Perşembe Ekim 1, 2026

Paris ve Timsah Gözyaşları

 

Paris’te 7 Ocak günü İslamist El Kaide’ci teröristlerce mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı sonucu 12 kişi öldürüldü, 20 ye yakın insan da yaralandı.  Ardından bir matba ve marketteki insanların rehin alınmaları sonucu gerçekleştirilen operasyonla, teröristler dahil ölen insan sayısı 19 oldu. Bu gün katliamlara karşı tüm Batı dünyası Paris’te yüzbinlerin katıldığı bir mitingde bir araya geldi ve “teröre karşı birarada” görüntüsü verdi..

Avrupa ülkelerinde son yıllarda görülmeyen bu kanlı saldırıda içlerinde 80 yaşında Georges Wolinaki ve 76 yaşındaki Jean Cabut da olmak üzere birçok karikatürist, sanatçı, yazar katledildi. Fikir özgürlüğünün sonuna kadar savunulması, insan yaşamının, özellikle de aydın, yazar, sanatçı ve sivillerin korunması, teröre karşı birlikte hareket edilmesi, son derece yerinde, anlaşılır tavırdır.

Ancak bu olayda bazı noktaların altını önemle çizmek zorundayız. Bu saldırı ve katliamlar salt gerici, dinci, şeriatçı örgütlerce yapılan bir saldırı olarak değil, başkaca yönleri ve boyutlarıyla da incelenip irdelenmelidir.  

Fotoğrafa bakılınca ilk görülen şey, özellikle Afrika, Uzakdoğu ve Ortadoğu coğrafyasında dinci, tekfirci, vahhabi ve selefi grupların (ki, bunların önemli bir kısmı paralı katillerden oluşmaktadır)  buralarda kadın erkek genç yaşlı, çocuk demeden en vahşi şekillerde ve topluca insan katlettiler ve hergün katletmeye de devam ediyorlar. Ve bunu da Müslümanlık, İslamiyet adına rahatlıkla yapmaktadırlar. Ki, zaten İslam dini tam da bu yapılanlara cevaz verir. Kimilerinin günlerdir bu katilleri ve örgütleri İslamiyetle hiçbir ilgisi, ilişkisi yokmuş gibi göstermeye çalışmaları boşunadır. Bunların örneklerini Pakistan’da, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Nijerya vb ülkelerde bolca gördük, görüyoruz.

Tıpkı ülkemizde de Maraş, Çorum, Sivas’ta “tekbir sesleri” nidalarıyla kundaktaki bebekleri, hamile kadınları öldüren, kadınların memelerini kesip ağaçlara çocuk çiviledikleri gibi. Tıpkı 2 Temmuz 93 te Madımak Oteline sığınan aydın, yazar, çizer sanatçılarla birlikte 12 yaşındaki Koray’ı yaktıkları gibi.

Tıpkı daha geçtiğimiz aylarda Şengal’de Ezidi köylerinde, Kobane’de Kürtleri ve yine Irak’ta Türkmen yerleşim yerlerinde çoluk çocuk demeden kafa kesip, mide deşen, ciğer ve beyin yiyen tekfirci, vahhabi, selefi katillerin yaptığı katliamlar gibi.

Tıpkı yine tekfirci çetelerin Suriye’de Hama Maan Alevi Köyünde, ya da şeriatçı Boko Haram’ın Nijerya Baga’da yaptıkları katliamlar gibi..

Görülen o ki, El Kaideci katillerin Paris’teki katliamları ile, yukarıda saydığımız yerlerdeki katliamları gerçekleştirenlerin bir tek ortak özellikleri vardır.. Tümü de yaptıklarını İslam dini adına, Müslümanlık adına, ya da İslam peygamberi adına ve de cihadist bir anlayışla yapıyor.

Öte yandan olayın bir başka boyutunu da gözden ırak tutmamalıyız. Yıllar yılı başta ABD olmak üzere batılı emperyalistler, El Kaide, Taliban, El Nusra, IŞİD vb terörist, şeriatçı, selefist örgütleri, dünyanın değişik bölgelerinde kendi çıkarlarına hizmet etsinler diye kurdular. Bu örgütlere her türden eğitim, finans, lojistik ve askeri desteği de verdiler.

Ve bu emperyalistler geçtiğimiz yıllarda bizzat kendi askeri ve özel kuvvetleriyle Vietnam’da, Laos’ta,  Ortadoğu coğrafyasında, Afrika’da Ruanda, Nijer, Gine, Liberya ve Nijerya vb ülkelerde halklara karşı katliamlar gerçekleştirdiler. Esasen emperyalistlerin ve bu terörist örgütlerin yaptıkları katliamların birbirinden farkı yoktur.  

İnsanlık her durumda bu eli kanlı, gerici, insanlık dışı katliamlara imza atan terör ve teröristlerden korkmadığını göstermelidir, göstermiştir de. Paris’te ve dünyanın değişik yerlerinde milyonlarca insan bu katliamları protesto etmiştir.

Ve çok ilginçtir ki, tekfirci, vahhabi ve selefi terörist katillerin en büyük destekçilerinden “yeni Osmanlıcı” Ahmet Davutoğlu da önce Fransızca attığı tweet'te, "Fransız halkıyla teröre karşı birlik olmak için Paris'teyim" diye yazdı, ardından Paris’e gitti. Kameralar karşısında üzgünmüş gibi pozlar vermiş, daha sonra da Paris’teki yürüyüşe katılmıştır.

Oysa aynı Davutoğlu ve AKP iktidarı, Suriye’de, Irak’ta binlerce Ezidi, Kürt, Arap, Türkmen, Nusayri ve Alevi’yi katleden terör örgütlerine her türlü siyasi, mali, askeri ve lojistik desteği vermeye devam ediyorlar. Geçmiş yıllarda yaşanan Maraş, Çorum, Sivas, Madımak katliamlarına sessiz kalan, katilleri koruyan, davaları zamanaşımına uğratan, Roboski ve Gezi Ayaklanmasında yitirdiklerimizin ölümünden birinci derecede sorumlu olan da bu zihniyet ve bu iktidar sahipleridir. Böyle bir iktidarın Başbakanının Paris’teki yürüyüşe katılmakla takındığı tavır ancak “timsah gözyaşları” olarak açıklanabilir.

 

Ve insanlık bu timsah gözyaşları dökenlere kanmamalıdır, kanmayacaktır.

 

Erdal YILDIRIM

 

81179

Erdal Yıldırım

2012 yılı sonlarından itibaren sitemize yazılarıyla yeni bir soluk katan yazarımız genellikle Aleviler ve sorunları üzerine makaleler yazmaktadır.

erdalyildirim@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)

Son Haberler

Sayfalar

Erdal Yıldırım

Örgütlenme, Özgürleşme Ve Devrimin Güncelliği[1]

 

 

“İnsanlara şunu söylüyoruz:

Yalancıların maskelerini kaldırın,

körlerin gözlerini açın!”[2]

 

Sürdürülemez kapitalist çılgınlık şahsında, “Cehennem boşalmış, şeytanların hepsi burada!”[3] betimlenmesindeki bir hâl-i pür melal ile yüzleşiyoruz.

Dört Duvar Arasında Direnenler Dışarıdakiler İçin İnat Etme Manifestosudur

Yıllardır Sosyal medyada zindanları gündemde tutmak için güncel zindan haberlerini dışarıya ulaştırıp tutsak aileleri ve zindan arasında köprü olma misyonu ile tanınan bir hesapsınız. “Rojevazindanan” ismi ile dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz. Twitter, instagram ve Facebook gibi geniş kesimlerin kullandığı bu mecraların hepsinde aynı anda aynı haberleri paylaşmanız da ayrıca emek isteyen bir çalışma. Biz Kaypakkayahaber sitesi olarak kitlesel refleks ve duyarlılık yaratmaya çalışan bu hesapları daha da iyi tanımak babında bir röportajı gerçekleştirmek istiyoruz.

Zafer ve yenilgilerle dolu bir tarih! Yarım Asırlık Mücadele Yolumuzu Aydınlatıyor

Proletarya partisinin kuruluşunun ve mücadeleye atılışının 50. yılındayız. Bu süre içinde mücadelesini kesintisiz sürdüren proletarya partisi, onu var eden koşullar devam ettikçe kuşkusuz varlığını devam ettirecektir.

Sınıf bilinçli proletaryanın öncü müfrezesinin ülkemizdeki varlık nedenleri, sistemin çöküntü içine girdiği günümüz koşullarında kendisini çok daha yakıcı dayatır duruma gelmiştir. Ve elbette ki proletarya partisi üstlendiği tarihsel rolü yerine getirecektir. Çünkü onun mücadelesine yol gösteren sağlam temellere dayalı ideolojik-politik pusulası vardır.

Eski sloganlar bugüne hitap etmiyor…(İsmail Cem Özkan )

Eski sloganlar atılıyor, eskisi gibi heyecanlı değil, çünkü ortam ve zaman değişmişti, eski sloganların ruhu da çoktan bizi terk etmişti... İnat ile eskiden kalan sloganlar atılıyordu ama o sloganlar bugünün sorununa yanıt vermiyor, sadece eski arkadaşlara "biz ayaktayız, yok olmadık, gelin bir arada olalım!" çağrısıydı. Fakat çoktan ayrılmıştık, ruhen bir arada ama eskinin yaratılmış öyküleri de abartılarak anlatılırken gerçeklikten uzaklaşmış ve eskinin yeniden yaşayacağı iyimserlik dışında bir arada olacağımıza dair her hangi bir şey söz konusu değildi...

Siyaset Yapma Tarzımız ve Verili Koşulların Önemi Üzerine

 


   Son dönemlerde kurumlarımızın yaptığı konferanslarda, basın açıklamalarında `Verili koşullar` dan bahsediliyor. Verili koşullardan kasıt, somut koşulların somut tahlili.

Ölümsüz(ümüz)dür NÂZIM HİKMET[1]

“Pişman değilim yaşadıklarımdan,

öfkem belki de yaşayamadıklarımdan.”[2]

 

“Ew çend giringî pê bide jiyana xwe ku di/ heftêyem de jî wek mînak çandina darzeytûnê bibe// Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,/ yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin,” dizelerinin hakkını bir komünist gibi yaşayarak verdi. Eylül 1961’in Doğu Berlin’indeki, “sözün kısası yoldaşlar/ bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da/ insanca yaşadım diyebilirim,” demeyi de sonuna kadar hak etti…

Türkiye’de Durum: Çürüme ve “Çökme!”

Açıklama: Aşağıdaki makale Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist Merkezi Yayın Organı Komünist’in Mayıs/2022 tarihli 76. sayısından alınmıştır.

İnsanî Mecburiyet(İmiz)dir Aşk[*]

 

 

“Güzelliğin beş para etmez,

bu bendeki aşk olmazsa.”[1]

 

Lev Tolstoy’un “Gerçekten aşk var mı?” sorusu bana hep itici gelmiştir; William Faulkner’in, “Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktı,” tespiti gibi.

“Neden” mi?

Var olmayan şey soru(n) da ol(a)maz, ders kitaplarına da gir(e)mez…

SADAT

Son günlerde gündem olan SADAT ve Özel Savaş Şirketleri'ni, yeni yayınlanan “EMPERYALİST TÜRKİYE” (El Yayınları) kitabımda ele almıştım. Oradan kısa bir bölümü yayınlıyorum

Türk Tekelci Devleti’nin Paramiliter Gücü[1]

 

Yusuf Köse

TKP-ML -MKP: Cesaretimizin Sönmeyen Meşalesi Komünist Önder İbrahim KAYPAKKAYA Ölümsüzdür!

Dostlar, Yoldaşlar;

Bugün burada, ülkemiz devriminin önderini, kökleri asla sökülmemecesine toprağın derinliklerine işlemiş bir geleneğin yaratıcısı İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anıyoruz.

Bugün burada, Marksizm-Leninizm-Maoizm’in usta bir öğrencisi olan komünist önderimizi anıyoruz.

İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır zindanlarında işkenceyle katledilmesinden bugüne kadar geçen 49 yıl içinde gerek mücadele yaşamı gerekse de ileriye sürmüş olduğu tezler nedeniyle güncelliğini korumaktadır.

Anlamak, Hatırlamak Zamanıdır Şimdi[*]

 

 

“-Prometheus: Ölüm kaygısından kurtardım ölümlüleri.

- Koro: Nasıl bir deva buldun bu derde karşı?

- Prometheus: Kör umutlar saldım içlerine.”[1]

 

O sadece kasketli değil; kasketin en çok yakıştığı insandı.

Benjamin Franklin’in, “Bazıları 25’inde ölür ama 75’ine kadar gömülmezler,” saptamasını tekzip eden bir mücadelenin, direncin, tarihin -ve elbette acının- adıydı.

Sayfalar