ÖNCE SERMAYE, SONRA, YİNE SERMAYE
13 Şubat 2024 tarihinde Erzincan iline bağlı İliç'de Çöpler Madencilikte meydana gelen toprak kaymasında 9 (bu rakamın daha yüksek olduğu iddiası da var) işçi toprak altında kaldı. Bu son olayda, “maden kazası” olarak adlandırılan işçi katlimının, doğa katliamı ile birlikte olağan hale getirildiği ve bu seri katliamların, sermayenin birikimi ve büyümesi için olmazsa olamaz kuralı olduğu gerçekliğiyle karşı karşıyayız.
Türkiye'de insan (işçi) ve doğanın fütursuzca bir yağması söz konusudur. Türkiye'de, bu son 20 yıl içinde olduğu kadar, insan ve doğa bu denli yağmalanmamıştı denebilir. Aslında sorun matematik olarak ele alınırsa, doğa ve insan (işçi), ters orantılı olarak, yağmalanması ve aşağılanmaları, sermaye birikimine koşut gider. Burjuvazi, iki temel sömürü kayanağı olan doğa ve işçi üzerine yüklendikçe yükleniyor. Sermayesi büyüdükçe sömürü ve doğayı tahrip etme, işçinin aşağılanması ağırlaştıkça ağırlaşıyor ve doğa bu ağır sömürüye katalanamıyarak başka felaketlerin yanı sıra, kendini göçük, grizu, ekolojik dengesinin bozulması olarak dışa vuruken, işçilerde birer ölü olarak “iş kazası”, göçük altında kalma ve insani yaşamdan bütünüyle uzaklaşarak sermayenin kölesi haline getiriliyor.
Son 20 yıl içinde işçinin ve doğanın bu denli aşırı sömürüsü, doğanın adeta kapanın elinde kalması, Türk tekellerinin emperyalistleşmesi, Türk devletinin ise emperyalist karaktere sahip olmasıyla doğrudan ilgisi vardır. Bu aşırı sömürü ve aşırı baskı ortamında, Türk tekellerinin sermaye birikimini katlayarak devam ettirmesini sağlamaktadır. Tekellerin ve büyük bankaların kar hanelerine bakıldığında, son yıllarda elde ettikleri karı, daha önceleri elde etmemişlerdir. 2022 yılında Kamu ve özel banklarının karı %400-700'lerin üzerine çıkmıştır. Tekellerin karları arttıkça, “bu kadar yeter” deyip aşırı sömürüden vazgeçmezler, tersine, “daha fazla”, “daha fazla” diyerek, doğanın ve insanın derisini yüzmekten asla vazgeçmezler. Aşırı kar, aşırı sömürü ve aşırı baskıyı beraberinde getirir.
Kapitalizmin ağır sömürü ve baskı koşullarından dolayı doğa da işçi aynı şekilde yıpranır ve aşağılanır. Kapitalizm ortadan kaldırılana kadar, yani, yeryüzünden devrimle tasfiye edilene kadar, bu durum ağırlaşarak devam edecektir. Bunun bir orta yolu, kapitalizmin reforme edilmesi, ehlileştirilmesi, sosyalleştirilmesi, demokratikleştirilmesi, bir başka söylemle; az sömürüsü, çok sömürüsü yoktur. Kapitalizmin kuralı; azami sömürüdür. Bu da ekokırım ve işçi kırımı olarak ortaya çıkar. Sermaye birikimi insan ve doğanın sömürü ve yıkımı üzerinde büyür ve varlığını bu yıkım üzerinden sürdürür. Kapitalist sistemin işleyişi başka bir yasa tanımaz.
SERMAYENİN BİRİKİMİ = EKOKIRIM VE İŞÇİ KIRMI
Gazete haberlerine bakılırsa:
„1923'ten 2002 yılına dek geçen 80 yılda Türkiye genelinde toplam 1186 maden ruhsatı verildiği öğrenildi. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre 2008-2023 arasındaki son 15 yılda ruhsat sayısının 386 bine ulaştı.
Bir başka haber:
„TEMA Vakfı’nın hazırladığı maden projelerinin yoğun baskısı altında olan 24 ildeki maden ruhsatları haritalandırma çalışmasına göre; 3 binden fazla endemik canlı türü madencilik faaliyetlerinin tehdidi altında.
Türkiye’de endemik tür sayısı 3 binden fazla ve endemizm oranı yüzde 34,4. Bu oran Yunanistan’da yüzde 14,9, Fransa’da yüzde 2,9, Polanya’da ise yüzde 0,1’dir.” [1]Erdoğan başkanlığındaki hükümetin neden ayakta tutulduğu, neden her seçimi kazandığı, daha doğrusu, sermaye kesimi tarafından kazandırıldığının arkasında doğrudan bu vb. yağmalar ve sermayeni aşırı birikim süreci vardır.
Türkiye'deki yakın zamanda gerçekleşen madenci katliamlarını burada sırlamaya gerek yoktur. Yalnızca, Soma'da bir seferde 301 işçi katledildi. Peşinden başka madenci katliamları geldi. Ne için, kan emici bir kaç tekelin, azami karı, aşırı sermaye birikimi ve palazlanması uğruna...
Doğa da aynı şekilde katlediliyor. Siyanür ve diğer zehirli maddelerle zehirleniyor. Siyanür, maden ocağının etrafında kalmıyor, yayılabildiği kadar yayılıyor. İliç'teki siyanür Murat suyuna karşmasıyla Fırat ve Dicle'nin döküldüğü Basra Körfezine kadar iner. Siyanür ile altın çıkaran sermaye tekeli bunu düşünmez. Sermayesini ne kadar büyüdüğüne bakar. Bunun tek tek kapitalistin niyetiyle bir ilgisi yoktur. Kapitalist sistemin kendi kanunları, işleyiş biçimi kaçınılmaz olarak bunu dayatır.
TEMA Vakfı'nın, maden ruhsatı verilen illeri ve buraların kaçta kaçının maden arama bölgesi olduğunu açıkladığı bilgiler var. Adete ülkenin bütün alanı maden arama alanı olarak belirlenmiş ve ruhsat verilmiş. Madeni bulan, bulduğu yere “çökebilir” diye.
Bu bilgileri buraya almakta yarar var. Felaketin ve yağmanın boyutunu ve korkunçluğunu görmek için.
“ TEMA Vakfı olarak 2019 yılından itibaren sürdürdüğümüz maden ruhsat haritası çalışmaları sonucunda 29 ilimizin yüzölçümü olarak %67’sinin IV. Grup madenlere ruhsatlandırılmış olduğunu tespit ettik. Gümüşhane’nin %93’ü, Kütahya’nın %92’si, Giresun’un %85’i, Rize’nin %82’si, Uşak’ın %80’i, Çanakkale-Balıkesir (Kaz Dağları) %79’u, Trabzon’un %77’si, Ordu’nun %74’ü, Zonguldak-Bartın’ın %72’si, Artvin, Eskişehir’in %71’i, İzmir’in %70’i, Bayburt, Sivas, Tekirdağ-Kırklareli’nin %65’i, Erzurum’un %63’ü, Muğla’nın %59’u, Kahramanmaraş’ın %58’i, Afyonkarahisar, Erzincan-Tunceli’nin %52’si, Tokat’ın %46’sı, Karaman’ın %38’i ve Siirt-Şırnak-Batman’ın %34’ü IV. Grup madencilik faaliyetlerine ruhsatlıdır.”[2]
Ancak, TEMA vakfı, sadece vb. gibi değerli (altın, kömür, demir bakır, krom vb.) madenlerin yer aldığı IV. Grup madenciliğe yer vermiş. 1. Grupta kum, çakıl, kil gibi inşaat için kullanılan madenler, ikinci grupta, mermer ve türevler, 3. grupta ise tuzlar yer alıyor. Bütün madenlerin ruhsat haritasını verseydi, Türkiye'de izin verilen madencilik (kum, çakıltaşlarından, değer açısından alt düzeydeki madenlere kadar arama ve işletme ruhsatları) alanlarının çok daha geniş bir alanı kapsadığı görülecektir. Buna göre, Kaz dağlarının %79'u, ormanların %80'i, korunan alanların %55'i, önemli doğa alanların %95'i, tarım alanların %78'i, maden çıkarma alanları olarak ruhsatlanmıştır.[3]
Doğa, uluslararası ve “yerli” tekellere parsellenmiş. Burada insan ve doğanın yaşamasına yer yoktur. Ve bu, sermaye birikimi sağalayacak her yer kapitalistlere, sermaye sahiplerine ait olduğunun vesikasıdır!
Doğanın Katliamından Yalnızca Yabancı Tekeller Mi Sorumlu?
Türkiye'de maden işletme ruhsatına sahip 118 yabancı tekel var olduğu söyleniyor. [4]
Bu firmalara ait toplamda 593 maden ruhsatı bulunduğu ve 206 tanesinin işletme ruhsatı olduğu bilgisi var ve bu bilgiler 2019 yılına ait. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi'ndeki bilgilere göre ise yabancı maden şirketlerin saysı 773.[5]
Altın madenciliğini güzelleme derneği olan ve bütün madenciliğin “doğa dostu” olduğunu anlata anlata bitiremeyen “Altın Madenciler Derneği”nin internet sitesinde yer alan biligilere göre ise, Türkiye'de faal olarak işletilen 20 altın madeni var. Aşağıdaki tablo'da bunlar görülüyor:
Türkiye'de altın Madenleri
Maden
Şirket
Üretime Geçtiği Yıl
1
İzmir-Ovacık6
Koza Madencilik (Koza Holding)
2001
2
Manisa-Sart
Pomza (Soylu Grup tr)
2002
3
Uşak-Kışladağı
Tüprag (Eldorado Gold Corporation -EGC-) Kanada
2006
4
Gümüşhane-Mastra
Koza Madencilik
2009
5
İzmir-Çukuralan
Koza Madencilik
2009
6
Erzincan-Çöpler
Alacer (SSR %80 ve Çalık %20) Kanada
2010
7
İzmir-Efemçukuru
Tüprag (EGC) Kanada
2011
8
Eskişehir-Kaymaz
Koza Madencilik
2011
9
Niğde-Bolkardağ
Gümüştaş (Aydın Doğan ve başkaları tr)
2012
10
Gümüşhane-Midi
Yıldızbakır (tr)
2012
11
Kayseri-Himmetdede
Koza Madencilik
2013
12
Fatsa-Altıntepe
Bahar (tr)
15
13
Sivas-Bakırtepe
Demirexport (Koç H.)
2015
14
Konya-İnlice
Esan (Eczacıbaşı H.)
2015
15
Balıkesir-Kızıltepe
Zenit (Özalaltın Holding)
2017
16
Çanakkale-Lapseki
Tümad (Nurol Holding -NH-)
2018
17
Balıkesir-İvrindi
Tümad (NH)
2019
18
Kayseri-Develi
Öksüt (Centerra Gold Inc -Kanada)
2020
19
Balıkesir-Gediktepe
Lidya/Çalık-Kanada
2022
20
Bilecik-Söğüt
Gübretaş (Tarım Kredi Kooperatifleri)
2023
[1] 2005 yılından itibaren Koza Altın İşletmeleri A.Ş. (Koza altın tarafından satın alındı)
Hemen bütün madenci tekellerin internet logosu: “Önce insan ve çevre, sonra madencilik”. Elbete, yalan yazıyorlar. Terisi ve hatta şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: sermaye birikiminin olduğu yerde insana ve doğaya yaşam hakkı yoktur! Doğrusunu yazsalardı; “işçinin ve doğanın canı cehenneme; önce sermaye, yine önce sermaye” yazacaklardı.
Yağmanın boyutu büyük ve korkunç. Bunun başka bir açıklaması yoktur. İnsan varlığının doğrudan tehdidir. Ancak, bu tehdit, yalnızca yabancı emperyalist tekellerden mi geliyor! Bazı “ulusalcı” ve hatta solcu basına bakılırsa “madenlerimiz yabancı tekellere peşkeş çekilmiş”. “Vatan toprağını yabancılar zehirliyor.” Ancak, aynı basın, yerli tekellerin doğayı zehirlemelerine, işçiyi öldürmelerine pek ses çıkarmıyorlar, çoğu zaman görmezden geliyorlar. Hatta bazıları “İliç doğunun Paris'i” olduğunu yazacak denli alçalmış.[7] Eski başbakanlardan Davutoğlu'nun, Türk ordusu tarafından bombalanan ve yıkılan Sur'u “Toledo yapacağız” deme alaçaklığı gibi....
Yukarıdaki tablo'da 20 altın maden işletmesi ve bunları işleten 13 işletmeci tekel var. Bu 20 maden işletmesinin 5'i yabancı (esasta iki Kanadalı tekel), diğerleri Türk tekellerine ait. Beş altın madeni işletmesi Koza Holdinge ait. Bir tanesi Koç Holdinge bağlı Demirexport tekeline, bir tanesi Eczacıbaşı Holding'in Esan tekeline ve iki tanesi de Nurol Holding'e bağlı Tümad tekeline ait. Görüldüğü gibi, altın madenlerinin işletmesinin çoğunluğu “yerli ve milli” tekellere aittir. Doğayı bunlarda diğer yabancı tekeller gibi katlediyor. Ama gürültü “yabancılar” üzerinden koparılırken, “yerli” denen ve uluslar arası niteliğe sahip emperyalist Türk tekelleri korunmaya çalışılıyor. Oysa, aynı tekeller, Afrika, Asya ve Avrupa'nın bir çok ülkesinde altın, demir ve diğer maden ocakları işletiyorlar. [8]
Çalık Holding:
Çöpler madenini işleten Anagold (SSR-Aalacer), Çalık Holding (ÇH) ile ortak ve ÇH'in buradaki payı %20. Ancak arama faaliyetlerinin %50'si ÇH'e ait. ÇH faaliyet alanları sadece Türkiye değil. Bir çok ülkede maden, inşaat, bankacılık, enerji vb. alanlarda yatırımları var. Lidya madencilik, Anagold'un %20'sine, Polimetal'in yüzde yüzüne, Artmin ve Tunçpınar'ı %70'ine sahiptir.[9]
ÇH'ın internet sitesindeki faalyetine bakılırsa, dünyanın bir çok yerine yayılmış. Arnavutluk'ta bankası var ve 2022 yılında Arnavutluğun en fazla kar eden ikinci bankası.[10] Sadece Afrika ya da Avrasya ülkelerinde değil, Avrupa'da da faaliyetleri, yani sermaye yatırımları var. ÇH ile ilgili bir çok bilgiye, benim “Emperyalist Türkiye” adlı kitabımda yer verildi.[11]
Ben burada ÇH, Afrika ülkelerindeki maden (şimdilik altın ve demir) yağmalarından söz edeceğim.
Haklı olarak yabancı emperyalist tekellerin ülkemizin madenlerini yağmalamasına, doğayı ve insanımızı katletmesine karşı tepkimizi en yüksek perdeden çıkarmalı ve bütün emperyalist yağmacı tekellere karşı mücadele etmeliyiz. Bu yetmez, aynı zamanda Türk tekelerinin ülke içinde olsun, ülke dılşında olsun sömürü ve yağmalarına karşı sessimizi çıkarmalı ve mücadele etmeliyiz.
ÇH ait Lidya Madencilik, Mali'de Lidya Mali S.A. adıyla ve Gine'de maden aramaları yapıyor. ve faaliyet sürdürüyor. Gine'nin iki bölgesinde demir ve iki bölgesinde de altın madeni pojesi var ve aramalarını sürdürüyor.[12] Ayrıca, Senagal ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde de enerji yatırımları var.
Afrika ülkelerinden Burkano Faso ve Liberya'da MNG holdingin altın madeni işletmeleri var ve Burkano Faso'daki MNG holding tarafından işçilerin işten çıkarılması üzerine, işçilerin protestosu polis tarafından bastırılmak istenirken, polislerin bir işçiyi öldürmesi üzerine olaylar büyümüştü.[13] Dünya gazetesinden Kerim Ülker'in verdiği biligiye göre MNG holding 2017 yılında 120 bin ons altın çıkarırken, 2023 yılı itibariyle 320 bin onsa çıkarmış.[14] Aynı kaynağın verdiği bilgilere göre; Denizli Holding Sudan'da, Cengiz Holding Özbekistan ve Azerbaycan'da, Koç Holding İrlanda'da, Taş Yapı ve MTA Özbekisttan'da, D Mineral[15] adlı şirket Kazakistan'da altın madenleri işletiyorlar.[16]
Kanadalı anagold tekelinin yaptıklarını Türk tekeleri de başka ülkelerde yapıyor. Ne var ki, Kanadalı şirket emperyalist ve yağmacı olurken, Türk tekeleri “emperyalist ve yağmacı” olmuyor ya da böyle adlandırmaya sosyal şovenist düşünce yapısı izin vermiyor.
Empeyalizm çağında yerli ve yanbancı tekeli ayrımı yapmak sosyal şovenizmdir. Başka emperyalist tekeller Türkiye'de işçi ve emekçileri (ve toprağı) sömürüken, emperyalist Türk tekelleri de başaka ülkelerde işçi ve emekçileri (ve toprağı) aynı şekilde yağmalıyor ve sömürüyorlar.
Bütün emperyalist tekellere karşı mücadele edilmelidir. Kapitalizm işçi sınıfının devrimci mücadelesi ile yıkılıp yerine sosyalizm kurulmadan, ne doğa ne insan rahat edecektir. Ve gelinen aşamada kapitalizm, insanlığı varlık-yokluk sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır.
Almanya Marksist-Leninist Partisi; “Küresel Çevre Felaketi Başladı” (Die Globale Umweltkatastrophe Hat Begonnen! ) başlıklı kitap Ekim (2023)yayınaldı ve bu bilimsel çalışmada, kapitalist sistemin doğayı nasıl tahrip ettiği ve geri dönüşümsüz bir sürecin içine girildiği bilimsel olarak anlatılırken, şu gerçeği de vurguluyor: İNSANLIK TEHDİT ALTINDA! Kurtuluş sosyalist bir dünya yaratmakta!
Doğanın ekolojik dengesi geriye dönüşümsüz bir şekilde tahrip olmuştur ve insanlığı doğrudan tehditeder duruma gelmiştir. Buna rağmen, kapitalizm yıkılıp sosyalist bir dünya inşa ettiğimizde, insanlığın ve tüm canlıların varlıkları ve yaşamları yok olmaktan kurtulabilir. Hala bu şansımzı var. 20.02.2024
[1] https://www.gazeteduvar.com.tr/son-15-yilda-38https://www.msn.com/tr-tr/haber/gundem/son-15-y%C4%B1lda-386-bin-maden-ruhsat%C4%B1-verildi/ar-BB1imtDC6-bin-maden-ruhsati-verildi-haber-1669831
[2] www.tema.org.tr/basin-odasi/basin-bültenleri/tema-vakfindan-ilk-aciklamasi-ülkemizde-vahsi-madencilik 15.02.2024
[3] www.gazeteoksijen.com/turkiyenin-yarisi-madenlere-feda 16.02.2024
[4] ttps://www.evrensel.net/haber/373679/omer-fethi-gurer-maden-kanunu-15-kez-kimler-icin-degisti 15 Şubat 2019
[5] Invest.gov.tr//tr/sektors/sayfalar/mining-and-metals.aspx
[6] 2005 yılından itibaren Koza Altın İşletmeleri A.Ş. (Koza altın tarafından satın alındı)
[7] Fikret Çengel adlı sermayenin kalemlerinden biri de şöyle yazmıştı: „Altınla tanışan İliç Doğu'nun Paris’i oldu”
https://www.dunya.com/kose-yazisi/altinla-tanisan-ilic-dogunun-parisi-oldu/698526 17.07.2023
[8] 19 Kasım 2021 tarihinde Giresun'un Şebinkarahisar ilçesinde, Yıldız Holding'e bağlı Nesko şirketinin işlettiği maden ocağının atık (elbette zehir) biriktirme barajı patladı. Ve büyük bir çevre falaketi eydana geldi. Zehirler Karadenize kadar ulaştı. İşte yerli emperyalist bir tekelin doğa katliamı!
[9] www.calık.com/tr/sektörler/madencilik-sektoru/lidya-madencilik
[10] www.patronlardunyası.com/calik-holdin-ananim-sirketine-ait-bkk-2022-yilinda…
[11] Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, sf. 191
[12] www.africaintelligence.com/west-africa/2020/01/14turkish-tycoon-and-erdogan-pal-ahmet-calik-embarks-on-mining-adventure
[13] Yusuf Köse, emperyalist Türkiye, sf. 260
[14] Kerim Ülker, www.dünya.com/turk-sirketlerinden-altına-hucum 19 Nisan 2023
[15] Burada bir bilgiyi paylaşmadan edemeyeceğim. D mineral'le ilgili bilgileri araştırıken gördüm. D Mineral adlı tekel, bizim köyün yakınında ve bir yamacında babam ve amcamın tarlasının olduğu Karakuz -köylüler „karaoğuz“ diye adlandırır- madenlerini işletiyormuş. Amcam ve babamın en verimli ve en büyük tarlası çoktan elimizden alındı. Çocukluğumun bir kısmı bu tarlada geçmiştir.
[16] Bkz: Yusuf Köse, emperyalist türkiye, Türk tekellerinin Afrika Ülkelerindeki yatırımları, sf.259, Basım 2022, El yayınları
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
TKP/ML- GYDK
24 Aralık 1978 Maraş katliamını,19 Aralık 2000 Hapishaneler katliamını ve 28 Aralık 2011 Robiski katliamını Unutmadık/Unutturmayacağız!
TKP/ML Enternasyonal Büronun açıklaması:Tüm Kardeş Parti ve Örgütlere
Partimize bağlı Halk Ordusu TİKKO (Türkiye İşçi Köylü Ordusu) gerillalarıyla faşist Türk Ordusu arasında Dersim'in Aliboğazı alanında 23 Kasım 2016 tarihinde başlayan ve 28 Kasım 2016 tarihine kadar süren çatışmada 8 yoldaşımız şehit verilmiştir.
Rojava’dan bir Partizan: “Yıldızlara gömülen, bilincimize kazınan halk ordusu savaşçıları ölümsüzdür!”
Emeğin, özgürlüğün, halkın düşmanları bir keza daha gerillaya saldırarak onları teslim alıp diz çökerteceğini düşündü. Bir kez daha barbar ve katliamcı yüzünü gösteren faşist TC ordusu, mazlumların özgürlük diyarına Dersim’e, direniş kalesi Aliboğazı’na son zamanların en kapsamlı, en kıyıcı operasyonunu gerçekleştirdi. En modern silahları ve en üstün tekniği kullanarak gerillayı yaşam ve direniş alanlarından koparmak istedi. Ancak hesapları tutmadı, umduklarını bulamadılar. Egemenlerin imha ve yok etme hesaplarını gerillaların kahramanca direnişi bozdu.
Sefagül Kesgin’in kaleminden “Aliboğazı’nda izler, tanıklar…”
2 Şubat 2011 tarihinde 4 kadın yoldaşıyla birlikte Aliboğazı’nda şehit düşen TKP/ML Merkez Komitesi Üyesi ve TİKKO Siyasi Komiseri Sefagül Kesgin tarafından 2010 kışında Aliboğazı’nda kaleme alınmıştır.
Aliboğazı’nda izler, tanıklar…
Hayaller gerçektir. Gerçekten süzüldüğü için!
Hayaller gelecektir, geleceğin parçası olduğu için!
Komünizm
Burada, komünizmi incelemeyeceğiz, ama, kısaca, olacak olanları, Marx ve Engels’in söylem ve öngörülerinin ışığında, içinde yaşadığımız koşulları da dikkate alarak, komünizmin bir ütopya olmaktan çıkıp gerçek olacağını yinelemek istiyoruz.
İçinde yaşadığımız emperyalist-kapitalist kaos sisteminin, bireylere umutsuzluk verdiği bir koşulda, kaybedecekleri hiç bir şeyi olmayan milyonlarca işçinin komünizmin ilkelerini yaşama geçirmelerinin de kaçınılmaz olduğunu söyleminin ütopya olmadığı, işçilerin kendi yaşamları ve üretimleri kadar gerçektir.
Teslim olmayacağız!
Sanatçısına ,yazarına,siyasetçisine,aydınına düşman bir devlet yeryüzünde hangisidir denildiğinde,kuşkusuz ilk akla gelen TC devleti olacaktır..Bu düşmanlık ve zulüm 1915 ile başlamış artarak bu güne gelmiştir.Kendinden olmayanı ayrı düşüneni hiç tereddütsüz öldürmüştür.Bir gece evlerinden alınan müzikolog olan Gomidas Vartabed,Özgürlük Savaşımı gazetesi yazarı Nerses Papazyan,mizah dergisi yazarı Krikor Torosyan,Emek gazetesi yazarı Sarkis Parseğyan,Vatanın sesi yazarı Levon Larents...gibi sayıları yüzlere varan basın emekçileri ölüm yolculuklarında dağbaşlarında vahşice öldürülenlerden sa
Sana Gelen Ölüm Bana Gelsin,
"Artık tribünden sahaya in ve siyasi bir harekette yer al," diye yazıyor bazı okurlar bana. Aslında tribünde değilim, sahaya atlamak için kenarda heyecanlı bir bekleyiş içindeyim. Ateşin ve zulmün kol gezdiği o sahada her türlü zulme ve cefaya göğüs germeye çalışarak tarihi görevimi yerine getirmek istiyorum.
Evet, haklısın Saygı Öztürk! “Aliboğazı’na girmesi de, çıkması da zor”
Kemalizm’in iflah olmaz, faşizmin “sol kanadı”nın yayın temsilcisi Sözcü gazetesinin Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk, gazetenin dünkü sayısındaki köşesinde, Dersim’de 6 gün süren ve TSK’nın 2 askerin yaşamını yitirdiğini söylediği (ama bölge halkının anlatımı TC ordusunun kaybının daha fazla olduğu) Aliboğazı operasyonunu yazdı. Havsalası gerillanın 6 günlük direnişini pek almayan Öztürk, yazısında aynı zamanda bir gerçeğe işaret etti: “Güvenlik güçleri teröristlere en büyük kayıpları burada verdirir ama şehitler de buralarda olur. Aliboğazı’na, Kutuderesi’ne girmesi de, çıkması da zor.”
Diz çökmeyenlerin, faşizme siper olanların direnişini yükselteceğiz! Aliboğazı şehitleri ölümsüzdür!
28 Kasım günü üç halk savaşçısı Dersim’de Çemişgezek, Pulur ve Xozat ilçeleri arasında bulunan Aliboğazı Vadisi’nde TC’nin kolluk kuvvetleri ile girdikleri çatışmada ölümsüzleştiler. İki askerin de öldüğü çatışmada, Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML)’ye bağlı Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) gerillaları Hakan (Ersin Erel), Aşkın (Hasan Karakoç) ve Tuncay (Murat Mut), faşizmin kendilerine doğrulttuğu silahlara karşı MLM bilimini rehber edinerek direndiler.
“Örgütlüysek Her Şeyiz Değilsek Hiçbir Şey” de; Bu Nasıl Olacak?
Halk gençliğini, genç kadınları, liseli gençliği, LGBTİ+’ları, değişik inançlara mensup kitleleri ya da daha genel bir ifade ile geniş halk yığınlarını maruz kaldıkları, sömürü, baskı, şiddet, asimile etme, yok sayma ve imha etme politikasına karşı mücadelesinde örgüt, tarihsel önemde bir rol oynar.
Sitemin çarkları arasında can çekişen yığınların mücadele etmekten başka çıkar yolu yoktur. Zira mevcut sistem, varlığını sürdürdükçe dizginsiz bir sömürü, zincirlerinden boşanmış azgın bir şiddet sarmalında soluksuz kalmaya mahkûm kalacaktır.
Gelişimin diyalektik adı: MEHMET DEMİRDAĞ
Gelişimin diyalektiğini anlamak, kavramak için komünist önder Mehmet Demirdağ yoldaşın yaşamına, devrim ve parti sorunları karşısındaki duruşuna, devrimi ve Parti’yi örgütleme tarzına bakmak gerekir. O adım adım ilerleyerek büyümenin ve gelişimin zirvesidir. Küçük bir taş parçasının mücadele içinde parça parça büyüyerek granit kayalara ve oradan Dağlaşmaya varmasının adıdır. Toplumlar ve devrimler tarihinde özgürlüğü en güçlü düzeyde istemenin ve bunun savaşımını örgütlemenin öncülüğünü yapmaktır Demirdağ. Onu sıra dışı ve “özel” yapan onlarca özelliğin senteze varmasıdır.