Naim Efendi'nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları
HDP İstanbul milletvekili Garo Paylan'ın Anayasa görüşmelerinin yapıldığı sırada söz alarak Meclis kürsüsünden yaptığı konuşma AKP-CHP-MHP'lilerce oluşturulan Milliyetçi Cephe tarafından lince dönüştürüldü. Tarihin en düşük, itibarsız ve onursuz milletvekilleri olarak anılacak olan bu bayların işi Saray'a biat etmek ile ellerini oylamalarda indirip kaldırmaktan başka hiçbir şey olmamıştır. Garo Paylan'ın ''1913-23 yıllarında Ermeniler, Süryaniler, Rumlar, Yahudiler kaybedildi. Büyük katliam ve soykırımlarla bu topraklardan sürüldüler ya mübadelelere uğradılar. Ben adına soykırım diyorum, siz ne derseniz deyin'' sözleri duyulur duyulmaz vahşi boğanın arenada kırmızı rengi görüp saldırması gibi saldırıya uğradı. Meclis başkanvekilinin ''hal ve hareketlerinize dikkat edin, bu milleti yaralayıcı ifadeler kullanamazsınız'' tehditlerinden sonra, Milliyetçi Cephe mecliste saldırıya geçerek Soykırım kelimesinin meclis tutanağından silinmesini ve üç oturum meclis görüşmelerine katılmamasını onaylattılar.
Soykırım suçlamasından korktukları için her Soykırım kelimesinden kan basınçları yükseliyor, kalp atışları hızlanıyor duruma geliyorlar. Rantların, iktidarların, zenginliklerin paylaşımında birbirlerini boğazlayanlar Ermeni-Kürt-Alevi düşmanlığında her şeyi unutup birleşiyorlar. Dünyada 1915 yılında Ermenilere yapılan uygulamaların Soykırım diyen ülkelerin sayısı her geçen gün artarken, yalnızlaşan, tek başına kalan, barbarlar olarak anılmaktan hiç rahatsız olmayan, yüzleşme ve özür gibi erdemlerden şimdilik çok uzaklarda durmaktadır. Soykırım tartışmalarına ışık tutacak belge, bilgi, eserlere bugünlerde bir yenisi daha eklendi. Anlayana bu anlamda ''sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az'' demekten başka söz bulamıyoruz. Milli güvenlik gerekçesiyle tarihçilere, araştırmacılara kapalı olan arşivlere ancak yurtdışında ve aradan yüz yıl geçmiş olsa dahi yeni yeni ulaşılıyor. Gizlenen her şey gün yüzüne çıkıyor.
Taner Akçam'ın ''Naim Efendi'nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi'' adlı son kitabı bu anlamda önemlidir. Bir Osmanlı memuru olan Naim Sefa Efendi'nin Halep sevkiyat müdürlüğünde görevli iken Talat Paşanın telgrafları ile bunlara ilaveten hatıratını kaleme aldığı, dönemin Ermeni aydınlarından sürgünde olan Aram Andonyan'a verdiği dokümanlar önemlidir. Tarihidir. Soykırım tartışmalarında sorunu getirip belgelerde aramak ''bu var mı, yoktu'' gibi söylemlere dönüştürmek asla kabul edilmez yöntemdir. Soykırım, tarihte ekonomik, sosyal ve kültürel varlıkları yok edilen bir ulusun bugün artık Garo Paylan'ın ''bir zamanlar yüzde kırktık, bugün binde biriz'' sözünde saklıdır. Gün soykırım tartışmalarından ziyade ''soykırımın inkarının cezalandırılması'' gibi yasalarla güçlendirilmesini öngörmektedir. Bugün asla kabul edilemeyecek gerçeklerdir. Ne Talat Paşa, ne Atatürk, ne Nurettin paşa, ne Topal Osman, ne Erdoğan ne Kenan Evren ne de Mehmet Ağar katil ve soykırım suçlusu olduklarını asla kabul etmezler.
Tertemiz olduklarını her daim ileri sürmüşlerdir. Bu yüzden katilden belge istenmez, çünkü asla katil olduğunu kabul etmeyecektir. Resmi görüşün bir kitapta toplandığı tezler 1983 yılında ilk defa Süreyya Yuca-Şinasi Orel tarafından yayınlandı. ''Ermenilerce Talat Paşa'ya atfedilen telgrafların gerçek yüzü'' adlı kitapta öz olarak ''Naim Efendi diye bir Osmanlı memuru yoktur. Dolayısıyla olmayan bir insanın hatıratı da olmaz, Talat Paşa'ya ait olduğu söylenen telgraflar sahtedir. Tüm belgeler Aram Andonyan tarafından üretilmiş, sahte belgelerdir'' denilmektedir. Bu çalışmaya önderlik eden her zaman Ermeni sorunu gündeme geldiği zaman görüşlerine başvurulan yeminli Ermeni düşmanı Kamuran Gürün önderliğinde Türk Tarih Kurumu'dur.
Naim Sefa Efendi Kimdir?
1915-16 yıllarında Halep ve Meskene'de Sevkiyat müdürlüğünde çalışan Naim Efendi adlı bir Osmanlı memurudur. Talat Paşa'nın gönderdiği telgraflar ile kişisel gözlemlerini içeren Osmanlı belgelerini yani telgraf ve hatıratlarını Aram Andonyan'a satmıştır. Bugüne kadar belgeler üzerinden konuşulduğu için, kayıtlarda böyle birinin isminin geçmemesi, orijinal belgelere ulaşılamadığı için kesin olarak tartışma yürütülemedi. Bu konuda belgelerin gerçek olduğunda ısrar eden Yves Ternon ile Vahakn Dadrian olmuştur. Ama bugün aradan uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen böyle bir Osmanlı memurunun varlığı ortaya çıkmıştır. Bu kadar önemli Osmanlı belgeleri Krikor Gergeryan arşivinde ortaya çıkmıştır. Aslen Sivaslı olan Gergeryan, 16 kardeşin en küçüğüdür. Anne ve babasının ölümünü gözleri ile görür. Hayatta kalan ağabeyi ile Beyrut'a ulaşınca orada yetimhaneye alınır. Roma’ya gelip rahip olmaya karar verir. Aynı zamanda doktora çalışmasında bulunur. Hayatı boyunca akademik çalışmalarını devam eder.
İşte bu arşiv hayatı boyunca çalışmasının sonuçlarıdır. Gergeryan rahip olduktan sonra Kahire'ye yerleşmeye karar verir. Burada Kürt Mustafa Paşa ile tanışır. Bu kişi 1919-21 yılları arasında İstanbul'da görülmekte olan İttihat-Terakki Divan-ı Harp yargılamalarının başkanlığını yapmaktadır. Gergeryan'a çok önemli bilgiler verir. Bütün arşivin Kudüs Ermeni Patrikhanesinde olduğunu söyler. Çünkü İstanbul Ermeni Patrikliği İttihat-Terakki yargılamalarında taraf olarak bulunuyordu. Tüm evrakları alma hakkına sahipti. Gergeryan Kudüs'e giderek arşive girer kendi deyimiyle ''ne gördüysem filmini çektim'' der.
Bundan başka 1950 yılında Paris'te bulunan Boğos Nubar Kütüphanesine gider, Andonyan'ın arşivine de ulaşır. Andonyan'ın Halep'te bulunduğu yıllarda kamplarda bulunan Ermenilerin başından geçenleri yazdırmış, Talat Paşa telgrafları ile Naim Efendi'nin hatıratına burada rastlayınca filmlerini çekmiştir. 2015 yılında Amerika'da yaşayan Gergeryan ailesinden arşivler alınarak, kamuoyu ile paylaşılmıştır. Ayrıca yeni ortaya çıkan Osmanlı belgelerinde, İstanbul İttihat ve Terakki yargılamaları sırasında, soruşturma komisyonu tarafından ele geçirilen yazışmalar, telgraflar, sanıkların ifadeleri ile şahitlerin mahkeme tutanakları bulunmaktadır. Bunlar I. Dünya Savaşı yıllarında Ermenilere yönelik katliam ve tehcirlerin nasıl planlandığını, uygulamaya geçirildiğini anlaşılması bakımından önemlidir.
Çünkü bugüne kadar ''arşivler açık'' denilmesine rağmen, İstanbul yargılamalarının tutanakları gizlenmiştir. ''Krikor Zohrab'ın katline ait üç parça resmi belgenin hala bugüne kadar basılmamış asıllarının'' bulunmakta olduğunu, bu belgelerin ileriki dönemde okuyucularına ve kamuoyuna duyurulacağı belirtilmektedir. Aram Andonyan, Talat Paşa telgrafları ile hatıratlarından oluşan 52 Osmanlı belgelerini 1918 yılında Naim Efendi'den almıştır. Andonyan 24 Nisan 1915 yılında diğer aydınlarımız gibi tutuklanmış, yolda ayağı kırıldığı için ölümden dönmüştür. Meskene kampı ile Halep'te sürgün yıllarına geçirdi. Halep’te bulunan Naim Efendi belgeleri Andonyan'a para karşılığı satmıştır. Andonyan belgelerin alış biçimini hangi gün nerede ve ne zaman aldığını da belirtmiştir. Halep'te bulunan Onnik Mazlum yan'a ait Baron Oteli'nden belgeleri parça parça almıştır. Andonyan bu belgelerden oluşan Ermenice bir kitabı 1920 yılında yayınlanmış, kitap İngilizce ve Fransızca'ya çevrilmiştir. Kitapta Talat Paşa telgraflarından dikkat çekenlerden bazılarına bakılacak olunursa 29 Eylül 1915'te Halep Valiliği'ne çektiği telgrafta şöyle demektedir:
''...hükümet için önemli bir bela teşkil eden Ermeni unsurunun imhası niyeti önceden beri mevcut olmakla birlikte, şartlar oluşmamış ve bu kutsal niyeti gerçekleştirmek mümkün olmamıştı. Şimdi bütün engeller kalkmış ve vatanı bu zararlı unsurlardan kurtarma zamanı gelmiş olduğundan, merhamet ve acıma duygularına kapılmadan, onların tümünün varlığına son vererek Türkiye'de Ermeni isminin kalmaması için, canla başla gayret gösterilmesi'' gerektiğini söyler. 16 Ekim 1915 tarihli Hatırattaki orijinal telgrafta halkın Ermenilere yönelik işleyecekleri cinayetlerin hükümetin amacına uyum içinde olduğu ve bu nedenle soruşturma açılmaması gerektiğini bildirir.
14 Aralık 1915 tarihli hatırattaki orijinal telgrafta ''vücutlarının ortadan kaldırılması gereken sınıfın başında din adamlarının geldiğini ve kendilerine buna göre muamele yapılması gerektiğini'' söyler. Naim Efendi'nin var olup-olmadığı, tartışılırken Halep'te ilkin sevkiyat müdürlüğünde görevli iken daha sonra Vali olan Abdülahad Nuri'yi çok yakından tanıdığını kaleme aldığı hatıratında görülmektedir. Yine vali olan Mustafa Abdulhalik hakkında ''...bu adam bir Ermeni düşmanıydı ve Türklük adına Ermenileri yok etmek gayreti içindeydi'' der. Peki olmayan bir insanın nasıl yazısı oluyor, hatıratı oluyor? Bunun önce açıklanması gerekmez mi? 1916 Kasım ayında yapılan rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarında ifadesine başvurulan kişilerden birisi de Naim Efendi'dir. Tutanaklara ''...Silifke'li 26 yaşında, evli, Hüseyin Nuri oğlu Naim efendi” olarak geçmektedir. Bu yazı Genelkurmaybaşkanlığı arşivinde altında imzası ile mevcuttur. Bu yüzden Ermenilerin imha ve yok edilmeleri için telgraflar, hatırat ve Naim efendinin varlığı gün gibi ortadadır. Andonyan belgelerinin sağlandığı Halep Baron oteli içki, kumar, kadın, rüşvet, yolsuzluk gibi işlerin döndüğü yer olarak adı çıkmıştır. Bu tür olaylar ileri boyutlara varınca bazı memurlar Baron oteli hakkında İstanbul'a Talat Paşa'ya özel olarak raporlar göndermişlerdir.
Duruma içerlenen Talat Paşa, Halep valisine bir yazı yazarak '' ...otel sahibi tarafından içki, kumar yoluyla etki altına alınan bu memurların isimlerinin listesini istemektedir.'' Halep valisi Mustafa Abdulhalik ''Baron hakkındaki istihbarat doğrudur... Kadın ve kumara mukavemetleri olamayan her memur en nihayet Baron'un dostu olmağa mecburdur'' diye cevaplamıştır. Andonyan'ın da sürgünde saklanmakta olduğu otelde Naim Efendi ile ilişkilerinde ''bana hiç ihanet etmedi'' der. Yine mektubunda Naim efendiyi ''iflah olmaz bir içici ve kumarbaz'' olarak tanımlamaktadır. ''İflah olmaz bir içici ve kumarbaz'' olması sadece ''ihanet'' etmesine yol açan ''kusurlarıydı'' derken aralarında bir ''güven'' ilişkisinin oluştuğunu söylemektedir. Naim Efendi kaçmalarına yardımcı olduğu Ermeni ailelerine şantaj yapmamış, sadece paraya sıkıştıkça, Andonyan aracılığı ile para istemiştir.
Andonyan'a göre ''zaten Naim beyin istediği miktarlar çok küçüktü'' demiştir. Aralarında bir güven ilişkisi oluşunca hatırat ve telgrafların satın alınması ile sonuçlanmıştır.
Yollarda Çekilen Fotoğraflar
Naim Efendi'nin hatıratında Amerikan ve Alman konsolosluklarının yollarda gördükleri bilgi ve belgeler de vardır. Almanya, Osmanlı müttefiki olurken, tarafsız gözlemciler, misyonerler, Amerikan konsolosluklar düzenli olarak yollardaki yığılmış cesetlerin durumunu İstanbul'a bildirmişlerdir. Hatta bu bilgiler, resimler batı basınına kadar ulaşmış Alman-Amerika elçilikleri vasıtasıyla notalar verilmektedir. Osmanlı hükümeti bu durumdan çok rahatsız olmuştur. Bunun için bu bilgilerin İstanbul'a ulaşmasını engellemek istemektedir. Naim Efendi bu durumla ilgili 1 Aralık 1915 tarihli Talat Paşa telgrafını gösterirken 'şehir kasaba ve merkeze yakın bölgelerde bulunan Ermenilerin sevki esnasında dikkat çekecek olayların olmamasına özen gösterilmesini ister. Haberleri konsolosluklara ulaştıranlar tutuklanarak Divan-ı Harp'te yargılanmalıdır' der. Ayrıca yabancı uyruklu vatandaşların geçecekleri yollarda ''Ermeni kafilelerin bulundurulmamasını ister, yardım yapılmasına engel olunmasını, bunlara müsamaha gösteren Osmanlı memurlarının cezalandırılacağını'' bildirir. Tüm yabancı uyruklu kişilerin özellikle Suriye bölgesinde dolaşması yasaklanır. Naim Efendi alınan önlemler arasında yollarda Ermeni cesetlerin temizlenmesi ve fotoğrafların çekilmesinin engellenmesi için bir takım önlemler alınıyordu derken 11 Ocak 1916 tarihli Talat Paşa telgrafında ''yol boylarında yığılmış kalmış olan malum şahısların cesetlerinin zabıtan-ı ecnebiye tarafından görülüp fotoğraflarının alındığı işitilmekte olduğundan bunların hemen definiyle açıkta bırakılmamasını ehemmiyetle'' bildirir. Naim Efendi ise bu telgrafa ek olarak kendi gözlemlerini şöyle belirtmiştir.
''Felaket, sefalet, hastalık yüzünden günde yedi, sekiz yüz Ermeni ölüyor. Bunlar yollarda çamurlara gömülmüş, vahşi kuşlar tarafından her tarafı delik deşik olmuş, vicdan-ı beşeri sızlatacak halde idi. Alman, Avusturya zabitleri bu manzaraları görüyorlar, memleketlerine yazıyorlardı. Bunu haber alan Talat Paşa, bu cinayetlerini bir kürek toprakla saklamak örtmek istedi. Fakat bu faciayı müellimeyi kainat alt üst olsa unutturulamaz, saklanamaz'' diyerek hatıratında not düşmüştür. 1916 Ocak Şubat aylarında Talat Paşa ikinci telgrafında ''Bab'da hiç Ermeni'nin kalmasına müsaade etmeyeceksiniz... Yalnız yollarda meydanda ceset bırakmamaya dikkat ediniz'' der. Naim Efendi bu ikinci telgrafa ilişkin de açıklayıcı not belirtmiştir. ''Son talimat gereğince, Bab'daki tüm göçmenler 24 saat içinde tahliye edileceklerdi... Bu tahliye sonuçta onların ölümü demekti. Mevsim kıştı, tepeden tırnağa çıplak yola çıkarıldılar. Yol kenarında düşüp ölüyorlardı. Bab'tan Meskene'ye kadar yol kenarındaki tarlalar Ermeni cesetleriyle doldu. Cesetler bir avuç toprakla bile örtülmüyordu. Cesetlerin ortada bırakıldığı duyumunu alan hükümet telaşlandı. Bu cesetlerin yabancılar tarafından görülmesi olasılığına karşı, gömülmesi için emir verdi. Kazma, kürek temin edildi, ölü gömücüler tayin edildi ve cesetler gömülerek, o vahşi cinayetin izleri sözde yok edilmiş oldu''.
1918-21yıllarında Tehcir ve imhalardan yargılanan, İttihat ve Terakki Merkez komite üyeleri, Teşkilat-ı Mahsus-a liderlerinin dava dosyalarında yine birçok telgraflara rastlanmaktadır. Bunların arasında Talat Paşa ile 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın telgrafları özel yer tutar. 14 Temmuz 1915 Diyarbakır valisine bir tel çeken Cemal Paşa ''Fırat nehrinin güneyine doğru sürüklediği cesetlerin ayaklanmada öldürülmüş olan Ermenilerin cesetleri olması muhtemel bulunduğundan bahisle bunların mahallerinde defin ettirilmesi ve meydanda cesetler bıraktırılmamasını'' ister. Diyarbakır valisi de bu tele verdiği cevapta ''sürüklenen cesetlerin Erzurum, Mamuretülaziz cihetlerinden gelmeleri muhtemeldir. Burada ayaklanmada öldürülenler terk edilmiş ve derin mağaralara atılma yahud ekseriyetle yakılmak suretiyle'' ortadan kaldırılmaktadır diye cevap verir.
Tüm bu emirlere rağmen cesetlerin temizlenmesi ve saklanması çok zordur. Sadece boş araziler değil Dicle nehri Ermeni cesetleri ile doludur. Diyarbakır’dan atılan cesetler, Musul'a ulaşıyordu. Dönemin Almanya Musul Konsolosu Holstein ''ölüm tarlası'' olarak görülen köylerden geçerken çok sayıda ''sadece yarı yarıya gömülmüş cesetle'' karşılaşmıştı. Bunları tuttuğu raporlarla, çektiği fotoğraflarla İstanbul'a yollamıştır. Tüm bunlara engel olamayan Cemal Paşa, bu tür çalışmalarda bulunan Alman ve yabancı misyonerlerin suçlu olarak yargılamakla tehdit etmekten geri kalmamıştır.
Demiryollarında çalışan Ermenilerin sürülmesi
Naim Efendi, Talat Paşa tarafından 8 Ocak 1916 tarihinde Bağdat Demiryolu yapımında çalışan Ermeniler ile ilgili bilgiler vermiştir. İntilli, Ayıran mevkiiden Halep'e kadar hat boylarında ekserisi kadın ve çocuktan ibaret 40-50 bin Ermeni bulunmaktaydı. Genelde demir yollarında çalışan işçiler Ermeni olduğu için ''ihanet etmelerinden korkarak'' isimleri istenmiştir. İşçilerin sevk edilmelerini ve kendisine bildirilmesini isteyen Talat Paşa'nın bu isteği Alman Demir yolu firması karşı çıkmışlardır. Çünkü ''Ermeni işçilerin uzaklaştırılması inşaatın durması'' olacağından, bazı işçilerin kalmasına, ailelerinin de Halep civarına yerleşmesine müsaade edilmişti.
Fakat bu durum uzun sürmedi aileler işçiler ile beraber tümü Der Zor’a sürüldüler. Bu karar alıncaya kadar Harbiye Nezareti sevklerin ertelenmesinden yanadır. Bazı işler son derece önemli teknik bilgi gerektirdiği için sevkiyatın kademeli olarak yapılması düşünülmüştür. Cemal Paşa sürgünlerin fazla bekletilmesinin sakıncalı olacağından derhal yapılmasını istemiştir. Enver Paşa da bu görüşü desteklemiştir. Halep'in hepten Ermenilerden boşaltılması için İstanbul'dan gelen Emniyet Müdürü İsmail Canpolat da bizzat Halep'te bulunur. Aynı sevkler Türkiye içerisinde de uygulamaya konulur. Hiçbir Ermeni kalmamak koşulu ile herkes sevk edilecektir. Adana'ya vali olarak atanan Cevdet Bey göreve gelir gelmez demiryollarında çalışan Ermenileri sürmeye başladı. Alman Şirketi'nin kalifiye eleman sıkıntısı yaşanacağından karşı çıktığı sevklere Talat Paşa'nın ısrarları ile Cevdet Bey Almanların ''yaygaralarına ehemmiyet verilmeyecek'' deyip Adana ve çevresinde bulunan işçileri, ailelerini Ermenilerin tümünü'' bir daha geri dönmeyecek şekilde kovduğunu söyler.
***
İstedikleri kadar inkar ve red etseler dahi marşlara, şiirlere konu olmuş ''demir ağlarla ördük biz bu cumhuriyeti'' övgüsünün altında Ermenilerin acısı, gözyaşı ve kanı vardır.
(Ana sayfadaki resimde görülen ARAM ANDONYAN dir)
(Devam Edecek)
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
Bizi bu kurşunlar değil sizin sessizliğiniz öldürürecek
Ey önce insanım diyenler ,faşizme,haksızlığa karşı olduğunu söyleyenler, ey aydınlar,entellektüeller,kendine ilerici, devrimci, demokrat diyenler,ey geçmişte bedel ödeyen , zülmün en acısını yaşayan canlarım , kardeşlerim, arkadaşlarım, dostlarım , yoldaşlarım duyuyormusunuz bu çığlığı ,feryadı ve bizlerden ne istediklerini!!! Kürt ulusu en demokratik hakkı için her şeyini feda etmekte,(“bir tasmalı köpek gibi kul köle yaşamaktansa,özgürlüğüne aşık, kurt olmayı tercih ederek ,kışa karda girmeyi aç kalıp , gerekirse ölmeyi göze alarak bedel ödeyen,kurt,”)hikayesini çoğumuz biliriz.
Kürtlerin İslam’la Eşekleştirilmesi! - Kadir Amaç
Bu çalışmayı Şengal’ın kurtuluşuna adıyorum. Postmodern pradigma beş bin yıllık insanlık tarihine ait tüm antikiteleri bir buldozer gibi ezip geçiyor. Özellikle son elli yıl içinde postmodern pradigma dijital bir dünya yaratma uğruna, insan gezegeni ve diğer gezegenler üzerinde zihinsel denemeler gerçekleştirerek, ontoloji ve kozmolioji yasaları üzerinde çok ciddi hasarlar meydana getirmiştir.
Mirabal kardeşler üç kelebektiler
ONBİNLERCE KELEBEKTE ÖLÜMSÜZLEŞTİLER…
En güzel şiirler, en güzel şarkılar, en güzel romanlar; sevgi sözcükleri olmadan yazılmaz.
İster savaşa ait olsun bunlar, isterse en karanlık çağlara; içerisinde mutlaka, kadın-erkek cinsleri arasındaki sevgi yerini alır.
Cinsler arasındaki sevgi; doğanın, onun bir parçası olan insanlığın tüketilmesi imkansız yaşam kaynağıdır.
Ve bu yüzden cinsler arasındaki iktidarı, 21.yüzyılda dahi koruma ısrarı; bütün iktidarların omurgasının sağlam kalmasının garantisidir.
Rojavada olmak...
Devrimin haleflerinde olması gereken temel devrimci kriterlerin en başında TUTARLILIK ilkesi gelirken ikinci temel ilkesi ise bütün kalbimizle halka hizmet etme duygusu gelmektedir. Sağlam bir dünya görüşü, halka hizmet etmeyi temel bir görev olarak kabul eder. İşçilere, yoksul köylülere, çalışarak yaşamını sürdüren tüm emekçilere-kadınlara-Kürt halkına-çeşitli milliyetlerden ezilen halklara-farklı inanç ve cinslere karşı devrimci sorumluluk ve derin bir duyarlılık taşıyarak gerçek anlamda devrimci niteliklere sahip olunur.
Ciddiyet!!!
Devrimimizin her alandaki görevleri, amaçladığımız hedefe uygun olarak layıkıyla yerine getirildiği oranda başarı ve ilerleme kaydedilir. Ertelenen-“unutulan”-geçiştirilen-ihmal edilen, üzerinde yeterince ciddiyetle durulmadan baştan savma yapılan her görev, demokratik halk devrimine giden yolu uzatır. Varılması gereken hedefi uzaklaştırır. Unutmamak gerekir ki başarı ve kazanım sadece sağlam bir ideolojiye sahip olunarak elde edilemez. Bunun kadar önemli olan bir diğer yan, faaliyetçilerin devrimci nitelikleri ve sahip oldukları düzeydir. Pratiğe müdahale güçleridir.
G-20 ler Ezilen Halkların Kaderini Belirliyor! “Alın Size Barış”!
Defalarca yazdık,anlatmaya çalıştık ve dedimki; siyaset yapanlar,demokrasi isteyenler,"büyük politik tahliller'de bulunanlar, emperyalizmle ,faşizmle , faşist diktatörlüklerle barış olmaz. Çünkü, bütün savaşları başlatan-çıkaran onlar. Sömürüyü, ve insanların bütün eşitsiziliğini yaratan ve bu sistemlerini devam ettirmek silah üretenler yakıp yıkıp dünyamızı çöl haline getiren , yaşanmaz kılan yine glabol emperyalist devletlerdir. Onlar var oldukca emperyalist savaşlarda var olacaktır.
Proletaryanın İktidar Mücadelesinde Strateji ve Taktiğin Kavranması:Özgür Gelecek
Kapitalist üretim basit meta üretiminden doğmuştur ve uzun bir tarihsel dönemi kapsar. Kapitalizmi olanaklı kılan üretim araçlarının özel mülkiyeti ve toplumda ücretli emeğin egemen olmasıdır. Kapitalizm sömürü üzerine kuruludur. Temel ekonomik yasası işçinin ödenmemiş emeği üzerinden elde edilen artı-değer yasasıdır. Toprağı, üretim alet ve araçlarını ellerinde bulunduran bir avuç sömürücü sınıfı halk yığınlarını açlığa mahkûm etmektedir. Daha fazla kâra odaklı olması daha fazla sömürü dolayısıyla ezilen halkta daha fazla yoksulluk açlık ve acı olarak yansıma bulur.
Emperyalistler tepişirken kitleler katlediliyor
“Kapitalizm kendi süretinde bir dünya yaratır.” Marx’ın bu sözü söylemesinin üzerinden yaklaşık 170 yıl geçti.
Kapitalizm ekonomisiyle, siyaseti ve kültürüyle, yaşam biçimiyle, ideolojisiyle ve en önemlisi, bunların toplamı olan yıkıcılığıyla, doğayı ve onun bir parçası olanı insanı tahribatıyla, artık insana ve doğaya ölüm sunmaktan başka yapacağı bir şey kalmamıştır. Kapitalizm çürümüştür. Burjuvazinin çürümüş kokusu bütün dünyayı hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır.
SOYKIRIMIN ANITI VE AĞITI: Gomidas/ Komitas/ Soghomon Soghomonian
“Mea mihi conscientia pluris est quam omnium sermo.”[1]
Yıllar boyunca, ne geçen zamanın ne de Anadolu toprağının örtebildiği katliam izleriyle dolu yollarda yürür ve kendi ölümünü beklerken, “Eğer kurtulursam gördüklerimi yazacağım. Halkımın yaşadıklarını herkes bilsin” diye düşünüyordu Rahip Krikor Balakyan. “Hatta tüm bunları gelecek kuşaklara aktarmak için yaşamalıyım. Hayatta kalmak için elimden her ne geliyorsa yapmalıyım.”
Faşist devlet terörüyle kazanılan bir “seçim” ! / Engin Gören
TC devleti ve AKP hükümeti, yine bütün eşitsizliklere rağmen 7 Haziran da genel seçime gitti ve tek başına hükümeti kuracak “miletvekili” sayısını yakalayamayınca kudurdu. Ağızlarında salyalar akıtarak tehditler savurdular. Hemen kısa sürede seçimi yenileyeceklerini söylediler ve bir süre oyalamadan sonra hükümet olarak 1 Kasımda yeniden seçime gideceklerini ilan ettiler.
Mustafa Kemal Erdoğan /Tamer Çilingir
Tayyip Erdoğan ‘‘Rabia‘‘ işaret yaparak sayıyor; ‘‘tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet‘‘…
Oysa…
Yüzyıldır tutmadı bu maya… Kan ve gözyaşlarıyla sulanan bu topraklarda 91 yıl önce inşa ettikleri devlet de, bayrak da, vatan da bizim değil… O tek millet dediği şey de, ne Kürtleri ne de diğer ulusları temsil ediyor.
Talat Paşa’dan Enver Paşa’dan devraldığı soykırımı bayrağını ölene kadar dalgalandıran, Hitler’e ‘örnek’ olabilecek derecede suçlu olan Mustafa Kemal’in izinden yürüyor Recep Tayyip Erdoğan.