Çarşamba Ekim 21, 2026

Şehrin yara izleri

Gece 12 saat. Yani 24:00! 2 Temmuza birkaç gün var! Şehrin merkezindeki kilisenin önünde yaklaşık 50 kişiyiz. Ne olacağına, nasıl bir yolculuğa çıkacağımıza ilişkin sadece kaba bir bilgimiz var!

Bir hemşire konuşuyor, yüzünde duman izleri; “bombalanmanın ne olduğunu bilmeyen, tasavvur bile edemez. Yanmanın ne demek olduğunu görmeyen, bunu hayalinde bile canlandıramaz….

Yaralar kapanır, ama izleri kalır. Gelin bu gece vakti, beraber şehrin yara izlerini canlı canlı yaşayalım. Bilince çıkaralım nerelerde yaşadığımızı-yürüdüğümüzü” diyor ve acı bir tebessümle, hepimize meydan okuyarak susuyor.

Arkasından upuzun boylu bir Amerikan askeri, elinde silahla; “yürüyün, buradan” diye bağırıveriyor gecenin karanlığında, tüylerimiz diken diken oluyor, yürüyoruz arkasından.

Gencecik bir kadın, bir caddenin ortasında, yangınlar içerisinde. Çocuklarına sesleniyor çılgınca! Hiçkimse yok ortalıkta! Kocasına sesleniyor çığlık çığlığa, hiçkimse yok ortalıkta! Dansediyor, kocasının yanmaktan kurtulan şapkasıyla! “Vatan için savaşırken şehit düştü…”  satırlarını okuyor bir mektuptan! “Vatan mı? Kimin vatanı, hangi vatan?” diye gecenin karanlığını delerek; eline geçen “üzülme, dönemesemde hep sizi seveceğim. Sevgimiz hep yaşayacak” yazılı hatıra olarak sakladığı mektupları da yakıp, geçmişinden firar ediyor, caddeyi koşarak terkediyor.

Amerikan askeri, silahıyla bizi tehdit ederek; “Bu tarafa, gelin!!!” diye bağırıyor. Yürüyoruz tıpış tıpış. Küllerin kokusu üzerimize, burnumuza sinmiş! Genç kadının çaresiz çığlıkları ve evinin bombalanmış enkazı bir adım gerimizde kalarak yürüyoruz!

Bir binanın önünde duruyoruz. Yüzlerce Yahudi burada ateşe verilmiş. Cesetlerin külleri içinde arta kalan bacaklar-kollar, askerlerin ayaklarıyla tepile tepile yürünmüş. Birkaç ev sağlam kalmış bombalamalar arasında. Onlar da cesetlerden “arta kalanları”, gizli gizli bahçelerine gömmeyi deneselerde, nafile!!! Hemşire burada kaç kişiyi deliler gibi kan kaybından kurtarmaya çalıştığını anlatmaya başlıyor. Görev yaptığı hastahanelerden, çocuklarını gönderdiği Anaokulu’na kadar; heryer yerle bir edilmiş.

Amerikan askerinin sesi ve silahı bizi yine sürüklüyor. Yoldan geçen insanlar bize bakıyorlar. Evlerin ışıkları kapatılıyor; binalar dipdibe, duman girmesin diye pencereler hiç açılmıyor! Perdelerin aralanışını, izlenişimizi farkedebiliyoruz ancak. Bir polis aracı Amerikan askerini durduruyor. Çil yavrusu gibi, askerin dönmesini bekliyoruz, bizi hangi caddeye sürecek diye! Tarihin akışına tamamen teslim etmişiz kendimizi!

Tam Şehir Tiyatrosu’nun karşısında bulunan Kongre Salonu’nda, liselilerin okul bitirme baloları var bu ara; Cuma ve Cumartesileri! Balo yapılan binanın bahçesindede, katledilen Yahudiler adına dikilen Anıt! Asker bizi Anıt’ın karşı tarafına hizalıyor! Yine bir genç kadın, ellerinde ateşlerle dansediyor önümüzde. Biraz dansettikten sonra, başındaki bereyi-eldivenleri çıkarıp, daha içli-dışlı oluyor ateşle. Çantamdaki suya elimi atıyorum, sımsıkı tutuyorum. Kız yanacak!!! “Ben kendim ateşim! Yandınız mı hiç? Burada yanan binaların tazminatı, yakınları yanarak ölen ailelerden resmi olarak talep edildi. Karşınızdaki tiyatro için 50.000 Mark ödeneceği, şehir cayır cayır yanarken; kodamanların gazetelerde çıkan manşet haberleriydi!” deyiveriyor; bir alevin dansında sesi ve anlattıkları! İliklerimize kadar yakıyor bizi! Balo kıyafeti giymiş gençler-aileleri şokta! Gece 01:00! Ne oluyor burada?

Amerikan askerinin sesi, yine tüylerimizi ürpertiyor. Bu kadar koyun gibi yürümek fazla! Silahını tutuveriyorum saliselik bir zaman kısalığında. Hemen bırakıyorum ama! Bize nereye gideceğimizi göstermesi lazım!

McDonalds’ın önüne gidiyoruz, enkaz bir caddeyi daha arkamızda bırakarak. Hava iyi. Gece olmasına rağmen, herkes dışarıda biryerlerde oturmayı tercih etmiş. Kan revan içerisinde bir kadın!!! Eti delik deşik edilerek, karnına haç işareti yontulmuş; tecavüz edilmiş. Sağır-dilsiz bir genç-gezgin Yahudi kadın, onu hemen yıkıyor, temiz elbiseler giydiriyor, yiyecek birşeyler bırakıyor ve alanı terkediyor. İkisinin gözlerinde de, bu dünyada yapayalnız olmadıklarını, yoldaşlarının yaşadığını bilmenin ışıltıları!

Amerikan askeri bizi, şehrin “İstiklal Caddesi”ne sürüyor. Buralarda da her şehirde, bir Taksim-İstiklal Caddesi var! Bir genç kız yine cadde ortasında! Pakistan’dan mülteci olarak gelmiş. Çantasındaki ülkesinden getirdiği toprağa, yine ülkesinden getirdiği çiçekleri ekiyor. “Anneeee” diye bağırıveriyor. Heryer inliyor! Hepimize, korkunç yaratıklarmış gibi korkuyla bakıyor! Caddenin ortasında kalıyor toprak ve çiçek!! Ve devam ediyoruz yürümeye! Şimdiye kadar gördüğümüz bütün kadınlar, yanmış, yaralı,….ateş olan kadınlar; beklenmedik sokaklarda, gecenin 2’sinde, dikilmiş bir vaziyette karşımıza çıkıyorlar. Bisikletle geçen gençler, partilerden dönen sarhoşlar…herkesin gözü faltaşı gibi açılıyor!! Yaralı tip tip kadınlar, köşeleri işgal etmişler!!

Amerikan askeri en son bizi bu şehrin, Giessen’in; 2.Dünya Savaşı öncesi halinin minyatürleriyle, hatıra kalan eşyalarıyla dolu olan “Oberhessisches Museum-Leib’sches Haus”un önüne sürüyor. Bir Filistinli bağırıyor içeriden, bildiriler atıyor müze penceresinden bize, sonra dışarıya-yanımıza geliveriyor; “bu şehre geldiğimde, yok olmuştum sanki. Konuşulanları anlamıyordum, çalışmam yasaktı, ikinci sınıf insan olmuştum birdenbire! Ne için savaştım, niye buradayım, sadece hayatta kalmak mı önemli??? Cevapsız sorular!!! Yahudiler’in katledildiği bir ülke burası, şimdi İsrail’de Yahudiler kendilerinden olmayanları katlediyorlar. Şimdi bu ülke silah ticareti yapıyor; bu silahlardan kaçanlar bu ülkeye sığınıyorlar. 2. Dünya Savaşı bitti. Bitti mi??? Gösterin bittiğini?? 70 YIL GEÇTİ ARADAN, NE DEĞİŞTİ, SÖYLEYİN BANA NE OLUR, NE DEĞİŞTİ!” diyerek, acı acı haykırıyor gecenin sessizliğine karşı!!

Amerikan askeri büyük bir bağırtıyla bizi müzeye alıyor. Yine yaralı, yanmış,…ateş olmuş kadınlar, müzede-tarihteki yerlerini almışlar. Ve karnı haç işaretiyle parçalanan-ölümden dönen, matbaada çalışmaya başlayan kadın; savaşı-duygularını, rulo biçiminde, bize dağıtılmak üzere mektuplar haline getirmek için harıl harıl çalışıyor. Tam gece 02:30’da ateşli-dumanlı-yaralı-cesetli bu yolculuğumuz müzenin içerisinde bitiyor!

  1. gün de, ertesi günün Pazar olmasının avantajıyla, bu sefer daha kalabalık bir grupla, şehirde aynı yolculuğu yapıp müzeye girdiğimizde; mektupların hepsi matbaada bitirilmiş oluyor. Ve bize dağıtılıyor!

Tam 2 Temmuz’a birkaç gün kala, 2 gece üstüste gerçekleştirilen bu Sokak Tiyatro’su gerçekten de;  şehrin sokaklarını, tarihle ısıtıyor! Bu kadar sıcak bir 2 Temmuz Anması’nın duygu birliğini yaşamamıştım bu ülkede, insanlarla “ateş-duman” çeke çeke!Su, ateş, rüzgar, yağmur…; yani doğa! Doğa, sanatın her dalında bir parça! “Şehrin Yara İzleri” Oyunu’nda, ana öge “YANMA” hep. Dumanlar, alevler, bombalamalar ardından cayır cayır yerle-bir olan hayatlar!! Gecenin bir vaktinde ve olayların gerçekleştiği sokaklarda; herkes iliklerine kadar KATLİAMLARI hissediyor.

Savaş yıllarında daha çocuk olan bir ahbapla hep gözgöze gelip, gözlerimizin yaşlarıyla konuşuyoruz her adımda. “Ağlamak, duygulanmak güçsüzlük göstergesi”. Be hey! Kim demiş? Neredeyse hiç duramadı gözyaşlarımız, gözyaşlarımızla konuştuk hep: “siz Türkiyeliler! Katliamın kaç çeşidini bildiniz-yaşadınız, daha kaç çeşidi gerçekleşmekte, Kobane!” diye fısıldayıveriyor, yaşının yorgunluğu üzerinde daha fazla konuşmasına izin vermiyor. Müzenin önündeki duvara çöküp; Filistinli’nin “ne değişti? Savaş bitti mi?” sorularına “hiçbirşey, asla-hayır, maalesef” diye bağırarak, ciğeri yana yana cevap veren tek canlı tanık oluşunu daha fazla saklayamayarak!!!

79764

Ganime Gûlmez

Ganime Gülmez sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Son Haberler

Sayfalar

Ganime Gûlmez

İSRAİLOĞULLARI ve DARİUS I (2.Bölüm)

Yorumcuların (bunlar Zerdüşt rahipleridir, Med bölgesinde yaşayan Mager kabilesi mensubudurlar, Batı dillerindeki Magie, Magic(sihir, büyü) kavramı buradan gelmektedir) anlatımlarından kızının hükümdarlığını sona erdireceği sonucu çıkartan Astyages, kızını bir Med soylusu yerine küçümsediği, hor gördüğü Perslerin bir prensi olan Kambyses ile evlendirir. Efsane bu ya Astyages bu evliliğin gerçekleşmesinden kısa bir süre sonra bir rüya daha görür. Rüyada kızı Mandane'nin cinsel organından bir asma ağacı çıkarak tüm Asya'nın üzerine yayılır.

Gülmek devrimcidir… [ismail cem özkan]

Gülmek mutlu olmak ve kendine güvenen anlamına gelir. Gülen insan yaşayandır, umudu var olan demektir. Gülmek her canlıyı daha güzel yapar, her birini ayrı ayrı sevimi gösterir. Gülen insan “Merhaba” diyendir, kısaca benden sana zarar gelmez!

100. yılında Ekim Devriminin İzinde!

Dünyayı sarsan büyük Ekim Devriminin 100. yıldönümünü geride bıraktık. Dünya işçi sınıfı ve ezilen halklarına başka bir dünyanın, sosyalizmin mümkün ve aynı zamanda gerçek, uygulanabilir olduğunu gösteren Ekim, geride bıraktığımız yüzyıl içindeki en önemli tarihsel dönemeçlerden birini oluşturuyor.

Yalinayak düşlerin yalın sözleriyle Sokrates-Özden Çiçek

Milattan önce yaklaşık 5. yüzyıl Atina`sında yaşayan, düşünen, sorgulayan ve bilmediğini bilen  Sokrates`in yaşamıdır konu edilen.

Yeni Bir Yıla Girerken, Kapitalist Sistem

Kapitalizm, insanı, sermayenin değişim ve kullanım aracı haline getirdiğinden bu yana; insan kendi toplumsal sisteminin öznesi olmaktan çıkıp, sisteme egemen olan sınıfın nesnesi haline getirilmiştir. Sermayenin kendi çıkarları için geliştirdiği bu ilişki biçimi ve niteliği, insan ve doğa için yıkımdan başka bir yöntem öngörmemiştir. Kapitalizm bütün vahşiliğini, sermayenin bu ilişkiler niteliğinin içinde üretmektedir. Sermaye ne denli büyüp, çalışanlar (işçiler) ise ne denli sermayenin egemenliği altına girmişse, toplumsal yıkım ve çürümüşlük bir o kadar artmaktadır.

“Denizden nehre Filistin”; Kudüs Filistin’dir!

ABD Başkanı Donald Trump’un, tüm tepkilere karşın 6 Aralık’ta Kudüs’ü “İsrail’in resmi başkenti” olarak tanıması ve Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınacağını açıklamasıyla tansiyonun zaten her daim yüksek olduğu Filistin’de gerilim iyice yükseldi.

İSRAİLOĞULLARI ve BÜYÜK KURUS (1. Bölüm“)

Amerika ve İsrail’in Irak’a ilk saldırısında, yani kendi koydukları isimle "1. Körfez Savaşı’nda" Saddam Hüseyin İsrail’e hatırladığım kadarıyla mealen şöyle bağırıyordu; " atalarımız gibi, Büyük Kral Nebukadnezar gibi sizi Filistin’den söküp atacağız, bir 2500 yıl daha kendinize gelemeyeceksiniz" bu laf üzerine, anamın ve Cafer dayımın bana aşıladığı ve sonrasında Marksist tedrisatla birlikte bir sisteme kavuşmuş bilimsel merakım beni yine eski kitapçılara ve kütüphanelere sürüklemişti.

Müslüm Elma: Biz devrimciler, sosyalistler düşüncelerimizi ifade etmekte çekinmeyiz

"Sayın Mahkeme Heyeti,

Sayın Avukatlarım tarafından araç içi denetim ve 15.03.2014 tarihli ev içi gözetimine ilişkin değerlendirme itirazlarını gerekçelendiriyorum ve bu itirazın aynı zamanda Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 257. maddesi 1. fıkrası gereğince açıklama olarak anlaşılmasını istiyorum. İllegal temelde yapılan bu dinlemeleri ‘özel yaşam hakkına yapılan bir müdahale olarak görüyorum. Ve gerekçelerimi Alman devletinin Anayasasında yer alan şu görüşlere dayandırıyorum.

Birazda İktisadı Konuşağ Gardaş

Bilirsiniz bir şoförün kullandığı araçtan farklı bir araç kullanmasının acemiliğini atması bir kaç saatini, çok çok bir kaç günü alır.

Lakin patronların kendi işlerini öyle bir abarttığını, öyle bir abarttığını, kendi arabalarını kullanabilmede bir sanat haline getirdiklerini görürsünüzki şaşar kalırsınız.

Devrimcilerin kolektif ve sosyalizm anlayışlarıda böyledir.

Netekim, ne ağızlarında istediğiniz günde gelin ne de istediğiniz saatte dergi satımına, faaliyetlerin hazırlamasına katılın dediklerini duyarsınız.

Yaşamda kazanmak

Sömürü ve zulme dayalı toplumda özgür ve onurlu bir tarzda yaşamak ne kadar zor ise mücadele etmekte bir o kadar zordur. Yaşam ve savaş diyalektiği ve gerçekliği kavrandığı ölçüde doğru yaşamanın devrimci savaş için ne kadar gerekli ve zorunlu olduğu anlaşılır. Devrimci saflarda en az dikkate değer olarak görülen yeterli ve gerekli önem verilmeyen üzerinde en az tartışılan konunun başında devrimci yaşam gelir. Toplumsal-güncel olan hemen her gelişme hakkında ve her konu üzerinde durulmaya konuşulmaya tartışılmaya çalışılır. Belli değerlendirmeler yapılmaya çalışılır.

Partizan: Filistin halkı yalnız değildir/الشعبالفلسطينيليسوحده

ABD’nin çeşitli inanç ve milliyetlerden Filistin halkına dönük bu savaş ilanı, Siyonist İsrail’in özellikle Suriye eksenli giderek genişleyen coğrafi alanını meşrulaştırmaya yöneliktir. İsrail ile girişilen bu mutabakat sadece Filistin halkını değil bütün Ortadoğu’daki ezilen halkları ilgilendirmektedir.

Bu saldırı en başta Lübnan, Suriye ve Filistin halkına yönelik olup geniş bir alanı kapsayan bir işgalin ve tarihsel haksızlığın ilanıdır. Çizilen sınırları, emperyalistlerin imtiyazlarının ürettiği açıktır.

Sayfalar