Մենք կ՛հաղթենք! Biz Kazanacağız! (2) Türk Özel Savaş Medyasının Yalanları!
27 Eylül 2020 tarihinde TV’ler “muhabir” görünümündeki özel savaş elemanlarıyla Bakü’den naklen yayına başladılar. Bu özel savaş elemanları, “Ermeni saldırısının” duyurusunu yaparak savaşın başladığını ilan etti.
Türk medyasının bu kadar hızlı bir şekilde Bakü’ye giderek canlı yayına geçmesi, TC devletinin Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ’a saldırısının önceden bildiği; daha doğru bir ifade ile bu saldırıyı başından itibaren kendisinin planladığı, Azerbaycan ordusunu harekete geçirdiği, fiili olarak yönettiği anlamına gelmektedir.
İşgal ve ilhak saldırısının medya ayağının da önceden hazırlandığı ve savaşa göre konumlandırıldıkları anlaşılmaktadır. Savaşı bizzat kışkırtan, idare ve sevk edenin TC faşizmi olduğu R.T.Erdoğan ve M. Çavuşoğlu’nun aynı gün ve saatte “Azerbaycan’a destek, Ermenistan’a tehdit” dolu bildirileriyle daha net anlaşıldı. Çünkü halihazırda Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırısı için bir gerekçe yoktu.
Özel savaş elemanlarının kamuoyuna yansıyan başka bir yalanı ise kendilerinin bile inanmadığı “PKK” ve “Şehit Nubar Ozanyan Taburu”nun Karabağ’a giderek savaşa katıldıkları yalanıdır.
TC devletinin sıkıştığı her zaman başvurduğu propaganda araçlarından birisi olan “PKK Ermenistan’da” yalanı, 30 yıldır sürekli söylenmiştir. Ama hiçbir zaman da ispatlanamamıştır. Nubar Ozanyan Taburu’nun Rojava görüntülerini, Karabağ’daymış gibi servis ederek, Azerbaycan ve Türk halkına Ermeni ve Kürt düşmanlığı şırınga etmektedirler. Bu haberler bağımsız kaynaklar tarafından hiçbir zaman doğrulanmazken, manipülasyon haberlerinin muhatabı olan PKK ve Nubar Ozanyan Taburu yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarla yalanlanmıştır.
TC Rejimi Saldırının Doğrudan Tarafıdır
Ermeni ve Kürt düşmanlığının Türkiye’den sonra Azerbaycan’da bu kadar saldırgan-kindar olmasının sebebi Türkiye’nin kışkırtmalarının sonucudur. Ermenistan’ı açık bir dille tehdit eden Türk Dışişleri Bakanı M. Çavuşoğlu “Ermenistan bunu bedelini çok ağır bir şekilde ödeyecek” tehdidinde bulunurken gerçekte ağzındaki baklayı da çıkarmış oldu.
TC rejiminin kimlere güvenerek bu tehditlerde bulunduğu bellidir. Efendileri ABD-AB emperyalizmine yaranmak, NATO üyeliğiyle Rusya’ya Kafkaslar’da diş göstererek kendini pazarlamak istemektedir.
TC bunu yaparken sadece kendi askerini sahaya sürmemekte, aynı zamanda tıpkı Suriye’de, Libya’da yaptığı gibi Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ işgalinde kullanılmak üzere bölgeye cihatçı çete artıklarını transfer ermektedir. Diğer bir ifadeyle TC rejimi, DAİŞ çete artıklarını bölgede kendi çıkarları için kullanmaktadır. Terörizm transferi yapmaktadır. Bu yönlü haberler Waltstreet Journal, The Gardien, Le Monde vb. gibi gazeteler tarafından “Türk Devleti’nin İdlib, Efrin gibi işgal edilen Kürt illerinden Azerbaycan’da savaşacak terörist topladığı” haberleri ve görüntüleri eşliğinde dünya ile paylaşıldı. Türkiye böylelikle Rojava-Libya’dan sonra Karabağ’da da savaş suçları işlemiş oldu.
TC rejimi, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’a saldırısını aylar öncesinden planladı. Azerbaycan’da süren iktidar mücadelesinde daha önceden 1995 yılında darbe tezgahlayan Türkiye, bu sefer siyaseti dizayn etmek için devreye girdi. Önce Temmuz ayında Dışişleri Bakanı olan Elmar Mamedyarov sonra her zaman Türkiye’nin müdahalelerine prim vermeyen, Türkiye ile ilişkilere karşı çıkan Genelkurmay Başkanı Necmeddin Sadıkov hakkında –özellikle Türk medyası– kaynaklı yürütülen kampanyalar sonucu görevlerinden alındılar.
Dışişleri Bakanlığı’na diplomasiden anlamadığı ileri sürülen Ceyhun Bayramov getirildi. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi görevlere atanının “liyakat” değil “tek adama bağlılık” olduğu ve bu anlamıyla yapılan atamalarda esas olarak TC rejimine “yandaş” olmasına dikkat edildiği anlaşıldı. Türkiye’nin Azerbaycan siyasetine müdahalesi ve kendi yandaşlarını ataması, Rus yanlılarının belli oranda tasfiyesi ile tamamlandı.
Azerbaycan’ın saldırısından bir hafta önce hava haberleşmesini kapattığı yani NOTAM ilan ettiği ortaya çıktı. Yedek askerleri savaşa alımlar başladı. Askeri ihtiyaçlar için sivil kamyonlara el konuldu. Libya ve Suriye’den uçaklarla önce Urfa ve Antep’e oradan Bakü’ye cihatçı çete artıklarının taşınma görüntüleri ortaya çıktı. Aylık 500-1000 dolar üzerinden çetelerle antlaşmalar yapıldığı basına yansıdı.
Nitekim Rusya’da yayın yapan Kommersant Gazetesi’de “Çatışmaya Zorlamak” başlığıyla yayınlanan bir haberde, başlık altında kullanılan “Kommersant’ın kaynakları, Türkiye’nin Dağlık Karabağ’daki çatışmalara nasıl zemin hazırladığı anlattılar” spotuyla duyuruldu. Haberdeki iddialar özetle şöyle: Karabağ’daki bu savaşı kasıtlı olarak Türkiye’nin planlayıp kışkırttığı,
- Son aylarda Ankara’nın Azerbaycan’a yaptığı siyasi-diplomatik, istihbari ve askeri-teknik destekle Bakü’yü provoke ettiği ,
- Temmuz-Ağustos aylarında Azerbaycan’daki Türkiye-Azerbaycan ortak tatbikatı sonrasında Türkiye’nin ciddi sayıda askerinin bölgede bırakıldığı ve bu askerlerin Azerbaycan’ın şu anki harekatında bizzat koordine-planlama-yürütme görevlerinde bulundukları,
- Toplamda 600 Türk askerinin tatbikatlar sonrasında Azerbaycan’da bırakıldığı, 200’ünün taktik seviyede tabur olduğu, 50 eğitmenin Nahçıvan’da, 90 askeri danışmanın Bakü’de, 120 uçuş personelinin Gebele Üssü’nde, 20 SİHA operatörünün Dallar Üssü’nde, 50 eğitmenin Yevlah Üssü’nde, 2. 50 eğitmenin Azerbaycan’ın Perekeşkul’daki 4. Kolordu Komutanlığı’nda, 20 personelin de Bakü’deki Haydar Aliyev Askeri Deniz Üssü ve Okulu’nda bırakıldığı,
- Aynı zamanda Türkiye’nin Azerbaycan’da askeri ekipman da bıraktığı ve bunların da 18 zırhlı savaş aracı, 5 birçok namlulu roketatar sistemi, 10 parça hava teknik ekipmanı, 6 uçak, 8 helikopter, 20 de SİHA olmak üzere de 34 hava aracının bırakıldığı,
- Özellikle 4 Eylül’de Türk Hava Kuvvetleri’ne ait C-130, 18 Eylül’de CN-235, 25 Eylül’de A400M uçaklarıyla ve Eylül-Ekim 2020’de Türkiye’den çoğunlukla Gürcistan üzerinden Azerbaycan’a askeri nakliye uçaklarıyla personel ve ekipman taşındığı,
- Dağlık Karabağ’daki savaşın zirve yaptığı 28 Eylül-30 Eylül tarihleri arasında Hulusi Akar ve Ümit Dündar’ın Azerbaycan’daki askeri birliklere katılıp Karabağ cephesindeki operasyonun genel yönetimini yerinde yaptıkları,
- 30 Eylül ve 1 ile 3 Ekim tarihlerinde çeşitli silah ve tıbbi malzemenin CN-235 uçağıyla Etimesgut-Nasosnaya seferiyle Azerbaycan’a götürüldüğü
- 7 Ekim’de Türk Hava Kuvvetleri’ne ait C-130 uçağıyla (sefer sayısı TUAF 737) personel ve mühimmat teslimi yapıldığı,
- 9 Ekim’de Azerbaycan’a ait İl-76TD (sefer sayısı AZAF002) ile Gürcistan üzerinden Amman-Bakü rotasıyla, mühimmatıyla beraber, 200 adet ağır makineli tüfek sevkiyatının yapıldığı,
- 14-21 ve 28 Ekim için Gürcistan hava sahasının transit sevkiyatlarda kullanımı için Türkiye’nin Tiflis’ten izin istediği ve iznin verildiği,
- Türkiye’nin Milli Savunma Bakanlığı’nın kaynak ve kuvvetlerini kullanarak istihbarat teşkilatı MİT’in Dağlık Karabağ’a sadece Ekim ayının ilk haftasında Suriye’den 1300, Libya’dan ise minimum 150 kişilik cihatçı grubu taşıdığı,
- Dağlık Karabağ’a gönderilen Suriyeli savaşçıların özel askeri şirket SADAT tarafından toplandığı ve toplanma yerlerinin Afrin, El-Bab, Rasulayn, Tel Abyad olduğu ve sonrasında Şanlıurfa’ya gönderildikleri ve sonra da SADAT’ın charter seferleriyle Karabağ’a yollandıkları,
- İlk cihatçı grubun çoğunlukla Terter, ikinci grubun ise Cebrail bölgesine yollandığı,
- Ankara’nın Karabağ’a yolladığı cihatçılara önce $1500 verip aylık da $2000 maaş tahsis ettiği, Azerbaycan’a gönderilmeden önce bu kişilerden bütün kimlik belgelerinin ellerinden alındığı,
- Türk eğitmenler tarafından Suriye’de iki haftalık eğitim aldıktan sonra ilk grubun daha 22 Eylül’de (Dağlık Karabağ’da savaş 27 Eylül’de başlamadan önce) Azerbaycan’a gönderildikleri,
- Moskova’da ateşkese varıldığı 10 Ekim’e kadar yeni bir 1500 kişilik Suriyeli savaşçı grubunun hazırlandığı ve bunların da her an Azerbaycan’a gönderilmiş olabileceği, bu savaşçıların Feylak eş-Şam, Sultan Murat, Hamza, Süleyman Şah tugaylarından oluştuğu.
Bu haberin Kommersant’ın askeri-diplomatik kaynaklarına dayandığı iddia edilse de haber içinde verilen detaylardan Rus istihbaratının TC rejiminin her hareketini izlediği ve not ettiği anlaşılmaktadır. Bu bilgiler bize Azerbaycan- Ermenistan savaşının gerçekte Azerbaycan’ın bizzat TC’nin kontrolünde, sevk ve idaresi altında Dağlık Karabağ’a saldırdığını göstermektedir. Kısacası bu savaş TC’nin Dağlık Karabağ’a yönelik saldırısıdır.
*25 Ekim’de kaleme alınmıştır
https://www.kaypakkayahaber.com/kose-yazisi/menkkhaghtenk-biz-kazanacagiz1
Son Haberler
Sayfalar
Güzel insanların ardından kurulan her cümle yetersizdir…(İsmail Cem Özkan)
Şimdi anıları olanlar hemen anılarını paylaşmayacak, zamanı gelince yazarlar ya da anı kitabı yapılacaksa oraya bir kaç kelime bırakacaklardır ama popüler olanı yapacaklar yani varsa birlikte çektikleri/ çekildikleri fotoğraflarını paylaşacaklar...
Turan Eser benim geçmişi (artık geçmiş oldu, zamanda üzerine eklenince) uzun bir sancılı dönemin dostluğuna dayanıyor...
Emperyalizm Üzerine Notlar-6
13-15 Eylül 2024 ICOR Uluslararası “Lenin’in Öğretileri Yaşıyor” Semineri 1. Gün
Giriş: Almanya’nın Thüringen Eyaleti’ndeki Truckenthal’da 13-15 Eylül 2024 tarihleri arasında ICOR’un, Lenin’in 100. ölüm yıldönümü anısına, ”Lenin’in Öğretileri Yaşıyor” adı altında uluslararası büyük bir seminer yapıldı. Bu seminer’de “Lenin ve Emperyalizm” başlıklı 1. bölüm’de ben de bir sunum yaptım.
Rothe Fahne (Kızıl Bayrak) dergisinden kısa bir bilgilendirmeyi buraya alıyorum.
Erdoğan ve cumhur ittifakı’nın hazırlıkları iç savaş odaklıdır!
İçinden geçilmekte olan sürecin bu ayırt edici özelliği, rejimin ne kadar da kırılgan bir durumda olduğunun, çıplak bir ifadesi olarak da okunabilir elbet.
Serdareme, Caneme, Hevaleme…
Her devrimci değerlidir. Ancak bazıları istisnadır. Yaşam ve duruşlarıyla, söz ve eylemleriyle derin izler, unutulmaz anılar geride bırakır. Geçtikleri her yerde devrimin, özgürlüğün dinmeyen esintilerini bırakır. Devrimcilerin değerlerini belirleyen her daim hatırlanan pratik ve eylemleri ve yazdığı unutulmaz eserleridir. Serdar Can yoldaş her ikisini de doğru yapmaya çalıştı. Hem devrimin kalemini hem de devrimin silahını iyi kullandı. Hem de en geç yaşlarında.
Erdoğan yeni anayasa istemi ne tür bir ihtiyacin ürünü ?
Siyasal İslamcı din bezirganı Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, özelliklede son yerel seçimlerde uğradığı ağır hezimetin ardından, adeta gün aşırı bir sıklıkla, toplumun artık yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu dilendirmekte. Bu demek oluyor ki Erdoğan’a göre, 22 yıllık iktidarları döneminde yeni bir anayasa, toplumsal bir ihtiyaç haline gelmemiş. Gelse, ille ki o zaman da bunu gündeme taşır ve çözmek isterdi, değil mi? Peki şu son dört-beş aylık zaman diliminde ne oldu da birdenbire acil bir ihtiyaç haline geldi?
Asıl Olan, Örgütlü Yığınların Mücadelesidir
Çağımız, emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır. Yaşanan tüm değişimlere, ideolojik anlamdaki çürüme ve yozlaşmaya rağmen işçi sınıfının ezen ve ezilenler mücadelesindeki tarihsel misyonu hala gerçekliğini korumaya devam ediyor.
Yaşanmakta olan, ikili hukuk denkleminde,bir ara rejim midir?
Resmi adıyla, “Cumhur Başkanlığı Hükümet Sistemi”ne, günlük kullanım diliyle “tek adam diktatörlüğü”ne geçişle birlikte ve özellikle de ırkçı faşist-kontra bir odak partisi olan MHP katılımıyla oluşturulan “Cumhur İttifakı” iktidarı altında; sistemin, Anayasasında kendisini tanımlaya geldiği ve iyi kötü ve de taklidi de olsa, bir şekilde uygulanmaya çalışılan “laik” ve Anayasal “hukuk Devleti” prensipleri, adım adım terk edilmeye başlandı.
Komutan Orhan Cihat Bingöl (Nubar Ozanyan)
Duyduğumuzda inanmakta ve kabul etmekte zorlandığımız şehit haberleri yüreğimizi fena halde acıtsa da ideallerine ve anılarına bağlı kalma, mücadele bayraklarını daha yükseklere taşıma sözü vermeye devam edeceğiz.
Kürt ve özgürlük düşmanları sevinmesin! Hesapsızca toprağa düşen her gerilla Kürdistan topraklarında yeniden doğacaktır. Ve onlar her daim ölümsüzlük içinde çoğalarak büyüyecek birer dağ olup düşmanın üstüne yürüyerek anılacaklar. Ne yaşamları ne toprağa düşüşleri ucuz ve kolay olmayacaktır.
Vitrin olma kız... vitrin olma...
Sen, senle halk arasında artırılan düşmanlığı çözmenin araçlarının neler olduğunu bilmiyorsan...
Şimdi ne kadar güzel olurdu değil mi kız...
ne kadar güzel olurdu...
mecliste, belediye başkanlıklarında bir...
Öyleyse.... öyleye...
Hayeller.... söylemler...
Kitleler...
yüzlerini dahil seçemeceğimiz kalabalıklar...
Gerçekler ise....
Zil zurna, kah kaha atarken sümükleri dahil ağızlarına giren masaları tek tek dolaşarak, mekan yeni insanlar..
Hemi... hemi...
hayat bu... gerçeklik bu ise...
Şeriat ve kadın
Tüm kurumları üzerinden devlet erkine artık tamamen hakim hale geldiğini düşünen siyasal İslamcı Erdoğan iktidarı, dini esaslar üzerinden toplumsal yaşamın yeniden kurgulanması esas hedefi doğrultusundaki ana hamlelerini, “İstanbul Sözleşmesi”ni feshederek, “Her kürtaj bir Uludere’dir”tavrıyla, en nihayetinde vasat ölçüler içinde kadın haklarını belli yönleriyle koruyan “6284 Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasası”na ilişkin tutumuyla ve keza “9.
Türkiye ve kuzey Kürdistanlı solculara yönelik bayrak eleştirisi
Kendisi de sol-sosyalist cenahtan olan yazar ve aynı zamanda televizyon programcısı sayın Merdan Yanardağ, on binlerce solcunun, Fransa’da faşistleri yenilgiye uğratarak seçimlerin galibi olan Yeni Halk Cephesi’nin zaferini kutlamak için, ellerinde Fransa bayrağı ile toplaştığı Cumhuriyet Meydanı’nda, coşkuyla Enternasyonal marşını seslendirmelerinden övgü ve gıptayla bahsederken: “Bakın diğer ülke devrimcilerinin kendi ulusunun bayrağıyla bir sorunu yok. Ellerinde Fransa Bayrağı ile hep birlikte Enternasyonal okuyorlar.