Pazartesi Eylül 28, 2026

Ortadoğu Emperyalizm ve İD

Sahip olduğu zengin enerji kaynakları nedeniyle üzerinde kan ve gözyaşının eksilmediği ve çeşitli emperyalist savaş oyunlarının oynandığı bir sahaya dönüşen Ortadoğu; Irak ve Suriye’de devam eden iç savaş düzleminde, bizzat emperyalizm ve bazı bölge devletlerinin desteğiyle, her türlü silah ve maddi yardım sunularak, adeta  “yıldızı parlayan” bir savaş makinesine dönüştürülen IŞİD yeni saldırıların gerekçesi yapıldı. Dünya kamuoyu “IŞİD terörü”nden bahseder oldu. Bizzat emperyalizmin yarattığı bir “vakıa” olan IŞİD'in, ABD ve diğer emperyalist devletler tarafından “öncelikli tehdit” ve “terör” unsuru olarak propaganda edilmesi, ABD ve diğer emperyalistlerin bilinen o iğrenç ve ikiyüzlü politikalarının bir tekrarından ibarettir.

Geçmişte bazı medya organlarında IŞİD lideri Ebubekir El Bağdadi’nin bir yıl boyunca MOSSAD tarafından yoğun bir askeri eğitim, dini kurslar ve konuşma becerisi kursları aldığı ve Bağdadi’nin Washington’daki bir görüşmede eski senatör John Mc. Cain ile aynı fotoğraf da yer aldığı yönlü haberler yayınlandı. Hemen ardından kaçarak Rusya’ya sığınan eski CİA çalışanı Edward Snowden'in, IŞİD’in arkasında ABD, İngiltere ve İsrail istihbaratının olduğunu yönündeki açıklamaları ortaya saçıldı.

Bu gelişmelerin yanında 2011 yılından beridir, başta Katar olmak üzere S. Arabistan vb. körfez ülkelerinin Suriye muhalefeti olarak adlandırılan gerici silahlı örgütlere ve IŞİD’e mali kaynak sağlamaları, Türkiye’nin bu İslam maskesi adı altındaki gerici cellatların geçiş ve lojistik üssü olması, (ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Ricciardone’nin ABD Dışişleri Bakanı J. Kerry'nin Ankara ziyareti öncesinde Türkiye’nin El Nusra vb. grupları desteklediğini açık açık ifade etmesi) tüm bunlar; IŞİD’in başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin ve onların taşeronluğunu yapan bölge gericiliği eliyle beslendiğinin göstergeleridir.

Korku, dehşet ve kaos çıkararak savaşlar yaymak esasta emperyalizme özgü ve onun doğasında var olan bir olgudur. Tarihsel olarak, dünya üzerindeki zengin enerji kaynakların sahibi olmak ve emekçi halklar üzerinde sömürü ve egemenlik kurmanın etkili bir aracı olarak haksız savaşlar çıkarmak, emperyalizmin temel varlık koşulu olagelmiştir.     

Daha dün Irak’ı işgal ederek bir milyon insanın ölümüne neden olan ABD’nin bugün, kendi yarattığı IŞİD tehdidi karşısında Ortadoğu halkının “kurtarıcısı” rolünde Suudi Arabistan, Irak, Türkiye vb. Sünni ağırlıklı bölge devletlerini turlayarak ve diğer bazı emperyalist devletlerle görüşerek, IŞİD’e karşı ortak bir koalisyon oluşturma çabaları, birbirine karşı savaştırılarak kırdırılan Ortadoğu halkının kurtuluşu yerine, emperyalist sermayenin çıkar ve sürekliliğinin zorunlu bir gereği olarak tekrar halkları birbirine karşı kışkırtma ve kırdırtma politikaları üzerinden, bölgenin “yeni”den dizayn edilmesi projesinden başka bir şey olmadığı göstermektedir.

Irak’ta iş başına getirilen Şii lider N. El Maliki’nin emperyalizmden bağımsız olmayan politikalarının iflasına paralel, Türkiye’nin Kürdistan petrolünün pazarlanması üzerinden Kürt yönetimiyle içli-dışlı olması ve Kürt yönetiminin de bu eksende hareket ederek, Irak’ın “toprak bütünlüğü”nden uzaklaşarak ve giderek Türkiye’ye yakınlaşması, Suriye’de B. Esat’ı devirmek için oluşturulan gericiler ordusunun umulan başarıyı elde edememesi gibi gelişmeler, ABD’nin bölge de yeniden bir rektifiye ihtiyacının gerekçeleri olarak öne çıkmaktadır.

Yine Aynı Gerekçe: Petrol!

Tüm bu görünen gerekçelerin temelinde yatan esas neden; bölgedeki enerji kaynakları üzerindeki kontrolü sağlama almaya endeksli ve önceden planlanan, Irak ve Suriye petrolünün İsrail, AB ve dünya piyasasına aktarımı için yeni güzergahlar oluşturma projesi yatmaktadır. Ki, Kürdistan Stratejik Araştırma Merkezi’nin sunduğu; Irak Milli Petrol Şirketi’nin (SOMO) Texas’ta yaptığı son toplantı da Türkiye üzerinden geçirilmesi planlanan dört yeni boru hattının askıya alınarak bunun yerine, yeni fizibilite raporları hazırlanan beş yeni boru hattının üçünün Suriye’den geçmesi, (Kerkük-Hayfa hatı projesi kapsamında) planlanıyor. Yine “Petrol Sina Yarımadası’nda Birleşiyor” başlıklı makalede sunulan veriler incelendiğinde benzer sonuçlara ulaşılıyor. (Yıldız Çelik, “Petrol Sina Yarımadası’nda birleşiyor…”, 9 Eylül 2014, Sendika.org)

ABD'nin esasen kendisinin petrole ihtiyacı olmadığı biliniyor. Ama emperyalistler arası rekabette enerji kaynaklarının denetimi son derece önemli. Bu nedenle Ortadoğu'da yaşanan gelişmelerin ana eksenini ABD’nin 2003 Irak işgali ile devreye soktuğu bütünlüklü stratejik çıkarlar kapsamındaki projelerine engel teşkil eden ve aksayan yönleri üzerinden, IŞİD'in bahane edilerek, bölgeye yeniden bir ayar çekme girişimi olduğu görülmektedir.

Dolayısıyla, beslenerek büyütülen IŞİD eliyle halklar üzerinde yaratılan korku, vahşet ve katliamların yine, ABD ve bölge gericiliği elleri ile “elemine” edilerek “büyük kurtarıcı” rolünün, bölge devletleri ve Ortadoğu halkları nezdinde bir devamını içeren niteliğinin yanı sıra; asıl neden yukarıda işaret ettiğimiz üzere emperyalistler arası rekabet ve kuşkusuz ki bu “emeğin karşılığı” olarak enerjiden ve silah yatırımlarından daha fazla pay alabilmek için enerji nakil yollarının yeniden dizaynı, ABD’nin stratejik yöneliminin esasını oluşturmaktadır.

Katiller Sürüsünü Tanıyoruz!

Ortadoğu ve Türkiye’nin emekçi halkları, emperyalizmin öncülüğünde Katar, Suudi Arabistan, Türkiye vb. devletlerin himayesinde yaratılan IŞİD vahşetinin hiçte yabancısı değildir. Daha dün yaşadığımız topraklarda faşist TC’nin, PKK gerillalarının kesik başlarıyla poz verip fotoğraf çektiren, gerilla kulaklarından tespih koleksiyonları yapan ve cansız gerilla bedenlerini panzerlere bağlayarak sürükleyip parçalayan vahşi ve insanlık dışı yöntemleri, hala hafızalardadır.

Faşist Diktatörlüğün dün T. Kürdistanı’nda uyguladığı bu insanlık dışı vahşet, bugün, Suriye ve Suriye Kürdistanı'nda, Irak ve Irak Kürdistanı’nda IŞİD eli ile yapılmaktadır. Öz ve biçimsel olarak birbirinden farkı olmayan bu vahşetin ana kaynağı da kuşkusuz bir ve aynıdır. Bugün basında kimi kalemler soruyorlar, kendisine İslamcı diyenlere; “neden ses çıkarmıyorsunuz” diye. Onlar T. Kürdistanı'nda gerillaların kafaları kesilirken, kulakları kolye yapılırken de ses çıkartmadılar ki? Hatta o zaman “dinsiz Kemalist” ordunun bu açıdan eleştirilmesi daha kolaydı. Ama yine de ses çıkarmadılar. Dolayısıyla mesele İslamcılık meselesi değil, çıkarlar meselesidir. Halkın yaşanılanlardan haberi olmayabilir peki ya kendine aydın diyen, okuyan araştıran İslamcılara ne demeli? Neden sessizler?

Yıllardır Filistin halkı üzerindeki katliamlarda uzmanlaşan İsrail’e, Kürt ulusu başta olmak üzere işçi ve emekçi halka her türlü zorbalığı uygulayan faşist TC’ye karşı sessiz kalan ABD ve diğer emperyalist devletlerin bugün, Irak ve Suriye’nin emekçi halkını IŞİD vahşetinden kurtarmaya soyunmaları, bilinen o sahtekar ve iki yüzlü politikalarının devamı niteliğindedir.

Bu iki yüzlülükte kendisine Türkiye'de İslamcı diyen çevrelerin önemli bir kısmı (çok az bir kısmı hariç) rol oynadığı akıldan çıkarılmamalıdır. Gazze'ye gözyaşı döken, Mısır'a ağlayan İslamcılar, Irak'ta Suriye'de İslamcıların saldırılarına ses çıkarmadıkları için suç ortaklarıdırlar. Bunun esas nedeni olarak gösterilen mezhep kardeşliği tali plandadır. Kendisine İslamcı diyenler ve bu adla politika yapanlar için asıl neden emperyalizme hizmet ve kendi çıkarlarıdır.


87643

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Hangi Sınıfın Cumhuriyeti Yaşasın?

Feodal aristorkrasiye karşı burjuvazinin iktidara gelmesi ve feodalizmi yıkması tarihsel olarak ilericiydi. O dönemde “ kahrolsun feodalite, yaşasın cumhuriyet” sloganı ileri bir hedefi gösteriyordu. Bu tarihsel dönüşüm Fransız burjuvazisinin 1789 burjuva devrimiyle başarıldı. Bu, toplumlar tarihinin geri döndürülemez diyalektik gelişimiydi. Feodal aristokrasi, ne kadar çaba harcarsa harcasın, gelişen üretici güçlerin önünde daha fazla direnemezdi ve kendinden önceki toplumların başına gelen kendisinin de başına gelmişti: Toplumlar tarihinin çöplüğündeki yerini aldı.

Zorunlu Açıklama!

Kısa bir süre önce; "Bir İşkencehane Olarak Sansaryan Han ve Süleyman Cihan." başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazının giriş bölümünden de anlaşılacağı gibi bu yazı, Anayasa Mahkemesi'nin Sansaryan Han’a ilişkin kararı vesile yapılarak yazılmıştı.

Sosyal medyayı ve malum platformları aktif olarak takip etmediğimden; yazıya ilişkin kimlerin ne türden değerlendirmeler de bulunduğunu bilmiyorum. Bu çok ta önemli değil; elbette her okurun kendine göre değerlendirme, beğeni ve yergileri de olacaktır.

Ali Haydar Dersim’e (Nubar Ozanyan)

Değerli bir komutanı daha kaybettik. Dersim halkının bağrından çıkıp, dağlara sevdalanan, özgürlüğü zirvelerde arayan bir komutanı yitirdik. Büyük bir yürek acısı daha yaşadık.

„Holodomor „ Yalanı Üzerine

Başta Avrupa emperyalist burjuvazisi olmak üzere, bütün gerici devletler, emperyalist Rusya'nın Ukrayna'ya saldırı ve işgalini bahane ederek, tüm SSCB kazanınlarını, anıtlarını yok etmenin yanında, yeni yeni kararlarla, Stalin önderliğindeki SSCB'ni ve sosyalizmi karalamak için her türlü yalana baş vurmaya hız verdiler. Burjuvazinin, sosyalizm ve onu anımsatan herşeye düşmanlığı, kapitalizm ayakta kaldığı sğrece devam edecektir. Bu nedenle, burjuvazinin bütün yalanlarını açığa çıkarmakta devrimci mücadelenin en önemli ayaklarından biridir.

Liberallerin ve Ulu“sol”cuların Solculuğu-2 Kemalizm Sol Değildir!

AKP-MHP faşist ittifakı süresince siyasal İslamcılığın karşısına da alternatif olarak Kemalist ideoloji çıkarılıyor. Kendine “sol” diyenlerin siyasal İslamcılığın alternatifi olarak Kemalizm’i yeğlemeleri kabul edilebilir bir siyasi tutum değildir.

Bir İşkencehane Olarak Sansaryan Han Ve Süleyman Cihan!

Dün, Sansaryan Han’a ilişkin bir haber okudum gazetelerde: “92 yıl sonra Sansaryan Han için tarihi karar.” başlığı altında, özetle, şunlar aktarılmaktaydı: 

 

“Ermeni fakir çocukların eğitim masraflarının karşılanması amacıyla vakfedilen ancak 1930 yılında devlet tarafından el konulan ve uzun yıllar İstanbul Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılan Sansaryan Han, Anayasa Mahkemesi kararıyla 92 yıl sonra Ermeni vakfına geri verilecek.”[1]

 

Uluslararası İşçi Sınıfı İçin Büyük Bir Kayıp! Jose Maria Sison'u Sonsuzluğa Uğurladık

Filipin Komünist Partisi'nin (FKP)  kurucu önderi, Yeni Halk Ordusu (YHO) ve Filipin Ulusal Demokratik Cephe'nin (FUDC) danışmanı ve  Uluslararsı Halkların Mücadele Birliği'nin (ILPS) kurucularından ve başkanı, Filipin proletaryasının ölümsüz militanı Jose Maria Sison'u (yoldaşlarının Joma'sı) 16 Aralık 2022 tarihinde kaybettik.

Hızır

Hdp'liler katı atık tesisinin yeri değiştirilmesi konusunda öneri gelirse destekleyeceklermiş.

Demek ki gelmese...

De gurban... aha çevreci projeniz... aha boğuniz... aha siz...

Sütlüce'ye akmasın... kendi içimize... köyümüze.... aksın diyorsanız...

De... hadi...

Sütlüce'ye katı atık tesisi kurulmasın.... kendi köyümüze kurulsun... diye önerge getirinde sizi görem.

De.... Hadi kurban...

De.... Hadi...

Gerçekten çok akıllıca.

Gerçekten çok sinsice.

Liberallerin ve Ulu“sol”cuların Solculuğu-1- (Sentez)

"İşçi sınıfının devrimciliğine karşı çıkanlara sol denebilir mi? Ya da bunlar gerçekten sol olabilir mi?"

Sınıflı bir toplumda, bu toplumun alternatifi olarak sınıfsız toplumu öngören ve bunun mücadelesini veren Marksizm-Leninizm-Maoizm’in eleştirilmemesi, özellikle de mülk sahibi sınıfların ideolojik ve siyasal temsilcilerinin eleştirileri ve demagojik saldırılarına maruz kalmaması düşünülemez.

Barbara ve Sara olma zamanı! (Nubar Ozanyan)

Emekçi kadınlar birçok şeyden mahrumdur. Yoksun olduğu esas şeyler, özgürlük ve örgütlülüktür. Faşist devlet şiddeti, feodal baskı, Türk şovenizmi, egemen erkek zihniyeti, işgal ve saldırı, erkek adalet, aile ve din, dışlanma, aşağılanma vb. Saymakla ve yazmakla bitmiyor. 

KKB’li TİKKO Savaşçısı:Kobanê Ruhuyla Rojava’yı Savun!

Faşist TC içindeki klikler, Kobanê zaferinden bu yana dillerden düşmeyen bir yarasında birleşti.

Milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç duydukları böylesi günlerde sağdan soldan TC faşizmi her zaman birleşmiştir. Bu bazen masa altından olur, bazen kapalı kapılar ardında, bazense öylece aleni. Burjuvazinin kalbini korkudan hoplatan bir işçi direnişi olabilir, emperyalist tekellere geçit vermeyecek bir çevre direnişi olabilir, faşizmi zayıflatacak bir demokrasi talebi olabilir, ataerkiyi ve heteroseksizmi titretecek bir adım olabilir bu gizli ya da açık el sıkışmaların sebebi.

Sayfalar