ÖSO'nu Al da git!
Astana'da yapılan görüşmelerde ''Suriye'de çatışmasızlık bölgeleri oluşturulması'' kararının alınmasının ardından Rusya öncülüğünde İran ve Türkiye'nin katılımıyla Soçi'de üçlü bir zirve gerçekleştirildi.
Bu zirvede alınan en önemli karar önümüzdeki günlerde ''Suriye'deki tüm kesimlerle bir araya gelinecek olan bir ulusal kongre gerçekleştirilecek'' olması. Yapılacak bu kongreye PYD'nin katılması da gündemde.
Üçlü Soçi zirvesinin düzenleyicisi ve sahibi konumundaki Rusya PYD'yi bir şekliyle bu ulusal kongreye katmaktan yana. Bunu açık açık da belirtiyor. Rusya Ortadoğu politikasında özellikle de Suriye politikasında PYD'le birlikte Rakka operasyonunu gerçekleştiren ve RTE'nin tüm karşı çıkmalarına/çırpınmalarına rağmen her türlü teknik ve silahlarla donatan ABD'ye Kürtleri kaptırmama siyasetini yaşama geçirmek için çabalıyor.
Soçi zirvesine katılan RTE'de PYD'nin yapılacak olan Suriye ulusal kongresine katılmaması için bilinenleri tekrar etmekten öteye gitmeyen cümleler sarf etti. ''Milli güvenliğimize kast eden terör örgütüyle aynı çatı altında olmamızı, aynı platformda yer almamızı bizden kimse beklemesin. Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine bağlılığımızı ifade ediyorsak bu ülkeyi bölmeye çalışan eli kanlı çeteyi meşru aktör olarak göremeyiz''. Yani kendilerinin kırmızı çizgilerini bir kez daha vurgulamış oldu. Üstü kapalı olarak. Ama ne yazık ki bir zamanlar BOP'un eş başkanı olmakla şişinen/böbürlenen RTE'yi kimse artık ciddiye alıyor. Daha düne kadar Emevi camiinde namaz kılmaktan dem vuran RTE'nin Suriye siyaseti çökmüş görünüyor. Yani bu anlamda Ortadoğu'da, özellikle Suriye'de de kaybedenin RTE ve AKP'nin politikası olduğu görülüyor.
Şimdiye değin ''Kati Eset'' değişini dilinden düşürmeyen RTE'nin Soçi zirvesinde Şam yönetimini yani Beşar Esad'ı tanıdığı görülüyor. Bu tanımayla da yapılacak olan ulusal kongreyle Beşas Esad'ın iktidar kalmasını garantilediği görülüyor. Diğer yandan PYD'i sürekli ''terör örgütü'' olarak niteleyen ve onlarla bir araya gelmenin/görüşmenin sözünü dahi ettirmeyen RTE ve AKP yönetimi yapılacak ulusal kongreyle PYD ile aynı masaya oturacağı Soçi zirvesiyle bir gerçeklik kazanmış bulunuyor.
Bu konuda açıklama yapan PYD eş başkanı Şahoz Hasan ''Soçi'de düzenlenecek kongreye davet edildik, katılacağız'' dedi. Ve bununla yetinmeyerek Cenevre'de yapılacak BM Suriye oturumuna da katılacaklarını açıkladı. Yani daha düne kadar PYD'ye ''terör örgütü'' diyerek ver yansın eden RTE ve AKP yönetimi PYD'le masaya oturma durumuna düşürülmüştür.
RTE Soçi'de, üçlü zirvede masaya oturmuştur. Ama o masadan yengi ile değil yenilgiyle ayrılmıştır/kalkmıştır. Zirvenin kazananı değil kaybedeni olmuştur.
Yenilgi gerçekliğine bir madde daha ekleyebiliriz: Rusya yakın br gelecekte Esad yönetimiyle Rojava kantonlarını barıştırabilir. PYD ile Şam yönetimini bir masaya oturtabilir.
''Putin'e burnuna kaptıran kurtulamaz'' değişinin gerçekliğe dönüştüğüne tanıklık ediyoruz desek yanılmış olmayız. Rus'un uçağını düşürüp efelenmenin sonuçlarını kestiremeyenlerin düştüğü hazin durumlara tanık oluyoruz...
İki emperyalist güç arasında Vietnam'da yapılan görüşmelerde de varılan mutabakatta ''Suriye'de İŞİD'e karşı savaştan başka savaş olmayacak''. İŞİD'in dışında kalan bütün sorunlar savaşla değil uzlaşma/anlaşma yöntemleriyle çözülecek. Ne Suriye Şam yönetimi QSD ile olan sorunlarını ne de
QSD Suriye Şam yönetimiyle sorunlarını savaşla/silahla çözmeye kalkmayacak. İŞİD'in dışında hiçbir konuda silah ve savaş söz konusu olmayacaktır.
İşte burada RTE'nin Afrin ve Rojava hesapları da suya düşüyor. Kürt halkı Suriye'de elde etmiş olduğu kazanımların vermiş olduğu moralle siyasi ve diplomatik alanında önemli mevziler kazanacak ve RTE köşeye sıkıştırılacak.
Zaten epey uzun bir süredir RTE ve AKP'si izledği politikalarla bölgenin dışına düşmüştü. Söz konusu bu Vietnam mutabakatıyla da bölgenin dışına itilmiş oluyor. Yakın bir süreçte Vietnam mutabakatında belirtildiği gibi bağımsız birleşik bir Suriye'nin oluşturulması için RTE'nin Türkiye'sinin işgal ettiği Cerablus ve El Bab'dan çekilmesi de kaçınılmaz olarak gündeme gelecek.
Önümüzdeki kısa bir süreçte Rusya'nın öncülüğünde gerçekleşecek olan (Suriye'deki bütün güçlerin katılacağı) Suriye ulusal kongresinde RTE ile Beşar Esad'ın oturmalarına da tanık olacağımız günler yakındır.
Görüşme masasında sorunlar tartışılırken Esad'ın aklına RTE'nin Mersin'de çiftçi bir vatandaşla tartıştığında söyledikleri ''artistlik yapma lan! Ananı al da git'' aklına gelip de RTE'ye
ÖSO'nu al da git!
Der mi? DER
Son Haberler
Sayfalar
Varlığımız direniştir… Nubar OZANYAN
Düşman yaratarak açlığı-yoksulluğu unutturmaya çalışan İttihatçı-Kemalist R.T.Erdoğan, geleneksel Türk devlet aklına göre düşünüyor ve hareket ediyor. Yaptıkları katliamdan, işledikleri suçlardan pişmanlık duymayan Türk devlet aklı, her daim katliama ve işgale, soygun ve gaspa çalışır. Fetihçi atalarını ve İttihatçı Enver-Talat paşaları örnek alan R.T.Erdoğan, baş komutanı Mustafa Kemal’e de laf söyletmez. Ait olduğu ulus ve sınıfa uygun konumlanan ve onların çıkarlarına göre plan ve hesap yapan R.T.Erdoğan’dan elbette insanlığa ait bir düşünüş ve davranış beklenemez/ beklenmemeli.
Kapitalizm Ehlileşir Mi? -3
Emperyalist Dünya Ekonomik Formu’ndan Liberal Beklentiler
Liberallerin ve kendine sol diyen “sol” liberallerin burjuvazinin “demokrat” görünümlü, ama özünde ise uluslarrası tekelerin sözcülerinden beklentileri ve umutları var.
Dijital Dünya Ekonomik Formu (DEF) 21-29 Ocak tarihleri arasında yapıldı. Ancak bu kez dijital yapıldı. Sloganları: “Anlaşmazlık çağından işbirliği çağına” idi.
Patent halk sağlığını tehdit ediyor…(İsmail Cem Özkan)
Aşı konusunda yazı yazarken çok araştırıp, ince ince bilgileri süzdükten sonra yazmaya özen gösterdim, çünkü her kelimeyi yanlış anlayıp akıl vermeye kalkan günümüzde ne yazık ki çok oluyor.
Mecbur insanlar vardır…(2)
“İdeolojik güç” veya “inanç” meselelerinin maddi yaşamla bağını kuramadığımızda, bunlar “gizemli kavramlar” olarak kalabiliyor. Sorunlar karşısında dilimizde hep bu iki kelime oluyor. Sadece dışımızdakilere değil, kendimizi sorgulayışımızda da sorun gelip “inanmak”ta ve “ideoloji”de düğümlenebiliyor.
Ama aslında çoğu zaman “inanmak”, “inanç”, “ideolojik güç ve netlik” vb. nedir, nasıl kazanılır, devamlılık ve canlılığı nasıl sağlanır sorularına net yanıtlar veremeyebiliyoruz.
Şehit Emine, Komutan Ayfer Celep…
Her yoldaşın taşıması gerekenden fazla bir yükü taşıdığı, kendisiyle ve zaaflarıyla daha fazla cebelleştiği günlerden geçerken hatıralarımızda bir gülüş var: Şehit Emine, Komutan Ayfer Celep…
Ceren’e… (Sefagül Aslan)
“Bizim en güzel halimiz gülüşlerimiz” diye yazmıştı bana gönderdiği bir notta, asık suratlı, gergin, mutsuz, soğuk devrimcilikten nefret ederdi. Hep gülümserdi. Gözlüklerinin arkasından gözleri hep ışıl ışıl parlardı.
Kapitalizm Ehlileşir Mi? -2
Dünyada “otoriter rejimlerin artması” ne anlama geliyor?
Bütün burjuva ülkelerinin ve de onların oluşturduğu birliktelikler (AB, NATO ve diğerleri), yayınladıkları bildiriler, konseptler düşman yaratıcı, ve düşman çoğaltıcı yanında düşmana karşı, karşı taktiklerin geliştirilmesi işlenmektedir. Yani, ortada “barış” ve “uyum içinde birlikte yaşamak” yoktur. Mümkün olduğunca rakip yaratmak ve rakip gördüğünü zayıflatmak ve ya da yok etmek. Bu, emperyalist denegsiz gelişme yasasının bir eğilimi olarak ortaya çıkar.
TKP-ML MK: Devrim için ölümsüzleşenlerimizi onlara verdiğimiz sözleri tutarak saygıyla anıyoruz!
Sınıf mücadelesi hiçbir zaman “rahat”, “sıkıntısız” bir dönemden geçmemiştir/geçmeyecektir de. Zira sınıfsız ve sınırsız dünya kuruluncaya kadar emperyalist kapitalist sistemin ne kâr hırsı ne de bu hırs uğruna nüfuz alanlarının paylaşımı için rekabeti-savaşı bitecek; ne kâr-daha fazla kâr adına işçi sınıfı ve ezilen halk yığınlarının sömürüsü ne de yoksulluk-açlık ortadan kalkacak. Dolayısıyla egemen sınıfların, hakimiyetlerini sürdürmek için ezilen sınıflara yönelik baskısı, zulmü, saldırganlığı, katliamları bu ceberut sistem ortadan kalkıncaya kadar daimi olacaktır.
Karanlık koridorların öncüleri / Nubar OZANYAN
Zayıf bile olsa bir ışığın görülmediği zifiri karanlık koridorlarda yürüdük. Sonu belli olmayan her anı ve zamanı işkence dolu bir zindanın belirsizliğinde yaşadık. 5 Nolu Zindandaydık. Her tarafın sessizliğe gömüldüğü ülkede ne zaman, hangi saatte canımızın yanacağını bilmeden soluk almaya çalıştık. Bir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü gözlerimiz. Direndik.
Ekonomik Vaziyet(İmiz) ile Beşerî Tablo(muz)[1]
“Yoksulların sefaletine… kurumlarımız
yol açıyorsa, suçumuz çok büyüktür.”[2]
Bir “acı reçete” ile yüz yüze olduğumuzdan söz edilse de; bu, krizle uzun süredir çalkalanan coğrafyamızda malumun ilamından öte bir anlam taşımıyor!