Çarşamba Ekim 21, 2026

Mecbur insanlar vardır…(2)

“İdeolojik güç” veya “inanç” meselelerinin maddi yaşamla bağını kuramadığımızda, bunlar “gizemli kavramlar” olarak kalabiliyor. Sorunlar karşısında dilimizde hep bu iki kelime oluyor. Sadece dışımızdakilere değil, kendimizi sorgulayışımızda da sorun gelip “inanmak”ta ve “ideoloji”de düğümlenebiliyor.

Ama aslında çoğu zaman “inanmak”, “inanç”, “ideolojik güç ve netlik” vb. nedir, nasıl kazanılır, devamlılık ve canlılığı nasıl sağlanır sorularına net yanıtlar veremeyebiliyoruz.

Şu nokta çok önemli; ideoloji eğer “dünyaya bakış ve yaklaşım tarzı” ise ideolojik güç de ancak bu temelde edinilen bir şeydir. İnanç da doğaüstü bir güce duyulan cinsten değilse, ancak ilkinin içinde ve onun ürettiği bir şey olabilir. Nasıl yaşıyoruz ve nasıl düşünüyoruz? Bu ikisinin devrimci diyalektiğini kurabiliyor muyuz?

Şunu biliyoruz ki, farklı sınıfsal köken, toplumsal yaşam ve alışkanlıklardan gelen insanlarız. Egemen sistemin bize yönelik etkilerinden yalıtık olmadığımız gibi, yaşam koşullarımız bir bütün olarak çeşitli sorun ve zaafların kaynağı olabilmekte.

Nihai planda ortadan kaldırmayı düşündüğümüz ama bugün, o nihai aşamaya ulaşma yolunda işlevinden dolayı zorunluluğuna inandığımız tüm unsurlar, sınıflı toplumlara ait yapıların doğal sonucu olarak, proletaryayı üretebildiği gibi karşıtını yani burjuvaziyi de üretebiliyor; onun yeni bir biçimde var olmasını sağlayabiliyor.

Tam da bunun için sorgulama ve yüzleşme, tüm yaşamımız boyunca elden bırakamayacağımız başlıklardır. Proleter devrimci yaşamımızın sigortalarıdır denilebilir. Pratiğimizi ne kadar sorgulayabiliyorsak, hata ve olumsuzluklarımızla ne kadar yüzleşebilirsek, o kadar ilerliyor ya da ilerlememizi devam ettiriyor, o kadar sağlam duruyor ya da sağlam duruşumuzu devam ettiriyoruz demektir.

Buna karşılık, tersi tüm davranışlar da devrimci kimliğimizin kemirgenleri oluyor demektir.

Şehitlerimizin yaşamı da bu noktada olumlu örneklerle doludur. Kendimize yaşadıklarımızı derinleştirecek sorular sorup yanıtlarını ararken başucu kaynağımız onların yaşamlarıdır.

Örneğin herhangi bir beklentiye girmeden, yüksek disiplinle ve tüm benliğimizle çalışmayı hayata geçirebiliyor muyuz? Sorunlar karşısında hızlı düşünme, çözücü olma, pratik davranma konularında ne durumdayız?

Güvenlik ve düşmanın saldırıları karşısında ne derece yaratıcı, uyarıcı ve ilkeliyiz? Günlük faaliyetimizi rutinin dışına taşımayı ne derece becerebiliyoruz vb.

Örneğin Süleyman Cihan yoldaş… Tarihe Not isimli kitapta Süleyman yoldaşın anlatıldığı bölümde onun için “Pratik görevler konusunda disiplinli ve takipçi idi, bu alandaki işini iyi yapardı. (…) Pratik mücadele içinde çabuk hareket eden bir yapısı vardı ve bazen de birçok tehlikeyi sezgileriyle atlatırdı” denilmekte; iki yoldaşının yakalandığı bir operasyonu öğrendiğinde Ankara’da olmasına rağmen hızla İstanbul’a hareket ettiği ve gerekli önlemleri aldığı örneklendirilmektedir.

Yine aynı kitapta “Eylemlerde cesur ve soğukkanlı idi. 1977 yılında bir çuval içinde Komünist dergilerini taşırken, Harem iskelesinde polisler çeviriyor ve çuvalı aramak istiyorlar. Süleyman karşı çıkıca polisler silah çekip gözaltına almak istiyor, o da silahını çekiyor ve çatışma başlıyor” (İbrahim Ünal, s. 257-258, Ayrıntı Yayınları) deniliyor.

Benzer şekilde Cemil Oka yoldaşın mütevazı yaşamından ve bu özelliğinin ilişkiye geçtiği insanlar üzerindeki etkisinden de bahsediliyor ve “Yetiştiği aile yapısına uymayan bir mütevazılığı vardı. Örneğin kalacağımız bir eve vardığımızda yeşil kabanını üstüne çeker, bir köşeye kıvrılır yatardı” deniliyor.

Mehmet Zeki Şerit yoldaş için de heyecan olduğu vurgusu yapılarak “Çok hareketli bir arkadaş olduğunu bildiğimiz için, nasıl bir görev vereceğimizi de bilmiyorduk. Askeri çalışmaya daha yatkın ve istekli idi. Bir süre evde kalmasını uygun gördük. Çık sık olmamakla birlikte dışarı çıkıp içeri giriyordu. Evde kalırken askeri alanla ilgili çalışmalar yapmasını söyledik. Patlayıcı hazırlanması ve bubi tuzakları ile ilgili bir dizi araştırma ve çalışma yaptı. Formüller oluşturdu…” denilerek yaratıcığına vurgu yapılıyor.

Kitleler ve devrim için çalışmada başarılı olabilmek için her birimizin kişiliğimizde birçok şeyi aşmış olması ya da bu “aşma mücadelesini” sürekli kılması gerekir. Örneğin emeğimizi, hiçbir kayıt ve koşulla sınırlamadan, tümüyle amaçlarımıza paralel harcamayı öğrenmiş olmamız önemlidir. En küçük görevlerden, “günlük işler”imizden başlayarak tüm varlığımızı mücadeleye sunma kültürü ile mi çalışıyoruz?

Mesela yayınlarımıza yazı yazıyor muyuz, yazdığımız yazılarda nelere dikkat ediyor, eleştirileri ne kadar dikkate alıyor, kendimizi ne kadar aşmaya çalışıyoruz?

Burada Zeki Uygun yoldaşımızı anmamız gerekir… “Partizan dergisi yazı kurulu üyeliği için özel göreviyle Mazgirt ve Nazımiye’de bulunduğu sırada yaşam biçimiyle yöre halkı üzerinde bıraktığı saygın izler unutulur gibi değildi. Çalışkan, yaratıcı ve üretken bir yoldaşımızdı. Zihni uyuşukluğun üzerine gider, eleştirir ve çevresindeki insanları bu yönde eğitmeye, seferber etmeye özel önem verirdi. Doymak bilmez bir okuma ve öğrenme hırsına sahipti. Ben Zeki’yi tanıdığım ilk günden itibaren bu örnek özelliğine tanık olmuşumdur. Sonrasında bu yargım daha da pekişti. Bulunduğumuz kamp alanında herkesten önce uykudan kalkıp okumaya-yazmaya başlar, arada bir spor yapıp satranç oynar, yemek aralarında kısa sohbetlerden sonra çalışmasını gün boyunca sürdürürdü. Son derece planlı bir çalışma tarzına sahipti.” (age, s. 425)

Yazı yazma eylemi birçokları tarafından küçümsense de şehit yoldaşlarımızın mücadele deneyimlerinden bu konuda da öğrenmek gerekir. Gerillaya katılmadan önce çalıştığı Malatya’da köylülerle yaptığı söyleşilerle alanda kalıcı ilişkiler yaratan Muharrem Yiğitsoy yoldaştan Tokat Hapishanesi’nde kadın tutsakların yaşadıklarını ve de sonrasında Dersim’de köylülerin katliam anlatılarını öyküleştiren Sefagül Kesgin yoldaşa; hapishanedeyken de tıpkı dışardaki gibi gazetenin her sayısına birden fazla makale yazan Suzan yoldaşa…

Ya da “Devrimin atak, fedakâr ve bilgili kadroları olalım” derken kendisi, bu sözün hakkını veren yaşamıyla Mehmet Demirdağ yoldaş… Mehmet yoldaş, gerilla yaşamının “en olumsuz” koşullarında bile, hiç boş durmaz, elindeki tüm imkânları kullanarak, değerlendirerek sürekli okur ve yazardı. (Devam edecek)

9652

Pusula

Pusula

Son Haberler

Sayfalar

Pusula

Aydın/ Entelektüel Meselesine dair[1]

“Entelektüelin görevi iktidara hakikâti söylemektir.”[2]

 

Aydın/ entelektüel konusunda epeyce yazdım.[3] Yazdıklarımın tümü, elbette taraflıydı.

Yeri geldi belirteyim, sınıflı bir toplumda “tarafsızlık” yaygaralarını kaale almayan birisi olarak:

Marguerite Duras’nın, “Politik değilseniz, entelektüel de olmazsınız!”

Albert Camus’nün, “Entelektüel, aklı kendisini gözleyen kişidir”![4]

Küçük Burjuva “Sol”culuğun Açmazları

Küçük burjuva “sol”culuğu birleştirici değil, dağıtıcı ve yıkıcıdır. Onun bu nitelikleri, sınıfsal karakterinden ileri gelir. Kapitalist sistem içinde, o her şeyini yitirmiştir. Burjuvaziye kin duyar ve kinini bazen anarşist bir şekilde ortaya koyarken, bu, bazen ise sınıf uzlaşmacılığı şeklinde ortaya çıkar.

Gitmediğin yere başkasını gönderme!

Sınıf savaşımında militanlık ve devrimci önderliğe ilişkin temel bilgilerin elde edilmesi güne ve ana uyarlanarak güncellenip, uygulanması örgüt bilimi açısından tayin edici düzeyde önemlidir. Temel bilgiler ne kadar önemliyse bugün yaşanan ve devam eden sorunlara, sürecin ve anın ihtiyacına yanıt olacak şekilde yenilenip güncellenerek uygulanması bir o kadar önemlidir.

Her an...

Sınıf savaşımında yola çıkanlar yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi üzerinde yürür. Yaşamla ölümü her an iç içe, beraber yaşamaya, karşılamaya hazır yürür. Hangisinin ne zaman ağır basacağını “bilemeden” yürür. Ancak bir gün mutlaka ölümle karşılaşıp tanışacağını çok iyi bilir. Devrimcilerin sonsuzluğa uzanan yolculuğunda ölümle karşılaşması sınıf savaşımının nesnel koşullarına, düşmanla yaşayacağı çatışma durumuna, mevzilenme ve konumlanmasına bağlıdır. Ancak ölümle karşılaşma anı her şeyden önce ideolojik donanıma, örgütlenme gücüne ve yürüyüşüne bağlıdır.

Çelişkilerden faydalanabilmek doğru konumlanmayı gerektirir!

İçinden geçtiğimiz süreci doğru anlayabilmek için pek çok gelişmeyi bir arada değerlendirmemiz gerekmektedir. Ortadoğu'daki değişimler, Kürt ulusal hareketinin gelişim seyri, egemen kliklerin arasındaki çelişkiler, ezilenlerin durumu, devrimci hareketler... Bunlar ilk akla gelen başlıklardır. Sonuç olarak süreç, birçok çelişkiyi barındırdığı oranda ezilenler için fırsatlar da yaratmaktadır. Fakat bu fırsatlardan yararlanabilmek süreci doğru analiz edebilmeyi ve doğru bir ideolojik-politik ve örgütsel konumlanışı gerektirir.

Sürüngen gökte kartal olmaz! (2)

30 yıllık Ermeni mücadele tarihinde Kafkaslar'da, Batı-Doğu Ermenistan'da ve Ortadoğu'da Ermeni toplumu içerisinde en güçlü, çoğunluğu elinde bulunduran, temsil eden EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu) Taşnak Partisi, aynı zamanda kendi içerisinde siyasal çatışmaların yaşandığı uzun bir dönemeçtir. Bu dönemecin önemli figürlerinden birir olan Antranik Paşa yeni bir yüzyılın başında Osmanlı'ya karşı mücadele içerisinde bir HINÇAK Parti taraftarlığından, Taşnak Partisi'nin bir savaşçısı, aynı zamanda Halkın Fedaisi konumuna getiren onun partiler üstü konumu olmuştur.

Kılıçdaroğlu’nun “adalet” yürüyüşü, gerçekler ve tarihsel olarak sivil itaatsizlik-1

Enis Berberoğlu’nun MİT tırlarının bilgilerini basına sızdırmasından dolayı yargılandığı mahkemece 25 yıl hapis cezasına çarpılması ve tutuklanmasının ardından CHP, yargılamanın “adaletsiz olduğu ve Enis Berberoğlu’nun serbest bırakılması” için Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Adalet” için yürümesine karar verdi.

Keş(iş)inde Söz Söyleme Hakkı Var

Kimine göre sosyalizm bilimseldir, kimine göre de değil.

Bana göre de sosyalizm bilimsel değildir.

Şayet sosyalizm bilimsel olsaydı herkesin ama herkesin sosyalizm için söz söyleme hakkı olurdu değil mi ?

Bilimsellik için söz söyleyenlere bir bakın. İçerisinde kimler var kimler.

Papazlardan tutun anarşistlere kadar herkes var.

Türlerdeki evrimleşmenin nasıl gerçekleştiğini açıklayan Mendel bir papaz idi.

Acı Esintiler

İzmir 1 Nolu Sıkıyönetim Komutanlığı'nda süren davamız nihayet bir karara bağlandı. Hakkımda istenilen 5 yıllık ceza da onaylanmış oldu. Ama avukatlarımız temyize başvurdular. “Sonuçlanması birkaç yıl sürer…” dediler.

O süre içinde yurtdışına kaçma planları yapmaya başladık. İlk grubun içinde ben de vardım. Ama ekildim. İbo ekti beni. Dede, “İbo istemedi seni” dedi. Yıllar sonra İbo’yla buluştuğumda sordum: “Dede istemedi seni” dedi. İkisine de inanmadım.

Özgür Gelecek-Partizan;ÇAĞRI ve UYARIMIZDIR

Devrimci, demokratik kamuoyuna ve okurlarımıza çağrımızdır!

Devrimciliği çoktan askıya almış kesim karşısında alanlarımızı sonuna kadar koruyacağız!

Uzun bir süre kolektif içinde yaşandıktan sonra artık devrimci kamuoyunun gözleri önünde yaşanan “iç” sorunlarımızda, çeteci mantıkla sorunları kangrenleştiren ve devrimcilere yönelik şiddet uygulamaktan geri durmayan kesimin saldırıları sürüyor.

Canım biraz HASAN AKSU'yla uğraşmak istiyor!

Hasan Aksu, onun tabiriyle gelenekten biri. Epey bir geçmişi var. Fakat son 35 senedir gelenekten uzakta yaşıyordu. Yurt dışına geldiğinde ( ya da onun söylemiyle yd atandığında) bir süre doruklarda dolandı.

Sayfalar