Milli mutabakat hükümeti; Çetin çetin
Türk hakim sınıflarının Yenikapı buluşmasından sonra burjuvazinin yazılı ve sözlü medyasında en çok sözü edilenin AKP, CHP, MHP’nin bir araya gelmesiyle milli mutabakatın sağlandığı, yakın bir süreçte de darbe girişiminin olumsuzluklarından sıyrılmak ve düzlüğe çıkmak için milli mutabakat hükümetinin kurulacağının müjdesinin verilmesidir.
Milli mutabakat hükümeti girişimi geçmişte kurulan Milliyetçi Cephe (MC) hükümetlerini hatırlatıyor. 1970 li yılların ikinci yarısında ülkemizde işçi sınıfının geliştiği; haklarını grevlerle aradıkları, fabrikalarda üretimlerin durduğu, fabrika işgallerinin yaşandığı, devrimcilerin, sosyalistlerin sokaklara çıktığı, özgürlük türküleriyle sokaklarda yüründüğü, meydanların zapt edildiği bir süreç yaşanıyordu. Açıkçası Türk hakim sınıflarının yönetmede zorlandıkları bir süreçte hakim sınıfların parlamentodaki temsilcileri Adalet Partisi (AP), Milli Selamet Partisi (MSP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) nin bir araya gelerek kurdukları Milliyetçi Cephe hükümetlerini hatırlıyoruz. Milliyetçi Cephe hükümeti işçi sınıfının örgütlülüğüne, ülkemizde gelişen devrimci mücadeleye karşı, kısacası halk muhalefetine karşı kurulmuştu. Türk hakim sınıflarının bu siyasal örgütünün görevi halkın yükselen muhalefetini boğmak, işçilerin örgütlülüğünü dağıtmak, bütün haklarını elinden alıp karın tokluğunu çalışmaya razı etmekti. Efendilerine karşı mücadeleyi yükselten devrimcileri, ilericileri, sosyalistleri katletmek, öldüremediklerini hapisanelere doldurmak birinci görevi arasındaydı. 1. MC hükümetinden sonra 2. MC hükümeti de kuruldu. Peş peşe kurulan MC hükümetleriyle halkımız yaşamak zorunda bırakıldı.
1970 li yılların ikinci yarısında kurulan MC hükümetlerinin kendilerinin besleyip eğittiği sivil faşistleri devreye sokarak sokak infazları gerçekleştirdiler. İşçi önderleri, devrimciler, ilericiler, sosyalistler katledildiler. MC hükümetleri grevleri yasakladı, işçi örgütlülüklerine saldırdı. Katliamlar gerçekleştirdiler. 1977 1 Mayıs katliamı en önemlilerindendir. Türk hakim sınıfları yaptıkları bu saldırı, işkence ve katliamları örtbas etmek, yaptıkları bu baskılara karşı halkın mücadelesini boğmak için sıkıyönetimler ilan etti. Sıkıyönetimler halkımızın mücadelesini engellemeye yetmeyince 12 Eylül 1980’de askeri bir darbeyle faşist CUNTA işi başına getirildi. Türk hakim sınıflarının sömürüsünün talan yaptığı işte tam da bu süreçtir. Yine ülkemizde tutuklamaların, gözaltıların, işkencelerin, sokak ortasında infazların, idamların tavan yaptığı da bu süreçtir.
Bugün AKP, MHP, CHP’nin bir araya gelmesiyle oluşan milli mutabakat ve sonrasında belki de kurulacak milli mutabakat hükümeti Türk hakim sınıflarının bir tercihidir. Bu Milli Mutabakat hükümeti devrimcilere, ilericilere, sosyalistlere, Kürtlere karşı bir milli hükümet olacaktır. Zaten bunun bir ipucu da HDP’nin bu Milli Mutabakatın dışında bırakılmasından da anlaşılmaktadır. Saldırının en amansızı, en acımasızı; Sur’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta, Cizre’de… olduğu gibi Kürtlere yönelik olacaktır. Kürt Ulusal Mücadelesinin boğulması, olmuyorsa zayıflatılması için T.C.’nin tüm olanakları bu Milli Mutabakat hükümeti döneminde kullanılacaktır.
Milli Mutabakat denilerek bir araya gelen bu üç parti parlamentoda üçüncü parti durumunda olan ve genel anlamda devrimcilerin, ilericilerin, sosyalistlerin ve Kürtlerin oylarıyla parlamentoya seçilen bu partinin Milli Mütabakatın dışında bırakılması önümüzdeki süreçte bu kesimlere yönelik Milli Mutabakatın gerçekleştirildiğini ve bu kesimlere yönelik saldırıların artacağının habercisidir. Özellikle de Kürtlere yönelik katliamların artacağının habercisidir. Buna bir de AKP’nin gizli ortağı İŞİS eklenirse sürecin ne denli ağır olacağı görülecektir. Antep katliamıyla saldırıların startı verilmiştir. 12 Eylül 1980 öncesi MHP’li faşist çetelerin yerini bugün İŞİD’in İslami görünümlü çeteleri almıştır. Önümüzdeki süreçte bu durum daha da ağırlaşacaktır.
Burada bir parantez açarak değinmekte yarar var. Bugünlerde tv kanallarında arz-ı endam eyleyen cumhurun başından tutalım öteki AKP yöneticilerine kadar hepsi terör örgütlerine yeni bir eklemeyle FETÖ’yu sayarken İŞİD’i de eklemeyi unutmuyorlar. Ama burada terör örgütlerine birini daha ekliyorlar! PKK’yi. Yani Kürt Ulusal Mücadelesini veren PKK’yi İŞİD’in yanına ekliyorlar. Hadi diyelim kendilerine biat edenleri kandırıyorlar ama öbür tarafta halkımızı ve Avrupa kamuoyununu nasıl aldatacaklarını sanıyorlar. Halkımızın deyimiyle ”Allah akıl fikir versin” deyip geçelim.
İçeride Milli Mutabakat sağlayan Türk hakim sınıflarının temsilcisi üç partinin uzlaşmasının hemen sonrasında 81 ilde Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildi. İçeride bunlar gerçekleşirken de dışarıya yönelik yıllardır Suriye’deki duruma dahil olmak için can atan Türk hakim sınıfları bu sabah Carablus saldırısını başlattılar. Carablus’a yönelik T.C. tarafından başlatılan operasyonun amaçlarından biri buradan İŞİD’i çıkarıp yerine kendilerinin eğitip donattıkları ÖSO’yu yerleştirmek Bir diğer amacı da, ki esas amacı, Mimbiç’i İŞİD’den temizleyip Afrinle birleşmede bir adım daha atmış olan YPG’nin Fırat’ın batısından yani Mimbiç’ten çıkarılmasıdır. Ama buna tüm AB devletleri, ABD ve bir anlamda da Rusya karşı. Bu yönde YPG’ye bulaşmaması için T.C. yi uyarıyorlar.
Süreç bir iç savaşa gidiyor desek fazla abartmış olmayız. Bugünkü durum giderek daha da derinleşecektir. Buna karşın devrimcilerin, sosyalistler ve ilerici güçlerin örgütlenmelerini güçlendirmeleri, Kürt Ulusal dinamikleriyle sıkı bağlar kurarak demokratik cepheyi genişletmeleri bir zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır.
Türk hakim sınıflarının saldırılarını boşa çıkarma, geriletme ve yıkma ancak geniş halk yığınlarının örgütlenmesi ve sokakları zapt etmesiyle olur.
Son Haberler
Sayfalar
IŞİD ve Kürd Koridoru
Çoğu zaman karmaşık görünen şeyler özünde çok basittir.Rojava’da gerçekleşen IŞİD saldırıları da bunlardan biri.İzlediğimiz tüm karmaşaya karşılık asıl mesele Kürdistan’ın,daha özelinde Kürdistan petrollerinin Akdeniz’e çıkışı ile ilgilidir ve Türkiye’nin önce El Nusra,sonrasında da IŞİD’e verdiği desteğin altında Kürdistan’ın uzun vadede Akdeniz’e çıkış şansının bugünden akamete uğratılması ve Kürdistanlı nesillerin sömürgecilerine mahkum bırakılması politikaları yatıyor.IŞİD’in Musul işgali ve ardından Şengal saldırısı gerçekleşince Güney Kürdistan’ı diğer parçalardan ayrıştırıp Dubaileşt
TKP/ML TİKKO: “Kobanê Direnişi Direnişimizdir!”
TKP/ML TİKKO Ortadoğu Bölge Komitesi yaptığı açıklamayla Kobanê Direnişini selamlayarak Direnişi sahiplenme çağrısında bulundu. “Kobanê Direnişi direnişimizdir” diyen TKP/ML TİKKO, tüm örgütlü güçlerine ve devrimci-demokrat kesimlere de direnişin aktif parçası olma çağrısında bulundu.
TKP/ML TÎKKO: Berxwedana Kobanê berxwedana me ye
Komîteya Herêma Rojhilata Navîn a TKP/ML TÎKKO bi daxuyaniyeke nivîskî berxwedana Kobanê silav kir û wiha got: “Em vê berxwedana biesil weke berxwdana xwe dibînin.”
IŞİD Neden Yenilecek-Irfan Aktan
IŞİD’in Kobanê’de iki sebepten ötürü daha şimdiden yenilmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Birinci sebep Kobanê halkının bölgeyi terk etmesi, öbürü de IŞİD’in, Kürt sivillerinin boşalttığı bölgeleri doldurabileceği bir “halkının” olmayışı. Daha da ileri gidip şunu söyleyebiliriz ki, IŞİD Kobanê’ye doğru ilerledikçe yenilgiye daha da yaklaşıyor. Üstelik bu iddiamızın dayanakları YPG lehine atılmış sloganlara değil, doğrudan tarihsel deneyimlere bağlanabilir.
Sahi Ergenekon gitmiş miydi? Yeşil Ergenekon geldi - Dursun Ali Küçük
*Derin devlet ve Yeşil Ergenekon işbaşında!
AKP hep Ergenekon’un tasfiye edildiğini söyledi. Ama bu koskocaman bir yalandı. Kemalist Ergenekon gitti, yerine Yeşil Ergenekon geldi.Sadece değişen kişilerin yer değiştirmesidir. Anlayış-zihniyet ve politika olduğu gibi duruyor.
Biri kızıl Elma’yı öne çıkarırken diğeri Neo-Osmanlıcılığı öne çıkarıyor.RTE cumhurbaşkanı oldu, artık başbakanın söyleyecekleri şeyleri o söylüyor. Davutoğlu emanetçi gibi. Yeşil diktatörlük kuruldu.
YDG: Rojava ve Şengal İçin; Direnişe Omuz Ver, Dayanışmayı Büyüt!
Yeni Demokrat Gençlik, Rojava ve Şengal'de yaşanan gelişmelere dikkat çekmek, dayanışmayı ve direnişi büyütmek amacıyla bir kampanya başlattığını duyurdu.
"Rojava ve Şengal İçin; Direnişe Omuz Ver, Dayanışmayı Büyüt!
12 Eylül düzen (iniz) dir!
“Tarih uyanmak için
uğraştığım bir kâbustur.”[1]
12 Eylül’ün kaçıncı sene-i devriyesindeyiz? Bunun bir önemi yok! Aslolan, kara Eylül’ün “müesses nizam” açısından hâlâ yaşamakta, yaşatılmakta olduğudur!
“Eylül” deyip geçmeyin; “bitti” falan demeyin…
Eylül bir söylentiye göre “kara güneş”in ayıdır. Kara güneş, Fransız şair Nerval’in kullandığı bir mecaz. Şarkının “bazen neş’e bazen keder” dediği gibi bir şey. Melankoli, depresif olma hâli ya da “Winter is coming/ Kış geliyor” dedirten…
Ortadoğu ve İslam Dünyasında Katliam Geleneği-Sait Çetinoğlu
Ortadoğu’da Siyasal İslam son günlerde İslam devleti/ IŞİD-İD eliyle muazzam bir güç devşirdi. Irak ordusunun Sünni bölgesinde (Musul) örgüte teslim ettiği ağır silahlar ile durdurulamaz bir güce ve hareketliliğe ulaştı. Irak’ın sünni bölgesini kontrolüne alıp taban oluşturarak adım adım vahşetini ve etki alanını genişletip ilerleyerek, son yılların en büyük etnik temizliğine – soykırımına imza atmaktadır.
Partizan: “Erkek egemenliğine karşı mücadelemiz sürecek”
Geçtiğimiz günlerde Yeni Demokrat Kadın tarafından “En yakınımızdaki kadın düşmanı ise öfkemizin her daim hedefidir!” başlıklı yazı yayınlanarak; uzun yıllardır Partizan Dergisi çevresinde devrimci mücadele yürütme iddiasında olan Selçuk Bulut’un kadın düşmanlığı teşhir edilmesinin ardından Partizan da konuya ilişkin açıklama yaptı. Açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.
Gazze direniyor, Şengal yanıyor
6 Temmuz 2014 tarihinde “Koruyucu Sınır Operasyonu” adı altında başlattığı askeri operasyonuyla, Siyonist İsrail Devleti’nin faşist yüzü bir kez daha dünyanın gözleri önüne serildi. 2000’in üzerinde insan bomba ve füzeler- kurşunlara katledildi. 500’e yakın çocuk evinin önünde, parklarda, sokaklarda, yolda, okulda, oyun oynarken minicik bedenleri bombalarla parçalanarak katledildi. 10 binin üzerinde insan yaralandı. Yüz binlerce insanın evi yıkıldı. Kalacak bir yer bile bulamadılar.
Agos, Ermeniler, ‘bnagalez’ler :ROBER KOPTAŞ
Bir süredir basında ve sosyal medyada Türkiye Ermenilerinin siyasi pozisyonları üzerinden bir polemik yürüyor. Şahsen, bu tartışmaya dahil olma niyetinde değildim. Değildim, çünkü, insanların etnik kökeninin siyasi çekişmelere malzeme yapılmaması gerektiğine inanıyorum. Ancak, iş gelip Agos’un yayın çizgisini formatlamak niyetli bir medya mühendisliği çabasına dayanınca, bir cevap kaçınılmaz oldu.