Pazartesi Eylül 28, 2026

Nereye ve Nasıl?

“Emperyalist burjuvazinin, işçi sınıfına yeni bir saldırı dalgası olarak 1980’lerden itibaren gündeme soktuğu neoliberal ekonomik politikalar; emperyalizmi krizlerden çıkaramadığı gibi, işçi ve emekçiler üzerinde yıkıcı (ideolojik-örgütsel) etkisi oldukça artmış ve dünyayı, adete bir emperyalist anarşi metaforu içine sokmuştur.”1

Ağustos ayı içinde bir yazımda söylemiştim bunları. Bu bağlamda, uzun süredir dünyanın gündemi aynı. “Dünya ve Türkiye nereye gidiyor?” sorusu, bunun içinde. Emperyalist-kapitalist dünyanın genel yöenlimi bu. Günlük olarak değişen ise, bu genel yönelime bağlı olarak taktiksel gelişmelerdir.

ABD’de Trump’un kazandırılması, AB ülkelerinde yükselen ırkçılık, Ortadoğu ve Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik dalaşları, ABD’nin gerilemesi ve diğer emperyalist blok ve ülkelerin (pazarlardan pay alma ve egemenliklerini genişletme amaçlı önlenemez) istekleri, önümüzdeki son on yılın oldukça karanlık geçeceğini ve cidi bir altüst oluşların yaşanacağınında habercisi olarak önümüzde duruyor.

Kapitalist sistemin, toplumsal çelişmleri her geçen gün artırma ve keskinleştirme özellliği, kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasıyla dorudan bağlantılıdır. Bir taraf (burjuvazi), toplumu bütünüyle sırtında taşıyan çalışanların kazançlarını kendi özel mülkiyetlerine geçirmeleriyle, toplumsal kaosun temelini de atmış oldular.

Sermaye, gittği yere, sadece kültürünü, meta ve sermaye ihracını götürmüyor, bütün eşitsizliğini ve toplumsal çürümüşlüğünü de beraberinde taşıyor.

„Kapitalizm kendi süretinde bir dünya yaratır“ken, içindeki tüm çelişmeleri de artan ölçüde gitikleri yerlere taşıyor ve buralardaki toplumsal-sınıfsal çelişmeleri daha da derinleştirici bir rol oynuyor. Sermayenin küreselleşmesi, sermayenin egemenlik eğilimine bağlı olarak gelişen terörün küreselleşmesini koşulluyor.

Yugoslavya’nın parçalanması, Kafkaslar ve Ukrayna olaylarının yanı sıra; Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Yemen, Filistin, Kürdistan ve daha burada sayamadığımız dünyanın çoğu yerlerinde, sermayenin ağır sömürüsü, egemenliği, aynı zamanda çatışmaları, savaşları da beraberinde taşıdı. Hatta bazı yerlere sermayeden önce emperyalist terör ihraç edildi.

Yukarıda isimlerini saydığımız ülkelerde, emperyalist menşeli bombalar patlarken, emperyalist metropollerde bunun yansımasının olmayacağını düşünmek aptallara mahsustur. Emperyalist burjuvazi, kitleleri, „terör dışarıdan geliyor“ diye yanıltmaya çalışıyor. Oysa, terörün kaynağı kendileridir. Kabil, Bağdat, Kahire, Şam, Trablus, Bingazi, Nijerya, Diyarbakır vb. Yerlerde patlatılan bombaların, Paris, Brüksel, Berlin, Madrid, Moskova, Pekin, İstanbul, New York gibi diğer emperyalist ve kapitalist metropollerde patlamaması için hiç bir neden yoktur. Kaosu yaratanlar, aynı kaosun kendi kucaklarına düşmesini önleyemezler. Kabil, Bağdat, Şam ve Halep'de pazar yerlerinde üzerlerine atılan bombalarla katledilenlerin sorumlularıyla, Antep’de bir Kürt düğün evinde katledilenlerle, Paris'te bir eğlence yerinde katledilenlerle, Berlin’in göbeğindeki bir neol panayırında en masumane günlük sevincini yaşayanların katledilmesinin sorumluları aynıdır.

Ancak, dünyayı bir silah deposu haline getiren emperyalist burjuvazi, terörü başka yerlerde aramaya çalışması ya göstermesi burjuva riyakarllığıdır. Dünya servetinin yüzde 90’nın, sadece yüzde 8’nin elinde olması, terörün asıl nedeni olduğu gözlerden gizlenmeye çalışılıyor.

Sermaye birikimi ve egemenliği için, ulusal, dinsel ve mezhepsel ve hatta aşiretsel farklılıkları körükleyerek halklar arasında düşmanlıklar yaratanların, bu düşmanlığın ateşinden kendilerinide kurataramazlar. Ve kurtaramıyorlar. Sosyalizmin gelmesinin önüne geçmeye çalışan burjuvazi, daha karanlık bir gericiliğin içinde debeleniyor.

Günümüz emperyalist burjuvazisi, kamuoyuna terör örgütleri olarak; El Kaide, İŞİD, Boko Haram, Neo Nazi vb. gibi faşist, dinci, ırkçı örgütleri gösteriyorlar. Bunların terör örgütleri oldukları ne kadar gerçek ise, bunları yaratan ve besleyen devletlerin ise bunlardan daha tehlikeli ve organize terör örgütleri oldukları gerçeğini değiştirmeye yetmiyor.

Başta emperyalist ülkeler olmak üzere, bütün kapitalist ülkelerin ezici çoğunluğu artık gelinen aşamada halklar üzerinde, bütün çıplaklığıyla birer terör örgütü durumuna dönüşmüşlerdir. Bu terör yuvaları burjuva devletleri, işçi sınıfı ve ezilen halklar tarafından yıkılmadıkça, kitleleri katleden, yıldıran ve korkutan teröründe ortadan kalkmasının olasılığı söz konusu değildir.

Burjuvazi, toplumu uçurumadan aşağıya atmaya başladı.

Irak, Libya, Suriye ve daha bir çok ülke nasıl emperyalist sermayenin anarşi metaforundan kaçamadıysa, bu metaforun içine balıklama dalan Türk burjuvazisi de, Türkiye’yi adını saydığımız ülkelerin akibetine uğramaktan kurtaramayacaktır. Ve iktidarı elinde bulunduran AKP sermayesi ve bileşenlerinin belli bir süre daha ayakta kalma şansları olarak savaşı (iç savaş da dahil) görüyorlar ve gerçekten de başka da şansları kalmadı. Ve emperyalist-kapitalist dünyanın içinde bulunduğu bunalım da bunu koşulluyor. Bu nedenle, Ankara’nın göbeğinde bir Rus Büyük elçisinin öldürülmesi, kendisi bir terör devleti olan Türk devletinin karekteristik yapısının bir sonucudur. Nasıl ki, Kürdistan illerinin yakılıp yıklıması, devletin burjuva niteliğinin karakterisitik yapısından ayrı ele alınamayacağı gibi…

Türk egemen sınıfları, Kürt ulusal sorununu demokratik bir şekilde çözemeye yanaşmadığı için, ülkeyi gerici bir iç savaşın eşiğine getirmiştir. Çok önemli gelişmeler olmadıkça, (ki, yakın bir süreçte bu olasılık oldukça cılız) Türkiye, egemen sınıfların yönlendirmesi altında gerici bir iç savaş, derinleşme ve yaygınlaşma eğilimi taşımaktadır. Milliyetçilik ve dincilikle örgütlü sürüler haline getirilmiş kitleler, Kürtlere ve onların müttefiklerine, demokratlara, devrimcilere, komünistlere ve alevilere saldıracaklardır. Bu devlet terörünün bir parçası olan CHP’de bundan nasibini ciddi şekilde alacaktır. Burjuvazinin gerici iç savaşı, her ne kadar Kürtlere karşı gibi gözükse de , esas olan, ülkenin demokratik kamuoyuna ve bilincine yöneliktir.

Faşist islamcı hükümet, silahlandırdığı, örgütlediği ve gericileştirdiği kitleleri demokratik kamuoyuna ve muhaliflerine karşı birt tehdit unsuru olarak kullanmaya başlamıştır. Bunu en net bir şekilde 15 Temmuz (darbe girişimi) olaylarında ortaya koymuştur.

Egemen sınıfların ülkeyi gerici bir iç savaşın içine sokmasının önlemenin yolu; işçi sınıfı ve emekçilerin örgütlü bir şekilde buna karşı çıkmasıyla olasıdır. Ne yazık ki, sınıfın en örgütsüz ve nitelik olarak en zayıf olduğu bir süreçtir. İşçi sınıfı siyasi islamcı-faşist hükümetin etkisizleştirme ve örgütsüzleştirmesine maruz kalmıştır. Bu örgütsüzlük ve etkinsizlik, 2013 GEZİ ayaklanmasıyla yıkılmaya çalışılsada, süreç içinde başarılamamıştır.

Kitleler üzerindeki devletin faşist terörü ve ideolojik saldırısı, kitlelerin önemli bir kısmını yılgınlığa ve sessizliğe iterken, küçümsenmeyecek önemli bir bölmünü ise siyasi islamcı faşist hükümetin doğrudan etkisi altına alarak gerici-faşist örgütlemenin içine sokmuştur.

Komünist ve devrimcilerin başarması gereken, yılgınlık içindeki en yakın kitlelerin kazanılması, faşist odakların örgütlmesi ve etkisi altındaki kitlelerin önemli bölümünün ise en azından tarafsızlaştırılması, iç savaş atmosferinden ve içinden çıkmanın bir gereğidir.

Kürt Ulusal Hareketin haklı ve meşru mücadelesi iç savaşın nedeni değil bir sonucudur. Bazı kesimler, burjuvazinin yoğun ideolojik ve siyasal propagandasının etkisiyle, „ülkeyi kaosa sürüklüyor“ gibi şovenist yaklaşımlar sergilemesine karşın, gerçekte olan ise, faşist Türk devletinin bölgedeki gelişmlere (özellikle Suriye) bağlı olarak ülkeyi bir iç savaş ortamına bilerek sokmasıdır. Bu, niyetten öte, burjuvazinin egemenlik alanlarını genişletme, sermayesini büyütme isteğinin ve emperyalizme bağlı olmanın bir sonucudur.

Türk egemen sınıfların kaos ve anarşi oratamı içine soktukları Türkiye‘deki gelişmeler, emperyalistler arası paylaşım ve egemenlik savaşlarından ayrı ele alınamaz ve ona bağlı olarak gelişmekte ve derinleşmektedir.

Dünya ve Türkiye’deki gelişmeler, kapitalizmin umutsuz bir vakası olarak ele alınmalıdır. Sorunun nihayi çözümü çok nettir: Kapitalist sistemden kurtulmak için işçi sınıfının sınıf bilinçli örgütlülüğü ve mücadelesinin öne çıkması olmazsa olmazdır.

Faşizmi yıkmak, emperyalist saldrı dalgalarını ve yayılmacılığının önüne geçmek. Daha geniş birliktelikleri koşullar. Bu da ancak mücadele içinde oluşur. Bunun için, örgütlenmek, militan, sabırlı ve uzun vadeli bir çalışma yapmak gerekiyor. İşçi sınıfının çelikten örgütleri, böylesi mücadele içinde sağlamlaşıp gelişebilir. Bu iş, öncelikle kendine komünist diyenlere düşüyor. Çünkü, komünistler dışında kapitalizme karşı sosyalist alternatif yaratacak siyasal yapı ve anlayış yoktur.

52256

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

TKP-ML Avrupa Komitesi: Kuruluşunun 50. Yılında Partiyle Devrim Yürüyüşümüz Devam Ediyor!

1972-2022… Kesintisiz süren 50 yıllık devrim yürüyüşümüz, partimizin yol göstericiliğinde devam ediyor.

24 Nisan 1972, Türkiye ve T. Kürdistanı açısından kritik önemde bir tarihtir. Yeni bir sayfanın açıldığı bir milattır.

TKP-ML MK: 50 Yıllık Mücadelemiz, Geleceği Kazanma İrademizdir!

YAŞASIN PARTİMİZİN 50. KURULUŞ YILI!

Partimiz 50 yaşında! 24 Nisan 1972’de İbrahim Kaypakkaya önderliğinde sınırlı sayıda kadro ve militan tarafından kurulan partimiz, bugün 50. yaşını kutluyor. Bir insan için uzun ancak sınıflar mücadelesi ve toplumlar tarihi açısından kısa bir süre olan bu zaman diliminde Partimiz, önemli başarı ve zaferler kazandı. Yenilgiler aldı ve gerilemeler de yaşadı. Ancak hiçbir zaman devrim iddiasından ve Halk Savaşı ısrarından, silahlı mücadelenin gerekliliği-zorunluluğu bilincinden kopmadı.

Leninist Emperyalizm Tanımının Bulanıklaştırılması

Rusya’nın 24 Şubat (2022)’da Ukrayna’ya saldırısıyla birlikte, emperyalizm üzerine tartışmalarda sıklaştı.  Ve kendini solcu olarak adlandıran bir kısım siyasi hareket ve bazı yazarlar, Rusya’nın emperyalist olmadığını, ama emperyalist amaç güden işgalci bir güç olarak değerlendirdi. Bazıları ise, “anti-emperyalist cephede” değerlendirmeye devam ediyorlar.

İlham ve güç kaynağımız…(Sentez)

Proletarya partisinin kuruluşunun ve mücadeleye atılışının ellinci yılındayız. Bu süre içinde mücadelesini kesintisiz sürdüren proletarya partisi, bundan sonra da mücadelesini sürdürecektir. Onu var eden koşullar devam ettikçe varlığını devam ettirecektir. Sınıf bilinçli proletaryanın öncü müfrezesinin ülkemizdeki varlık nedenleri, günümüzde sistemin çöküntü içine girdiği koşullarda çok daha kendisini dayatır duruma gelmiştir.  Elbette ki o, üstlendiği tarihsel rolü yerine getirecektir. Çünkü mücadelesine yol gösteren sağlam temellere dayalı ideolojik-politik bir pusulası vardır.

Beyaz dağ’dan arta kalan çığlık dizelerinin şairi EMİR ALİ YAGANI kaybettik… Hasan Hayri Aslan

Son yıllarda Dersim’in çok değerli kültür insanlarını kaybettik. Sılo Qız, Emre Saltık, Hasan Saltık, Mehmet Çetin, Remzi Aydın…  birer yıldız gibi kayıp gittiler. Remzi Aydın için “Gri İklimden Maviye yolculuk” yazı çalışmamı yaparken 9 Şubat günü EmirAli’nin ölüm haberi ile sarsıldık. Epey zamandır yolları taşımak zor geliyor bana; ziyaret edemedim, kısa mesajlaşmalarla yetindik. 13 Kasım 2018’de söyleşi için o gelmişti bulunduğum kente. O sıra aldığım kitaplardan “Beyaz Dağda Bir Gün”ü şöyle imzalamış: “İhtiyar, ne böyle yaşanmışlıklar, ne de bu kitap olaydı!

TKP-ML MK:Yol Göstericimiz, İlham ve Güç Kaynağımızdır Partimiz!

24 Nisan 1972, İbrahim Kaypakkaya önderliğindeki bir avuç komünist tarafından, karanlığa tutulan meşalenin kurumsallaşma adımı olarak tarihe geçti. Dönemin, savaş ve direniş geleneği, Mahir ve Denizlerle birlikte örülüyordu. Anti-emperyalist kavgada yakalanan ivme, devrimci militan bir mücadele yaratmıştı. İbrahim yoldaş, savaş cephesine proletaryayı temsilen katıldı.

Zafer ve yenilgilerle dolu bir tarih! (1)

Dünyada 1965-1970 yılları arasında emperyalist-kapitalist sistemin kaynaklık ettiği ana çelişkiler giderek şiddetleniyordu. Bu başlıca çelişkiler; emperyalizm ile ezilen halklar ve uluslar arasındaki çelişki, emperyalist-kapitalist ülkelerde proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki ve yine çeşitli emperyalist ülkeler arasındaki çelişkilerdi.

Lorenzo Orsetti… (Nubar OZANYAN)

Yolculuk boyunca başını arabanın arka koltuğuna yaslayarak uyurdu. Yaptığımız yolculuklarda Lorenzo’yu uyanık görmek neredeyse mümkün değildi. Araç içinde uyuyarak saatlerce yolculuk yapabilirdi. Ama “yeni bir özgürlük hamlesi olacak” cümlesini duyduğunda ne gözünde uyku belirtisi ne de yorgunluktan eser kalmazdı. Barış halinden savaş haline, uyku halinden silahlı tekmil haline nasıl hızlıca geçildiğinin örneğiydi Lorenzo.

Burjuvazi Parayı, İşçiler Ekmeği Düşünüyor

Burjuva sınıfı, daha fazla kar elde etmek için daha fazla alanı kontrol altına almak ve bunun için de daha fazla silahlanmak istiyor. Ağızlarında “barış” yok ve hiç bir zamanda “barış”  kelimesini tam anlamıyla kullanmadılar. “Barış” dedikleri anda da yine kafalarında savaş vardı.

Azami kar için birbirlerine karşı savaş açarken, savaşa sürdükleri askerler yine işçilerdi. Savaşta ölenler, bombalarla param parça edilenler, evleri yıkılanlar, göç yollarına  düşenler, burjuvaların egemenlik savaşında hiç bir çıkarı olmayan, ama, onlar vasıtasıyla sürdürülen bir savaş....

Sağlam proleter karakter örneği …Ali Asker YER

Pazar günü Stuttgart Arena Kültürhaus’da evgili yoldaşımız Ali Asker YER’in anma toplantısındaydık. Salon ve çevresi sevenleri ve yoldaşlarıyla doluydu. Bu sevgi seli hiç kimseyi şaşırtmadı, çünkü o gerçekten çok sevilen gerçek bir proleter devrimciydi. Onun yaşamından kareler içeren sinevizyon gösterimi sırasında salonu derin bir sessizlik ve hüzün kapladı, çok sayıda insanın gözleri ıslak ıslaktı. Hiç birimiz onun bu zamansız gidişine katlanamamıştık.

50. Yılın Deneyimi Newroz Ateşinin Görkemiyle1 MAYIS ALANLARINA!

Başta Kürt halkı olmak üzere Mezopotamya halklarının isyan ve direniş günü olan bir Newroz’u daha geride bıraktık. 8 Mart’ta kadınların dalgalandırdığı isyan bayrağı, 21 Mart Newrozlarında başta Kürt halkı olmak üzere Türkiyeli işçi ve emekçilerin kitlesel ve coşkulu eylem ve mitinglerine sahne oldu. 2020 Newroz’u salgın bahane edilerek yasaklanmış, 2021 Newroz’u salgının etkisi altında kalmıştı.

2022 Newroz’u ise gerek Kürt ulusunun artan özgürlük talebi ve gerekse de yaşanan ekonomik krizin derinleşen etkisiyle görkemli bir katılıma neden oldu.

Sayfalar