Kürt kokusu :İrfan Aktan
Mahir Çetin, 3 Eylül akşamı arkadaşıyla Kürtçe konuştuğu için Türk ırkçılarının saldırısına uğradı, katledildi
Nitekim beyinsel kirliliklerini karşısındakinin bedensel kirliliğiyle meşrulaştırmaya çalışanların son hedefi, 3 Eylül’de Antalya’nın Kaş ilçesinde yaşamak zorunda bırakılmış olan 20 yaşındaki Kürt genci Mahir Çetin’di.
Irkçılık gibi insanlığın en kirli halinin çoğunlukla “temizlik” veya “hijyen” üzerinden üretiliyor olmasının tarihi epey eskilere dayanıyor. “Arî ırk” yaratma çabası da özünde “temizliği” hedefler ve argümanlarını bunun üzerinden kurar. O yüzden de artıkların, azların, sakatların, uyumsuzların, ayyaşların, tutunamayanların, sağlıksızların, kirlilerin yok edilme çabası insanlık tarihindeki pek çok katliam ve soykırımın sebebini oluşturur. Bir süredir Kürt karşıtlığı üzerinden varlık gerekçesini devşiren Türk ırkçıları da “pis Kürtler” lafını kullanıyor. Kürtlerin yıkanmadığına, “farklı koktuklarına” dair sayısız metin görebilirsiniz. Ve bu nefret suçu herhangi bir cezaya tabi değil.
Örneğin bir sosyal paylaşım sitesindeki şu metne bakalım: “Hayatım boyunca zaman zaman Kürt ailelerle kısa dönemler de olsa aynı apartmanlarda yaşadığım dönemler olmuştur. Bu insanların üstleri başları kadar, evlerinde de tamamen kendilerine özgü tuhaf bir koku vardır. Kapılarının önünden geçerken o koku beni hep rahatsız ederdi. Bazı insanların evleri gerçekten pis kokar. Ama bu onlara da benzemeyen Kürt kavmine has bir koku mu bilmiyorum. Vatana ve millete hainlik yapmadıktan sonra Kürtlerle hiç bir alıp veremediğim yok. Onların içinde de iyi ve kötü insanlar vardır. Dolayısıyla bu sözlerim tamamen duyularımla, yaşadıklarımla ilgilidir.”
Bir sosyal paylaşım sitesinde “Kürtlerin kokusu” başlığı altında aktarılan bu “deneyim paylaşımı” Türk ırkçılığının en yalın örneğini teşkil etmekle kalmıyor, kokunun kökenini de ifşa ediyor: “Duyularımla, yaşadıklarımla ilgilidir.” Kürtler “farklı” koktukları için ırkçı olunmuyor, ırkçı olunduğu için Kürtler “farklı” kokuyor. Üstelik Kürtler, bu kokularının gayet farkındalar ve bu “kokularıyla” ırkçıları korkutmaya devam edecekler. Türk ırkçıları, yaşamları boyunca bu “kokuyu” solumak zorunda kalacaklar ve nihayet bu koku, onları sahneden indirecek. Çünkü bir müddet sonra Kürtlerin hayatın her alanına yayılan kokuları karşısında önce sokaklardan çekilip evlerine tıkılacak ve orada kendi kokularıyla kavrulup gidecekler.
Pis Kürtler, pis Türkler
Google’da tırnak içine alarak “pis Kürtler” diye tarama yaptığınızda (tırnak içine alarak) takriben 75 bin sonuçla karşılaşırsınız. Aynı taramayı “pis Türkler” için yapınca ortaya çıkan sonuç sayısı 4 bin civarında. Daha da enteresanı, “Pis Kürt” taramasının sonunda 14 bin sonuç çıkarken, “Pis Kürtler”in 75 bin sonuca ulaşması. Bu, bir Kürt’e yönelik ırkçı yönelimin çoğunlukla tüm Kürtlere genellendiğini de gösteriyor. “Türkler”de ise durum tam tersine. “Pis Türk”ün sonucu 15 bin, “Pis Türkler”in sonucu 4 bin. “Pis Türkler” tabirinin çoğunlukla Avrupa’daki ırkçılardan geldiğini görüyoruz. Bulgaristan’da bir futbol müsabakası, Almanya’da herhangi bir vak’a sonrası Türklere bu tür ırkçı sıfatlar yakıştırılmış. Gelgelelim en azından internet âleminde yaptığımız mütevazı taramada “pis Kürtler” tabirini ise esas olarak Türklerin kullandığını görüyoruz. Aynı taramayı bir de Kürtçe yapalım: “Tirkên pîs” örneğin. Çıkan sonuç 2. Kürtçede “pis” sözcüğünün yanısıra “çepel” veya “mirar” (mundar) sözcükleri de aynı maksatla kullanılıyor. Bu sözcüklerle yaptığımız Google taramasında (Tirkên çepel/mirar) çıkan sonuç sıfır! Milliyete veya ırka dair “temizlik takıntısı” egemenlik duygusundan türer. Ve bu “takıntının” “pis” addedilene bedeli her zaman ağır olur. Nitekim beyinsel kirliliklerini karşısındakinin bedensel kirliliğiyle meşrulaştırmaya çalışanların son hedefi, 3 Eylül’de Antalya’nın Kaş ilçesinde yaşamak zorunda bırakılmış olan 20 yaşındaki Kürt genci Mahir Çetin’di.
Mahir ve Ali İsmail
20 yaşındaki Mahir Çetin’in otuz kişilik bir ırkçı grup tarafından öldürülmesi konusunda “etnik husus kesinlikle yoktur” diyor, Kaş Kaymakamı Selami Kapankaya. Oysa basına yansıdığı kadarıyla ırkçı güruh, Mahir’e “pis Kürtler” nidaları eşliğinde saldırmış.
Mahir Çetin, 3 Eylül akşamı arkadaşıyla Kürtçe konuştuğu için Türk ırkçılarının saldırısına uğradı ve tıpkı Ali İsmail Korkmaz gibi, vücuduna aldığı darbeler sonucu hayatını kaybetti. Tıpkı Ali İsmail’in katilleri gibi, onun katilleri de devletin arkalarında olduğunun bilinciyle hunharlıktan çekinmediler. Yanılmadılar da: Otuz kişilik linççi güruhtan sadece 7’si gözaltına alındı ve sadece biri tutuklandı. Salıverilmesi uzun sürmez. Zira kaymakamın zeminini hazırladığı üzere: “Geçtiğimiz günlerde ilçemizde bar çıkışında iki tarafın da alkollü olduğu bir kavga meydana gelmiştir. Kavgayı ayıran Doğu kökenli vatandaşlarımız, kesinlikle etnik bir hususun olmadığını, iki tarafın aşırı alkollü olduğunu, sürtüşme ve laf atmadan dolayı kavganın başladığını ifade etmişlerdir.” Devletin memuru, Kürt’ün ölümüne kılıf uydurmak için “Doğu kökenli vatandaşlara” her zaman başvurmuştur. Beyanattaki her bir sözcük için ayrıca makale yazmak gerekmez mi? “Geçtiğimiz günlerde” (Tarihi verme zahmetinde bile bulunmuyor), “bar çıkışında” (Bu vurgu niye?), “İki tarafın” (Otuza karşı iki, iki taraf mı oluyor?), “kavga” (Linç?), “Doğu kökenli” (Doğu? Köken?), “kesinlikle etnik bir hususun olmadığı” (Etnik husus? “kesinlikle”?), “aşırı alkollü” (Yani?), “sürtüşme ve laf atma” (Yani?)…
Biliyorsunuz, Eskişehir valisine göre Ali İsmail de arkadaşları tarafından dövülmüştü. Katlediliş biçimleri benzer ama yarattıkları infial farklı olan Ali İsmail’le Mahir’i karşılaştırmak zorundayız. Egemen olana göre biri “pis Kürt” öbürü “pis çapulcuydu.” Ali İsmail sivil ve polis güruhça, Mahir ise ırkçılarca katledildi. Ali İsmail’in katilleri öyle veya böyle kameralara yakalandı. Mahir’in katillerinin ise isimleri bile (biri hariç) hâlâ meçhul. Ali İsmail için gösterilen tepkiler az bile sayılırdı. Mahir için gösterilen tepki ise nedeyse yok gibi. Hatta Ali İsmail için “ah” diyen bazılarının Mahir için “oh” çektiğini bile sosyal medyadan gördük.
Ali İsmail’inkinden farklı olarak Mahir’in ölümünden günler sonra haberdar olduk. Mahir’in cenaze töreninin görüntüleri hiçbir yerde yayımlanmadı. Öldürülüşü Türk basınının 1. sayfalarında yer almadı. Televizyonlarda bu cinayetin üstünde durulmadı. Hükümet yanlıları bu korkunç cinayetin “çözüm sürecine” etkileri üzerine durmadı ve provokasyon izi aramadı. Ne de olsa provokasyon ancak Kürtlerin veya onları “kullananların” tarifini bildiği pis bir yemektir.
Dost cenahın ırkçılıkla imtihanı
“Dost cenah” da bu meseleyi hakkıyla bahse konu etmedi. Zira herkes Kürtlerin öldürülüşüne alışkındı. Ölüm, Kürtlerin fıtratında olduğu için Mahir’in katledilişi ne sosyal hayatta ne de sosyal medyada infial yarattı. Mahir Çetin’in ismini devraldığı Mahir Çayan’ın izinde olan siyasetlerin mevkuteleri bile “Hepimiz Mahir’iz” manşetleri atmadı. Mahir’in, ölümü pahasına konuşmaktan geri durmadığı Kürtçeyi savunmak üzere “Em hemu Mahirin, em hemu Kurdin” başlıklarına ihtiyaç duyulmadı. Örneğin BirGün gazetesi, haberi DİHA’dan alıntılayıp “Ülkücülerin saldırdığı iddia edilen bir genç hayatını kaybetti” başlığıyla vermekle yetindi.
Hasılıkelam, kaymakam Kapankaya’nın arzuladığı gibi; kimse Mahir’in ölümündeki “etnik hususu” görünür kılmaya çabalamadı. “Ülkücülerin saldırdığı iddia edilen bir genç hayatını kaybetti”, o kadar!
Türkiye’nin kıyı şeridi yerlileri, yıllardır kasaba ve şehirlerindeki her türlü pisliği zorunlu göç mağduru Kürtlere yıkarak arınmaya çalıştığı için Kaşlılar da Mahir’in linç edilerek öldürülmesine ses çıkarmadı. Mahir’in kanının döküldüğü sokağı perdelerinin arkasından sinsice izleyen Kaşlıları bu cinayetin ortağı sayanlar ne kadar haksız?
Sömürge düzeninde sömürenin mensubunun kanı çok daha kıymetlidir, biliriz. Sömürülen öldürüldüğünde soğukkanlılık çağrısı yapanlar, sömüren öldürüldüğünde gözünü karartmaktan asla geri durmaz. Kürtler, etnik kimlikleri yüzünden saldırıya uğradıklarında, etnik kimlikten söz edilmesinden kaçınılır. Her türlü mahremiyeti ayaklar altına alan medya, bu konuda olabildiğince mahremiyet sevdalısı kesilir. Olay, herkesin bildiği bir sırra dönüştürülür. Sonra yine iklim Akdeniz olur, sessizlik hükmünü sürdürmeye ve ırkçılık gücünü sessizlikten almaya devam eder.
İRFAN AKTAN / zete.com
Son Haberler
Sayfalar
Farklılıkları ve Renkleri Tanımamak19. ve 20.Yüzyılın Siyaset Anlayışıdır-Dursun Ali Küçük
Yeni yıl vasıtasıyla Gürcistan cezaevinde tutsaklık koşullarında 2005 yılında yazdığım bu yazımı sizlere sunuyorum. Aynı zamanda kendi kendimle hesaplaştığım bir süreçti.
Bir Çatı Altında Toplanma - Hiciv -
Konumuz değil....
Başka zaman...
Yakında ...
Pek yakında ...
Çok yakın...
Çok çok yakın da....
Bir süredir bir çatı altında toplanma...
Çağrılarının yapılmadığını görüyorum.
Aslında bence bir çatı altında toplanma...
Çağrıları yapmanın tam zamanı.
Diyaletiğin dansı! H. GÜRER
“Diyaletiği anlamak,değişim/dönüşüm ve hareketin sürekliliğini,karşıtların birliğini ve çatışmasını anlamaktır!”
Bir savaş suçu:Roboskî katliamı
“Anlamak hatırlamaktan çok daha önemlidir,her ne kadar anlamak için hatırlamak gerekse de.”[1]
Hani Erdoğan’ın, “Oturuyorlar kalkıyorlar Roboskî diyorlar! Orası Roboskî değil, Uludere Ortasu! Ama onlar da kaçakçılık yapıyorlardı, karıştırmış olamaz mı?” dediği yerde; “Gökten insan ve katır parçaları yağıyordu” diye özetliyordu “O” vahşeti; devlet katliamından sağ kurtulan dört kişiden biri olan Servet…[2]
Yer Roboskî’ydi; toplu -taammüden!- cinayetle katledilenlerse Kürt’tü!
Koca bir yılı geride bırakırken
Koca bir yılı geride bırakırken etraf toz-duman,siyaset te şeytani politikalar at başı gidiyor.Her yerde guzel bir yıllı geride bıraktığınızda n söz edilmektedir.
Sevgi’nin Üvey Ninesi
Evdeki abileri ise, ısrarla evlenmesini, başlarından def etmekti emelleri, onlara sanki bir ağırlık gibiydi kadersiz, yufka yürekli, kaybettiği gözü yüreğinde büyümüşcesine, bir melek kadar iyi olduğu halde, başlık bile almayacaklardı, ‘’Yeter ki evden gitsin!’’ istiyorlardı.
KDP’nin amacı nedir?
Kürt ulusal birliğine en fazla ihtiyaç duyulduğu böylesi bir dönemde KDP’nin KCK Eşbaşkanı Sayın Cemil Bayık ve HDP Eşbaşkanı Sayın Selahattin Demirtaş’a yönelik açıklaması, talihsiz olmadan da ötedir. KDP’nin yaptığı ne Kürt birliğine ne de mantığa hizmet eden bir saçmalıktır. Öyle ki, delilere mal edilemeyecek olan bu açıklama iyiden iyiye hesap edilerek yapılmıştır.
Kapitalizmi yıkıp geleceğimizi kazanmalıyız
Yüzyıllardır insanlığın yaşamını gaspetmiş olan kapitalizm, ne barışı ne de refahı getirebildi.
Makinalaşma arttıkça üretim arttı, üretim artıkça, çalışanlar daha fazla yoksullaştı, mülksüzleştirilenler daha fazla işsiz kalmaya başladı. Kapitalizm, kan deryası içinde doğdu ve kendi süreti gibi bir dünya yarattı.
HDP Merkez Yönetimine Açık Mektup
Yüksekova halkının aşağıdaki feryadı olmasa ve diken üstünde tuttuğunuz milyonlarca insanın gözü ve kulağı size kilitlenmese bu açık mektubu yazmazdım. Bana hiddetleneceğinizi biliyorum. Yanlışlıklara sessiz kalmak ruhunu satmak ve böcekleşmektir. Bu sınıf insanlardan biri olmak istemediğim için, halkın etrafında ördüğünüz sessizlik duvarına seslenmek istedim.
Halkın Günlüğü’nün yolu: Demogoji, takıntı, idealizm ve revizyonizmde ısrar! Nürnberg Partizan
Halkın Günlüğü’nün 90. Sayısında Partizan Özel Sayı'sında MKP 3. Kongre'sine yönelik eleştirilere karşı “Dogmatizmde Israr Bismarc’ı Aratır” ve “Borsalar Meselesinde Anlamayan Ve Çarpıtan kim?” başlıklı birbirinin devamı olan iki yazı yayınlandı.
Faşizmden demokrasi dersleri ve aşılamayan korku! ÖZGÜR GELECEK
Devletin ve onun direksiyonundaki AKP’nin Kürt hareketiyle “barış ve müzakere” politikası “yeni evreye” girerken, buna paralel olarak zihniyet ve anlayışı bir türlü yeni evreye girememektedir.
Devlet bir yandan Abdullah Öcalan’ın hazırladığı müzakere taslağının olgunlaştırılmasına olanak sunup bunun üzerinden sürecin başlatılabileceği imajı yaratırken, diğer yandan ise Kürt hareketini atıllaştıracak ve mümkünse çürütmeye çalışacak ideolojik ve psikolojik saldırılar gerçekleştirmektedir.