Cuma Ekim 2, 2026

Kürd Devleti Yakındır - Dursun Ali Küçük

Evet, Kürdistan devleti yakındır...

Mevcut durumda koşullar bunun için uygundur. Kurulması an meselesidir.

Asıl engelleyici TC ve İran diktatörlüğüdür.

Eski TC Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ:

“Böyle bir devletin kurulması açısından ümitlerin tepe noktası olduğu bir süreçteyiz, zaman biçiliyor. Bu süreyi tayin edecek kim? Bunu tayin edecek, İran ve Türkiye. Yani böyle bir devletin oluşmasına İran ve Türkiye bugün 'evet' desin, yarın bu devlet kurulur, hiçbir engel yok. Bunu engelleyen halihazırda süreyi uzatan konjonktür, İran'ın ve Türkiye'nin böyle bir oluşuma karşı olmaları. İran, şu anda buna kesinlikle karşı. Türkiye'nin de elbette karşı olması lazım."

Kürdistan daki gelişmeleri durdurmak ve yok etmek için en büyük tehlikenin İran ve Türkiye den geldiği aşikârdır. 

Irak ve Suriye engelleyecek güçte değildir.

Yukarıda yazısından alıntı yaptığım TC eski genelkurmay başkanı İlker Başbuğ da Kürdistan Devletinin kuruluşuna hazır olduğunu ve Türkiye ve İran’ın bunu engellediğini açıkça itiraf ediyor.

Bu gerçeği göremeyen bazı Kürd çevreleri bir kez daha hatta bin kez daha yeniden düşünmek ihtiyacı duymalıdırlar.

Öyle bazıları “Kürdistan devleti istemiyoruz” diyerek piyasaya çıkmamalıdırlar.

Bu, çok hafif bir davranış olur ve asıl Kürdistan devletini istemeyen sömürgeci devletlere yardım sunmak anlamı taşır. 

UZAYDA BİR KÜRDİSTAN YÖNETİMİ KURULSA ONA DA KARŞI OLURLAR...

TC, İran, Suriye ve Irak uzayda bile Kürd yönetimi kurulsa, Kürdler uzayda bir devlet kurdular denilse yine karşı çıkarlar.

Bunların ruhu, korkusu ve politikası Kürdleri köle olarak kendilerine bağlı tutmak üzerine kurulmuştur.

Korkuları ne? “Komşu” da Kürdistan devleti ve yönetimi kurulmasın, orada kurulursa “bizim Kürdler de isterler”...

İşte “bizim köle Kürdler” istemesin diye kendi devlet sınırları dışındaki Kürdistan kuruluşlarına müdahale etmek istiyorlar.

Bakınız RT Erdoğan: "Kanton kurma çalışmaları sürerse gereği neyse yaparız." dedi.

“Türkiye'nin kimseden izin almaya ihtiyacı yok. PYD, kanton olarak ilan etti. Bu iş bu kadar kolay mı? Kanton kurma anlayışı sürerse gereği neyse yaparız” bu türden şeyler söyledi TC başkanı. 

TÜRKİYE'NİN PYD OPERASYONU

“Kuzey Irak'ta (Güney Kürdistan) yaşananı, Kuzey Suriye'de (Batı Kürdistan) yaşamak istemiyoruz” filan… diye konuştu Erdoğan.

Anlamak isteyen için bu kadar basit. Hiç kırk dereden su getirmeye gerek kalmıyor.

Erdoğan, AKP, TC ve İran açık açık söylüyorlar: “Hiç bir Kürd yönetimi ve devletini istemiyoruz”

Irak ve Suriye de aynen böyle düşünüyor ama güçleri engellemeye yetmiyor.

Erdoğan, Batı Kürdistan daki “kanton” yönetimlerine karşı olduklarını ve elinde gelirse yok etmeye çalışacaklarını ilan ediyor. Görünüşe bakmayınız, Kürdistan federasyonuna karşı politika ve tavırları da aynıdır.

İran Kürdistan federasyonuna müdahalede bulunuyor, içişlerini karıştırıyor, Şii Irak ı destekliyor. Suriye rejimini destekliyor, söz konusu Kürdler olunca Batı Kürdistan daki gelişmeleri de bastırmaya yardım edeceği kesindir.

EY GÜNAHKAR KÜRDLER; TC, İRAN, SURİYE SENİN HİÇ YÖNETİM, İRADE SAHİBİ VE ÖZGÜR VE EŞİT OLMANI İSTEMİYOR

Ama siz kalkıp onların yönetici, devlet başkanı, hükümet olmaları için oy kullanıyorsunuz.

Onlar seni köle yerine bile koymuyor, sen onların efendi ve egemen olmalarına oy veriyorsun. Ümmetle , kardeşlik, aynı dindeniz deyip kendini kandırıyorsun.

Vatandaşız deyip avunuyorsun.

Onlar ise her gün senin kuyunu kazıyor.

YÖNETİM OLMANI SEÇİMLERDE KÜRDİSTAN’DA ÇOĞUNLUK SAĞLAMANI ASLA İSTEMİYOR

Ancak Kürd devleti yakın. Asıl önemli olan bu.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan da seçimler de çok yakın. Ramak kaldı.

Bana sorarsanız, TC, HDP projesinden korkmuyor. Çoğu Kürdlerin ve demokratların desteğini almasından ve marjinal kalmamasından korkuyor.

Amaç ve projeyi bir tarafa bırakıyorum.

Seçimlerde Kürdistan illerinde HDP ezici bir çoğunluk sağladığında ve metropollerdeki Kürdlerin önemli bir desteğini aldığı zaman bu TC yönetiminin Kürdistan da fiilen iflas etmesi demektir.

Bir referandum olur. Diğer seçime katılan Kürd çevrelerinin oyunu eklersek Kürdistan mücadelesinin meşruiyet ve kitle desteğini yeterince sağladığı anlamını taşır. Dünya da durumu böyle algılar.

TC ve Erdoğan, her türden Kürd yönetimi ve oluşumuna kendi devlet sınırları dışında karşı oldukları için sağlanan bu kitle çoğunluğunun onlar için ne kadar tehlikeli olduğunu görmeden geçemeyiz.

HDP’ye TC cumhurbaşkanı ve AKP, MHP ve CHP niye bu kadar karşılar?

Hesapları sadece iktidar olmaları üzerine değil.

Erdoğan açık söylüyor: Güney ve Batı Kürdistan daki gelişmeleri Kuzey Kürdistan da görmek istemediğini  çok net vurguluyor.

Kurdistan’ın Batısı için gereğini yaparım diyen politika ve zihniyet elbette ki kendisine bağladığı, işgal altında ve köle olarak tuttuğu Kuzey Kürdleri için hiç istemez.

İktidar olmak için asıl HDP ye yüklendikleri kanısında değilim, bu da bir faktör.

Barajı geçeceklerini başta hiç düşünmüyorlardı. Şimdi işler tersine döndü. CHP ve MHP Kürdistan da nasıl etkisiz duruma geldiyse AKP de giderek etkisizleşiyor. AKP’ye destek veren Kürdler desteğini çekmeye başladı. Ve AKP’yi MHP gibi algılamaya başladılar.

Bunlar önemli gelişmeler. Asıl korktukları budur.

Seçimler AKP, CHP, MHP vb. lerini onaylamıyoruz noktasına geldi.

Bunun daha gelişmesinde her bakımdan fayda vardır.

HDP projesine katılmayabilirsiniz ama somut gelişmeleri de görmek gerektiği kanısındayım. HDP’yi de aşan bir durumu yaşıyoruz. Değerlendirmeleri bu noktalara taşıyabilsek önemli gelişmelerin ateşleyicisi olur.

SON OLARAK: AKP tek başına iktidar olmamalıdır. Sadece Türkiye için değil, özellikle Kürdistan da önümüzdeki süreçte yaşanan gelişmeler açısından hayati önem taşıyor.

Kaos ve bunalım derinleşecek. Kapılar kapanıyor, rahat açıldıkları ekonomik ve ticari alanları daralmış durumdadır.

Bırakalım kendi kendileri ile uğraşsınlar, biz işlerimize bakalım.

Derdimi paylaşmayan ve dertlerimizi ve acılarımızı derinleştirenlere el uzatmak bize düşmez.

Seçimlerde kendi halkınızın, ülkenizin, dil ve kültürünüzün, özgürlük ve statünüzün tarafı olunuz...

Ne diyeyim:

“Her an her şey olabilir”...

 

52312

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Süryani Soykırımı: SEYFO (Nubar OZANYAN )

Ortadoğu tarihin ve medeniyetin gizemleriyle doludur. Kadim halkların yurdu, uygarlıkların beşiği olan bu topraklar aynı zamanda en büyük kıyım ve kırımların da acımasızca yaşandığı coğrafyadır. Süryanilerin ataları tıpkı Ermeniler, Pontuslu Rumlar, Asuriler gibi büyük bir felakete uğradılar. Yaşadıkları topraklardan koparılan yüzbinlerce Süryani, tıpkı Ermeniler ve Pontuslu Rumlar gibi Osmanlı asker ve jandarması tarafından zorla ölüme sürüldü. Üzerinde yaşadıkları toprak, dağlar, vadiler, nehirler mezarları haline geldi.

Devrimci Kamuoyunun Bilgisine!

"KARANLIĞIN TANRILARI" FERMAN BUYURMUŞ: HALİL GÜNDOĞAN'IN SURATINA TÜKÜRMEK ÖNÜMÜZDE DURAN DEVRİMCİ GÖREV VE SORUMLULUĞUMUZDUR.

 

Halil Gündoğan

 

İsviçre/ Basel 1 Mayıs etkinliğinde ve ardından 24 Mayısta Zürich'te yaşananlara dair kaleme aldığım "provokasyon 'siyaseti' üzerine" ve "bir kez daha provokasyon 'siyaseti' üzerine" başlıklı iki yazım üzerine, belli bir odaktan yönlendirildiği açık olan, "sosyal-medya korsanları"nca, itibar cellatlığı yapılarak hakkımda kara propaganda başlatıldı.

Hatıra Değil, Hafızadır Çeliğe Su Veren(ler)[*]

“Büyük aşklar yolculuklarla başlar

Ve serüvenciler düşer bu yollara ancak
Onlar ki dünyanın son umudu
Soyları tükenen birer çılgındırlar
Ne bir adresleri vardı onların yeryüzünde
Ne de aşktan başka bir sığınakları
Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki
Derler ki,

Muhammed Ohannes…(Nubar OZANYAN )

Muhammed Ohannes, Ermeni Soykırımı sonrası Deyr ez-Zor'da zorla Müslümanlığı kabul ederek yaşama hakkına sahip olmuş Ermeni bir annenin dördüncü nesil çocuğudur. Maratuk Dağı’ndan, Bingöl’ün zozanlarından inmek zorunda bırakılıp çöl kumlarına tutunarak yaşamaya çalışan on binlerce Ermeni anneden birinin umudu olmuştur.

Stefan Engel ile Röportaj

İdeolojik mücadeleyi güçlendirin!

REVOLUTIONÄRER WEG'in yazı kurulu yönetçisi Stefan Engel ile Burjuva İdeolojisinin ve Anti-Komünizmin Krizi kitabının yayınlanması vesilesiyle röportaj

Bu hafta, senin yönetimin altındaki yazı kurulunca oluşturulan Burjuva İdeolojisinin Krizi ve Anti-Komünizmin Krizi kitabı yayınlandı. Bu kitapta neler var, neleri içeriyor?

Yazma, Kafa Yorma…

Uzun bir süredir hemen her vesileyle altını çizdiğimiz hususlardan birisini, araştırma inceleme yönümüzün zayıflığı ve yazı yazma alışkanlığımızın olmayışı –ya da yeterince olmayışı– oluşturuyor.

Bir kafa yorma, dert edinme işi olan bu konudaki zafiyetimiz, ilgi derecemizin ne olduğu hakkında fikir vermektedir.

Durum bu konuda yeteneğimizin olup olmadığıyla alakalı değil. Zira biliniyor ki; araştırma ve yazma yeteneği, diğer pek çok olayda olduğu gibi pratikle edinilmekte, uğraş içine girmekle kazanılmaktadır.

Kevork Çavuş (Nubar OZANYAN )

Mayıs’ta, baharın ve yeşilin en canlı renklerini yaşanır. Mayıs aynı zamanda devrim ve özgürlükler uğruna canlarını feda edenlerin fazlasıyla dolu olduğu bir aydır. Her halkın özgürlük ve mücadele tarihinde sayısız kahraman ve isimsiz direnişçiler vardır. Bazıları sadece kendi halkı tarafından bilinir. Bazıları ise yeterince bilinmez. Başlarına gelen felaket ve acıları ifade edecek sözcüklerin henüz icat edilmediği bir halkın edilgen ya da boyun eğen kurbanlar olduğu yanılgısı her zaman yaşanabilir.

CIA’nın Anti-Komünist “Özgür Düşünceli” Entellektüelleri-3

Türkiye’de Anti-Komünist Paropagandanın Tarihi: “Bu Kış Komünizm Gelecek...”

Türkiye’de anti-komünizmin tarihi, Osmanlı’nın son 50 yılını da içine alacak şekilde uzanır. Ancak,  bilinçli komünizm düşmanlığı 1920’de Mustafa Suphi önderliğinde Bakü’de 1920 yılında kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kuruluşuyla başaladı dersek yanlış olmaz. Çünkü 1917 Rus Devrimi, bütün dünyada işçilere, köylülere, tüm ezilen ve sömürge uluslara kurtuluşun yolunu ve umudunu aşılarken, başta emperyalist burjuvazi olmak üzere tüm gericilere de korku salmıştır.

TKP-ML EB: Paris Komünü’nün 150. Yıldönümünde Bir Kez Daha!

“Saraylara savaş, kulübelere barış, yoksulluğa ve tembelliğe ölüm!”

Proleter devrimin ilk deneyimi olan Paris Komünü, nesiller boyu öğrenilebilecek paha biçilmez bir hazine bıraktı. Bugün, 150. yıldönümünde Komün’ün derslerinden ders almak son derece önemlidir. Çünkü Komün’ün dersleri MLM karşıtı tüm düşüncelere karşı mücadelede hala geçerli. Özellikle oportünizme ve revizyonizme karşı mücadelenin temel dayanaklarını Komün’ün ortaya çıkardığı ders ve deneyimlerde bulabiliriz.

Timsah Gözyaşlarının Arasında Devrime Olan İhtiyaç: Filistin

6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde oturan Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarılmasına karar vermesi üzerine başlayan protestoların ardından bir de Mescid-i Aksa’daki Filistinlilerle İsrail askerleri arasında başlayan çatışmalar beraberinde Filistinli direniş örgütlerinin İsrail devletine ültimatomunu getirdi.

BİR KEZ DAHA PROVAKASYON 'SİYASETİ' ÜZERİNE

1 Mayıs'ta İsviçre/Basel'de yaşananlar üzerinden; "Provakasyon 'siyaseti‘ne dair bir değerlendirme yazısı kaleme almış, ve  Partizan/ Yeni Demokrasi mensubu  küçük bir  grubun provakatif yaklaşım ve tutumlarına dikkat çekmiş ve ilgili kurumun, mensubu olduğu bu kişiler hakkında gereğini yaparak kamuoyuna  doyurucu bir açıklamada bulunacağına dair bir beklenti içinde olacağımı ifade etmiştim.

Sayfalar