Partizan;Salgın Bahanesiyle Sermayeye Kıyak Emekçiye Sömürü; Emeğimiz ve Haklarımız için 1 Mayıs’a
Mart ayıyla birlikte bir yılı geride bırakan pandemi tedbirlerinin gölgesinde giriyoruz Bir Mayıs’a bir kez daha.
2020 1 Mayıs’ı hatırlanacağı üzere salgın için alındığı iddia edilen tedbirler kapsamındaki sokağa çıkma yasağına denk gelmişti. Ortaya çıktığı ilk anda sınıf ve statü ayırt etmediği iddia edilen salgının, kısa sürede bir işçi hastalığına dönüştüğüne tanık olduk. Bir halk sağlığı sorunu olarak pandemi, egemenlerin aldıkları sözde önlemlerle hızla yayılmaya, hasta etmeye, can almaya devam ediyor. Covid- 19 pandemisi, işçi ve emekçiler, geniş halk kesimleri için hala öncelikli bir sağlık sorunu olarak önemini koruyor.
Geniş kitleler, dünyanın her yerinde, salgına yakalanmak ile işsizlik ve sefalete sürüklenmek arasında bir seçim yapmak zorunda bırakılıyor. Salgınla birlikte dünya ölçeğinde ekonomik alanda ortaya çıkan yeni durum, pek çok sektörde yaşanan büyük daralma, büyük bir işçi kitlesinin işten çıkarılmasına bahane edildi. Başka bir deyişle kapistalistler ve onların işbirlikçi, uşakları, krizlerini derinleştiren pandemiyi yine krizden çıkmak adına bir kaldıraç haline getirmiş bulunuyor.
Emperyalist kapitalizm, işçi sınıfı ve emekçilerin kazanılmış mevzilerini hedef alan, daha fazla sömürü ve güvencesizliği getiren politikalarını pandeminin arkasına sığınarak bir bir yaşama geçirmeye çalışıyor. Uluslararası finans kapital, salgının gölgesinde dünya işçi sınıfı ve emekçilerine yönelik topyekun bir saldırı furyasını uygulamaya sokmuş bulunuyor.
Sanayi 4.0 tartışma ve uygulamaları; evden-uzaktan çalışma, üretim ve bilişim sektöründe teknolojinin daha fazla kullanılması, otomasyona daha fazla ağırlık verilmesi vb. adımlarla uluslararası sermaye, işçi sınıfının 150 yıllık kazanılmış haklarını gasp etmeye, her türlü örgütlülüğünün önüne set çekmeye soyunmuş durumda.
Başka bir açıdan salgının sermaye açısından, geniş kitlelerin can güvenliği kaygısı ve korkusuna oynayarak, onun üzerinden yükselerek; emperyalist-kapitalizmin içinde debelendiği yapısal krizden çıkmak için adeta Allah’ın bir lütfuna dönüştüğünü söylemek mümkün.
Fabrikalarda, işyerlerinde, üretim havzalarında balık istifi çalıştırılan işçi ve emekçilerin her türlü hak arama girişimi ve örgütlenme çabası salgın önlemleri adı altında, azgın bir polis şiddetiyle bastırılmak isteniyor. Bu sürecin, bahsini ettiğimiz çerçevede uzunca bir süre genel karekterini koruyarak devam edeceğine de şüphe yok.
Salgın bahanesiyle Kod-29’la işten çıkarma
Coğrafyamızda ise AKP-MHP faşist ittifakının pandemi politikasını; sermayeye kıyak, halka şiddet, baskı ve yasak olarak özetlemek mümkün. Türk Komprador Burjuvazi’nin başını çektiği sermaye, coğrafyamızda devletin tüm kaynaklarını salgının arkasına saklanarak daha fazla yağmalama ve geniş kitleleri daha fazla sömürme yoluna gitti. Salgının tetiklediği ekonomik krizi tıpkı efendilerinin yaptığı gibi sendikalaşmayı dağıtmak ve yeni sendikalaşmanın önüne geçmek, işçi ve emekçileri daha uzun saatler boyunca daha ucuza çalıştırmak için kullandı.
Esnek ve güvencesiz çalışma; iş sağlığı ve güvenliği adına hiçbir önlemin alınmadığı adeta kölelik koşullarında çalışmayı işçi sınıfı ve emekçilere dayatttı.
Krizin iyice derinleştiği bu konjonktürde, işçi sınıfı ve emekçilerin alım gücü düştü, esnaf borç ve vergi yükü altında yaşam mücadelesi veriyor.
Milyonlarca insanın işsizlikle boğuştuğu coğrafyamızda deyim yerindeyse geniş kitleler açlıkla boğuşuyor. TC devleti ise bu tablo karşısında göstermelik önlemlerle esas olarak büyük sermayenin çıkarlarına hizmet eden politikaları yaşama geçiriyor. Kısmi çalışma ödeneği ve işten çıkarma yasakları sermayenin ücretsiz izin uygulaması için adeta bahaneye dönüşmüş durumda.
Sermaye, ağır ve güvencesiz çalışma koşullarına tepki gösteren, buna karşı örgütlenen işçileri ücretsiz izne çıkarıyor. Bunların işe yaramadığı yerde yüz kızartıcı suç adı altında Kod-29 ile işten çıkarak tüm haklarını gasp ederek onları sefaletle baş başa bırakıyor.
Salgınla birlikte coğrafyamızın dört bir yanından kamuoyuna yansıyan ücretsiz izin ve Kod-29 ile işten çıkarma uygulamaları; Türk sermayesinin bugünkü durumda sendikalaşan ve direnen, sınıfın en diri dinamiklerine yönelik genel bir saldırı politikasına dönüşmüş durumda. Sermaye, salgınla birlikte çığ gibi büyüyen işsizliği, sınıfın kazanılmış haklarını gasp etmek, onu daha ucuza ve örgütsüz, hiçbir güvencesi olmadan çalıştırmak için kullanıyor.
Ancak Türk sermayesinin saldırılarına karşın sınıfın daha devrimci kesimi direnmekten vazgeçmiyor. Migros Depo işçileri, Sinbo işçileri; grev haklarını kullanan Baldur ve Ekmekçioğulları işçileri; Schneider Elektrik Fabrikası işçileri, Adin Oto Donanım (Adient) işçileri, Yasin Kaplan Halı işçileri, CPS otomotiv işçileri, KESK öncülüğünde KHK’lara güvencesiz çalışmaya ve hak gasplarına karşı mücadeleyi büyüten kamu emekçileri bu saldırılara karşı ses yükseltiyor.
2021 1 Mayıs’ı gerek emperyalist-kapitalistlerin gerekse de Türk hakim sınıflarının salgınla birlikte derinleşen krizlerinden çıkmak için yine salgını emekçilerin her türlü hak arama girişiminin önüne devlet şiddeti, terörü ve zorbalığı ile çıkardığı bir siyasal iklimde kutlanacak.
İşçi sınıfı ve emekçilerin değişik katmanları, sendikal hareketin son derece zayıf ve cılız duruşu ve tutumuna rağmen sermeyenin bu saldırılarına karşı farklı bölgelerde ve alanlarda direnişi yükseltiyor. Bugün acil olan ihtiyaç sınıfın değişik katmanları ve bölükleri arasındaki dayanışma ve birliği güçlendirmek ve birleşik bir mücadele hattı örmektir.
Emeğimiz ve geleceğimiz için birleşik, güçlü bir 1 Mayıs!
Salgının hemen her alanda işsizlik ve yoksulluğu derinleştirdiği buna paralel işçi ve emekçilerin yüzünü sokağa, eylem ve direnişe daha fazla döndüğü bir süreci yaşıyoruz. Pek çok alanda sınıfın sendikal hakkını ve haklarını sokakta direnişle aradığı, bu anlamda da sokağı terk etmediğine tanık oluyoruz. Devam eden direnişler ve parça parça yaşanan ve farklı nedenlerle sönümlenen direnişlerin biriktirdiği sinerjinin 2021 1 Mayıs’ına damgasını vuracağı bir döneme doğru yürüyoruz.
2021 1 Mayıs’ı bizim açımızdan Şubat-Mart ayları boyunca gerek halk kitlelerinin somut talepleri-sorunları gerekse de devam eden direnişlerle ilişkilenme ve birleşik mücadeleyi örme anlamında yakaladığımız hareketli, dinamik ivmenin ileri taşınacağı bir sürece ev sahipliği yapmalıdır.
Şimdi işçi sınıfı ve emekçilerin faşist düzene karşı gelişen tepki ve öfkeleriyle buluşmak için yakına ama ileriye doğru attığımız adımları hızlandırmanın ve güçlendirmenin zamanıdır!
Süreci, işçi direnişiyle daha fazla ilişkilenmek ve sınıfla daha fazla buluşmak adına; fabrika, direniş çadırı ziyaretleri ve işçi havzaları ve emekçi mahallelerde yaygın bir kitle faaliyeti ve buna paralel daha güçlü bir örgütlenme yaratmak hedefi ile ele almalıyız.
Birleşik mücadeleyi daha geniş kesimlere taşımaya, faşist düzenin karşısında sınıfın birliği ve dayanışmasını sağlamak adına daha güçlü çıkışlara ihtiyacımız olduğu bir gerçektir.
Partizan olarak birleşik mücadelenin örgütlenmesine yönelik adımlarla kitlelerin direnişiyle buluştukça yakaladığımız motivasyonu şimdi kendi tabanımız da dahil olmak üzere geniş emekçi kitlelere gitme ve örgütlenme hedefi ile daha ileri taşımanın zamanıdır!
Sakin ancak canlı ve dinamik; yoğun ama planlı ve hedefli bir kitle çalışması ve örgütlenme perspektifiyle; 2021 1 Mayıs’ına kadar ki bir aylık zaman diliminde daha etkili çıkışlar, AKP-MHP faşist ittifakının saldırganlığına karşı daha güçlü barikatlar örmek için harekete geçmeliyiz!
Emeğimiz ve geleceğimize sahip çıkmak için 1 Mayıs’a!
Partizan;Salgın Bahanesiyle Sermayeye Kıyak Emekçiye Sömürü; Emeğimiz ve Haklarımız için 1 Mayıs’a
Mart ayıyla birlikte bir yılı geride bırakan pandemi tedbirlerinin gölgesinde giriyoruz Bir Mayıs’a bir kez daha.
Nisan’da yürümek! (Nubar OZANYAN )
Özgür ve onurlu yaşamı yaratma ve yaşatma mücadelesini güçlü benimseyen, bunu yüreğinde hisseden hakikat devrimcileri, nefsine ve kibrine yenilmiş sultanları ve paşaları altedebilirler/altedeceklerdir.
Bakış Can : ‘‘Kaypakkayacılık‘‘ mı, Kaypakkaya’nın İdeolojik, Siyasi Komünist Çizgisi mi?
Son günlerde polemik başlatan ve polemik yapan iki yazı ilgimizi çekti; önemli bulduk, okuduk ve üzerine bir kaç söz söylemeyi gerekli gördük ki, yazılar kesinlikle dikkate değerdir.
Kavgamızın Dursun 'u, Yüreğimizin yoldaşına...(Hülya Onur)
Yürek yüreğe değmiş,
Kavgada yoldaş olmuşsak,
Ne çıkar toprak bağrına bassa da,
Filiz olur büyürsün ancak...
Gülüş olursun anılarda,
Yoldaş olursun kavgalarda,
Örnek olursun yarınlarda...
Demem o ki sen de unutulmazlarımızdansın artık be Dursun...
İyi ki, yüreklerimize, kavgada omuzumuza yoldaşça, dostça, sırdaşça, arkadaşça dokunup da geçtin...
Kötü bir bahar şakası yaptın bize .
Cemrelerin ikincisinde, sulara düştüğü günde, berrak bir 65 yılın 45 mücadele yılını bırakarak ardında...alıp başını gittin.
Bu bahar umut biriktirmek için fazlasıyla nedenimiz var! – Orhan Ünal
“Her fırtına küçük bir damla ile başlar…” DAİŞ çetelerine karşı son öldürücü darbeyi indirdiklerinde enternasyonalist devrimci ve aynı zamanda halk ordusunun bir savaşçısı olan Tekoşer Pilîng yoldaş zaferin adı olarak ölümsüzleşti. Ondan geriye, devrim iddiasının sembolü olan bu mütevazi sözler kaldı.
Ülkemizin yakın tarihi incelendiğinde bu sözlerin, ülkemiz devrimi açısından ne kadar da anlamlı olduğu görülecektir. Gecenin sabaha, karanlığın aydınlığa döndüğü zaman dilimindeyiz. Şafak atarken ufukta beliren alaca kızıllık belirmeye başlamıştır.
Δημήτρης Κουφοντίνας: “Dayanışma, Mücadelede Bizleri Birleştiren Yaşamsal Koşuldur!”
İki ayı geçkin bir süre açlık grevi yapan ve grevini 14 Mart’ta ülkedeki dayanışma eylemlerinin talebinin üzerine çıkması nedeniyle sonlandıran Dimitris Koufontinas, Yunan basınının dışında dünya basınında da yer edindi. Ayrıca geldiğimiz aşamada Yunanistan iç siyaseti üzerinde hükümetin bütün baskı ve sansürüne rağmen güçlü bir etken olarak yer alan açlık grevi eylemi; Yeni Demokrasi hükümetinin bütün terörize etme çabalarını boşa çıkarmanın yanında sokakta güçlü bir dayanışma ağı da kurdu.
17 Kasım ve Koufontinas…
Bizim Mazlum (Keko) (Nubar Ozanyan)
21 Mart’ın bir sabah serinliğinde karagözlü Mazlum Doğan’ın (Keko) devrimci eylemi zindandaki tüm tutsaklarda deprem sarsıntısı yarattı. Onurlu bir devrimci feda pratiğini başkasından istemez. Mazlum üç kibrit çöpüyle isyan ateşini tutuşturdu. Faşizmin kalbine saplanan hançer oldu.
Özgürlüğümüz İçin İsyan ve Direnişi Newroz’la Büyütelim!
Newroz, baharın gelişi, aradan geçen yüzlerce yıllık zamanda, kültürel ve toplumsal olarak Kürdistan’ın tarihine bir direniş bayramı olarak geçmiştir. Kürt halkının üzerinde önce feodal despotluğun sonrasında ise uluslaşma ile birlikte ezen ulusun baskı ve zulüm icraatları hiç eksik olmamıştır.
Bu nedenledir ki Demirci Kawa efsanesinden bu yana, Kürt halkının isyancı Kawa’ları da hiç eksik olmamıştır.
Tarihsel Deneyimin Işığında Birleşik Mücadele
Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin (BPKD) Çin’de gürleyen top sesleri, işçi sınıfı ve gençlik içerisinde yankısını buldu. Fransa’da başlayan Avrupa’ya oradan da dünyaya yayılan eylemlilikler gerçekleşti. Tüm dünyada işçiler, emekçiler, gençlik özgürlük, devrim ve sosyalizm türküleriyle, marşlarıyla sokakları, meydanları doldurdular.
Bu Dava Mahkeme Salonlarında değil, Sokaklarda Kazanılacak!
Bugün günlerden 18 mart 2021
Erken Kalktim bugün saat 9,00 da Stuttgart/ Stammheim Cezaevinde Baslayacak durusmaya mutlaka yetismeliydim,öylede yaptim!
TKP-ML MK SB:Newroz,zulme karşı parolamız olsun!
Newroz, başta yüz yılı aşkın bir süredir emperyalizmin “savaş tahtası” olarak kullandığı, halkları birbirine düşman edip talan-yağma-katliamdan başka bir şey getirmediği Ortadoğu olmak üzere, dünya halklarının zalimlere karşı mücadelesini simgeler. Bu simgesel ve tarihsel günü bu yıl da Ortadoğu’da başta emperyalistler ve TC faşizmi olmak üzere, bölge gericiliğinin özel olarak Kürt halkına genel olarak ise ezilen, sömürülen tüm halklara yönelik faşist saldırganlığının arttığı bir dönemde karşılıyoruz.
Comment form