyi tanıyor ve senin neyi yapmayacağını çok iyi biliyor. Şehirleri yakıp yıkma ve katliam yapma cesaretini aslında senden alıyor. Yoksa Tayyip Erdoğan bu savaş ilânının kendi iktidarının sonu olduğunu bilse böyle kanlı bir yola girer miydi?
Ey demagog siyasetçi, neden susuyorsun? Susuyorsun çünkü… Beslendiğin bu düzenin ölümcül yaralar almasını istemiyorsun, çünkü bu düzenle esastan bir çelişkin yok. Kaçak güreşerek bu düzenle boğuşmayı gençlere bırakıyorsun. Böylece kan dökülerek açılacak meydanlara şatafatlı kürsüler kurup özgürlük nutukları atmayı hesaplıyorsun.
Süslü sözlerle hendekleri savunan gençleri kutluyorsun. Bak, o hendeklerin ardında boy boy gençler ölüyor! Direnişe çağırdığın o gençler başlarına yağdırılan bombalarla paramparça edilerek öldürülürken, peki sen neredesin ey siyasetçi? Madem o gençleri hendeklerde direnmeye çağırıyorsun, neden sen de orada değilsin? O hendeklerde can veren gençlerden biri senin çocuğun olsaydı, acaba yine böyle rahat nutuk atar mıydın? Tayyip Erdoğan şehit edebiyatıyla yoksulun asker çocuğunu savaşa gönderirken, oğlu Bilâl para denizinde saltanat hayatı sürüyor. Direniş çağrısı yapıp kenara çekilen sen ey siyasetçi, bu konuda Tayyip Erdoğan'la farkın ne, onu söyle!
Nedense her direniş çağrın mutlaka ölümle sonuçlanıyor, ama sen ortada yoksun.
Gel bize bir iyilik yap ve halkın bu düzene karşı gelişmiş olan haklı tepkisini düzenin kokuşmuş bataklıklarında çürütmekten vazgeç. Dizginleri kastığın artık yeter!
Bak, şehirler katlediliyor; insanlar ölüyor, gençler, kadınlar, çocuklar kurşunlanıyor. Bu ölüm filmini sonlandıracak bir projen var mı?
Yoksa, peki bu sahnede işin ne? alinakmahmut@hotmail.com
Mahmut Alınak
Eski kürt milletvekillerindendir.Çeşitli kitapları bulunmaktadır.Aralık 2011 yılına kadar sitemizde sürekli yazılar yazan Mahmut Alınak,Aralık 2011'de KCK tutuklamalarına maruz kalarak tutsak edilmiştir.Temmuz 2012'de tahliye edilmiş olup,zaman zaman yazıları ile okur kitlesine ulaşmaktadır.
alinakmahmut@hotmail.com
Son Haberler
Sayfalar
12 Eylül’ün 33. yılında, 33 hikaye“Keşke Bir Öpüp Koklasaydım”
Zaman geçiyor, dünya değişiyor ve hayatlarımız yeni ufuklara açılıyor günbegün. Ama bir şeyler kalıyor geçmişten, bir türlü kabuk bağlamayan ve inceden sızlayan bir yara gibi, 12 Eylül gibi. “Keşke Bir Öpüp Koklasaydım”, işte bu yaraya dokunuyor. Yakın tarihimizin bu en travmatik toplumsal dönüşümünün ve baskı rejiminin yeni bir kaydını tutarak, cezanın yalnızca cezaevlerinde çürütülenlere değil, onların ailelerine ve aslında toplumun tamamına da kesilmiş olduğunu, kısacası bir mahpusluk halinin dışarıda kalanlar için de oluşturulduğunu gösteriyor.
İbrahim Kaypakkaya Okuldan Dağa
Teoriye ve pratiğe yönelik, ikiz bir ilgiye sahipti. Varlığının ya da bilgi dağarcığının yerinde sürekli bir bilgi boşluğunu duyumsuyormuşçasına okuyordu. Devlet tarafından "oku" diye dayatılan ders kitaplarının dışında tüm kitaplara ilgi duyuyordu.
Solda Tükenmişliğin Üretimi
Son yılların en gözde iş alanları.
İş kazaları: Bini geçkin.
Süriye' de, Irak' ta... : On binleri geçkin.
Türkiye solu: ?
Acıları yaşamayan insanların acılarını espiri haline getiren insanları anlamasını ne kadar bekleyebiliriz ki ?
Hadi iş kazalarında vaz geçiyorum.
Ferdi davranışların yaşanabilecekleri engelleyebilmede ne kadar muktedir olabileceği sorusundan da.
Ya, yurtseverler olmasıydı ?
Yardım toplama çılgınlığı.
Sermayenin Cennet Devleti
TC, kuruluşundan bugüne, işçi sınıfı ve köylülerin ve tüm ezilenlerin karşısında gericiliğin kalesi oldu. Bir taraftan emperyalizmin ileri karakolu olurken, bir taraftan ise işçi ve emekçilerin sınıf mücadelesinin karşısında yerini aldı. Hem ülke burjuvazisinin ve gericiliğin savunucusu olurken, hem de emperyalist burjuvazinin çıkarlarının koruyucusu oldu.
Özellikle SSCB’nin komşusu olması, emperyalist burjuvaznin daha fazla bu ülkenin kontrolünü elinde tutmaya itti. Bu nedenle de ideolojik ve pratik olarak da komünizm karşıtı bir politika izlemeyi hep ön planda yürüttü.
Türkiye’de ulusal azınlıklar sorunu
Türkiye’de ulusal sorun ve azınlıklar meselesini incelerken nasıl bir ülkede yaşadığımız, ülkeyi hangi sınıfların yönettiği, ulusların hangi tarihi koşullarda ortaya çıktığı, ulusal sorunun ekonomik ve politik nedenlerini açıklamak durumundayız.
Ulus, tarihsel olarak meydana gelmiş, ortak bir dil, ortak bir pazar, ortak bir kültür birliği ve ortak bir ruhi şekillenmende ifadesini bulan istikrarlı bir insan topluluğudur. Ulus, sadece tarihi bir kategori değil, bir çağın, yükselen kapitalizm çağının ortaya çıkardığı bir olgudur.
TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı Basın Birimi ile röportaj
1 Eylül 2014 Tarihinde, Dersim-Ovacık’ta Bulunan Mercan HES’e Yönelik Baskını Gerçekleştiren TKP/ML TİKKO Gerillalarıyla Röportaj
- Bu eylemi neden gerçekleştirdiniz?
Süleyman Cihan Yoldaşın 12 Eylül Faşizmi tarafından Katledilmesi TKP/M-L’de Yaşanan Deprem
Yıl 1980 yılında askeri faşist diktatörlük Türkiye ve Türkiye Kürdistan devrimci hareketine ağır darbeler vurarak ezici çoğunluğunu yenilgiye uğrattı. Önemli darbeler almalarına rağmen ayakta kalan ve örgütlü mücadeleyi kesintisiz sürdüren iki devrimci yapılanma kalmıştı. Biri Kürdistan ulusal kurtuluş örgütü PKK idi, diğeri ise Türkiye ve Türkiye Kürdistan’ında faaliyet yürüten TKP/M-L idi. Daha sonralar PKK tamamen kadrolarını Ortadoğu’ya çekerek Türkiye ve Kürdistan’ında örgütsel çalışmalarını askıya aldı denebilir.
Bir yaratıcılık hali:Yazmak
“Yararsız olmak,ölü olmaktır.”[1]
“Sanatsal”, “estetik”, “edebî” bir yaratıcılığı değerlendirirken; çok düşünmek, tartıp-ölçmek; çok az konuşmak gerekir.
“Eleştiri”, taraflılığını asla gizlemeden, ayan beyan tavrıyla, böyle bir şey olabilirse anlamlıdır.
Bir “Radikal Demokratik Devrim” Deneyimi: ROJAVA DEVRİMİ!
Suriye’de 2011 yılında başlayan iç çatışmalar sonucunda, Suriye Kürdistanı’nda (Rojava) rejim güçleri çekilmiş ya da kovulmuş; esas olarak Suriye Kürt Ulusal Hareketi’nin önderliğinde, 19 Temmuz 2012’de Cizirê, Kobanê ve Êfrin bölgelerinde kanton adıyla tek yanlı biçimde “demokratik özerklik” ilan edilmişti.
İzmir'i yakan Mustafa Kemal ve askerleridir :Tamer Çilingir
Tarih 13 Eylül 1922… Son kalan Rum ve Ermeni varlığını da yok etmek için resmen ateşe verilir koca bir kent… Ege’nin incisi İzmir ateşler içinde kavrulur, yanar… 2 milyon 600 bin metrekarelik bir alanda 20 binden fazla ev, işyeri, hastane, kilise ve okullar yok edilir, ateşler içinde binlerce insan yanarak son nefeslerini verir…
Yaşanan planlı bir hareketle yapılmış korkunç bir katliamdır… Ama o kibriti çakanlar, alçakça ve vahşice çıkardıkları ‘yangını’n sorumluluğunu üstlenmez…