Pazar Eylül 13, 2026

Militan bir silah arkadaşlığı nasıl başladı: Çin-Filistin ilişkisinin başlangıcı

Mao Zedung ve Çin'in en popüler ve prestijli olduğu Orta Doğu ülkesi Filistin'di, buna karşılık aynı oranda bir güç mevcut değildi. Bu popülaritenin kökeni, Filistin Devrimi başladığında Çin Halk Cumhuriyeti'nin daha en baştan buna destek vermesinden geliyordu.

El-Fetih Devrim Konseyi (MK) üyesi Hani el-Hasan'a göre, Filistin davasına omuz veren ilk sosyalist ülke, Çin Halk Cumhuriyeti idi. Hani el-Hasan şöyle diyordu:[1]

"(...) Bir Filistinli, Halk Çininden, Partisinden ve yöneticilerinden ancak çok derin bir güven ve dostluk duygusuyla söz edebilir, çünkü Çin, Filistinlilerin çok sevdikleri bir ülkedir. Filistinliler her gittikleri yerde, Çin'e karşı uzun bir pratik temelinde besledikleri derin saygıyı da beraberlerinde götürürler.

Halk Çini, 1964'te, sömürgeciliğin ve Siyonizmin ancak silah zoruyla yıkılacağını ilan eden bir Filistin devrim hareketine ilk kapılarını açan sosyalist ülke oldu. O sırada Çin'e giden Filistin heyetleri çeşitli halk örgütleriyle temaslarda bulundular ve nihayet bizzat Başkan Mao ile görüştüler. Ne yapılabileceğinin ve ne yapılması gerektiğinin tartışıldığı bu görüşmede Başkan Mao şöyle dedi: «Çin halkının elindeki bütün imkanlar, başlatacağınız Filistin devriminin tümünün emrine verilecektir.»

Büyük savaşçı daha sonra tevazuyla şunları ekledi: «Davanızı inceledim ve çok karmaşık olduğunu gördüm. Eğer bir halk savaşı başlatmayı başarırsanız, dünyaya yeni tipte bir halk savaşı tecrübesi sunacaksınız. Bu nedenle gelişmenizi büyük bir dikkatle izleyeceğim.»

(...)"

Gerçekten de Çin, Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi'ni ilk tanıyan sosyalist güçtü. 16 Mart 1965 tarihinde davetli olarak gelen Ahmed Şukayri liderliğindeki FKÖ delegasyonu Çin'e ulaştı. Çin'de büyük bir ilgiyle karşılandı ve sanki başka bir ülkenin temsilcisiymişçesine o dönemin bütün üst düzey Çin yetkilileriyle (Mao, Çu En-Lay, Liu Şaoçi) görüştü. 25 Mart 1965'de bizzat Mao Zedung şukayri ile görüştü.[2] Şukayri "Bizler sizin askeri eserlerinizden etkilendik... Sizin yüzüşünüz, Yangtze kadar yüce... Siz yüce kurtuluşun ve hürriyetin Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki sembolüsünüz..." diye sürdürdüğü yaklaşık 10 dakika süren konuşmasını şöyle bağlıyordu: "Ziyaretimin sebebi sizden yardım istemektir."[3] 

Başkan Mao, Şukayri'nin konuşmasının ardından şöyle diyordu:[4]

Sizler yalnızca İsrail'le yüzleşen 2 milyon Filistinli değilsiniz ama yüz milyon Arap'sınız. Bu temelde hareket etmeli ve düşünmelisiniz. İsrail'i tartışırken bütün Arap dünyasının haritasını gözlerinizin önüne getirin. Bir keresinde Krim Belkacem [Kerim Belkasım] liderliğinde bir Cezayir delegasyonu bizi ziyaret etti ve ziyaretinde bağımsızlık mücadelesinde ülkelerinin 1 milyon insanını kaybettiğini söyledi. Ona dedim ki, "İnsanlar kurtuluş savaşlarında sayıları azalırsa bundan korkmamalıdır, çünkü barış zamanlarında çoğalacaklardır". Çin kurtuluş mücadelesinde 20 milyon insanını kaybetti. Bugün, Çin nüfusun çoğalması sorunuyla uğraşıyor, bu demektir ki ülke savaş esnasındaki kaybından muzdarip hala.

Bana şu veya bu fikri benim kitaplarımda okuduğunuzu söylemeyin. Sizin kendi yolunuz vardır, bizim kendi yolumuz. Kendi yolunuzun temel alacağı ideolojinizi ve ilkelerinizi kendiniz yaratmalısınız. Kitaplar eğer ki gözlerinizin önüne yığılmışsa, görüşünüzü engeller. Önemli olan eyleme inançla başlamaktır. Zafere inanç, zaferin ilk belirtisidir, hatta, kendi başına bile zafer anlamına gelebilir.

Komünist Partisi'ne başladığımızda yalnızca 70 kişiydik. Bugün yalnızca ben ve bir başka kişi [Çu En-Lay -TÖ] kaldık. Saflarımızda birçok sapmacı doğdu ve bildiğiniz üzere komünistler arasında halen daha birçok sapmacı var. Tamamen aynı[ydı durumumuz], [ama] zaferi kazandık. Ve şu anda savaştığımız tüm mücadelelerde de,
bilhassa da Viet Nam'da, zaferi kazanacağımıza eminiz. Amerika bizi nükleer olmayan bir savaşta yenemez. Nükleer savaşın [da] günleri artık bitti.

(...)

Emperyalizm Çin'den ve Araplar'dan korkuyor. İsrail ve Formosa [Tayvan adası -TÖ] emperyalizmin Asya'daki üsleridir. Siz büyük kıtanın ön kapısısınız, ve bizler de arka kapısı. Sizin için İsrail'i ve bizim için Formosa'yı yarattılar. Amaçları aynı. ... Asya dünyadaki en büyük kıta ve Batı bizi sömürmeye devam etmek istiyor. Batı bizleri sevmiyor ve bu gerçeği idrak etmemiz gerek. Batıya karşı Arap mücadelesi, İsrail'e karşı Arap mücadelesidir. O yüzden Avrupa ve Amerika'yı boykot ediniz, ey Araplar!

Aynı konuşmada Mao şunları da diyordu:[5]

Japonya teslim olmuştu ve bizler tekrar savaşmaya zorladık. İki metot vardı: Sen kendi yolunla savaşırsın, ben kendi yolumla. Askeri mantık ne olursa olsun, basitçe bu iki cümleye indirgenebilir. Senin kendi yolunla savaştığın nedir? O beni arar ama bulunamam, böylece başarısızlıkla sonuçlanır. Peki ben kendi yolumla nasıl savaşırım? Birkaç tümen ve tugayı toplar ve onu yeriz.

Her şey bölünebilir. Emperyalizm de bir şey olduğundan, o da bölünebilir ve parça parça yok edilebilir. Bu düşmanı parça parça ezmek olarak bilinen ve Avrupa'nın ve Çin'in antik kitaplarında izah edilen mantıktır. Çok kolaydır ve hiç de derin bir mantığa gereği yoktur. Kitap okumayın, kim savaşırken okumak için bir kitap getirir ki? Ben savaşırken asla okumazdım. Daha çok okumanın katacağı çok bir şey olmadığından, daha az oku.

Savaş alanı bir okuldur. Askeri akademilere karşı değilim. Açık kalabilirler ama okul süresi çok uzun olmamalı. İki ya da üç yıl sürse bu çok uzun olur. Birkaç ay kafidir. Hiçbir ordu, donanma ya da hava kuvvetleri akademisi o kadar muhteşem olamaz. 

Öğrenmesi çok daha uzun zaman isteyen kimi modern bilimler var, mesela araştırılması ve üretilmesi gereken güdümlü füze ve atom bombaları gibi. Askerleri silah kullanımında eğitmek çok uzun sürmez. Topçu birliklerini eğitmek için bir ay yeterlidir. Makinistleri ve havacıları eğitmek için birkaç ay, en fazla 1 yıl yeterlidir. Esas olan savaş alanında eğitmektir. Barış zamanı eğitim geceleri yürütülebilir. Savaş zamanı, savaşılarak öğrenilir. Benim makalelerimi okuduğunuzu söylememiş miydiniz? Onlar pek faydalı olmayabilir ama iki esas ilke vardır: Sen senin yolunla savaşırsın, ben benim yolumla. Ben kendi yolumla savaşırım cümlesi de ikiye bölünebilir: Eğer kazanabilirsem, savaşırım; eğer kazanamazsam, kaçarım. Emperyalistler en çok bu metottan korkar. Eğer ben kazanabilirsem, seni yer yutarım; eğer kazanamazsam kaçar, beni bulmanı imkansızlaştırırım. Başlarda gerilla savaşını hem saldırı hem de savunma harekatlarında kullandık. Temel metot gerilla savaşıydı. Ciang Cieşi[N1] ile savaşırken, küçük çarpışmalardan büyük çarpışmalara geçtik. Daha sonradan 300.000 kişilik kuvvetlerimizi onun 500.000 kişilik kuvvetlerini yok etmede kullandık. Onun beş parmağını ısırıp koparmak için üç parmağımızı kullandık. Azınlıktık, peki nasıl oldu da onu yiyebildik? Parça parça yaptık. Sonuçta onu yuttuk.

Çin'de askeri bilimler çalışan bazı yabancılar var. Onlara geri dönmelerini ve çok uzun süre çalışmamalarını salık veriyorum. Birkaç ay iş görür. Sınıfta yalnızca ders veriliyor, ki hiçbir faydası yok. Döndükten sonra en faydalı olanı savaşta yer almaktır. Bazı mantık herhangi bir açıklama gerektirmez. İnsan zamanının çoğunu kendi ülkesinde geçirmelidir. Belki de ülke dışına gitmesine hiç gerek yoktur ve [savaşmayı] doğru bir şekilde öğrenecektir.

Militan silah arkadaşlığının sonucu olarak imzalanan FKÖ-ÇKP ortak bildirisinde şöyle deniyordu:[6]

"İki parti FKÖ'nün Beycing'de[N2] bir temsilcilik açmasına ve karşılıklı işbirliğini geliştirmede anlaştılar. Çin halkı, Filistinli Arap halkına vatanlarına dönüş mücadelesinde, siyasi ve başka şekillerde [olmak üzere dahil] her türden araçla destekte, her türden girişimde bulunacaktır."

Şukayri, 31 Mart'ta Kahire'de yaptığı basın açıklamasında şöyle diyordu:[7]

"Çin Hükumeti'nden, halkından ve ordusundan Filistin sorununu içten bir anlayış ile Filistin halkının ülkesini kurtarma mücadelesini desteklemede bariz bir gönüllülükle içten ve dostça bir cevap aldık. (...) [ortak açıklamaya hitaben -TÖ] Arap mücadelesinin tarihinde önem kazanacak olan tarihi bir dokümandır. (...) Beycing'de FKÖ bürosunun kurulması, Çin'in resmen örgütümüzü Filistin halkının temsilcisi olarak tanıdığı anlamına gelmektedir. (...) Filistin halkı Halk Çini'nin dostluğuna ve mücadelelerine siyasi ve diğer alanlarda sunacağı desteğe güvenebilir."

Daha sonradan Şukayri'nin Başbakan Yardımcısı Çen Yi (Chen I)'ye ve Çin Halk Dış İlişkiler Enstitüsü Başkanı Çang Şiro (Chang Hsi-jo)'ya gönderdiği mesajlar şöyleydi:[8]

[Çen Yi'ye mesajı:] Büyük ülkenize yaptığımız ziyaretimiz, zihnimizde silinmez bir iz bıraktı. Ülkesini sömürgecilikten ve emperyalizmden kurtarmak için hazırlayan Filistinli Arap halkı, daima desteğinize güvenecek ve sizin dünya emperyalizmine karşı yüce mücadelenizi hayranlıkla hatırlayacaktır.

[Çang Şiro'ya mesajı:] Büyük Çin halkının mucizevi başarılarına tanık olmamıza olanak sağlayan nazik davetiniz için size teşekkür etmek isterim. Ülkeniz Filistinli Arap halkının siyonizme, sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı mücadelesine desteği, hep çokça takdir edilecek şekilde [hatıralarda] kalacaktır.

Çin'in FKÖ'nün militanlaşması üzerinde çok etkisi oldu. Şukayri'ye göre:[9]

Filistinli kimliğinin inşası sahasında Filistin Kurtuluş Örgütü küçükseyemeyeceğimiz daha büyük ve daha ileri bir adım atmıştı, isimlendirmek gerekirse, Filistin Kurtuluş Örgütü delegasyonunun Çin Halk Cumhuriyeti'ne ziyareti[nden bahsediyorum]. Filistinli kişiliği bu ziyarette kristalleşti. Filistin halkının ülkesinin kurtuluşu için mücadelesi azmi, bu ziyarette sağlamlaştı.

Yine Yaser Arafat, Mart 1970 tarihinde, Moskova'ya yaptığı bir ziyaret sonrası Beycing'de yaptığı ziyarette şöyle diyordu:[10]

"Size el-Feth'e gerçek [anlamda] destek veren ilk dış gücün Çin olduğunu söylesem, bir sırrı ifşa etmiş olmam."

Devrim ilerledikten sonra onun hamisi pozları kesen ama esasen faşist İsrail işgalcileriyle ortak çıkarlarından başka bir şeyle ilgilenmeyen Sovyet sosyal-emperyalistleri ve maşaları, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Filistin Devrimi'ne olan desteğinden her zaman hoşnutsuzdu. Onlar, Filistin Devrimi'nin başlangıcına şiddetle karşı çıktılar. Mayıs 1967'de modern-revizyonist Suriye Komünist Partisi şöyle diyordu:[11]

Mao Zedung'un elçileri ve paralı adamları, Arap dünyasını kendi saptırıcı pozisyonlarına taşıyorlar ve Arap ülkelerinde bu politika, emperyalizmle bağlanıyor.

Arap ülkelerinin kendileriyle ilişkilerini zayıflatmak için, yeni Arap ülkeleriyle Sovyetler Birliği'nin ve diğer sosyalist ülkeler arasındaki dostluk, işbirliği ve dayanışma ilişkilerini zehirlemek için Mao grubu ateşli çabalarda bulunuyor. Arap ülkelerinin Komünist Partilerine karşı mücadelesini, saflarını bölmek biçimindeki sonuçsuz çabalarını sürdürerek yoğunlaştırıyor. Arap dünyasının genelinde ve tek tek her bir Arap ülkesinin kendisinde, devrimci ve ilerici güçlerin kendi aralarında işbirliğini engellemek için çaba gösteriyor ve Orta Doğu'da maceracı eğilimleri güçlendirmek için beyhude çabalarda bulunuyor, onların faaliyetleriyle emperyalistlerin ve İsrail'in lehinde oyun oynuyor.

Sosyal-emperyalistler, tıpkı emperyalistler gibi, bütün kurtuluş hareketlerinin düşmanı ve saptırıcısı olmuştur, oluyor ve de olacaktır.

Böyle başlayan bir militan dostluk, Çin'de kapitalizmin restorasyonu ile tersine döndü. Bugün bizzat Çin, dün nasıl Sovyet sosyal-emperyalistleri İsrail faşizmi ile çıkarları için gizlemeye bile gerek duymadan işbirliği yapıyorduysa, aynı şekilde işbirliği yapıyor, topraklarından sürülen Filistinliler'in ülkesinden İsrail faşistleri ile kazanç sağlıyor.

Bütün dünya proleter devrimcileri ve ilericileri, Çinli Hitler tipi sosyal-faşist diktatörlüğün yıkılıp yerine Başkan Mao'nun devrimci hattında proletarya diktatörlüğünün tekrar tesisi mücadelesinde Çin halkının yanında olmalı, onunla birleşmeli, kendi ülkesinde direkt ve dolaylı olarak emperyalizme ve sosyal-emperyalizme vuran devrimci mücadelesini yükseltmelidir. Çünkü ancak böyle dünya proleter devrimine hizmet edilebilir. Bizim mücadelemiz, içinde bulunduğumuz çağ olan emperyalizm ve proleter devrimler çağını dünya proletaryası lehinde aşıp sosyalizmin komünizme evrildiği çağa, oradan da komünizmin zaferine taşımaktır. Çünkü insanlığın kurtuluşu bunu gösteriyor. Çünkü tarihin ilerleyişi bunu gösteriyor. Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimi, bu çağdan barbarlığa ve yok oluşa kökten dönüş yapmadan zaferle çıkmamızın tek anahtarıdır. İnsanlığın kurtuluşu için, dünya proleter devriminde yerimizi alalım ve ilerleyelim.

NEHİRDEN DENİZE ÖZGÜR FİLİSTİN!

YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ!

YAŞASIN MARKS, ENGELS, LENİN, STALİN VE MAO ZEDUNG YOLDAŞLARIN KIZIL IŞIKLI YOLU!

YAŞASIN DÜNYA PROLETER DEVRİMİ!

[1] "Filistin halkı sahte çözümleri reddedecektir | Çin: Filistinlilerin çok sevdiği bir ülke" (17 Temmuz 1975). El Hasan, Hani. Halkın Sesi. 28 Ekim 1975. Sayı: 29. Sayfa: 4.

[2] The Mizan Newsletter. Vol.: 7.

[3] "Maoism: A Global History". Lovell, Julia. Knopf Doubleday Publishing Group. 1st. Print, 2019.

[4] New China News Agency (Xinhua) üzerinden temin ettiği şekilde al-Anwar (Beirut). April 5, 1965.'den naklen: "China and the Palestinians". Cooley, John K.. Journal of Palestine Studies. Winter 1972. Vol.: 1. No.: 2. Sayfalar: 21, 25., ve "Green March, Black September - The Story of the Palestinian Arabs". Cooley, John K.. Routledge. 2nd Edition, 2015 (1st Edition published in 1973). Sayfa: 176. [ikinci kaynak ilk kaynakla bir cümle fazladan çaprazlanmıştır]; ayrıca "Mao Tse-tung Urges Arabs Boycott West". Arab World (Beirut). April 6, 1965.'den daha eksikli bir metni naklen: "China's Relations with the PLO". Craig Harris, Lillian. Journal of Palestine Studies. Autumn 1977. Vol.: 7. No.: 1. Sayfalar: 127, 132.

[5] "You Fight Your Way And I’ll Fight My Way – A Conversation With The Palestine Liberation Organisation Delegation" (March 1965). Mao, Zedong. içinde: Selected Works of Mao Tse-tung: Vol. IX.

[6] Orijinalde "Çin Halk Dış İlişkiler Enstitüsü'nün ve FKÖ'nün Ortak Bildirisi". Renmin Ribao. 23 Mart 1965.'den çeviren South China Morning Post. 26 March 1965. No.: 3425.'den aktaran: "The Middle East in China's Foreign Policy, 1949-1977". Shichor, Yitzhak. Cambridge University Press. 1st Printing, 1979.  Sayfa: 117.

[7] Peking NCNA International Service in English 1415 GMT l April 1965–W.'den aktaran: "ASH-SHUQAYRI: CPR SUPPORTS PALESTINE CLAIMS". Daily Report, Foreign Radio Broadcasts. 2 April 1965 (Friday). No.: 63. Sayfa: B3.

[8] Peking NCNA International Service in English 1747 GMT l April 1965–B. ve Peking NCNA International Service in English l758 GMT 1 April 1965–B.'den aktaran: "SHUQAYRI THANKS CPR LEADERS FOR HOSPITALITY". Daily Report, Foreign Radio Broadcasts. 2 April 1965 (Friday). No.: 63. Sayfa: BBB7.

[9] Cairo Domestic Service. May 31, 1965.'den naklen: "Israel and the People's Republic of China". Dunner, Joseph. Southeast Asian Perspectives. December 1972. No.: 8. Sayfa: 20. 

[10] "Green March, Black September - The Story of the Palestinian Arabs". Cooley, John K.. Routledge. 2nd Edition, 2015 (1st Edition published in 1973). Sayfa: 177.

[11] "Peace Thinking, Peace Research and the Making of Foreign Policy". Ben-Dak, Joseph. içinde: Disarmament and Arms Control: Proceedings of the Third Course given by the International Summer School on Disarmament and Arms Control of the Italian Pugwash Movement". Gordon and Breach Science Publishers. 1st Edition, 1972. UK. Sayfalar: 357-358. 

[N1] Kantonca isminin Wade-Giles metodu ile yazımı olan Chiang Kai-shek, Türkçe literatürde hatalı olarak "Çan Kay-şek" diye geçer ama bu biraz da (bilhassa) İngilizce konuşulan ülkelerdeki yaygın hatalı telaffuzdan kaynaklanmaktadır. Wade-Giles'ta K, G sesi verir (örnek: "Kuomintang" [Wade-Giles romanizasyon], "Guomindang" [Pinyin romanizasyon], "Guomindang" [telaffuz]). Yine Wade-Giles'ta Ch "C" sesi verirken (örnek: "Chiang" [Wade-Giles romanizasyon], "Jiang" [Pinyin romanizasyon], "Ciang" [telaffuz]), Ch' "Ç" sesi verir (örnek: "Ch'ing" [Wade-Giles romanizasyon], "Qing" [Pinyin romanizasyon], "Çing" [telaffuz]).
Aslında ismi de Wade-Giles'e uyarlanırken hatalı uyarlanmıştır zira soyadı, soyadının Mandarince karşılığı olan "Ciang" (Wade-Giles: Chiang, Pinyin: Jiang) üzerinden uyarlanmıştır; buna karşılık isminin kalanı Kantonca'dan uyarlanmıştır. Hem ismi, hem soyadı Kantonca'dan uyarlansaydı Ceung Gay-şek (Wade-Giles: Cheung Kai-shek, Yale Kantonca romanizasyon: Jeung Gai-sek) diye telaffuz edilecekti.

Yani ismi esasen şöyledir: Kantonca Ceung Gay-şek (yaygın hatalı Wade-Giles: Chiang Kai-shek, doğru Wade-Giles: Cheung Kai-shek, Yale Kantonca romanizasyon: Jeung Gai-sek), Standart Mandarince Ciang Cieşi (Wade-Giles: Chiang Chieh-shih, Pinyin: Jiang Jieshi).

Mao, Mandarince konuştuğu için doğal olarak Ciang Cieşi diye telaffuz etmiştir, biz de bu yüzden böyle yazdık.

[2] Wade-Giles metodu ile "Peking", Pinyin metodu ile "Beijing", Türkçe'ye Fransızca "Pékin" üzerinden Pekin olarak geçmiştir. Biz, Türkçe'de ana dilinde Latin alfabesi kullanılmayan dillerin Türkçe yazılırken Türkçe telaffuza göre yazılması gerektiği ilkesinden yola çıkarak "Beycing" diye yazdık.

https://tarihimizdenogreniyoruz.blogspot.com/2020/04/militan-bir-silah-arkadaslg-nasl-baslad.html

8940

Fransa’da El Freni Çekildi! İşe Yarar Mı?

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, 6-9 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Almanya, İtalya ve Fransa’da aşırı sağ olarak tanımlanan faşist hareket ciddi anlamda sandalye sayısına ulaştı. Böylelikle merkez sağla birlikte faşist hareket AP’deki en büyük grup olarak yerini korudu.

Seçimlerin yankısı ve sonuçları ciddi anlamda tartışmaları doğurdu. AP’ye Almanya’dan sonra sağcılar adına en fazla vekil gönderen Fransa, tartışmaların girdabından çıkıp erken seçim hamlesi ile sarsıntıyı giderme yoluna gitti.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (3)

Devrimci siyasal mücadelenin genel olarak nesnel zemini, sosyal devrimleri de olanaklı kılan nesnel zemin ile, aslında ortak paydalara sahiptir. Emperyalist- kapitalist barbarlığın hüküm sürdüğü ve kendisinin doğrudan var ettiği her bir antagonist çelişme ve sorunların giderek daha bir keskinleşerek; ulusların, halkların ve doğanın yaşamını kâbusa çevirip, geleceklerini ciddi şekilde riske soktuğu şu süreçte, gerek özel olarak Türkiye ve K.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (2)

Somut özgülün realitesi içerisinde devrimci siyasal mücadelenin etkili ve sonuç alıcı kazanımlara dönüşerek yürütülebilmesi için gerekli olan bir diğer öncelikli koşul ise; elbette ki bu mücadelenin, küresel ve yerel zeminde, toplum gündemini doğrudan ilgilendiren ve de ilgilendirecek olan sorunlar üzerinden ele alınarak yürütülmesidir.

Halkların İhanetçilerden Çektiği (Nubar Ozanyan)

Zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışırken karanlığın sadece gece gelmediği, güneşin altında da gelip halkları bulduğu katliamlar birçok halkı nefessiz bırakmaya çalışmıştır. 1915 Ermeni Soykırımı boyunca başta Asuri, Süryani, Pontus halkı olmak üzere Êzîdî ve Kürt halkı da büyük trajediler yaşamıştır. Bugün Türk faşizmi eliyle Başûr Kurdistan’ında gerçekleşen işgal ve ilhak saldırılarında Kürt halkıyla birlikte Asuri-Süryani halkı da tanımsız acılar yaşamaktadır.

Türkiye’de Ermeni bir devrimci militan: Haldun Karyol (MEHMET GÜNEŞ)

Haldun Karyol, asıl adıyla Harutyan Karyolacıyan, kadim dostum, 8 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Haldun bir Ermeni’ydi ama her şeyden önemlisi Türkiye’de yetişmiş, ender görülebilecek, kendine has eylemci bir devrimci militandı. Onu ender ve ebedi kılan hikayesini bilmek ve öğrenmek, bugün Türkiye’de devrim mücadelesine baş koymuş her militanın hakkı. O yüzden, Haldun’u yakından tanıyan biri olarak, onu anlatmayı devrimci bir görev olarak üstleniyorum.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (1)

Nasıl ki genel siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı, küresel ve yerel bazdaki ekonomik, politik, eğitsel, askeri, kültür-sanatsal, çevresel-iklimsel, ezen-ezilen cins, inanç ve etnik sorunlar yekûnu olan toplumsal dinamikler zemini üzerinden kendisini var edip sürdürüyorsa; birebir aynı şekilde, devrimci siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı da aynı küresel ve yerel toplumsal dinamikler üzerinden kendisini var edip sürdürmesi gerekiyor. Normal ve de olması gerekendir bu.

Küçük bir damla ile fırtınayı başlatanlar (Nubar Ozanyan)

Aradan 12 yıl geçti. Etki gücü Ortadoğu’ya yayılan 12 yaşında genç bir devrim yaşıyor adına Rojava denilen topraklarda. Derin yoksulluk, bitmeyen zulümle terbiye edilip cehenneme çevrilen Ortadoğu’da Rojava, bir özgürlük adası gibi duruyor.

Türk Faşizmi EURO 2024’te Sahaya İndi

İki yılda bir Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) tarafından organize edilen Avrupa Futbol Şampiyonası, bu yıl EURO 2024 olarak Almanya’da düzenlendi.

Kapitalist Toplumsal Bir Kırılma ve Yeniden Tarihi Yeni Bir Toplumsal Süreç

Kapitalist emperyalist sistem, önceki bunalım ve çelişmelerinden farklı olarak,, kendisinin taşıyamayacağı ve çözemeyeceği sistem içi   yapısal ekonomik ve siyasal çelişmeler ile karşı karşıya kaldığı bir sürecin içine girmiştir. Bir taraftan yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla (ki, bu; kapitalizmin ala bildiğine gelişmesi, genişlemesi, üretimin ve sermayenin alabildiğine temerküzü ve de mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi sürecinin de ilerlediği anlamına gelir) kendini yeniden üretemez olan bir sürecin içine girmiştir.

Bunların neler olduğunu kısa olarak açalım:

Prof. Dr. Korkut Boratav CHP’den Sermaye Sınıfıyla Hesaplaşmasını İstiyor...

Marksist iktisat Profesörü Korkut Boratav, gazeteci İrfan Aktan’a verdiği mülakatta, sürece ilişkin gerçekten de çok değerli ve devrimci sol-sosyalist ve komünist politik öznelerce dikkate alınması gereken çok önemli siyasi ve iktisadi analizler yapıyor, saptamalarda bulunuyor. 

Örneğin kendisine sorulan şu soruya verdiği yanıtta olduğu gibi:

Yoksulların, alt sınıfların bu kadar derin bir kriz yaşadığı dönemde nasıl oluyor da ideolojik hegemonyayı yine de iktidar sağlayabiliyor ve buna karşı güçlü bir sol alternatif çıkmıyor?” (abç)

Yağma ve Talan Cumhuriyeti (Analiz)

Geçtiğimiz haftalarda Kayseri’deki pogrom girişimiyle başlayan ırkçı ve mülteci düşmanı saldırılar Antalya, Antep, Urfa, Hatay, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde de kendisini göstererek göçmenlere ait işyerlerinin ve malların yağmalanmasına, yakılmasına ve çok sayıda göçmenin yaralanmasına, hatta Antalya’da göçmen bir gencin öldürülmesine neden olmuştur.

Bir çeşit günah keçisine dönüştürülen göçmenlere karşı yükselen bu dalga görünen o ki daha çok olaya ve şiddete gebe bir yerdedir.

Sayfalar