Pazartesi Ekim 12, 2026

Seçimler ve siyasi parti konusunda proletaryalarla sohbet

İstanbul'u kazanan türkiye'yi kazanır.

Nedir bu tayyip'in sözleriyle vücut bulan yaklaşım.

Bir hayel mi yoksa bir gerçeklik mi?

Veyahut da burjuvaların içerisinde bir insanın söyledikleri hala dört nala giden atlarıyla şehirlerin surlarını yıkabileceğini düşünen bizim insanların söylediklerinden daha gerçekçi sözler mi?

Gerçekten noelibarel politikaların en yoğun olarak hissedildiği şehirleri kazanmak türkiye'yi kazanmak mı demek?

Peki bunu böyle kabul etmek kolay mı?

Hiç itiraz etmeden, sahip olduğumuz paradigmaları kaldırıp çöpe atmak, yerine de yeni  paradigmaları koymak öyle  kolay mı?

Yaşadığımız sosyo ekonomik yapıyı kapitalizm, esası da proletaryalar  olarak düşünmek.

Elbetteki bunu böyle kabul etmek, böyle de olduğunu düşünmek heledeki kabul ettiğimizi, düşündüğümüzü de pratikte uygulamak hiçte kolay değil.

Uzun zamandan beri de  hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir şekilde tüm siyasi partiler neolibarel realitenin  içerisinde politikalarını gerçekleştiriyor, kadrolarını da buluyor olsa da...

Bunun böyle olduğunu kabul etmek o kadar kolay değil.

Durumu en iyi özetleyen tayyip'in sözüne bakarak durumu özetlediğimiz içinde değil.

Bu bizle alakalı ve bunun içinde önümüzde iki büyük engel var.

Birincisi: büyük şehirler de proletaryalarının sendikalardan, demokratik kitle örgütlenmelerinden daha çok geleceklerini  şekillendirme yönünde siyasi partilere adepte olmaları, bizimde  bu araçları kullanmakta tereddüt etmemiz...

İkincisi de proletaryaları tayyip'si imamoğlu chp'cilğine peşkeş çekeceklerini bile bile ilerici kesimlere oylar diyerek ellerimizi  kirletmediğimizi  düşünüp, vicdanı rıhat bir şekilde de yaşamamız.

Tereddüt etmemiz sürdürülebilir bir davranış değildir.

Veyahut da vicdanımızı, ellerimizi kirletmediğimizi düşünerek yaşamamızda sürdürülebilir bir politika hiç değildir.

Böyle düşünmek böyle davranmak; istanbul'u kazanmak türkiye'yde kazanmaktır, politikalarına uygun davranışlar da değildir.

Tabiki böyle demek, böyle düşünmek...

Bu güne kadar ellerini kirletmeden politika  gerçekleştirdiklerini düşünenleri onayladığımız..

ve yahut da proletaryaları tayyip'si imamoğlu chp'ciliğine peşine sürükleyipte...

realite de politika gerçekleştiriyoruz...

bunun doğal sonucu yanlışlıklar da olur diyip yanlışlıklarını da haklı göstermeye çalışanları da haklı gördüğümüz anlamına da bu  hiç gelmez.

Böyle düşündüğümüzü, böyle davrandığımızı varsaymak her şeyden önce hiç bir  devrimci hareketten katılım yönünde destek görmediği halde devrimci politikalara karşı gelmiş sütlüce köylüsü'ne...

Ardından da:

bolşeviklerden tutun almanya'ya kadar dünyanın her yerinde  ve her yerinde tek kişinin iktidarlığına karşı parlamantizmi savunmuş 1905 bolşeviklerini ve alman sosyal demokratlarını rehber alıp parlamantizmi savunan proletaryalara veyahut da hatay'dan tutun istanbul'a kadar da yer yerde partilerinin işaret ettiklerine rağmen partilerinin söylediklerine katılmadıklarını gösterebilmek için partilerine oy vermiş proletaryalara ve devrimcilere de bu bir hakarettir.

Proletaryalar ve devrimciler her zaman ve her zaman siyasi partilerin ellerini kirletmesini ve burjuva çeliskiler içerisinde tutum almalarını da desteklemiştir.

Ama onların anladıkları şekilde değil.

Ve yahut da neolibarel politikalarda etkilenmiş proletaryaların varlığını, etkilerini kabul etmelerine rağmen...

toplumun o anki  yoğunluğunun istencine  bakarak yarınlarda kopup neolibarel proletaryalar içerisinde politikalar gerçekleştirirlerken işi de ellerine yüzlerine bulaştırmaları da heledeki hiç değil.

Biz proletaryaların kastettiği...

Lenin'in, gelişen kapitalizmin her geçen ve her  geçen gün feodalitenin etkisini kırdığını...

proletaryaların sayısını da her geçen ve her geçen gün artırdığını...

feodal köylülerle proletaryalar arasındaki sınıfsal farklılıkların da her geçen ve her geçen gün azalarak feodal köylüleri kapitalizme tabi köylüler haline getirdiğini...

böylece feodal köylüler arasından da sınıfsal değişimin her geçen gün ve her geçen gün gerçekleştiğini..

narhoniklerin eskiye tutunarak öncelikleştirdiği feodal köylülere ve çarklık rusya'nın ilkel kapitalist proletaryalarına bakılarak da politikalara oluşturulamayacağını...

ve gün ve gün toplumda ağırlığını  hissettirmeye başlayan modern proletaryaların - köylülerin istençlerine...

taleplerine....

geleceklerine...

yönelik...

siyasi örgütlenmeler, politikalar oluşturulması gerektiğini...

söyleyip...

yeni ve hiç tercübesi olmayan bu yolda da ellerini kirletmeyi göze alması gibi ellerimizi kirletmeyi kast ediyoruz.

Evet biz proletaryaların kast ettiği ellerimizin kirlenmesi böyle bir şeydir.

Ne seneler içerisinde senenin birine veyahut da yarınlarda koparak o anki  proletaryanın yogunluğunun istencine tutunarak, ona yaslanarak esasımızı, siyasi yapımızı, politikalarımızı belirlemek...

neden başka bir şey.

Ve günümüz ve aşağı yukarı 1980'den bu yana senelerimiz ağırlığını her geçen gün ve her geçen gün artırarak hissettiren neoliberal politikalarda etkilenmiş proletaryalar içerisinde politikalar üretmek, kadrolar bulmak iken

Ve İstanbul'da yer sallandığında anadolu'da deprem olur demenin  realitesini de artık hepimiz kabul ediyorken

Ve neolibarel politikalarda etkilenmiş proletaryalar geleceklerini şekillendirme konusunda daha çok siyasi araçlara adepte olmuşken...

Ve bir burjuvazinin bile dile getirdiği sözler bizim söylediklerimizden daha anlamlı - gerçekçi oluyorken....

Neden bu realiteyi ret edelim

Veyahut da  günümüzde en  elzem olan proletaryaların bir araya gelememesi iken neden hiç yokta bunun  için olsa dahil günümüzde proletaryaların adepte olduğu bu araçları kullanmada tereddüt edelim.

Sonuçta proletaryaları tayyip'si imamoğlu chp'cilğine peşkeş çekeceklerini bile bile ilerici kesimlere oylar derken ellerimiz kirlenmiyor mu? 

12095

Ergün Aslan

Ergün Aslan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Ergün Aslan

Artı-Değerin Kaynağı-2

Makinaların Marifetleri:

Makinalar canlı emeğin yerini aldığında, toplumsal yapıda da buna uygun temel değişimler olacaktır. Ortada artı-değer, ya da daha yalın söylemle işçi sömürüsü olmayacağı için, işçi sömürüsü üzerine kurulu kapitalist sistemin varolmayacağı açıktır.

Ermeni Soykırımı ve Sovyet Ermenistanı

Ermeni Soykırımı üzerinden 105 yıl geçti. Bu süre içerisinde soykırımı gerçekleştiren devlet resmi olarak henüz yargılanmamış, tavır alınmamış ve mahkum edilmemiştir. Ama bu devletin giderek tüm dünya çapında uluslararsı halklar nezdinde soykırım ve  soykırımın ardındaki konumu  görülmüştür. Uzun bir dönem tabu olarak gizlenen soykırım ve soykırımı yapan devlet giderek uluslararası toplum gözünde açığa çıkmıştır. Yahudi Soykırımı gibi Ermeni Soykırımı da dünya halklarınca deşifre olmuş ve kınanmıştır.

"Ancak çölde yaşayabilirler!"

Bundan tam 105 yıl önce böyle buyurmuştu Mehmet Talat! Mazlum Ermeni halkının fermanı için. Ancak çölde bile yaşamalarına müsaade edilmez. Ermenilere çöller bile çok görülür. Kırım ve kıyım ülkenin sayısız yerlerinde başlatılır. Öncekilerden daha kitlesel, daha büyük felakete dönüşecek bir toplumsal yıkım Türk ulus devlet aklıyla devreye sokulur.

Ve Dersim; “Türklük sözleşmesine uymayanlar!” (1/2 )

Ermeni Soykırımı’nın üzerinden 105 yıl geçti. Bu süre içerisinde soykırımı gerçekleştiren devlet, resmi olarak henüz yargılanmamış, tavır alınmamış ve mahkum edilmemiştir.

Ama bu devletin uluslararası halklar nezdinde soykırım ve soykırımın ardındaki konumu görülmüştür. Yahudi Soykırımı gibi Ermeni Soykırımı da dünya halklarınca deşifre olmuş ve kınanmıştır. Bundan dolayıdır ki, her 24 Nisan günü bu jenosit sadece Ermeniler tarafından değil dünya halkları tarafından kınanır, soykırımı gerçekleştiren devlet mahkum edilir.

Ermeni Soykırımı’nın Yıldönümünde Covid 19-15

Ermeni Soykırımı’nın 105. yılı Coronavirüs kuşatması altında anılırken bu sefer dünya yeni bir felaket ile karşı karşıya kaldı. Bu felaketin sonuçlarının ekonomik ve sosyal açıdan çok ağır olacağı şimdiden ortadadır.

Coronavirüs salgını üzerine yürütülen tartışmalarda “biyolojik bir savaş mı yaşanıyor?” sorusu değişik ülkelerde bilim insanları arasında tartışılırken, gerçek olan noktalardan birisi de şu ki; bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Yirmi Dört Saat Devrimcilik

Devrimci ideolojiye sahip olmak kadar bu ideoloji ışığında somutu tahlil edecek politikayı belirlemek ve ana müdahale edecek kadroyu yaratmak da bir o kadar önemlidir.

En zor ve zahmetli olan; en fazla dikkat, duyarlılık, yoğunlaşma gerektirecek olan militanın eğitilip hazırlanmasıdır. Nerede, nasıl davranıp, hareket edeceğini, ne yapacağını bilen, tek başına da kalsa yönünü bulabilen insan yetiştirmek, işte temel görev budur. Demokratik devrimin ihtiyacı olan budur. Kolektifin ihtiyacı olan da budur.

Artı-Değerin Kaynağı Ve İşçinin Üretim Sürecinin Denetleyicisi ve Düzenleyicisi Oluşunun Tarihi

Giriş:

Marksizmin temel ekonomi-politik analizlerine, çözümlemelerine ve bir bütün olarak işçi sınıfının marksist-leninist-maoist dünya görüşüne, ideolojisine ve siyasetine yönelik küçük burjuva kesimlerden eleştiriler gelmektedir. Bu saldırılar, sosyalist devletlerin geriye dönüşünden sonra daha da artarak devam etmiştir.

Tuz... Baharat... Yoksa Kavgada Yok

Belki de bende ihtiyarladığımdan diğer ihtiyarların... mitolojileştirdikleri sosyalizmi... takip etmem hoşuma gidiyordur.

Neler neler yazmıyorlar ki.

Doktorun sayfasına.

En çokta... şövalyelerin... tarih sahnesinde indirilişlerini...

Şövalyelerin yolda çıkmış olmalarına bağlamalarına bayılıyorum.

O an... ölümsüzlüğün sırını bulmuş gibi hissediyorum.

Kendimi de... kadını tarlada, hayvanı mangalda, ayrığı da ot olarak gören geçmişimden uzak... kötülerin sonunun nasıl olacağının vaazını ve kararını verirken buluyorum.

Lakin..... 

Tarihin Uzak Geleceğine Kızıl Işık Düşüren 24 Nisan 72’ Manifestosuna Selam (Gazete Patika)

Dünyayı değiştirmek için görünen ile yetinmeyen, görünenin arkasındaki hakikatleri keşfe çıkan, döne döne gerçekleri yeniden fethetmeye cüret eden yeni bir çıkışın rehberi Komünist İbrahim Kaypakkaya yoldaş önderliğinde Komünist parti kurulur. Bugün değil, yaklaşık elli yıl önce devrimci hareketin izlediği çizgiye, tarih anlayışına ve bağrındaki kırılganlıklara keskin tezatlık taşıyan bir tarih okuması ve ideolojik-politik ‘‘programla‘‘ kurulmuş bir partidir. Yeni partinin tarih sahnesine çıkmasıyla resmi ve uydurma tarihin böğrüne kızıl bir neşter vuruldu.

Soysuzluğunda debelen Süleyman* (Fuat Kav)

Süleyman Soylu, 2012’de AKP’ye katıldığında, “Ben AK Parti'ye makam için gelmedim, kendi istikbali için gelen namerttir, alçaktır, namussuzdur” demişti.

Açlık grevleri

Helin Bölek’in ölümü vesilesiyle, “Uzun soluklu, çetin bir direniş. Ve yeni bir dünya talebini hayata dayatan, anlamlı bir ölüm,” dediğim için birçok arkadaş tarafından eleştirildim. Ölümü yücelttiğimi, teşvik ettiğimi söyleyenler de oldu. Bu eleştiriler, iyi bir duygudan, ölüme karşı olma duygusundan ve açlık grevleriyle şimdiye kadar dikkate değer kazanımlar elde edilmemiş olmasından kaynaklanıyor hiç kuşkusuz. Bunu anlıyorum. Helin ve arkadaşlarının taleplerini ve bu talepler uğruna verdikleri uzun soluklu, çetin mücadeleyi anlamlı bulmanın eğri tarafı nedir, işte bunu anlayamıyorum.

Sayfalar