Pazartesi Ekim 19, 2026

“Rojava’yı anlamak”

Rojava, emperyalizme-faşizme ve gericiliğe karşı savaş ve direnişin yürütüldüğü hatırı sayılı toprak parçalarından biridir. Bir yandan TC ordusuna ve DAİŞ faşistlerine karşı direnilirken diğer yandan “ekonomi-eğitim-sağlık-kültür-basın-güvenlik-demokratik yönetim-inşa” gibi birçok konuda özgürlükler tarihine eklenebilecek nitelikte önemli ders ve deneyimler kazanılıyor. Rojava, ezilenlerin direniş ve savaş geleneğine özgürlük ideallerine değişik düzeylerde katkı sunacak mütevazi süreci yaşamaktadır.

Acıdır ki henüz Türkiye devrimci hareketinin belli bir kesimi ve aydınların hatırı sayılı bir bölümü Rojava topraklarında neler oluyor, neler yapılıyor, neler başarılıyor, halklar-özgürlükler lehine atılan adımlar neler olduğu konusunda ciddi bir duyarsızlık-küçümseme-önemsememe, bilgisizlik durumunu yaşıyor. İlgilenme ve bilgilenme düzeyleri burjuva-feodal medya kuruluşlarına yansıyan bazı saldırı-çatışma haberleriyle ya da Suriye’ye gidip dönen bazı gazetecilerin yazılarıyla sınırlı bilgilerdir. Kemalizm’in-Türk milliyetçiliğinin lekeleri, reformizmin darlığı üzerinden yüzeysel-tek yanlı-parçalı algılama-bilgilenme pratiği yaşanınca ortaya kocaman bir duyarsızlık-ilgisizlik-sorumsuzluk uzak durma hali yaşanmaktadır.  

Dışından-uzağından-bilinen ezberlerle-peşin yargı ve hükümlerle-küçümseyerek -istemeyerek BAKMAK! Ve bu bakış açısı üzerinden gelişmeleri anlamaya çalışmak, mesafeli kalmak! Küçük burjuvazinin hatırı sayılı önemli bir bölümü Türk milliyetçiliğinin gözleriyle algılarıyla Rojava’ya bakıyor. Sonuç; ne doğru temelde gerçeğin bilgisine sahip olunuyor ne de hangi devrimci görevlerin kendilerini beklediği konularında gerekli ve yeterli bilgilere sahip olarak gerekli adımlar atılıyor. 

Batılı aydınlar her dönem doğuya küçümseyerek bakmıştır. Özellikle Avrupa merkezli siyaset bilimcileri-aydınları-politikacıları doğuya (Asya-‘Ortadoğu’ya) ve yaşanan toplumsal gelişmelere yaratılan değerlere hep kuşkuyla bakarak ve mesafeli durmuşlardır. Sınıf savaşımları tarihine-bilgisine-tanıklığına başvurduğumuzda bu tezin sayısız örneklerine rastlayabiliriz. Türk aydınları da doğuya, Kürdistan’ın dört parçasına benzer bakış açısıyla yaklaşmıştır. Batıda olan doğuya, dışında ve uzağında olan gerçekliğin içinde olana ya ilgisiz duyarsız kalmıştır ya da küçümseyen önemsemeyen bir tutum sergilemiştir.  İbrahim Kaypakkaya yoldaşın dışında devrimcilerin ezici bölümü de Kürdistan’a-Kürt sorununa üstenci-kuşkulu-milliyetçi gözlerle bakmış ve bu bakış açısıyla gelişmelere-yaşananlara karşı tutum alarak yanlış yerde konumlanmıştır. Filistin deyince kısmi bir duyarlılık gösterenler Kürt özgürlük mücadelesi- Kürt devrimcileri onların yarattığı değerler-kazanımlar denince hep kaygılı bakmış ve mesafeli yaklaşmıştır.

Nasıl ki Kautsky-Bernstein ve dönemin Avrupalı sol sosyalist etiketli aydınları Lenin yoldaşa Rusya’da devrimci gelişmelere kuşkulu ve küçümseyici gözle bakmışsa halen Avrupa merkezli aydınlar-sol-sosyalist etiketli solcular doğuya, Ortadoğu’ya aynı bakış açısıyla bakmaya devam ediyorsa bugün de Türk aydınları solcuları da Kürt meselesine, gelişmelere milliyetçi gözlerle bakmaya devam ediyor. Bilimsel bakış açısına sahip komünist önder İ. Kaypakkaya yoldaşa da aynı bakış açısıyla baktılar. Bugün de aynı merkezli benzer tutum devam etmektedir. Ancak üzücü ve acı olan şudur ki; kendisine devrimci diyen bazı küçük burjuvalar da Rojava’daki gelişmelere, alt üst oluşlara ve bu gelişmelerin Türkiye devrimine sunduğu katkı-kazanımlara doğru bakamamaktadır. Gelişmeleri ve ortaya çıkan devrimci görevleri kavrayamamaktadır.

Kemalizm’in-Türk milliyetçiliğinin ciddi etkilerini lekelerini Rojava’daki gelişmelere yansıyan bakış açısında görebiliriz. Rojava’daki gelişmeler bildik ezberlere-dogmalara uymuyorsa “orada mutlaka doğru olmayan politikalar yanlış giden gelişmeler var” denilmektedir. Kuşkular güvensizlikler devam etmektedir. Buradan eleştiri, devrimci değerlendirmeler yapılmasın anlamı çıkarılmamalıdır. Anlatılmak vurgulanmak istenen daha derinde olan lekeli zihniyetin varlığıdır.  Bu bakış açısı ve mesafeli duruş tehlikeli ve yıkıcıdır. Ortadoğu halklarının başına bela olan DAİŞ faşistlerine arkasındaki en büyük destekçi güç olan ABD emperyalizmine karşı mücadele ve kazanımların görülmemesidir. Görülmek istenmemedir.  Demokratik kazanımların anlaşılmamasıdır. Bu uzak ve mesafeli bakış açısı aynı zamanda halklar arasında birliği-dayanışmayı bozan gerileten yıkıcı özellik taşımaktadır. Rojava’da mazlumların zalimlere karşı haklı ve onurlu bir savaşımı sürmektedir. Özgürlükleri ve temel demokratik hakları uğruna haklı bir savaşım verilmektedir. İnsanlık tarihine geçecek kahramanlık örnekleri yaşanmaktadır. En başta TC faşist devletine, çocuk-kadın-alevi-insan düşmanı DAİŞ barbarlarına karşı verilen mücadele ülke devrimine dolaysız hizmet niteliğindedir. Güçlü moral kaynağıdır. 

Rojava’daki gelişmelere ister devrim densin ister altüst oluş ister direniş yaşanan gelişmeler alt üst oluşlar hangi biçimde nasıl tanımlanırsa tanımlansın ülke devrimine-demokrasi mücadelesine politik-askeri ve moral gelişimine sunulan dolaysız hizmet olduğu gerçekliğidir. Gelişmeleri- değişimleri alt üst oluşları tarihin çarkını ileri doğru ilerleten özellikte okumak gerekir. Türkiyeli bazı devrimci örgütlerin Rojava topraklarında olmaları direniş ve savaş içinde aktif yer almaları anlamlıdır. Kendi “ideolojik ve örgütsel bağımsızlıklarını koruyarak” enternasyonal dayanışma ruhunu güçlendirmektedirler. Ve halklar arasında birliği yakınlaşmayı yaratmaktadırlar. Bundan daha anlamlı ve değerli ne olabilir ki? Her türden şovenizme-milliyetçiliğe-gericiliğe devrimci darbe vurulmaktadır. Rojava’da halklar-devrimciler arasında mücadele içinde yaratılan dostluk-yoldaşlık ülkemizdeki devrim mücadelesine de örnek teşkil edecek şekilde gelişmektedir. Kürt-Arap-Türkmen-Çeçen-Süryani-Ermeni halklar arasında bir yakınlaşma dayanışma varlıklarını mücadele içinde birlikte koruma, geleceklerini birlikte inşa etme gibi muazzam kazanımları olan bir süreç yaşanmaktadır. Ve yaşanmaya devam etmektedir. Proletaryanın enternasyonal bayrağının direniş sancaklarının Rojava topraklarında özgür ve serbestçe dalgalanması bile emperyalizm ve proleter devrimler çağında büyük bir anlam ifade etmektedir. Geriye dönüşlerle birlikte indirilen proleter renkli bayrakların Rojava topraklarında dalgalanıyor olması büyük bir coşku ve ilham kaynağıdır. 

Çeşitli milliyetlerden halklar-devrimciler-ilericiler birlikte bir arada kardeşçe, yoldaşça, yaşıyor-tartışıyor-savaşıyor. Bundan daha anlamlı ne olabilir ki? Rojava devrimine-direnişine faşizme-gericiliğe karşı koyuş pratiklerine soğuk bakan ona uzak ve mesafeli duran onu küçümseyen her anlayış, yaklaşım ve duruş problemlidir. Küçük burjuvazinin çeşitli temsilcileri ve kesimleri Filistin meselesi olsa dalgalı küçük burjuva heyecanı duyarak birkaç laf ederek birkaç satırlık yazı kaleme alarak görevini yaptığını sanarak kendisini aldatır. Ancak dört parçadaki Kürdistan denilince devrim ve direniş denilince milliyetçiliğin en kaba renklerinden en ince renklerine kadar farklı tonlarda lekelerini-izlerini görmek mümkün oluyor. 

Ülkedeki gerilla savaşıyla Rojava’daki direniş ve savaş arasında dolaysız ve doğrudan bir diyalektik gelişim bağı vardır. Ülkedeki gerilla savaşında yer almak Rojava’daki direnişe hizmettir. Rojava’da direnişte yer almak DAİŞ faşistlerini savaş dışı bırakmak ülkemizde sürüp devam eden gerilla savaşına dolaysız ve doğrudan hizmettir. Her iki parçadaki direniş ve savaş gerçekliği birbirini geliştirmekte-büyütmektedir. Bugün sınıf bilinçli proleterler Rojava topraklarında ortaya çıkan devrimin olanakları ve imkanı içinde daha fazla yer almalı görev kuşanmalıdır. Hem Rojava’daki devrimci ilerici hamleleri adımları daha da geliştirip-büyütmek hem de ülkedeki devrimin olanak ve imkanlarına dolaysız ve doğrudan hizmet etmek açısından büyük bir sorumlulukla ciddi görevlerle karşı karşıyadır. Hiçbir burnu büyüklük, kibir Rojava topraklarında savaşan direnen halk ordusunun direniş gerçekliğini ve yarattığı değerleri ortaya çıkardığı kazanımları gölgeleyemez.

Ülkemizde gerilla savaşı iddiasının önemli bir işareti de Rojava’daki silahlı direnişin geliştirilmesidir. Birine uzak, soğuk bakmak diğerine de aynı benzer bakış açısıyla bakmayı ve yaklaşımı beraberinde getirir. Devrimin küçümsenmeyecek düzeyde bilgi-birikim-yönetsel-örgütsel-askeri tecrübe ve deneyimleri olanak ve imkanları Rojava topraklarında yaşanmaktadır. Görev buna uzanmak dokunmak ve ele almaktır.

Bir Partizan

47500

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

Paris ve Timsah Gözyaşları

 

Paris’te 7 Ocak günü İslamist El Kaide’ci teröristlerce mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı sonucu 12 kişi öldürüldü, 20 ye yakın insan da yaralandı.  Ardından bir matba ve marketteki insanların rehin alınmaları sonucu gerçekleştirilen operasyonla, teröristler dahil ölen insan sayısı 19 oldu. Bu gün katliamlara karşı tüm Batı dünyası Paris’te yüzbinlerin katıldığı bir mitingde bir araya geldi ve “teröre karşı birarada” görüntüsü verdi..

Kamaşan Karmaşa:Nesimi ADAY

Sultanahmet'in Canlı Bomba'sı IŞİD sinyalleri vermiş.

"Besle kargayı, oysun gözünü."

Amerika da El Qaide'yi öyle büyütmüştü. SSCB’yi yenecekti. Ama hırsına yenildi. Kurduğu örgüt bumerang etkisi yarattı, 11 Eylül vahşetiyle kendisine döndü.

CHARLIE HEBDO’YA SALDIRI, TE’VİLLERİ VE TAVRIMIZ

 

“Bir türkü söylediler, duydunuz mu Bir kuşu vurdular, gördünüz mü Böyle neden susuyorsunuz böyle Güzelliğiniz çoğalıyor, öldünüz mü?” Özdemir Asaf.)

 

7 Ocak 2015 günü üç İslâmcı militan, Paris’in 11. mahallesinde bulunan mizah dergisi Charlie Hebdo’nun bürosunu bastılar ve içeridekileri ağır silahlarla taradılar. Katliamın bilançosu feciydi; aralarında Fransa’nın en ünlü çizerlerinin bulunduğu 12 ölü; bir kısmı ağır, 20 kadar yaralı. Katiller, öyle anlaşılıyor ki, Charlie’de yayınlanan İslâm dinini eleştirir mahiyetteki karikatürlerden haz etmemişlerdi!

 

TKP/ML-Yurtdışı Komitesi

ROSA VE KARL DEVRİM VE SOSYALİZM KAVGAMIZDA SONSUZA DEK YAŞAYACAKTIR!

Uluslararası Komünist Hareket ve Spartaküs Birliği’nin iki keskin kılıcı Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht, 15 Ocak 1919’da Alman tekelci burjuvazisinin resmi uşakları tarafından katledilmişlerdi. Deminde ki devrimci durumun ayağa kaldırdığı Alman işçi sınıfının ayaklanmasında dümene geçip yiğitlik ve kararlılıkla tarihe devrimle müdahale ettiler; yenilgiye uğrayan ayaklanmayla birlikte, bundan tam 96 yıl önce vahşice öldürüldüler.

Dünya mizah günü 7 Ocak’tır! İsmail Cem Özkan

7 Ocak 2015 tarihi kanlı bir gün olarak mizah tarihine geçti. Mizah dergisi olan Charlie Hebdo dergisine yönelik saldırıda çalışanları, mizah yazarları ve karikatürcüleri hayatını kaybetti. Yapılan saldırı dergiye yapılmış gibi gözükse de aslında mizaha karşı yapılmış saldırıdır.

Sakine-Fidan ve Leyla’nın Hesabını Doğru Sormak-Dursun Ali Küçük

Sakine, Leyla ve Fidan'ın hesabını kim verecek?

3 Kürdistanlı kadın Paris'in ortasında vuruldu.
Ben, o zaman da kendi sezgilerime ve gelişmelere dayanarak daha ilk günde TC ve doğrudan MİT'in yaptığına işaret ettim. (http://kurdistan-post.eu/tr/bir-sakine-vardi-efsane)

Çoğu kesim Sakineyi barışa kurban etti. Yazdığım bir makalemde ise "siz barışın kurbanınımısınız" diye işaret ettim.
(http://kurdistan-post.eu/tr/sakine-sizler-baris-dilencisi-misiniz)

Lozan neyin galibiyeti idi:Mehmet Can

‘’Bilmeyen ahmak, bilip de  söylemeyen suçludur.’’ (Fransız Atasözü)

Yalandan kim ölmüş! İsmail Cem Özkan

Tarih yalanlar üzerine kuranlar bugün yaşadığımız çarpıklığın ve kafa karışıklığının da temelini kurmuştur. Karşılaştırmalı tarih eğitimi ve anlayışı yerine tek doğrunun hüküm sürdüğü ve tek doğrunun mutlak ve değişmez olarak tarih sayfalarına yazıldığı kabul edenler, diğer ulusların tarihçileri karşısında afallayıp, ne savunacağını bilemez kanıt ve belge yoksunu birer ırkçı konumuna düşer. Çünkü onlara verilen eğitim kanıtlar üzerine değil, büyüklerin kabul etmiş ettiği doğrular üzerine kuruludur.

2014ʼten 2015ʼe çakal tedirginliği

Bir yılı geride bırakıp yeni bir yıla girerken hem dünyada hem Türkiye’de yaşanan gelişmelere dair kısa bir değerlendirme yapmak yararlı olacaktır. 2014 yılı hem enternasyonal proletarya hem de Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halkı açısından yoğun bir sömürü, baskı ve katliamın yanında; buna paralel isyan, direniş ve mücadeleyle dolu bir yıl oldu. Dünya proletaryası ve ezilen halklar, kendilerine dayatılan yaşam koşullarına karşı isyan etti, sokaklara çıktı ve meydanları doldurdu. Bu isyanların kimileri kazanımla, kimileri ise yenilgiyle sonuçlandı.

Yunanistan'da Haziran Hareketi:Selami ince

Adeta ‘yönetilemez’ bir ülke haline gelen Yunanistan’ın, yeni Avrupa’nın oluşumunda oynayacağı rol çok önemli. Yunanistan seçim sonuçları, krizdeki Avrupa’yı yöneten ama özünde krizin nedeni olan AB liderlerine karşı da bir zafer olacak. Bu açıdan bakıldığında Yunanistan seçimlerinin sadece ülkenin iç politikasına dair bir seçim olmadığını, Avrupa’nın bir seçimi olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Yani, Yunanistan seçimlerini sadece, Radikal Sol Birlik’in (SYRIZA) Yunanistan’daki neoliberal AB partileri ile yarışı olarak değerlendirmek yetersiz olur.

Şehitlik yalan o gençler Sarıkamışta kendilerinin olmayan bir savaşta öldüler

Devlet bugün 100 yıl önceki Sarıkamış katliamı için tören düzenliyor. Ölen o gençlerden ve ailelerinden özür dilemiyorlar, düpedüz şov yapıyorlar. Hükümet yetkilileri sıcacık kürkleri içinde nutuk çekerek, bize yutturulan o tarihi yalanı bir defa daha cilalıyorlar. Oysa o katliamın faili kendilerinin de temsil ettikleri bu devlettir.

Sayfalar