Perşembe Ekim 22, 2026

Nuh'un vurulduğu yerde...Semra Çelebi

Orası benim mahallem. Doğduğum, büyüdüğüm, sokaklarını adım adım bildiğim, 35 yıllık değişimine bilfiil tanık olduğum.

Bir fotoğraf var aklımda. Henüz Yeldeğirmeni'nin tarihi köşkleri "yanıp" kül olmamış, yerlerine müteahhitlerin deniz kumundan yaptığı kağıt binalar yükselmemiş. Üç katlı, küçük bedenimden geniş duvarları, kocaman balkonu, bostana çevirdiğimiz bahçesi olan taş bir evde oturuyoruz; Kürtler çoğunlukta, sonra Yahudi bir aile, Ermeni bir teyze ve bir de Türk olduğunu bildiğimiz Ferdan Teyze ile Ethem Amca...

Sokaklar çocuklarla kaynıyor. Hava soğuksa, şimdilerde dizilerin çekildiği ünlü İtalyan apartmanında, Ankara apartmanının geniş girişinde oynamaya devam. Hiç bitmeyen oyun hali...

1980'lerin başı, daha okula gitmiyorum sanırım. Dizimize kadar kar var, okullar tatil, sabahtan başlayan kartopu eğlencesi gecelere uzamış. En az 30-40 kişi varız sokakta, anneler, babalar çocuklar. Çığlık çığlığa kartopu oynuyoruz. Kimse birbirini incitmiyor, Ester'in verdiği şekerlerle şenleniyoruz hatta.

Sonra yıllar geçiyor, o tahta evler "yanıyor", taş binalar yıkılıyor, Ermeni, Rum, Yahudi komşular mahalleyi tek tek terk ediyor. Mahalledeki kiliselerin, havraların cemaati azalıyor. Pazarları çalan çanın sesi kısılıyor.

Darbenin postalı yürüyor sokaklarda, her tarafta asker. Apartmanlar yükselirken çocuklar da yavaş yavaş sokaklardan çekiliyor. Nuh'un öldürüldüğü Karakolhane Caddesi'ne adını veren Yeldeğirmeni Karakolu'ndan işkence sesleri yükseliyor. Kadıköy'ün devrimcileri, o karakolda günlerce gözaltında kalıyor. Yanındaki fırından ekmek almaya giderken kulaklarımızı kapatıyoruz.

Kadıköy'ün arka mahallesi Yeldeğirmeni, ne Fikirtepe kadar lümpen, ne Moda gibi elit. Haydarpaşa Garı'nı yapan mühendislerin ve hamalların yükselttiği bu mahalle, işçilerin, emekçilerin, öğrencilerin, dar gelirlinin, megakentin merkezinde uygun fiyata yaşayabileceği bir yer, o kadar. İçindekilerin çok sevdiği ama sanki Kadıköy'den hiç görünmüyor gibi.

Kimse birbirine dokunmazsa 'olay' çıkmaz yılları. 90'lar, 2000'ler.

Sonra yıllardır beklenen o an geliyor. Ülkede büyük bir direniş patlıyor. Hissediyorum, hissediyoruz, Taksim kapansa bile Kadıköy bize hep açık kalacak. Öyle de oluyor. Bu çılgın zamanlarda, Kadıköy nefes aldığımız bir yer oluyor. Gezi'ciler, Erasmus'lular, üniversite öğrencileri, sanatçılar bizim mahalleye akıyor, en çok bizim mahalleye. Onlar da biliyor Kadıköy'ün merkezinde bu mahallenin en yaşanılır yerlerden biri olduğunu.

Yıllardır otopark olarak kullanılan alanı forum alanına çeviriyorlar önce, konuşuyorlar, konuşuyorlar. Geceleri film gösterimleri, ramazanda iftarlar. Mahallenin kadınları ve çocukları mutlu, erkekleri temkinli. 'Yetmez' diyorlar; 'Buraya çocuk parkı istiyoruz', yaptırıyorlar. Adına da 'Ali İsmail Korkmaz Parkı' diyorlar.

Kış geliyor. Yıllardır biz mahallelinin önünden geçip üzerine pek de düşünmediğimiz, inşaat halindeki binayı işgal ediyorlar. Türkiye'nin ilk işgal evinde alınteri döküyorlar, yaşanabilir ortak bir mekana dönüştürüyorlar. "Burası bir squat, burada evsizler, sokak insanları kalmalı" diyenlere karşılık "Mahalle bunu kaldırmaz, onlara sormadan böyle kararlar almayalım" deseler de tartışmalar sertleşince, oradan uzaklaşıyorlar. Esnaf çalışması yapıyorlar, onların sorunlarında dayanışma içinde olmaya gayret ediyorlar.

Kızlı erkekli futbol takımı da kuruyorlar, Kobane için yardım da topluyorlar. Her yerde varlar, herkese koşuyorlar. Her eyleme giderken mahallede buluşuyorlar, rengarenk pankartlarıyla yürüyorlar.

Mahalle hızlı bir değişimin içine giriyor. Sanatçılar geldikçe dükkan kiraları, öğrenciler geldikçe ev fiyatları artıyor. Her yerde kafeler, sanat atölyeleri açılıyor, gece yarılarına kadar gençler sokaklarda olabiliyor.

Muktedir konuştukça, mahalle de tüm bu yeniliğe karşın muhafazakarlaşıyor. Değişim birilerini hep rahatsız ediyor. Devletin mahalledeki polisi esnaf olunca, ufak tefek gerilimler de oluyor. Yeldeğirmeni'nin gediklileri olarak bu hızlı değişimden biz de tereddüt duyuyoruz. Tophane'de birkaç yıl önce yapılan saldırıyı anıyoruz sık sık. "Umarız olmaz" diyoruz ama "Yok ya burası o kadar muhafazakar bir mahalle değil ki" diyerek sakinliyoruz kendimizi.

Gezi zamanı camına bayrak asan, sonraki eylemlerde yürüyüş yapanlara küfreden; suratından pislik akan ve dükkanına girenin kavga ederek pişmanlıkla çıktığı bir esnaf, sonunda bütün bu "güzelliklere" duyduğu öfkesini patlatıyor.

Sabah-ATV direnişinde aylarca süren direnişiyle hepimize örnek olmuş bir gazeteciyi, Nuh Köklü'yü, 'Kartopu camını kırabilir' gerekçesiyle bıçaklayarak öldürüyor. Öfkesi Nuh'a değil, dayanışmaya, arkadaşlığa, dostluğa aslında.

Meclis'te iç güvenlik yasa tasarısı görüşmelerinde vekiller şiddete uğrarken, "Diren özgürlük" diyerek nöbet tuttuktan sonra mahallelerinde kartopu oynayan insanlar bıçaklandı bu ülkede. Bu yasa geçerse ülkede hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, Yeldeğirmeni'nde de.


70606

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

“Newroz coşkusuyla gözaltı, tutuklama ve yasakları hükümsüz kılalım”

“Devrimci, demokrat, ilerici güçleri pres operasyonlarıyla sindirmeye, korkutmaya, yıldırmaya yönelik hiçbir baskı politikası bugüne kadar başarıya ulaşamadı, bugünden sonra da başarılı olmayacak” şeklinde açıklama yapan Partizan açıklaması şu şekilde sürdürdü: “Faşist Kemalist Diktatörlüğün geleneksel olarak uyguladığı katliam politikaları devam ediyor. Bugün de başta Kürt ulusu olmak üzere azınlık milliyet ve inançlara, ezilen yoksul halka, işçi sınıfına, kadınlara, LGBTİ’lere yönelik imha, inkar ve asimilasyon politikaları hız kesmeden devam ediyor.

Sedat'a….. Ihsan Feridun Berkin

Sen’inle 1977 yılında, kavurucu bir Ağustos gecesinde, İzmir Karabağlar’da bir gecekondu’da tanışmıştık. Sen, Ben ve bir arkadaş daha, el yapımı iptidai bir matbaa ile, sabaha kadar binlerce bildiri basmıştık. Bildirilerin mürekkepleri kuruyup, üst üste istifledikçe keyfimize diyecek yoktu doğrusu ; rotatif misali çalışıyordu körpe kollarımız ; rotatif ne kelime….ertesi günkü mitingde dağıtılacak binlerce bildiriyi, o gece sabaha kadar sadece biz üçümüz basacaktık.

Newroz;Köhnemişe isyan,mazluma kardeştir!

Newroz, sınıf mücadelesi tarihinde zulme karşı yeni bir sayfa açma hamlesidir. Demirci Kawa’nın bu devrimci hamlesi tarihseldir, gelecek kuşakların ve toplumların isyan-direniş geleneğidir.

Newroz Ortadoğu ve ortaasya toplumlarının bilincinde yenilenme, başlangıcın ifadesidir. 21 Mart’ı dönüm noktası olarak kavrayan toplumsal bilinç hamle yapmaya, geçmişin ağır yükünden kurtulmaya da hazırdır. Demirci Kawa’nın Dehak’ın zulmüne karşı haysiyet, onur ve geleceği kazanma mücadelesi Newroz’un başlangıç, yenilenme özünün devrimci karaktere bürünmesini sağlamıştır.

Bu Senin Hikâyendir

Sen bir halksın. "MÜMİN VE EFENDİ" bir halksın.

Halkların devrimci birliği

Emperyalizm bir yandan ranta dayalı sermayesini büyütürken diğer yandan ezilen dünya halklarının yaşamında büyük bir ağırlık olarak duran sefaletin yaratıcısı ve sorumlusudur. Dünyada var olan ve yaşanan köleliğin ve yoksulluğun yaratıcısı ve sürdürücüsü durumunda olan emperyalizm bütün faşist-gerici ulus devletlerle birlikte yaşatılan soykırım ve katliamlarında baş sorumludur. Emperyalistler ve yerli gerici faşist iktidarlar Ortadoğu’da ve ülkemizde ulusal-dinsel-mezhepsel çatışmaların düşmanlıkların yegane sorumlularıdır.

Kürdistan boşalıyor!

Özyönetim ve Hendek

Katliam, yıkım ve göçün diyarı oldu !
Oysa birkaç ay öncesine kadar umutlanmış ve özyönetimle kendi kendimizi yöneteceğimize dair hesaplar yapmıştık.
Devletin Moğol psikozuyla Kürdün kendi kendini yönetme isteğini bastıracağını kimse düşünememişti, düşünemezdi, zira Erdoğan, İran mola rejiminin sünni versiyonlu dinci rejiminin ayak yerini yapmak için yapay bir barış ortamı yaratmıştı. Bu barış ortamına hepimiz kandık, "yetmez ama evet" lerle destekledik, rehavete kapıldık ve işlenen tüm suçlara da ortak olduk.

Umudun Yazarı Sizler Gibi Olmaksa ...

İnsanı faşistlikten kurtaran sevdikleri için üretikleri değil ki .

İnsanı faşistlikten kurtaran sevdikleri dışındaki insanlar içinde üretmesidir .

Vallah zenginlere döndük. Billahta zenginlere döndük. 

Hani şu nasıl kazanıldığını bilmeyen,  har vurup harcayan,  çocukları olan zenginler var ya,  ha…  onlara döndük.

Bu kadar da olmaz ki .  

Dünyanın neresinde halkın sosyal yaşantısının içerisinde çıkıp gelen tınılar  çalındığında devrimcide burçak tarlasına iştirak etmez ki .

Bir şeyde diyemiyorsak .

Berlin’e Savaşı Öldürmek İçin Gitmek

„Çocuklarınıza mutlaka şunu anlatın;Bizler, kadınlar olmasaydık,1945’inİlkbaharı da olmazdıYaşanmazdı”(Nonna Aleksandrovna)[1]

Berlin’e Savaşı Öldürmek,Sur’a Kürt katliamını Durdurmak İçin Gitmek...

 II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın en vahşi günleriydi. Bütün emperyalistlerin dört gözle, Sovyetlerin Nazilerin eline düşmesini beklediği anlardı. Ama, Nazilerin hesaplayamadığı bir şey vardı. Sovyet kadınları...

TKP/ML-MK:8 Mart emekçi kadınların örgütlenmiş isyanıdır!

8 Mart 1857’de Amerika’da Kadın işçilerin temel hakları için mücadele ederken 129’nun yanarak katledilmesiyle temel buldu Dünya emekçi Kadınlar günü. Proleter kadınların kapitalizme karşı açtığı isyan bayrağının kızıl rengi bugün kadın hakları mücadelesinin hala temel itim gücü olmaya devam ediyor. 1857 ile rengini alan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü, bugün kadınların sınıfsal sorunları yanında ezilen cinsiyet olmasından kaynaklı sorunlarla birlikte daha geniş anlama bürünen bir toplumsal mücadele karakteri kazanmıştır.

Son kavga sınıf kavgasıdır! İsmail Cem Özkan

“Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” Köroğlu

Sınıf kavgasında taraflar meydana çıkıp er kavgası yapmamaktadır… Köroğlu değimi ile tüfek icat oldu. Bir tüfeğin sınıf lehine kullanılması ve sınıfı için sermaye birikimi aracı olduktan sonra savaşlar meydanlara çıkıp, daha karmaşık ilişkilerin olduğu bir alana kaydı. Kapalı kapılar arkasında verilen kararlar sonucu birçok insan haberi dahi olmadan, ne için öldüklerini bilmeden toplu katliamların, soykırımların kurbanı oldu.

Koçgiri'nin Onurlu Direnişi‏

Bilinmelidir ki, 1921’de Koçgiri, 1930’da Zilan ve 1937-38’de Dersim’de yaşananlar, resmi belgelerde tahrif edilerek gösterilmeye çalışıldığı gibi asla isyan değil, birer katliamdır. Hatta Dersim 1937-38 bir soykırım girişimidir.

Gelo ew ki ye / Jı wé da te ye /

Çı bejnik le ye / We ki reyhan e /

Navé wî Alîşer e / Him mér e him reyber e /

Li çiya ye Koçgîriyê zulfîkare

Sayfalar