Politikasızlık-hareketsizlik yenilgiyi yaratır!
Dünyada ve ülkede siyasal-ekonomik kriz ve hâkim sınıfların yönetememe sorunsalı çerçevesinde şekillendirdiği politikalar ezilenlere yönelik saldırganlaşmaya devam ederken bu krizi oluşturan faktörleri sadece sömürücülerin yönetememe krizi açısından ele alamayız.
Diyalektiğin temel yasaları burada da karşımıza çıkmaktadır, hâkim sınıfların içerisinde olduğu, kriz halinin ezilenlerin mücadelesi ile bağlantısı alenidir. Yaşamda hiçbir olay kendiliğinden gelişme gösteremez, zıtların birliği ve mücadelesi gelişen olayları ve yönünü belirler.
Buna bağlı olarak ezen-ezilen arasındaki uzlaşmaz çelişki siyasal somut koşulları belirlemeye, şekillendirmeye ve bugün var olan “kaos” haline vardırmaya devam ediyor.
Dünyada emperyalist ülkelerin içerisinde olduğu ekonomik-siyasi krizin TC ayağındaki yansımaları da eş güdümlüdür. TC devleti AKP eliyle yürüttüğü savaş politikalarını OHAL ile garanti altına alırken dünya üzerindeki siyasal-ekonomik krizin yansımaları ile başetmeye çalışıyor.
Ezilenlerin ortak mücadelesi ile katliam, zulüm ve sömürüye karşı koyarken hâkim sınıfların krizi derinleşiyor. Ki buna dair en belirgin örnek Rojava Devrimi’dir. Yeraltı kaynakları ve insan gücü ile emperyalist devletlerin savaş politikalarının daimi odağı olan Ortadoğu topraklarından Rojava’daki başkaldırı ve yeniyi yaratma girişimi hâkim sınıfların elini güçsüzleştiriyor, kriz halini derinleştiriyor.
Bu ve buna benzer pek çok örnekle beraber “kaos”un, çelişkilerinin en üst seviyeye çıktığı durum olarak adlandırılması yanlış olmayacaktır. Ancak var olan kaos halinin kimin lehine çözümleneceğini söylemek pek doğaldır ki bugünden mümkün değildir. Kriz derinleştiği ölçüde ezilenlerin mücadelesinin büyümesi, son sözün burjuvazisinin değil proletaryanın olmasına yol açacaktır.
Bilinen ve yakıcı olan bu gerçeği; “kaos”u, fırsata çevirmeyi üstlenecek olanlar ise ezilenlerin mücadelesini üstlenenlerdir. Ezilenlerin mücadelesinde öncü misyonunu yerine getiremeyenlerin, bu misyonu yerine getirmek için çabalamayanların burjuvazinin “son sözü” söylemlerine yol açacaklarını biliyoruz.
Sözün özü, her “kaos” devrime yol açmaz; devrime yol açan ezilenlerin cephesinden örgütlenebilen “kaos”tur. Bu örgütlenmeyi yaratacak olan ise “kitlelerden kitlelere” çizgisiyle hareket eden, burjuvazinin politikalarını boşa düşürecek politikalar üretebilme yeteneğine sahip, proletarya ideolojisinden sapmayan ancak esnek hareket etme becerisine sahip olanlardır.
“İlkede sağlamlık, politikada esneklik” denkleminden yola çıkmak…
TDH ve özel olarak kolektifimiz açısından politika üretememe sorunsalı en gedikli yanlardan biridir.
Politika yapmak, burjuvazinin politikalarına boşa çıkarmak ve ezilen yığınların proletarya ideolojisi ile donatılmasını sağlamak açısından elzemdir. Hiçbir alanı boş bırakmamak, boş bırakacağımız her alanın burjuvazi tarafından doldurulacağını bilmek gerekiyor.
Bununla beraber yürüdüğümüz yol, karmaşık ve çetrefilli bir yol. Bunu bilmeli ve buna uygun hareket etmeli; yolun sonundaki zaferi yakınlaştırmak için dolambaçlı yolları seçmekten korkmamalıyız.
Hata yapmaktan korkarak adım dahi atamamak, hareketsizliği; hareketsizlik ise pek tabii ki çürümeyi getirecektir. Açıktır ki TDH ve kolektifimiz açısından meseleyi ele aldığımızda politika yapmak ya ilkede savrulmak ya da hareketsizlik-politikasızlık anlamına geliyor.
Tabii ki özel olarak bizler açısından mesele ilkede savrulmamak adına(!) hareketsiz-politikasız kalmak daha gündemde olan bir gerçeklik. Oysa ki “ilkede sağlamlık, politikada esneklik” denklemi bizleri çözüme ulaştırmaya vakıf bir denklemdir. Ezen-ezilen ilişkisinde kimden taraf olduğumuz, kimin ideolojik çizgisini benimsediğimiz ve bu ideolojik çizgi güdümünde var olan çemberi kırıp atma temelimizi oluşturmalıdır.
O çemberi genişletmek ve kırıp atmak uğrunda politika üretmek ise esnekliği gerektiriyor. “… siyaset, aritmetikten çok cebire benzer, ilkel matematikten çok yüksek matematiğe benzer” (V. İ. Lenin, ‘Sol’ Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı, Sol Yayınları, s. 104) diyor Lenin. Siyaset, politika üretmek, içerisinde esnekliği barındırmadığı ölçüde; düz bir yolda ilerlediğimiz ölçüde burjuvaziyi tarihin çöplüğüne gömme iddiamız gerçekliğinden uzaklaşacaktır.
Proletarya ideolojisinden beslenerek, burjuvazinin politikalarına karşı politika üreterek ve bu politikalar ekseninde harekete geçerek bugünkü “politikasızlık” sorunsalımızı yenebiliriz.
Lenin’in de ifade ettiği gibi siyasetin karmaşıklığına karşı zordan kaçmak, “ilkelerimiz” diyerek hareketsiz kalmak ilkelerimizden ödün vermektir! Burjuvaziyi alaşağı etme görevinden hata yapma korkusuyla kaçınmak, ezilenlerin hanesine “artı puan” değil; “eksi”yi getirecektir. Sözümüzü söylemediğimiz, harekete geçmediğimiz her an burjuvazi yarattığımız boşlukları dolduruyor ve asıl o zaman ilkelerimize sadık kalmıyoruz.
Yeter ki hareket edelim, politika yapalım, hatalarımızla yüzleşelim, eleştiri-özeleştiriyi canlı tutalım; işte o zaman zafer yolunda adımlarımızı sıklaştırmış oluruz.
Öte yandan pratik ve teoriyi birbirinden ayırt etmeyen, birbirini beslediğini göz önünde bulunduran ve bununla beraber politika üretecek bir yönelime ihtiyacımız olduğu açıktır.
İşçi ve emekçilerle ilişkilenmeden politika üretemeyiz; Kürtlerle, kadınlarla, Alevilerle, LGBTİ’lerle ilişkilenmeden üreteceğimiz politikaların bir karşılığı olmayacaktır. Ancak MLM bilincini rehber edinerek dogmatizmden fersah fersah lehine çevirebiliriz. Burjuvazinin politikalarını boşa düşürüşümüz, onun eskisi gibi hareket edememesine yol açacaktır ve “… devrim olabilmesi için, sömürülen ve ezilen yığınların, eskiden olduğu gibi yaşamanın olanaksız olduğu bilincine varmaları ve değişiklik istemeleri yetmez; devrimin olması için, sömürücülerin eskiden olduğu gibi yaşayamaz ve yönetemez duruma düşmeleri gerekir.” (Lenin, age, s.84)
Ancak o zaman devrimin yolunda ilerleyişimiz başarıya ulaşacaktır!
“Dün yeterli olan, bugün yetersizdir!”
Diğer yandan gelişen ve somut koşullara uygun politika üretemeyişimiz, farklı duruma aynı sözü söylemekten usanmayışımız bizi başarısızlığa mahkûm edecektir. Somut koşulların tahlilini yaparak, bu tahlillere uygum adımlar atarak sınıf mücadelesinin engin sularında kulaçlarımızı en ileriye doğru atabiliriz.
Lenin “Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği” adlı eserinde devrimin en yakın somut görevlerini başka bir şekilde formüle etmenin gerekliliğini şu şekilde ifade ediyor: “Dün yeterli olan bugün yetersizdir.” (İnter Yayınları, s. 144)
Dünden bugüne her şeyin değiştiği, akıp gittiği göz önünde bulundurulursa aynı sözü, aynı pratiği farklı farklı somut durumlara uygulayıp başarı beklememizin boşa olduğu açıktır.
Tüm bunlardan yola çıkarak andaki görevimizin, hâkim sınıfların yaşadığı krizi ezilenlerin lehine çevirecek politikalar üretmek ve bu politikalarla eşgüdümlü harekete geçmek olduğu açıktır. Aksi halde kriz burjuvaziyi yıprattığı kadar, ezilenlere karşı duruşunda yeni saldırılarla burjuvazi güçlenecektir.
Son Haberler
Sayfalar
MERYEM (MARİAM) BAKIRCIYAN
Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde ölümsüzleşen efsanevi devrimci Armenak Bakırcıyan ( Orhan Bakır)'ın annesi, hepimizin sevgili büyüğü MERYEM ANA'yı 29.7.2014 tarihinde İsveç / Stockholm'de 89 yaşındayken kaybettik
MÜLK VE SERVETLER HALKINDIR
Gazetelerin yazdığına göre sadece bir gökdelenin fiyatı birkaç milyar doları buluyor. Peki sizce halktan herhangi bir insan, yani bir işçi, bir memur, bir esnaf, bir çiftçi veya sizden biri çalışarak böyle bir gökdelene sahip olabilir mi? Olabilecekse kaç milyon yıl çalışması gerekiyor?
TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillalarından eylem
Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillaları, 30 Temmuz Çarşamba günü öğlen saatlerinde Dersim merkeze bağlı Geyiksuyu yolunda yol kesme eylemi gerçekleştirdi.
Komünistler mi Haklı Anarşistler mi ?
Sosyalizmi konuşacaksan Anarşistlerle konuşacan.
Partide esas yoğunlaşmalı derken kendi öncülüklerinin tasdik edilmesini anlayan insanlara inanan köylülerle sosyalizmi konuşmayacan.
İnandıklarınıza esasımız köylüdür deyince artık anlamamız gerekenin kapitalizmle bağları en az olan sınıflardır diye hale niye söyleyemediklerini soramadığınızdan da faz geçiyorum sosyalizmde ortaya çıkan bürokrasizmi, lider sultasını.. sorarsanız,
Size verecekleri tek cevap:
"Siz geldiniz ya, sizi bekliyordum. Artık uzun bir yolculuğa çıkabilirim.’’ MERYEM BAKIRCIYAN
Irksal, dinsel kültürel ayrımcılığı ömrünce bilfiil yaşadı. Faşist diktatörlüğün baskılarına seksen dokuz yıl yaşayarak tanık oldu. Diyarbakır’da eşinin ve kendinin gördüğü baskılar yetmezmiş gibi çocukları da akla gelmez baskılara maruz kalır. Irksal olduğu kadar dinsel baskıların haddi hesabı yoktur. Gördükleri baskılar öylesi bir hal alır ki artık dayanılmaz hal alır. Dinsel baskı artık çocuk yaşamlara kadar yansır.
Seçim Tiyatrosu ve esir figüranlar
Bir ağanın eli sopalı kâhyasını marabalarına seçtirmesi ile bu düzenin cumhurbaşkanını halka seçtirmesi arasında esasta bir fark yoktur. Marabaların seçtiği kâhya nasıl ki marabaların değil de ağanın temsilcisi ise, bu düzende halka seçtirilen cumhurbaşkanı da halkı değil devleti ve düzeni temsil eder. Kâhya görevi gereği ağaya, cumhurbaşkanı da doğal olarak kurulu düzene hizmet eder. Çünkü bu düzen öyle kurgulanmış ve anayasası, kanunları, yargısı, parlamentosu, silahlı kuvvetleri, emniyet ve istihbarat teşkilatı ve her derece bürokrasisiyle temelden çatıya kadar öyle inşa edilmiştir.
KÜRDİSTAN VE ORTADOĞU’DA NELER OLUYOR?
Bölgemize ilişkin o kadar çok değerlendirme ve tahlil yapılıyor ki, her gün yeni senaryo ve komplo teorileriyle uyanmaktayız. Başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere bütün emperyalistler kendi çıkarları doğrultusunda planlar yapmakta, dost ve düşmanlarını izledikleri siyasete göre belirlemektedirler. Zaman zaman taşeron örgütler oluşturarak taktikler ve politikalar üretmektedirler. Dinler arası savaşları kışkırtmakta böl- parçala -yönet politikasını çok muazzam işletmekte, uygulamakta ülkeleri, bölgeleri ve dünyayı yeniden düzenlemekte kendine uygun işbirlikçi faşist devletler vb.
Hangi “erkekliğe sığar”, “kadın dövmek”!
Seks işçilerine şiddet uygulayan Halk Cephesi'ne Yeni Demokrat kadın’dan (anlarsa!) bir soru:
Sıklıkla kullanılan bir deyim vardır: “Kadın dövmek, erkekliğe sığmaz!”
Erkek; eğer ki “kendisini aldatmamış”, “eline erkek eli değmemiş”, “kendisine karşı gelmemiş”, “ağzı var dili yok” bir kadına “durduk yere” şiddet uygulamışsa isyan edilir:
“Hangi erkekliğe sığar kadın dövmek?” (Hoş, kadın ne kadar bu toplumsal mağduriyet vasıflarına uysa da, kadına uygulanan erkek şiddetinin hep “haklı bir nedeni” var görülür.)
Cumhurbaşkanlığı seçimleri, yönelimimiz ve Demirtaş’ın adaylığı
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine günler kala, mitingler, konuşmalar ve adayların vizyon-perspektif açıklamaları ile birlikte, adayların niteliğine, hedeflerine ve çalışmalarının mahiyetine dair tartışmalar gündemin büyük bölümünü kaplamış haldedir.
Seçimlerde taleplerimizle boykotu büyüt
Yeni bir seçim sürecine daha girildi. Seçim süreçleri, dönemsel özellikleri itibariyle taktik olarak önemlidir. Kimi zaman, sınıf mücadelesinin ortaya çıkardığı tablo, güç dengeleri, seçim süreçlerinin bir taktik olarak ele alınıp değerlendirilmesine elverişli olur. Böylesi dönemlerde, seçimlere dâhil olunarak politik yaklaşımız ortaya konulur. Bazen ise, seçimlere dâhil olmak sınıf mücadelesinin andaki gelişimine hizmet etmeyen bir süreç olarak ortaya çıkar. Böylesi durumlarda, boykot, politik bir tavır alış olarak gündeme gelir.
Tek ayaklı boykotçuluk ve utangaç verici tavırsızlık!
Cumhurbaşkanlığı seçimleri devrimci, demokratik ve halk saflarındaki siyasal kesimlerin aldığı tavra ve onu içeriklendirmesine bağlı olarak esasında bir turnosol işlevi de görmüştür. Birçok siyasal hareket süreçteki tavrını belli etmiştir. Bu tavırlar kabaca üç kategoriye ayrılabilir.