Pazar Kasım 8, 2026

Kürtlerde 'Türkiyelilik' :Çetin Çeko

İttihat ve Terakki’den günümüze gelen Türkiyeli ve Türkiyelilik kavramlarının esası, Kürt, Ermeni, Süryani, Rum ve Çerkes halklarının egemen Türk ulusuyla eşit hak ve sorumluluklara sahip olmasından ziyade, T.C’nin toprak bütünlüğünü korumaya yönelik bir söylemdir.

Kürt aydınları ve siyasetçileri “Türkiyeli, Türkiyelilik” kavramlarını, 1960’ların ilk yarısından itibaren “Şark, Doğu meselesi” olarak ifade ettikleri Kürt sorununu tanımlarken kullanmaya başladılar. Bu kavramları kullanan aydın ve siyasetçiler sağ muhafazakâr kesimden gelenlerdi.

“Türkiyeli, Türkiyelilik” kavramının siyasi literatüre girişinin, Kürt sorunuyla direk bir bağlantısının olduğunu söyleyemeyiz. Bu kavram, ilk kez “Türkiyeli Cemaat”, Türkiyeli Cemaatler” ve “Türkiyeli Gayrimüslimler” olarak Ağustos 1915’de İttihat ve Terakki Partisi Hükümeti tarafından Mekatib-i Hususiye Talimatnamesi’nde, günümüz Türkçesiyle Özel Okullar Kanunu’nun üç ayrı maddesinde kullanılmış.[1]

Daha sonra 1922-24 yılları arasında, Birinci TBMM döneminde anayasa taslağı başta olmak üzere, birçok kanun maddelerinde “Türkiyeli” kavramından söz edilmeye devam edilmiştir. Siyasi tarih araştırmacılarının genel yorumu, “Türkiyeli, Türkiyelilik” kavramlarının “Osmanlılık” kavramıyla eş anlamlı olup, onun devamı niteliğinde olduğudur.

Tarihsel süreç içinde Osmanlılık kavramının gündeme geldiği dönem, imparatorluğun dağılma sürecinin hızlandığı dönemdir. Osmanlı, imparatorluğun toprak bütünlüğünü sağlayabilmek için, Osmanlılık tanımını bir ortak kimlik, başka bir deyimle ortak harç olarak kullanmaya çalışmıştır. Bütün çabalara karşın ortak harç tutmamış, Osmanlı 1908 ile 1913 arasında Ortadoğu ve Balkanlar’daki topraklarının üçte birini kaybetmiştir.

Türkiyeli kavramının kronolojik kullanımını takip ettiğimizde, T.C’nin kuruluş aşaması ve onu izleyen 1925 Şeyh Said başkaldırısından sonra devlet literatüründen kalktığını görüyoruz. Çok partili döneme geçildikten yaklaşık yirmi yıl sonra, Türkiyeli kavramı yeniden telaffuz edilmeye başlanıyor.

Fakat bu söylemin sahibi artık devlet tarafı değildir. Devletin varlıklarını ve haklarını tanımadığı, kendine Kürt de diyemeyen, devletin onlar için Kürtçü dediği, ”Şarklı, Doğulu” sağ muhafazakâr Kürt aydın ve siyasetçileridir. Devletin gözünde Kürtçü olanlar, Gayrimüslimler için kullanılan Türkiyeli kavramına sahiplenip, kullanmaya başlıyorlar.

40 yıl aradan sonra

Türkiyeli kavramının Kürt aydın ve siyasetçileri tarafından ne zaman ve nerede kullanıldığına ilişkin ulaştığım ilk tarih 30 Haziran 1964 ve yer TBMM’dir. Yaklaşık 40 yıl aradan sonra “Türkiyeliler” kavramı

Urfa Milletvekili Kemal Badıllı tarafından kullanılmış. Bu tarihten önce, Kürt aydın ve siyasetçilerinin Türkiyeli kavramını kullandıklarına dair bir bilgi ve belgeye, yanılma payımı da ekleyerek ulaşamadım.

Kemal Badıllı’nın Türkiyeli kavramını kullanmasına vesile olan konu şudur: Ekim 1963’de İkinci İnönü Koalisyon Hükümeti’nin CHP’li İçişleri Bakanı Hıfzı Oğuz Bekata, koalisyon ortağı Yeni Türkiye Partisi’nden Sağlık Bakanı Diyarbakır milletvekili Yusuf Azizoğlu’nu “Kürtçü derneklere ve şahıslara yardım ettiği” suçlamasında bulunur. TBMM’de “Doğu Meselesi” başlığı altında, adı konmadan Kürt sorunu bağlamında yoğun tartışmalar yaşanır. Aynı partiden Urfa Milletvekili Kemal Badıllı, ülkede Kürtçülük davası var mıdır, yok mudur tartışmalarına cevabını da içeren, Yusuf Azizoğlu lehine bir konuşma yapar. Badıllı’nın 30 Haziran 1964 yılında TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada, Kürtçülük diye bir sorunun olmadığını, sorunun Şark, Garp, iktisadi ve kültürel mesele olduğunu söyler. Badıllı konuşmasını “Yaşasın Türkiye ve yaşasın Türkiyeliler” cümlesiyle sonlandırır. (TBMM Tutanakları: B 14, 30.6.1964, 0:2)

Buna karşın, Aralık 1959’da aralarında sağ ve sol görüşlü 49 Kürt aydınının tutuklanarak açılan meşhur 49’lar Davası savunmalarında Türkiyeli ve Türkiyelilik kavramının bir şekilde geçmesi veya ima edilmesi gerekir diye düşünürken, bu kavramın davanın sanıkları tarafından kullanılmadığını görüyoruz.

Daha sonra Türkiyelilik kavramı, 1965 yılında sağ muhafazakar Kürtlerin kurduğu illegal Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi’ne yönelik Ocak 1968’de yapılan operasyon sonucu 27 kişi hakkında açılan davada geçer. Bu davanın sanıklarından Şakir Epözdemir, Kasım 1969 yılında mahkemeye sunduğu yazılı savunmasında, “Türkiye’de yaşayan tüm halkların hak eşitliği esaslarına dayanan Türkiyelileşmeye evet, ama ırkçı bir gayeye dayanan Türkiyelileşmeye hayır” belirlemesinde bulunur.

Türkiyeli, Türkiyelilik, Türkiyelileşme kavramları, artık sıklıkla hem sağ hem de sol Kürt siyasal çevreleri tarafından, 1960’ların ortalarından itibaren kullanılmaya başlanır. Türk Sol hareketi ise Türkiyeli kavramı yerine “Türkiye halkları” kavramını kullanır.

Türkiyelilik ne devlet, ne de Kürtler için inandırıcı

Devlet söyleminde Kürtçülük, ayrılıkçılık anlamına gelmektedir. Dönemin “Doğulu” aydın ve siyasileri, Kürtçülük ve ayrılıkçılık suçlamalarına, hem siyasi hem de hukuki savunma aracı olarak Türkiyelilik kavramına sahip çıkarlar. Devletin gazabından kurtulmak için, biteviye ayrılıkçı, bölücü olmadıklarını ispat etmek gayreti içinde olurlar. Türkiyeli kavramı, ortak vatan anlamında kullanılır. Ancak Türkiyelilik ne devlet, ne de Kürtler için inandırıcı olur. Bugün de durum aynıdır.

Oysaki bütün ulusal sorunlarda ayrılma veya birliktelik, eşit ağırlıkta iki temel ögedir. Ayrılacak veya birlikte yaşayacak uluslar, bunlardan birini tercih ederler. İkisi de pozitif anlam taşır. Fakat egemen ulus iktidarı, ayrılma hakkını negatif bir algı içinde ele alarak, sadece birlikteliği öne çıkarır, ayrılığı ihanet ve kalleşlik olarak itibarsızlaştırır.

Bu kabullenmenin Kürt siyasal hareketindeki kökleri, 1918’de kurulan Kürt Teali Cemiyeti Başkanı Seyyid Abdulkadir’in başını çektiği ve Kürtlerin geleceklerini Osmanlı’da gören anlayışın devamı olduğu yorumları sıklıkla yapılır. Günümüzde de Kürtlerin geleceğini Türkiye’de gören Türkiyeli Kürt aydınlar kategorisi de bu çizginin devamıdır.

Ayrıca Kürt sorununa ilişkin ilk düşünce üreten ve siyasal örgütlenmeye gidenlerin Kürt sağ muhafazakâr kesimi olduğunu belirtmekte yarar vardır. Bir başka deyişle Kürt hareketinin sağdan sola doğru geliştiği yorumları bu manada kayda değerdir.

Kürt hareketine yönelik politik ve örgütsel iskân tezi

Bugün ise genel seçimlere HDP’nin parti olarak katılma kararıyla birlikte, HDP bileşenleri içinde yer alan ve parti içinde Kürt tabanını temsil eden PKK çevresinin, Türkiyeli, Türkiyelilik kavramı içinde olup olmadığı çokça tartışılıyor. Yine HDP’nin ne derece Türkiye partisi ve Kürt hareketinin de ne kadar Türkiyeli olabileceği de tartışılıyor. Bu tartışmanın başını iktidar partisi ve liberaller çekiyor. Özellikle HDP’nin şahsında PKK, Türkiyelilik sınavına tabi tutuluyor.

Kürt hareketinde Türkiyeli ve Türkiyelilik tartışması, ne HDP’nin oluşumu, ne de genel seçimlerle gündeme gelmiş değil. PKK’nin “Bağımsız Kürdistan” tezinden vazgeçerek veya vazgeçtirilerek “Demokratik Özerklik” tezine sarılmasıyla, Türkiyeli ve Türkiyelilik kavramı ilk defa hem muktedir, hem de mağdur tarafından birlikte dillendiriliyor. Kuşkusuz bu, devletin ve PKK’nin Türkiyelilik kavramından aynı şeyleri anladıkları anlamına gelmiyor.

İttihat ve Terakki’den günümüze gelen Türkiyeli ve Türkiyelilik kavramlarının esası, Kürt, Ermeni, Süryani, Rum ve Çerkes halklarının egemen Türk ulusuyla eşit hak ve sorumluluklara sahip olmasından ziyade, T.C’nin toprak bütünlüğünü korumaya yönelik bir söylemdir. Bu söylem, parçalanan Kürdistan’ın siyasal ve coğrafik bütünlüğünü dışlayan, Kürtlerin ulusal birlik ve ayrılma haklarını da ipotek altına almayı hedeflemektedir.

Bir başka deyişle Türkiyelilik, politik ve örgütsel anlamda Kürt siyasal hareketini Türkiye’ye entegre etme tezidir.

[1] Baskın Oran, “Türk” teriminin öyküsü. 2014


74904

Ölümün nefesi! H.Gürer

Gerçek, görülmez ellerin çektiği gizemli tüllerle, saklı tutuldu uzun dönemler insanlardan! Gerçeği göremeyen insanlık, panayır kalabalığında şaşkına döndü, kendi aklının sokaklarında kayboldu, yolunu bulamadı. Kimi zaman karanlığın tülü yırtıldı, yolunu kaybedenler yönünü ‘kısmen’de olsa buldu. Aydınlık, karanlığın zalim ve kuralsız arenasında kavgaya tutuştu. Ve karanlık, belki zamanı büktü, onu yavaşlattı! Ama gerçeklerin inatçı ışıltısını kendi dipsizliğinde hapsedemeyeceğini anladı! Bu kez insanlığa, kısa aralıklı yüksek tonajlı ışıklar tutuldu.

39 yıl önce Gayrettepe işkencehanesi…..

Otuzdokuz yıl önce bugün İstanbul gayrettepe işkencehanesinden çıkarıldık.17 Ocak yakalanma tarihi hesaba katılırsa yirmibir günlük işkence faslının sonucunda resimde gördüğünüz oluşan tahribatın yanlızca görünen bir yüzü… İşkence gören binlerce,onbinlerce insandan biriyim.Benimle birlikte yakalanan yoldaşlarımda benzeri işkencelere maaruz kaldılar.12 mart faşizminin hakim ve savcılarından NACİ GÜR VE TAYLAN ERİMER ve onların emrindeki işkence ekibi, Şükrü Balcı,Uğur Gür,Celal Demirtaş, Mete Altan Ve Muhsin Bodur bizlere anlatılamayacak ,akla hayele aykırı sadıştçe işkenceler yaptılar.

Ermeni – Zaza/Alevi/Kızılbaş İlişkilerinde Tarihsel Bir Perspektif*Sait Çetinoğlu

Ermenilerin diğer Osmanlı toplumlarıyla ilişkileri 

Ermenilerin diğer Osmanlı toplumlarıyla olan ilişkileri aslında  nüfus kayıtlarıyla tapu kayıtlarının karşılaştırılmasıyla çok net olarak ortaya çıkacaktır[i].

Bu karşılaştırma aynı zamanda Ermenilerin kurtarılma hikayelerinin de aynası olacaktır.[ii]

Bu durum, Ermeni Soykırımının yüz yıllık karanlığa gömülmesinin yanında, Pontos, Helen ve Asuri – Süryani soykırımlarından tarihsel coğrafyalarında yüz yıldır söz edilmemesi ve inkar edilmesinin anahtar unsurudur.

Seçimlerde ne yapılmalı?

Önümüzdeki Haziran’da ülkemizde bir genel seçim var. Daha şimdiden seçim çalışmaları başladı. Özellikle burjuva partileri ve iktidarı elinde tutan AKP açısından bu seçimin önemi çok açık. AKP açısından bu seçimin önemi; tek parti diktatörlüğünü ve bununda üstünde tek kişi diktatörlüğünü garanti altına alabilmek ve bunu yasal bir zemine otutturmaktır. Aslında, AKP ve Erdoğan, yasal zeminden çok, diğer muhalif kesimlerin seslerini bütünüyle kısmak ve faşist diktatörlüğünü meşrulaştırmaktır.

Seçim, baraj ve başarı koşulları!

 

Örgütlü ve militan mücadelenin karşısına dikilmeye çalışılan seçim, baraj ve başarı koşulları!

Haziran seçimleri yaklaşırken en popüler ve hiç kuşku yok ki temel tartışmalardan birisi HDP’nin seçimlere parti olarak mı yoksa bağımsız adaylarla mı gideceği? Bu tartışma özellikle medyada ve egemen sınıflar arasında yoğun bir manipülasyon ve “samimi” uyarılar eşliğinde sürdürülmektedir.

Israil ve Türkiye'nin kurulus gerekçeleri arasinda bir fark yoktur:Ileri karakol:Sait Çetinoğlu:

Türkiye “Cumhuriyeti”nin kuruluşu, Kolonyalizmin/Emperyalizmin,  Sosyalizme karşı bir tampon  oluşturulma  ihtiyacına denk  gelir.

Türkiye’nin dış politikasını anlayabilmek için 1919 yılı Kasım ayındaki gelişmelere bakılmalıdır. Bu tarih Britanya’nın Kafkasya’da Kızıl Ordu’ya yenilmesi dengeleri  altüst ederek, Sovyetler ile Osmanlıyı  işgal eden Britanya komşu olmasıyla sonuçlanmıştır.

353 bin Pontoslu Rumun vebali boynunuzadir:Tamer Çilingir

 

Yüzyıl önce Karadeniz’i (Pontos) kana bulayan İttihatçı ve ardılı Kemalist iktidarlar, 353 bin Rum’u katlederek insanlık tarihinin utanç sayfalarında yerlerini aldılar.

Eğilip bükülmeyen bir yaşam:Orhan Kemal

 

“Ne haz, ne ün, ne de güç. Özgürlük, yalnızca özgürlük.”[1]

“Babam 1938-1940 arasında hapisteyken Adana’daki evimiz taşlanmıştı,” diyen oğlu Işık Öğütçü ekler: “Ne güzel ki şimdi alkışlıyorlar Orhan Kemal’i…”

Kobanê’den devrim şehitleri için açıklama

Kobanê’de bulunan Türkiye Komünist Partisi (TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) savaşçıları Devrim ve Komünizm Şehitlerini Anma Haftası dolayısıyla bir açıklama yaptılar. Savaşçıların yaptığı “Gökyüzünün bütün renklerini taşıyan halkımıza” başlıklı açıklamayı güncelliğinden dolayı yayımlıyoruz

Gökyüzünün bütün renklerini taşıyan halkımıza,

“Meral’den Sibel’e kadın devrimi sürüyor” Münevver İltemur

 

Bugün 25 Ocak. Bundan tam 42 yıl önce ’71 Devrimci Hareketin ilk kadın şehidini verdiği gündür. Meral Yakar yoldaşımızın 22 Ocak 1973 günü Ümraniye’deki örgüt üssünde yoldaşının temizlediği silahından çıkan kaza kurşunuyla yaralandığı ve yoldaşı tarafından götürüldüğü Numune Hastanesi’nde üç gün komada kaldıktan sonra ölümsüzleştiği gün.

Çiftetelli - Sami Özbil

Milyonlar Kobanê zaferinin haklı mutluluğu içinde. Aynı zafer halaylarında milyonlarca yürek kardeşleşti, yoldaşlaştı, birbirini yeniden bu kez Kobanê devriminin zaferinin ışığında tanıdı.

Devrim ve zafer artık bir hakikat. Kobanê zaferi ufuk tazeliyor. En başta Kobanê şehitlerimize borçlu olduğumuz zafer, Kürdistan devrimini kategorik olarak ve asla bastırılamayacak biçimde bütün dünyanın gündemine getirdi.

Sayfalar