Salı Eylül 22, 2026

SADAT

Son günlerde gündem olan SADAT ve Özel Savaş Şirketleri'ni, yeni yayınlanan “EMPERYALİST TÜRKİYE” (El Yayınları) kitabımda ele almıştım. Oradan kısa bir bölümü yayınlıyorum

Türk Tekelci Devleti’nin Paramiliter Gücü[1]

 

Yusuf Köse

Türkiye’nin ilk ÖSŞ (Özel Savaş Şirketleri) 2012 yılında kurulan Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. (SADAT)’dir. Kurucusu, Özel Harp Dairesi’nde uzun yıllar görev yapmış, KKTC’de Sivil Savunma Teşkilatı’nda görev yapmış  emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi. DW (Deutsche Welle)’nin SADAT ile ilgili haberinde,  TSK içinde irticai faaliyetleri nedeniyle atılan subay ve astsubaylar tarafından kuruluyor.  A. Tanrıverdi bir süre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  danışmanı olarak görev yaptı.

Ayrıca, eklemek gerekiyor; Türk devletinin emrinde sayısı oldukça kabarık bir paralı asker var. Bunlar, Türkiye tarafından kurulan ve tamamen Türk devletinin emrinde olan “Suriye Milli Ordusu” ya da diğer dinci savaş çetelerinden oluşan ve emperyalist devletlerin paralı askerleri olarak savaşan paramiliter güçlerdir. Kimi din adına kimi ise başka nedenlerle, ama paralı asker olarak emperyalist devletlerin hizmetindeler. Türkiye’nin de Suriye, Libya, Irak, Azerbaycan’da paralı askerleri var. Ve bunlar sık sık, Türkiye ve uluslararası basında yer alıyor.

Türk devleti SADAT eliyle İŞİD, El-Kaide, El Nusra vb. gibi gurupları eğittiği biliniyor ve bu uluslararası basında yer aldığı gibi Rusya tarafından da açıklanmıştı. 2015 yılında Rusya Federasyonu’ndan Türkiye üzerinden Suriye ve Irak’a giden kişilerin %25’inin SADAT tarafından eğitildiği ve Türkiye’de göçmen kamplarında SADAT eğitim verdiğini CHP milletvekili Ali Rıza Öztürk açıklamıştı.[2]

Öte yandan PKK’ya karşı  “köy koruculuğu”nun örgütlenmesi ve bunların savaştırılması, paramiliter örgütlenmenin iç ayağını oluşturmaktadır. Köy korucu sayısının 60 bine yakın olduğu sanılıyor. İçişleri Bakanı Soylu, 26 ilde Bazı kaynaklar 54 bin köy korucusu olduğunu açıkladı.[3] Köy korucuları köyleri korumakla bir ilgisinin olmadığı biliniyor. Esas görevleri PKK’ya karşı savaşmak. Köy korucular irili ufaklı bütün operasyonlara çıkarılıyor. Ve bu korucuların bir kısmı uzman erbaş yapılıyor. Ve böylece savaş tecrübesi kazanmış olarak dış cephelerde sürüyor. Kürt kökenli korucular Irak ve Suriye cephelerinde PKK’ya ve diğer Kürt örgütlerine karşı, Türk devletinin paramiliter güçleri olarak, savaştırılıyor.

Korucu ya da özel savaş şirketlerin emrindeki unsurlar, içte devlete karşı gelişen ya da gelişmesi muhtemel kitle hareketlerine karşı da kullanılmaktadır. 15 Temmuz 2016 yılında askeri darbe girişimi sırasında, bu unsurlar açıktan kullanılmıştır.

Uluslararası insancıl hukukun (savaş hukukunun) temel taşlarından olan Cenevre Sözleşmesi’nin 1949 tarihli 1 No’lu Ek Protokolü paralı askerlerin kullanımını yasaklamaktadır. Bu protokolün 47. Maddesinde “bir paralı asker savaşçı ya da savaş esiri olma hakkına sahip olmayacaktır” demektedir. 47. Maddenin ikinci bendinde kimlerin paralı asker sayılacağı aşağıdaki gibi detaylandırılmıştır:

2(a) Yerel olarak ya da yurt dışında silahlı bir çatışmada savaşmak üzere işe alınmış,

2(b) Aslında doğrudan savaşlarda yer almış olan,

2(c) Özellikle özel kazanç arzusu ile savaşlarda yer almak istemiş olan ve aslında, çatışmaya dahil olan bir Tarafça ya da Taraf adına, söz konusu Tarafın, silahlı kuvvetlerindeki benzer rütbe ve işlevler için savaşçılara ön gördüğü veya ödediği miktarın üstünde maddi tazminat alacağı vadedilen,

2(d) Hem çatışma taraflarından birinin vatandaşı olmayan hem de bir çatışma tarafınca kontrol edilen topraklar üzerinde ikamet etmeyen,

2(e) Bir çatışma tarafının silahlı kuvvetlerine mensup olmayan,

2(f) Çatışma taraflarından olmayan bir Devlet tarafından bu devletin silahlı kuvvetlerinin bir mensubu olarak resmi görevle görevlendirilmemiş olanlar.[4] (Duygulu, Şirin)

Ortadaki gerçekler, hiçbir devletin bu anlaşmaya uymadığı, bunun kağıt üstünde kaldığı görülmektedir. Vekalet savaşlarının sürdürüldüğü, savaş ya da işgallerde resmi ordunun sayısından fazla paralı asker kullanıldığı ya da özel savaşın ve işgalin özel savaş şirketlerine devredildiği günümüzde, adı geçen Cenevre Sözleşmesi’nin bir anlamı kalmamıştır. Eğer yaptırım uygulanacaksa başta ABD ve Rusya olmak üzere diğer  emperyalist ülkelere ve Türkiye’ye uygulanması gerekiyor.

Üsküdar Üniversitesi’nin düzenlediği sempozyumda konuşan,  Ekol Özel Güvenlik Şirketi (Ekol Grup) yönetim kurulu başkanı ve ASSAM YK Başkan Yardımcısı eski SAT komandosu Mehmet Naci Efe’nin, Türkiye’de kurulu “Özel Güvenlik Şirketleri” ile ilgili verdiği rakamları buraya alalım. Bu şirketler askeri savaş şirketleri değildir. Ancak, Ekol Grubu aynı zamanda askeri (savunma yazmış) hizmetler vermektedir.

Tablo-54: Türkiye’de Özel Güvenlik Sektörü

Türkiye’de Özel Güvenlik Sektörü

Güvenlik Şirketi Sayısı

1.441

Faal Eğitim Kurumu Sayısı

447

Alarm İzleme Merkezi Sayısı

278

ÖG İzini Verilen Lokasyon  Sayısı

95.709

ÖG Sertifikası Bulunan Kişi Sayısı

1.556.298

Aktif Çalışan ÖG Görevlisi Sayısı

283.556

ÖG Görevlilerinde

Kısa Namlu

45.965

Bulunan Silah Sayısı

Uzun Namlu

5.913

ÖG: Özel güvenlik

Kaynak: ÜÜ Özel Askeri Şirketler Sempozyumu 18 Şubat 2018, Üsküdar Üniversitesi yayınları-15

Türk emperyalist sermayesinin yurt dışında palazlanmasına, egemenlik alanlarını genişletmesine bağlı olarak istihbarat ağaları da genişlemiş ve genişlemeye devam etmektedir. Örneğin, MİT, Türk sermayesinin bulunduğu her alanda faaliyet yürütmektedir. İnsan kaçırmadan tutunda, Türk burjuva devletine şu veya bu oranda muhalefetlik yapan demokrat kesimlere, Kürtlere ve komünistlere karşı faaliyet yürütmektedir. Özellikle, Türkiye kökenlilerin yoğun yaşadığı Avrupa ülkelerinde fişleme ve istihbarat, tehdit vb. faaliyetleri bütünüyle gün yüzüne çıkmıştır. Türk devletini istihbarı faaliyetlerinin en yoğun olduğu ülke, Türkiye kökenlilerin en fazla olduğu Almanya başta gelmektedir. Sadece Almanya’da MİT’e doğrudan ya da dolaylı bağlı 8-9 bin elemanın olduğunu Almanya Anayasayı Koruma Örgütü açıklamıştır.[5] (Karakülhancı, Ayşegül)

Türk devletinin gizli istihbarat örgütlerinin yanı sıra Diyanet Başkanlığı’na bağlı bütün camiler de aynı görevi yapmaktadır. Örneğin, Almanya’da 1000’nin üzerinde cami, aynı zamanda Türk devletinin istihbari faaliyetlerini yürütmektedir. Ayrıca, yayınlanan “infaz listeleri” ile, burjuva liberal muhaliflere, Kürt Ulusal Hareketi’ni destekleyen aydın ve taraftarlarına, ilerici sanatçılara ve demokrat gazetecilere yönelik fiziki saldırıları artmıştır. Alman tekelci devleti ise, Türk devletini bu yöndeki çalışmasını kolaylaştırmaktadır. Esasında, Alman istihbaratı ile Türk devletine bağlı istihbarat teşkilatları ortak çalışmaktadır. Bunun en somut örneği, TKP-ML’nin Almanya ve Avrupa ülkelerinde yasak olmamasına rağmen, “üyesi oldukları” gerekçesiyle on devrimcinin, Münih’te yargılanarak yıllarca cezaevinde esir tutulup ve bir o kadarda hapis cezası verilmesinin yanı sıra, Almanya’da iltica etmiş olanların seyahat ve devrimci faaliyet alanlarının kısıtlanmış ve Almanya dışında yaşayanların ise Almanya’ya girişlerine yasak konmuştur.

Almanya’da 1993 yılından beri PKK’nın yasaklanması, “PKK üyesi olduğu” gerekçesiyle onlarca Kürt yurtseverine hapis cezası verilmesi, yargılama kılıcının Kürt yurtseverlerin ensesinde sürekli sallandırılması, Türk devleti ile Alman devletini ortaklaşa çalışmasının en somut kanıtlarından biridir. Alman devletinin ve Alman tekelci burjuva hükümetinin AKP-MHP hükümetinden ve onun uygulamalarından memnundur. Bu memnuniyetini, Türkiye’deki genel seçimlere sayılı günler kala Merkel’in, Erdoğan’ı ziyaret ederek göstermiştir. Bu ziyaretler,  Almanya’nın Türkiye’deki seçimlere Erdoğan hükümeti lehine açıktan müdahalesidir.

AB ülkelerinin faşist Erdoğan başkanlığındaki Türk hükümetinin ülke içindeki faşist uygulamalarıyla hiçbir sorunu yoktur. Yer yer çatışmalar, çekişmeler, pazar paylaşımı, nüfus alanlarıyla (Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Balkanlar) bağlantılıdır. AB’nin Türkiye’deki demokratik hak ve özgürlüklerin yok edilmesine atıfla, ara da bir, kendi kamuoylarını teskin etmek için söyledikleri “endişe duyuyoruz” argümanı, sahte ve gerçekten endişe değil, “yok edilmesinden” memnuniyetin ifadesi olarak ortaya çıkıyor.

Türk devletinin yurtdışı istihbari faaliyetleri, salt istihbarat toplamakla sınırlı olmayıp, esas olarak; muhalifleri fiziki olarak yok etmek, korkutmak ve sindirmek amaçlıdır.

Türk devletinin emperyalist Türk sermayesinin yurt dışında yayılmasına ve ekonomik ve siyasi pazar alanlarının genişlemesine bağlı olarak askeri ve sivil istihbari faaliyetlerinin artması ve genişlemesi; salt  T. Erdoğan ile bağlantılı olmayıp, sermayenin emperyalist amaçları ile doğrudan bağlantılıdır. Bu karşı-devrimci faaliyetlerin  Erdoğan hükümetinin bitişiyle birlikte biteceğini düşüneneler ya da umanlar elbette yanılıyorlar.

***

 


[1]Bu yazı, Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, sf. 295-299'den alınmıştır.

[2] Michel Rubin, American Enterprise Enstitue, 30 Mayıs 2017, www.aei.org/has-sadat-become-erdogans-revulutionary-guards/ Ayrıca, Suat Cubukcu, The Rise of paramilitary Groups in Turkey, 03/03/20187 www.smallwarsjournal.com/rise-paramilitary-groups-turkey

[3] www.amerikaninsesi.com/ 13 kasım 2019

[4]Şirin Duygulu,  www.sicherheit-forschung.de/pdf. Freie Üniversität Berlin, sf. 49

[5]Ayşegül Karakülhancı, www.artı-gercek.com/erdogan-in-paramiliter-ceteleri-almanya-nın-ic-güvenlik-sorunu-haline-geldi/2021/07/27

 

 

10053

Comment form

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

Bir yoldaşından Özlem’e…Yoldaşa, Anneye…

Saçlarına ak düşmüş, kırk yaşını doldurmuş bir anneden gerilla olur mu hiç? Bu yaşta bir yürek, dağlara çıkacak kadar sevdalı olabilir mi? Sakın olmaz demeyin. Hayretlik, olmazlık belirten sözcükler sakın kullanmayın. Özlem yoldaş, saçlarındaki aklar belli olmasın diye saçlarına kına yakan, gözlerinin etrafındaki hafif kırışıklılar olmasa gelişkin yaşını belli etmeyecek kadar atak ve çevik bir kadın gerillaydı. Hareketli oluşu kadar, yanık sesli bir anneydi. Katliama uğramış, sürgün edilmiş Kürt kadınının tekrar dağlara dönmüş yanık sesli destanıydı.

Neo-liberalizm, yükselen faşizm ve radikal İslam- Derya Barış

PEGİDA'yla DAİŞ, Altın Şafak'la Taliban, Boko Haram'la El Kaide kardeştir; neo-liberalizm ise bunların ebeveynidir. Neo-liberalizmi anlamadan radikal İslam'ı ve Avrupa'daki faşizmi anlamak, Batı'daki faşizan eğilimlere bakmadan radikal İslam'ı algılayabilmek mümkün değildir.

Gerçeğin cehennemine hoşgeldiniz!

Fransa’nın başşehri Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yönelik saldırı ve hemen ardından yaşanan çatışma ve rehin alma olayı hem dünyada hem de Türkiye’de yankısını buldu. Bu saldırıların etkileri önümüzdeki süreçte kendini göstermeye devam edecektir. Ancak hiç kuşku yok ki daha şimdiden bu saldırılar, tıpkı 11 Eylül saldırılarında olduğu gibi, emperyalistler tarafından kendi çıkarları için istedikleri bölgelere müdahalenin meşru gerekçesi olarak propaganda edilecek, “ya bizdensin ya da düşmansın” doktrini yeniden güncellenecektir.

Ölülerimizin Hayallerine de Sahip Çıkmalıyız;Murathan Mungan

 

Merhaba arkadaşlar, Hrant Dink’in değerli ailesi ve dostları, hakikat ve adaleti kıymet bilenler, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sekiz yıldır her 19 Ocak’ta olduğu gibi, bugün gene burada Hrant Dink için toplanmış bulunuyoruz. Ölümünden sonra milyonlarca kalbin evladı olan Hrant Dink için... 2007 yılında onun öldürülmesinin hemen ardından yazdığım “Cinayetin arkasındaki en büyük örgüt” başlıklı yazım şöyle başlıyor: 

TKP/ML-YDK

 

VARTİNİK’TEN GEZİYE, GEZİDEN KOBANİ’YE, DİRENİŞ RUHUYLA PARTİ VE DEVRİM ŞEHİTLERİNİ ANIYORUZ

Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. Spartaküs efendilerine baş kaldırdığında ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülenler çoktan iki sınıfa ayrılmışlardı. Kıyasıya başlayan bu mücadele ardında öldürülen milyonlarca köleyi bıraktı.

Yaşar Kemal’in kaleminden: Ermeni mülkleriyle ‘cumhuriyetin şişirdiği keneler’

Kendi deyimiyle “Cumhuriyetin ilk yıllarında bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğan” Yaşar Kemal, eserlerinde büyüdüğü topraklardaki Ermeni geçmişine sık sık atıfta bulundu.

ABD’nin AKP iddianamesi hazır!

Bu da nereden çıktı denilmesini gerektirecek bir durum yok çünkü Türkiye her an karışabilir! İstemediğimiz halde şuanda Türkiye’nin Lübnan, Mısır, Tunus, Irak ve Suriye gibi olmaması için hiçbir neden yok. Nasıl mı?

Büyük canavarlar kendi suretlerinde küçük canavarlarda yaratir

Dinlerin ortaya çıkışının tarihi insanın kendisiyle yaşıt olsada, semavi dinlerin ortaya çıkışı insanlık tarihi için yeni, modern insan için ise eski sayılır. Semavi (ibrahimi) dinleri ortaya çıkaran da, sınıfların iktidar mücadelesi olmuştur. Özellikle Ortadoğu kökenli tek tanrılı İbrahimi (müsevilik, hiristiyanlık ve müslümanlık) dinleri, o dönemin egemen sınıfların egemenlik alanlarını genişletme, daha geniş toprakları ele geçirmenin bir aracı olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

Bunlar sana, bana, düşünen insana düşman sevgili…H.GÜRER

 

İnsan”; çirkini ve güzeli, kötüyü ve iyiyi bildi.

Doğru yerde durmasını bilmedi!

Dostu da düşmanı da bildi, ama dost olmasını bilmedi.

Ortak düşmana karşı birlik olmayı, bu davranıştan, ‘dostluk’ çıkarmayı öğrendi.

Kurduğu dostluğu, çıkarları için bozmasını da…

Güzeli ‘sevdi’ ama onu ve düşüncesini önemsemedi

Çıkarları uğruna, âşık olduğunu ve sevdiğini sömürecek kadar amipleşti

O’nu öldürmesini bilecek kadar katil olmasını da öğrendi.

Bu yüzden bunlar aşka, sevgiye, güzele düşman sevgili…

 

Kobani Direnişi Ruhuyla; Parti ve Devrim Şehitlerini Anıyoruz!

 

Ateş fitilleri proletaryanın elinde karanlığı parçalayan mücadele  meşalesidir ŞEHİTLERİMİZ, 

 

Bu meşale yanmaya devam ettikçe şehitlerimiz, davamızın, onurumuzun sevgi ve saygı abideleri olmaya devam edeceklerdir. Çünkü onlar devrimin iradesi, öz ile söz arasındaki diyalektik bağ, her türlü gidişatı değiştirecek olan devrimlerin fırtınalar yaratan sesleridir.

Hrant Dink’i Ermeni Soykırımının 100. Yıl Dönümünde Anmak!

Anadolu halklarının bin yıllık düşünün, kardeşliğin sesiydi o. Özgürlüğün sesiydi. Ve karanlığın efendileri, 19 Ocak 2007’ de, güpegündüz yol üstünde öldürdüler onu. Ölümüyle bile ses oldu, göz oldu, dil oldu. Ölümüyle bile yürek oldu. Nice yıllar geç- ti aradan, adalet görünmedi şafakları ay- dınlatmak için. Sürüp giden mahkeme bir komediye dönüştü. Tetiği çeken yakalanıp, yaşı küçültülerek çocuk suçlu uygulaması- na sokularak cezalandırılsa da, cinayeti organize edenler, henüz özgür.

Sayfalar