Cuma Kasım 6, 2026

Koşulları ve an’ı değerlendirmek olarak POLİTİKA -4-

Ortak düşmana karşı ortak mücadele verebilmek olarak politika

Bu son bölümünde ortak düşmana karşı birlikte hareket edebilme, ittifaklar oluşturma olarak politika ve doğru, etkili politika üretiminin örgüt üzerindeki etkisi üzerinde kısa bir şekilde duracağız. Bu iki başlık özellikle kolektifimizde son yaşanan kriz dolayısıyla ayrı bir yazı dizisinin konusu olarak ele alınmalıdır. Bu bölüm, buna giriş olarak değerlendirilebilir.

Uzlaşmalar, ittifaklar, ortak eylemlilikler politik bir öznenin savaşın her aşamasında karşısına çıkan ve ustaca değerlendirilmesi gereken pratik politik meselelerdir. Bu konularda soyut formüllerden hareket etmek, güç dengelerini göz ardı etmek, evrensel ilkelerden vs. söz etmek en büyük yanlıştır. Lenin “Ne Yapmalı?” eserinde burjuva demokrasisinden çeşitli akımlarla yapılan ittifaklar eleştirilince, geçici ittifakları yapmak için kendisine güvenmeyen ve bu ittifakları yapamayan bir siyasi partinin var olamayacağını belirtmiştir. (age, s. 23, 1998, Sol Yayınları) Hatırlanacağı üzere 1901-1902 yıllarında “burjuva liberalizminin siyasi önderi Struve” ile “uzun süreli olmasa da” resmi bir politik ittifak kurulmuştu. Lenin, uzlaşma, ittifak, ortak eylemlilik gibi meseleleri ortak düşmana karşı birlikte hareket etmek üzerinden değerlendirir: “Daha güçlü bir düşman, ancak bütün güçler harekete geçirilerek ve ancak, gerek düşmanlar arasındaki en küçük ‘çatlak’tan, çeşitli ülkelerin burjuvazileri arasındaki ve tek tek ülkelerin burjuvazisinin çeşitli grupları ve kesimleri arasındaki çıkar çelişkilerinden, gerekse de, geçici, yalpalayan, kararsız, güvenilmez ve koşullu bir müttefik de olsa (abç) kitleleri bir müttefik olarak kazanma olanağından mutlaka büyük bir özen, uyanıklık, ustalık ve akıllılıkla yararlanıldığında yenilgiye uğratılabilir. Bunu kavramayan Marksizm’den ve bir bütün olarak bilimsel, modern sosyalizmden de hiçbir şey anlamamıştır. Oldukça önemli bir zaman dilimi içinde, oldukça farklı siyasal durumlarda bu gerçeği hayata geçirebileceğini pratikte kanıtlamamış olan biri, tüm emekçi insanlığı sömürücülerden kurtarmak uğruna savaşında devrimci sınıfa yardımcı olmayı henüz öğrenememiş demektir.” (Lenin, S.E., c. 10, s. 127-128, İnter Yayınları)

İttifaklarda, uzlaşmalarda kesintisiz bir ideolojik/politik mücadele şarttır. Bununla birlikte eğer bunların sonucunda ortak düşmana karşı mücadelede başarı elde edilecekse, kitlelerle olan bağı güçlendirecek, yeni mevzilerin kazanılmasını sağlayacaksa bu adımların atılması doğrudur. Elbette ki bunları yapabilmek, “an”ı ve “koşulları” bu düzlemde değerlendirip, pratiğe geçmek büyük bir “özen, uyanıklık, ustalık ve akıllılık” gerektirmektedir. Yani iyi bir politik önderlik zorunludur. Politik önderlik, kendi görüş ve dileklerini gerçeğe dayatmasıyla değil, objektif koşulları en ince ayrıntısına kadar hesaplayabilmesiyle, her koşulda kitlelere ulaşabilmesiyle, sübjektif gücünü artırabilmesi ve düşmanı zayıflatmasıyla (ve en sonunda iktidarı elde edebilmesiyle) kendini gösterir. Siyasal yaşam, her dönem karmaşıktır ve pek çok çelişkiyi içerir. Dolayısıyla, olayların karmaşıklığı ve çok sayıda çelişkinin varlığı politika üretememeye ve bunun sonucunda bilinen limanlar olarak dogmatikleşmeye bahane olamaz. Böyle bir bahaneyi ancak politikayı, düz bir hatta ilerleyen, her şeye bir zamanlar belirlenmiş formüllerle hakim olabileceğini düşünenler haklı ve makul bulur.

(Doğru politika üretimi, KP’nin örgütsel olarak da sağlamlaşmasının temel koşullarındandır.)

Devrimci teori ve pratik, disiplinin teminatıdır

“Proletaryanın devrimci partisinin disiplini nasıl korunur? Nasıl denetlenir? Nasıl güçlendirilir? Birincisi, proleter öncünün sınıf bilinci ve devrime bağlılığı, dayanıklılığı, özverisi, kahramanlığıyla. İkincisi, en geniş emekçi kesimlerle, öncelikle proleter kitlelerle, ama proleter olmayan kitlelerle de bağ kurma, onlara ulaşma ve –dilerseniz- onlarla belli ölçüde kaynaşma becerisiyle.

Üçüncüsü, bu öncü tarafından hayata geçirilen politik önderliğin doğruluğuyla; geniş kitlelerin doğruluğundan kendi deneyimiyle emin olması koşuluyla politik strateji ve taktiğinin doğruluğuyla. Bu koşullar olmadan, görevi burjuvaziyi devirmek ve tüm toplumu yeniden biçimlendirmek olan gerçekten ileri sınıfın partisi olma yeteneğindeki bir devrimci partide disiplin sağlamak olanaksızdır. Bu koşullar olmadan, disiplin sağlama yönündeki bütün girişimler kaçınılmaz olarak bir hayal, bir safsata ve soytarılık olacaktır. Öte yandan bu koşullar birden ortaya çıkamaz. Ancak uzun çalışmalar ve çetin deneyimler sonucunda yaratılırlar; bu koşulların yaratılması, bir dogma olmayan, tersine gerçekten kitleleri içine alan ve gerçekten devrimci bir hareketin pratiğiyle sıkı bir bağ içinde son şeklini alan doğru devrimci teori tarafından kolaylaştırılır.” (Lenin, S.E. c. 10, s. 76)

Komünist parti, iktidar mücadelesi vermekte ve Demokratik Halk Devrimi hedeflemektedir. Böyle bir amaç, ancak sistemin bütün silahlarını alt edecek ideolojik, politik, askeri, kültürel, örgütsel yetkinlikte bir örgüt tarafından sağlanır. Bu örgüt de kendini merkeziyetçiliğin ifadesi olarak disipliniyle, kararlılığıyla, ortaklığıyla, kitlelerle bağını sürekli güçlendirmesi ve düşmanı zayıflatmasıyla ortaya koyar. Lenin’in ifadesine bakıldığında devrim amacı için bir araya gelmiş kadro ve militanları birbirine bağlayan disiplinin, burjuva partilerin ve askeriyenin “emir demiri keser” disiplininden ziyade, somut bir olguya amaç doğrultusunda yürüme kabiliyetini gösterebilmeye yani yoldaşlığa dayandığını görürüz. Yukarıda işlediğimiz gibi politika, kitlelere kendini inandırma ve kendi öncülüğünde savaştırabilmedir. Bunu yapamayan, “politik strateji ve taktiğin” doğruluğunu bırakalım, politikada donuklaşıp, an’a, koşullara, kitlelere kör olan bir KP’nin buna itiraz edilmeye başlandığında disiplini öne çıkarması, bunu bürokrasi ve yaptırımlarla yapabileceğini sanması, çeşitli tasfiyeleri geliştirerek örgütsel birliği sağlayacağına inanması –Lenin’in açık ifadeleriyle- “bir hayal, bir safsata ve soytarılık” olacaktır.

Kolektifimizin sadece bu süreci değil aslında Kaypakkaya’dan hemen sonra başlayarak defalarca bölünmesi, tasfiyelerin yaşanması, gelişen her itirazın “hizip”le yaftalanması artık “partimizin tarihi hizipler tarihidir” şeklinde ifadelendirilmeye varmasının bu yazdıklarımızla birebir ilgisi vardır. Aynı şey tekrar yaşanmıştır ve parti disiplini, parti anlayışı Leninist tarzda gerçekten oturmadığı müddetçe yani soyut, kutsallaştırılan, bürokratik bir disiplin anlayışından ziyade politik önderliğin görevlerini yerine getirmesinin getirdiği gönüllü bir sarsılmaz disiplin anlayışı oturmadıkça tekrar yaşanacaktır. Dolayısıyla an’da yoğunlaşılması gereken devrimci disiplinin yaşam bulması için gerekli koşulları oluşturmaktır. Tekrar pahasına yazarsak:

“bu koşulların yaratılması, bir dogma olmayan, tersine gerçekten kitleleri içine alan ve gerçekten devrimci bir hareketin pratiğiyle sıkı bir bağ içinde son şeklini alan doğru bir devrimci teori tarafından kolaylaştırılır.”

Yanlışlardan koparak ileri atılalım

Sadece kolektifimizin değil tüm TDH’nin, politik devrimciliği üretmesini engelleyen Marksizm’in tarihsel ilerlemeci anlayışından kopuşması ve “doğru bir devrimci teori”yi oluşturması zorunluluğu mevcuttur. Bunu yapamamak, sorunların yaratıldığı, ortaya çıktığı düzlemden kopuşamamak demektir.

Kolektifimiz, yaşadığı tıkanıklıklara çözümü hep “hizip” ilanları, tasfiyelerle bulmaya çalışmıştır. Fakat ne teorisine, ne politikasına, ne de örgütsel disiplinin işletiliş tarzına yoğunlaşmış ve bunların “doğru” olduğu üzerinden hareket etmiştir. Gelinen nokta bellidir. Karşılaşılan sorunların, eskinin tekrarı yöntemlerle, teoriyle vs. çözülemeyeceğini kabul etmek, atılacak olan en önemli adımlardan biri olacaktır.

Devrimci teoriye yoğunlaşmak, devrimci pratikle sıkı bir bağ içerisinde olmak demektir. Bizlerin ideolojik/teorik/ politik ve örgütsel olarak geri tutulan, kangrenleşen tüm yanlarımızla acımasızca hesaplaşmamız, KP’nin bu topraklarda ona yüklenen misyonunu yerine getirebilmesine olanak sağlayacaktır.

Üzerimizde düşen sorumlulukları yerine getirmek ve sağlam adımlarla yürümek zorundayız. Kadro ve militanlarımızın bu sorumlulukla, görevlerine, üretimlerine yüklenmeleri gereklidir. Kaypakkaya’nın mirası ancak böyle büyütülecek ve zafere ulaştırılacaktır. (Bitti)

50726

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

Irak Kürdistanı’nda “bağımsızlık kararı”na karşı politik tavır ne olmalı?

Ezilen bağımlı tüm ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı tartışmasız bir haktır. Bu hakkı hiç kimse bir ulusun elinden alamaz. Ulusun ayrılırken, önderliğinin gerici ya da ilerici olması da kaderini tayin etmede belirleyici değildir. Lenin ve Stalin ulusal meselenin bu can alıcı konusunda; “ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri ilkesi, tarihi-iktisadi bakımdan, siyasi kaderini tayin etme, siyasi bağımsızlık, ulusal bir devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez” diyerek soruna tartışmasız bir çözüm getirmişlerdir.

ABD hakemliğinde “boğa güreşi” Katar gerçeği ve devrimci tavır

Arap yarımadasının doğusunda yer alan 2.5 milyon nüfusa sahip Katar, Suudi Arabistan’ın bir anda tüm dünyaya açıkladığı; “Katar, terör örgütlerini barındırıyor, yayın organlarında terör örgütlerinin propagandasını yapıyor, Suudi Arabistan ve Bahrenyn’de İran bağlantılı ‘terör’ eylemlerini finanse ediyor, Yemen’deki Hutsi militanlarını destekliyor” açıklamasının ardından 6 ülke ardarda açıklama yaparak Katar’la ilişkilerini kestiklerini, ülkelerindeki Katar elçiliklerini kapacaklarını ve Katar vatandaşlarının 14 gün içinde ülkelerini terk etmelerini istedi.

„Sosyal Medya“ paylaşımları ve ‘kişilik’ (1.Bölüm)

“Sosyal medya” paylaşımları denilen, özünde “sanal alem” olan bu alandaki hastalıklara, yozlaşmaya, kişilik ve ahlaki tükenişe dikkat çekmek gerekiyor. Bunun için yazı boyunca ifadelendirmeyi “sanal alem” olarak kullanmayı doğru buluyorum. Zira, “sosyal medya” olarak ifade edilmesini ise kısmen bir manipülasyon olarak görürken, ifade anlamını tam karşılığıyla bulmadığını düşünüyorum. Sosyalleşmek orada olmak, direkt yaşamak, temas etmektir!

Adalet yürüyüşü

MİT tırları davasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl ceza verilerek tutuklanması karşısında CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu ''adalet'' talebi ile Ankara’dan İstanbul a bir yürüyüş başlattı. Bugün yürüyüşün 5. günü.

 

      HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılınca ve tutuklanırken, dokunulmazlıkların kaldırılmasına ''anayasaya aykırı olmasına rağmen oy vereceğiz'' diyen CHP bugün tutuklanmalarla ilgili sıra kendilerine gelince feryadı figan etmeye başladılar.

 

2017 Fransa parlamento seçimleri sistemin tıkanması mı?

Fransa Cumhurbaşkanlığı ile 11 ve 18 Haziran 2017 tarihlerinde 2 tur şeklinde olmak üzere gerçekleştirilen parlamento seçimleri, sonuçları ve etkileri ile ortaya ilginç bir panorama çıkartmıştır. İlk dikkat çeken olay katılım oranının giderek düşmesi ile ortaya çıkmıştır. Öyle ki, 11 Haziran’da gerçekleştirilen ilk turda 5. Cumhuriyet seçimlerini tarihinin en düşük katılımı % 49 olarak ortaya çıkarken, bir hafta sonra gerçekleştirilen 2. Tur da bu oran % 42’lere kadar gerilemiştir.

Oğlum(uz) ölümsüzdür (*)

“ve hiç istemedim seni unutmak.”[1]

“ve biz pimi çekilmiş yürekle/ dalmıştık karanlığın ortasına/ dilimizde kurtuluş türküleri mataramızda ab-ı hayat/ ve düşerken/ özgürlük renginde bir gülüş vardı yanağımızda,”[2] haykırışını anımsatıyor bize hep…

Dal gibi, civan mert bir delikanlıydı; bakmaya kıyamadığım(ız), gözümüzden esirgediğim(iz) oğlum(uz)du

Ve birgün, bize “Öldü” dediler.

Elimizin ayağımızın canı çekildi; donduk kaldık, kaskatı.

Tek bir kıvılcım tüm bozkırı tutuşturabilir!

Türkiye'nin içinde bulunduğu mevcut durum düzenin yarattığı sorunları çözemediği gibi daha zorlu bir sürece giriliyor. Devletin yönetici kademelerindeki iktidar kavgası ve ezilen sınıflar üzerindeki baskı ve sömürü mekanizması egemen güçleri daha saldırgan kılıyor. Bunun sonucu devlet erki emekçi kitlelere, Kürt ulusuna ve tüm ezilen kesimlere yönelik baskı ve tahakkümünü giderek daha üst boyutlara tırmandırıyor. Devlet bu saldırılarıyla toplumu sindirmeyi hedefliyor. Onlar üzerindeki egemenliğini pekiştirmeyi amaçlıyor.

CHP'de mi Adalet arıyor? Davut Kurun

CHP istanbul milletvekili Enis Berberoğlu tutuklanınca,CHP bütün illerde adalet yürüşüsu başlattı. Adalet arıyor. Kılıçdaroğlu, “adalet herkese lazımdır. Adalet için bir bedel ödenmesi gerekirse, bu bedeli ödemeye hazırım” diyor. Kılıçdaroğlu hala anlamamış, Adalet için bugüne kadar bedel ödiyen, Kürteler, Ermeniler, Rumlar, komünistler ,1970 sonrası da demokrasi güçleri, kürdistan halkıdır, dün CHP bugünde AKP diktatörlügüne karşı adaleti savunup bedel ödediler. Adaletin sahipleri bedel ödeliyen bu güçlerdir. AKP ve CHP ancak adaletsizliğin temsilcisi olabilirler.

“İktidar savaşında, proletaryanın, örgütten başka bir seçeneği yoktur!”*

"1980’li yıllara göre “sol muhalifler” olarak isimlendirilebilecek kesimler içerisinde örgüt ve örgütlenme meselelerine yaklaşımda çok ciddi değişimler yaşanmıştır. Aslında bu değişimler birden bire ortaya çıkmadı. Avrupa’da gelişen Batı Marksizm’inin yanısıra Latin Amerika’nın bilinen anarşist ve Troçkist etkilerinin ideolojik/politik alandan sonra doğal bir sonuç olarak örgütsel alana da yansımasıydı yaşanan. Türkiye özgülünde elbette ki hesaba katılması gereken etmenlerin sayısı az değildir.

15-16 Haziran'dan Gezi'ye

Her toplumsal olayları hazırlayan ekonomik ve siyasal koşular vardır. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin hazırlayan da koşullar vardı. Her şeyden önce kapitalist sanayide önemli bir gelişme olmuştu. Ve bu alanda çalışan işçi sınıfı sayısı nicelik ve nitelik olarak bir gelişme göstermişti.

Devrimci'ler ölür ama devrimler sürer ;

İttihat ve Terakki Partisi'nin,'' Yeni Türkiye '' versiyonu olan AKP Erdoğan iktidarı,15 yıllık icraatları ile hem Türkiye,hem de ortadoğu coğrafyasında tehlikeli ve savaş kışkırtıcısı olarak tehlikeli olmaya devam ediyor.Osmanlı'nın son döneminde Talat,Enver,Cemal üçlüsünün çılgın politikaları ülkeyi savaşa sokmuş,Ermeni soykırımı'nı planlayarak yeni bir yüz yılın başlangıcında insanlığa karşı suçlar işlemişlerdir.İ ve T Partisi'nin yüz yıl önceki politikalarının bir ve aynısını bugün hayata geçirmeye çalışan Erdoğan kliğinin bölge ülkeleri ile barışık olmayıp savaş içinde olması kaygıland

Sayfalar