Salı Ekim 6, 2026

Monte Melkonyan (Komutan AVO) Nubar Ozanyan

Tarihe bakalım. Her halkın mutlaka kahramanları vardır. Egîdleri vardır. Özgürlük düşünde yaşattığı ve büyüttüğü birer Che’si vardır. Yerkürede zulüm ve adaletsizlik var olduğu sürece Egîdler ve Cheler asla eksik olmayacaktır.

Yirminci yüzyılın en utanç verici soykırımını yaşayan Ermeni halkının da Egîdleri yani fedaileri olmuştur. Fedai adını, özgürlük uğruna canını feda etmekten çekinmedikleri için almışlardır. Nasıl ki, Kürtlerin fedaileri ve fedai hareketi varsa Ermeni halkının da fedaileri olmuştur. Ve disiplinli bir fedai hareketi yaratmışlardır.

Ermeni halkının, Sultan Abdülhamid ve İttihat-Terakki zulmüne karşı savaşan Kevork Çavuş, Ağpür Serop, Sose Mayrig, Antranik Ozanyan isimli fedaileri olduğu gibi son döneme damgasını vuran Leonid Azgaltyan, Monte Melkonyan, Nubar Ozanyan gibi fedaileri de olmuştur.

8 dil bilen, yüksek eğitim alan, onlarca ülkeyi dolaşarak Hayastan’a (Ermenistan) gelip Karabağ’ın özgürlük mücadelesine katılan Monte Melkonyan, ABD doğumludur.

Ataları Merzifonludur. Melkonyan doğduğu Amerika’nın vatan toprağı olmadığını, birlikte yaşadığı halkın kendi halkı olmadığını öğrendiğinde, İngiliz dilinin ana dili olmadığını anladığında arayışını Ortadoğu’ya ve Ermenistan’a çevirdi.

Kaybolduğu sürgün topraklar, Amerika’yı terk ederek bir daha geriye dönmemek üzere yönünü Ermenistan’a çevirdi. Kalbini Ararat’a verdi.

Marksizm bilimiyle tanıştığında kulağıyla değil, yüreğiyle duymayı, bildiğini söylemeyi ve söylediğini yapmayı, sesini değil, sözünü yükseltmeyi öğrendi.

Özgürlüğün bir kelime, barışın bir rüya olmadığını iyi öğrendi ve kendisini hep Marksist gördü. Sosyalist kimliği enternasyonalist kimliğiyle bütünleşince idealleri ve tutkusu daha da büyüdü.

Bilgisini, birikimini ve yaşamının tümünü özlemini duyduğu Ermenistan-Karabağ halkına verdi. Özgürlük ideallerini ezilenlerin kavgasına eklerken hiçbir şeyden çekinmedi.

ASALA’nın (Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu) militanca sürdürdüğü kavganın iddialı neferi olmaktan asla pişmanlık duymadı.

Sayısız nitelikli devrimci eylemleriyle, Türk devletinin soykırım inkarına karşı silahların eleştirel gücüyle durdu. Silahlarından çıkan her kurşunla soykırımın canlı hafızasını duvarlara yeniden yazdı.

Unutturulmak istenen soykırım gerçekliğini, önce hafıza katillerine sonra da yeni takipçilerine hatırlattı. Son nefesini özgür bir Karabağ için verdikten sonra “Ermenistan ulusal kahramanı” olarak anılma onuruna erişti.

Nerede kilise-okul, manastır varsa orasının tarihi Ermenistan toprakları olduğunu belirtirken, ancak ve ancak silahla hakikati ispatlayacağını, gerçek barış ve huzurun silahla kazanılacağını savundu. “Gerçek gerçektir” derken hakikat bilgisiyle cehaletin karşısında durdu.

Emekle, sevgiyle beslenmesi gereken toprakların kanla beslenmekten başka yolunun kalmadığını ifade ettiğinde oldukça samimi ve ciddiydi.

1991 yılında Karabağ’ın özgürlük savaşımına katıldığında “Karabağ’ı kaybedersek Hayastan’ı kaybedeceğiz” derken tarihsel tecrübe ve derslerin bilinciyle konuştu ve bu yüzden silahına sarılır gibi özgürlüğe sarıldı ve Karabağ’ın özgürleşmesi için canını feda etti.

Tıpkı Leonid Azgaltyan gibi… 

Dört yanı düşmanla çevrili topraklarda Ermenilerin varlığının ancak direnişle gerçekleşeceğini bilerek yaşadı ve savaştı.
Bu yüzden her yerde silahı gibi sözünü yükseltmeyi bildi ve bıkmadan, gayet anlaşılır bir dille halkına gerçekleri anlatmaya çalıştı

“Ermenistan halkı bilmelidir ve anlamalıdır ki, savaş içindeyiz. Savaş ciddi bir iştir. Ciddiyet ister. Bütün gücümüzü savaş için harcamalıyız.

Hızlı çalışmalıyız. Ne kadar yavaş çalışırsak savaş o kadar uzayacaktır. Daha çok şehitler vereceğiz. Daha çok zorluklar yaşayacağız. Bu yüzden bütün gücümüzü özgürlüğümüz için savaşa vermeliyiz. Zafer ancak özgürlük savaşımızla gerçekleşir. Özgürlük ancak bizim zaferimizle elde edilir.

Ermenistan’ın ekonomik koşulları ne kadar zor olursa olsun, zorluklar ne kadar dayanılmaz olursa olsun… Anlıyoruz zorlukları. Ancak savaş da zorlu bir iştir! Savaş zorlukları başarmaktır.

Eğer özgürlük için savaşmadan sosyal yaşamını sürdüreceğini düşünenler varsa yanılıyor. Şehit düşeceğiz. Belki iyi yiyecekler yiyemeyeceğiz. İyi elbiseler giyemeyeceğiz. Okula gidemeyeceğiz.

Bütün bunları anlıyorum. Ancak topraklarımızı kaybedersek ne barış içinde bir yaşamımız ne de ekmeğimiz olur. Bütün gücümüzü askeri başarıya vermeliyiz.”

Tarih boyunca Ermeni halkı için “Fedai” savaşçılar olmuştur. Ermeni fedaisi, gerçek anlamda savaşçıdır. Büyük insandır. Katil değildir. Fedai niçin ve kimler için, kime karşı savaştığını iyi bilir.

Bundandır ki, iyi şeyler için savaşır. Bilir ki, toprak kaybı ağırdır. Ancak çok daha iyi bilir ki, toprak ölümsüzdür. Vefalıdır, bekler, sahibini bekler, yine bekler.

Sessiz kalmaya zorlanan bir halkın yükselen ve haykıran sesi olmayı başaran Monte Melkonyan ve Leonid Azgaltyan, Ermeni özgürlük kavgasına büyük harflerle not düşmeyi bildiler. Yetim Ermeni çocuklarına yüzlerinin daima doğruya ve gerçeğe dönük olmasını öğütlediler.

“Eğer biri bir gün size şehit düştüğümü söylerlerse inanmayın. Ben İstanbul surlarının önünde şehit düşeceğim” derken oldukça samimiydi.

Yüz yıl sonra, Ermeni özgürlük kavgasını şimdi onların mütevazi ancak bir o kadar iddialı takipçileri olan Rojava’da Şehit Nubar Ozanyan Taburu’nun fedaileri sürdürüyor.

9809

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

„Dersim katliamının gerçek sorumlusu„ sorunu üzerine

Taner Akçam, „Dersim ve Tarihle Yüzleşmek“ başlığı taşıyan sunumunda ; „Dersim idamlarından hareketle, Türkiye‘de tarihle yüzleşme sorunları üzerine yedi tez ileri sürmek istedim.“ der, ve bu tezlerin birinde de şunları ileri sürer:

„Tez dört: Dersim katliamını Cumhuriyet Halk Partisi örgütlemiş ve hayata geçirmiştir; bu cümle bu açıklıkta söylenmedikçe bu ülkeye demokrasi ve barış gelmez.Cumhuriyet Halk Partisi‘nin Dersim insanına özür borcu vardır.(...)“ (Özgür Gelecek .16.11.2020).

Irkçılık/ Faşizm Suçu[*]

 

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine!”[1]

 

Irkçılık, faşizm tartışmaya açık değildir; kapitalizmden mülhem, insan(lık)a karşı işlenmiş ve hâlâ işlenmekte olan bir suçtur. Dört yanımız ırkçılık, faşizm suçuyla kuşatılmışken; eski Zimbabwe Başkanı Robert Mugabe’nin şu uyarıları “es” geçilmemeli:

“Beyaz arabalar hâlâ siyah lastikler kullandıkları sürece ırkçılık asla bitmeyecektir.

Yoksulların Başkaldırısı ve Kadınlar (Tarihsel Bir Bakış)[*]

 “Bilginin elde edilmesi,

bizi iyiye ulaştıracaktır.”[1]

 

“Yeni sol” söylemler, postmodern tahlillerin ışığında, genellikle ezilenlerin durumlarının parçalılığı üzerinde durur ve bunun sonucu, parçalı mücadele stratejilerini öngörür. Etnik unsurlar kimlikleri, kadınlar cinsiyet eşitliği, işçiler hakları, LGBTI bireyler tanınma… için mücadele etmelidirler; bu mücadeleler arasında zorunlu bir nedensellik ya da hiyerarşi yoktur; bunlar en iyi olasılıkla koordine edilebilir- geçici olarak…

Մենք կ՛հաղթենք! Biz Kazanacağız! (2) Türk Özel Savaş Medyasının Yalanları!

27 Eylül 2020 tarihinde TV’ler “muhabir” görünümündeki özel savaş elemanlarıyla Bakü’den naklen yayına başladılar. Bu özel savaş elemanları, “Ermeni saldırısının” duyurusunu yaparak savaşın başladığını ilan etti.

Türk medyasının bu kadar hızlı bir şekilde Bakü’ye giderek canlı yayına geçmesi, TC devletinin Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ’a saldırısının önceden bildiği; daha doğru bir ifade ile bu saldırıyı başından itibaren kendisinin planladığı, Azerbaycan ordusunu harekete geçirdiği, fiili olarak yönettiği anlamına gelmektedir.

Adım Karabağ:Nubar OZANYAN

Binlerce yıldır yaşadığım bu toprakları ilim, bal ve gül diyarı yapmışım; kadınlar olmuş yaşamın ve mutluluğun isimleri. Müzik ve şarap, ekmek kadar kutsal olmuş soframızda. İnanana da inanmayana da açmışız kapımızı, ekmek ve şarabımızı bölüşmüşüz. Burada yaşamak mucizedir. Her ağaç Ermeni kokar. Her hercai menekşe, özgürlük solur. Medeniyetlerin beşiği topraklarımızda, kaç kavmin geçtiğini saymadan yaşamışız.

İttifaklar sorunu üzerine

Kısa bir süre önce, “Partizan ile Özgür Gelecek ayrılığının” merkezindeki konu olarak ‘ittifaklar sorunu’na dair başlıklı bir makale okudum.

Makale, “Partizanın Defteri”nde, fikret karavaz tarafından kaleme alınmış.

Yazarın kim olduğu hakkında herhangi bir bilgim yok. Ancak muhtemelen kaypakkaya geleneğinden bir arkadaştır.

Böyle olması durumunda da attığı başlığı bir yerlere oturtmak pek mümkün olamıyor: Çünkü bilebildiğim kadarıyla yakın dönemde “Partizan” ve ‘‘Özgür Gelecek” ismi altında bir ayrılık yaşanmadı.

Barbarlığın Son Halkası Ve Samuel Paty…

Dağlık Karabağ’da (Artsakh-Արցախ) yürütülen Onur Direnişi 35. gününde kuşatma, ağır savaş ihlalleri, yağma, talan ve işgal hareketleri ile devam ediyor.

Diğer tarafta Rojava’da aynı bela ile karşı karşıya kalmış ama direniş sayesinde bugün varlığını sürdüren Kürt Halkı’nın haklı gururunu yaşadığı ve dünya halklarına armağan edilen “Dünya Kobane Günü” 2 Kasım her tarafta sevgi gösterileri ile kutlandı.

Dünya Kobane Günü Kutlu olsun! (1ê Mijdarê Roja Kobanê ya Cîhanê pîroz be!)

Parçalı Önderlik

Parçalı iş yapma, parçalı devrimcilik, parçalı müdahale, parçalı planlama-düzenleme ve yöneticilik-önderlik yapmanın arkasında bilimsel temelde bütünlüklü olarak düşünememek vardır.

Her şeyin başlangıcı ve temeli olarak yanılgı ve katılığa düşmemek için gerçeğin bilgisine olabildiğince yakın olacak tarzda, onun bütün yanlarını, ara bağlantılarını inceleyecek şekilde düşünmek vardır.

Genç yürümek /Nubar Ozanyan

25 Ekim’de “Özgürlüğümüz İçin Faşizme Karşı Birlikte Yürüyoruz!” kampanyasının duyurusunu yapıp amaçlarını açıklamak isteyen gençlik örgütlerine polis saldırdı. Gençliğin dinamik ve militan sesini kesmek, birleşik mücadele fikrini boğmak için yapılan bu saldırıda, dikkat çeken bir nokta vardı. O da polisin İbrahim Kaypakkaya’nın posterini bahane edip eyleme saldırmasıdır. Polisin saldırısında, devrimci gençlik kararlı bir karşı koyuşla önderlerini sahiplendi. Yürüyüşlerinin zorluklarla dolu olduğunu daha işin başında gördüler.

Unutmamak, Devrimci Bir Eylemdir…[*]

“Daha güzel değil hiçbir şey

Birbirimize bir orman gibi bağlanmaktan.”[1]
 

Hâlâ Onlarlayız; Onlardanız[*]

“Hiçten hiçbir şey çıkmaz,

var olan
hiçbir şey yok edilemez.”[1]
 
“Çok fazla düşünmenizi istemiyorlar...

Sayfalar