Perşembe Ekim 8, 2026

Kopuşun İçindeki Kopuş: İbrahim Kaypakkaya / (Bekir Sami Paydak)

İbrahim Kaypakkaya'yı 71 kopuşunda öne çıkaran özelliği, Kemalizm ve aydınlanma hattına karşı fırlattığı oktur. O, kopuşun içindeki kopuştur. Pasifist ve kitle kuyrukçusu çizgiye karşı 71'in tüm pratik çizgisi ortak olsa da İbrahim teoride de bunun aşılmasını sağlayan temeli kurmuştur. Burjuvazinin ilerlemesinden kendine pay biçen, bunun üzerinden kendilerine bir rota ve ortaklaşma belirleyenlere karşı İbrahim, devrimci mücadele çizgisinin yaşamıyla izdüşümü, kurduğu teorisiyle cephaneliğidir. O cephaneyi tüketmeye ve unutturmaya çalışanların varlığı, devrimciliğin önündeki en büyük engellerden biri olmuştur. İbrahim'i “ser verip sır vermemeye” indirgeyen, onu yıkıcılığının dışından anmaya çalışan duygusal solculuk, aslında İbrahim'in yaratmaya çalıştığını yok eden, solun içindeki burjuvazinin dolaylı ve dolaysız izdüşümleridir.

Kemalizmin “ilericilik” safsatalarıyla meşrulaştırılmasının, bir devrimci kökene indirgenmesinin ve bunun üzerinden bugün hâlâ devam eden düzen içi arayışların kökeninde, ülke solunun çarpık varoluşsal ortaya çıkışıyla birlikte, Marksizmin kurucularının da dolaylı olarak payı vardır. Yani hatanın önemli bir bölümü de içimizdedir. Marksizmin kurucularının Hindistan özgülünde İngiltere sömürgeciliğine dolaylı olarak atfettiği ilerici-sınıfsal mücadelenin önünü açmaya yarayan “kötülük” rolü, Amerikan ve Fransız burjuva devrimlerine aydınlanmacı eksenden yaklaşarak atfettiği önem, Marksist hattın bir bölümünün uzun vadede aydınlanmacı evrende, burjuvazinin “sol” bir varyantı olarak kalmasını sağlayan temeli hazırlamıştır. Köleliği kaldıran Amerikan iç savaşı ve devriminin aslında bir ilerleme mi gerileme mi olduğu politik devrimi hedefleyenler açısından tartışmalıdır. Kölelik görünürde kalkmıştır, ama başka ve daha geri bir kölelik biçimi kendini inşa etmiştir. Tarım aristokrasisinin çıkarını yansıtan klasik köleci düzenin yerini sanayi sermayesinin proletarya kurumundaki köleliği almıştır. Klasik kölelik, bir insana emeğini zorla bir sahibe bağımlı kalmasını sağlarken, modern kölelikse, piyasa içindeki emek gücünün özgür metalaşmasını getirmiştir. Yani biri, zora dayanan bir sistemken, diğeri sömürülenin sömürülmeyi özgürce kabul edişi ve gönüllü olarak emeğini satışını getirmiştir. İnsanın gönüllü olarak kendini köleleştirmesi, bir sömürücüye tabi kılması tarihin ilerlemesi değil, gerilemesidir özünde. Tarihin gerilemesini göremeyenler, burjuvazinin sömürülen toplumsallık içindeki hegemonyasını sağlamlaştırmışlardır. İşçinin rotasının devrim değil, hayat şartlarının düzeltilmesine kilitlenmesini sağlayanlar, onun suni dengeyi kuran hareket denklemine sıkıştığı sürecin parçası olmuşlardır.

Fransız burjuva devriminde burjuvazi ile aristokratik çevrelerin çatışması, kendini kültürel-ideolojik alanda, laiklik başlığında göstermiştir. Laiklik, yeni gelişen ve iktidarını kurmak isteyen sömürücü sınıfın eski iktidar sahibi sınıfa karşı toplumsal alanda meşruiyet ve destek yaratma aracı olmuştur. Yıkılmakta olanın diniyle uğraşıp yeni iktidar olanın aracıyla uğraşmayanlar, burjuva hegemonyasının sol ve sömürülen toplum içindeki gönüllü taşıyıcıları olmuşlardır. Burjuvazinin aydınlanma-ilerleme-laiklik evreninin bir parçası ve sahiplenicisi olmak, solun burjuvazinin yarattığı kültürel-ideolojik söylemleri benimsemesini, bunun sonucunda da varlığını modernitenin içindeki yıkıcı değil, düzenleyici bir hatta kurmasını sağlamıştır. Bu varlığın ters yüz edilip yıkıcı-devrimci bir diyalektiğe dönüştürülmesinin arayışıysa, Narodniklerden Bolşeviklere ve Spartakistlere o hattın ardılı Maoistlere ve Guevaristlere, tüm politik devrimcilerin teorik-pratik konusu ve mücadelesi olmuştur.

Bu bağlamlar üzerinden, solun içinde iki tarihsel hat ortaya çıkmıştır. Bir taraf, Marksizmin kurucularının İngiltere sömürgeciliğinin Hindistan'da oynadığı zorunlu tarihsel ilerici rol analizi üzerinden varlığını kuranlarla oluşmuş, diğer tarafsa, Marksizmin kurucularının sömürgecilik üzerinden elde edilen artı değerin bir kısmının İngiliz proletaryasına dağıtımıyla işçilerin nasıl sisteme entegre edilip, devrimciliğinin yok edildiğinin analizine katılım üzerinden oluşmuştur. Bir taraf, sömürülenlerin burjuva evrende hayat koşullarının düzeltilmesi üzerinden hareketini kurarken, diğer tarafsa, suni dengenin kırılması, reddi, yani çelişkilerin keskinleşmesi üzerinden kendini kurmuştur. Bir taraf, burjuvazinin laiklik-din çatışmasının parçası ve bunun burjuvaziyle birlikte gönüllü “savaşçısı” olmayı tercih etmişken, diğer tarafsa, oklarını yıkılmış olana değil, iktidar olana, yani burjuvaziye yöneltmeyi ve yapay bir kültürel savaşın değil, tüm sömürülenleri kapsayan devrimci bir mücadelenin savaşçısı olmayı tercih etmiştir.

Sonuç olarak bu iki tarihsel hattın yansımalarının biri, Marksizmin ekonomik determinizme indirgendiği, burjuvazinin ilerleme evreninin peşinden sürüklenen çizgiyi oluşturmuştur. Bu çizginin ülke solu üzerindeki yansımaları, TC işgalciliğinin Kürt isyanları ve Dersim direnişine karşı katliamlarını “ilericilik” söylemiyle meşrulaştırıp, sömürgeciliğin yanında duran, mücadele perspektifi suni dengeyi kırmaya ve çelişkileri keskinleştirmeye yönelik bir çizgiyi değil, düzen içi çözümleri ve ittifakları hedef alan bir çizgiyi oluşturmuştur.

Diğer tarihsel hatsa, Marksizmi yıkıcı devrimci diyalektikle bütünleştirip, teorik cephaneliğini ve örgütlenme şematizmini burjuva uygarlığın alanının tamamen reddi ve yok edimi üzerinden kurmuştur. Düzen içi arayışların, egemen kliklerinden herhangi birinin peşine savrulmanın, kitle kuyrukçuluğunun ve pasifizmin reddi, politik devrimcilik, öncülüğü inşa edebilme ve kapitalizme karşı silâhlı mücadeleyi bugünden hayata geçirerek sistemin yıkımını ve gündelik hayatın dönüşümünü mevcut andan başlatmak, Marksist devrimciliğin ve onun ülke özgülünde yansıması olan 71 devrimciliğinin bugüne uzanan mücadele hattı olmuştur.

Halk savaşının inşasında Mahir'in PASS stratejisi, modernite solculuğunun aşılmasında da İbrahim bugün hâlâ rotamızı belirlemeye devam ediyor. İbrahim'in Kemalizm-aydınlanma evrenine karşı fırlattığı ok, Mahir'in teorik atılganlığı ve yaratıcılığı ve her iki çizginin devlet ve burjuvazinin ilerleme çizgisinin dışında kurduğu devrimci pratik hat, bugünün devrimcileri için bütünleştirilecek ve geliştirilecek bir çıkış noktası olmayı sürdürmektedir. Ne Kemalizmin “ilerici” safsatalarıyla kabulü ve bunun üzerinden düzen içi ortaklaşmalar ne de silâhın ertelemeci anlayışla reddi...

 

Bekir Sami Paydak – İŞTİRAKÎ

47928

Fransa’da El Freni Çekildi! İşe Yarar Mı?

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, 6-9 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Almanya, İtalya ve Fransa’da aşırı sağ olarak tanımlanan faşist hareket ciddi anlamda sandalye sayısına ulaştı. Böylelikle merkez sağla birlikte faşist hareket AP’deki en büyük grup olarak yerini korudu.

Seçimlerin yankısı ve sonuçları ciddi anlamda tartışmaları doğurdu. AP’ye Almanya’dan sonra sağcılar adına en fazla vekil gönderen Fransa, tartışmaların girdabından çıkıp erken seçim hamlesi ile sarsıntıyı giderme yoluna gitti.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (3)

Devrimci siyasal mücadelenin genel olarak nesnel zemini, sosyal devrimleri de olanaklı kılan nesnel zemin ile, aslında ortak paydalara sahiptir. Emperyalist- kapitalist barbarlığın hüküm sürdüğü ve kendisinin doğrudan var ettiği her bir antagonist çelişme ve sorunların giderek daha bir keskinleşerek; ulusların, halkların ve doğanın yaşamını kâbusa çevirip, geleceklerini ciddi şekilde riske soktuğu şu süreçte, gerek özel olarak Türkiye ve K.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (2)

Somut özgülün realitesi içerisinde devrimci siyasal mücadelenin etkili ve sonuç alıcı kazanımlara dönüşerek yürütülebilmesi için gerekli olan bir diğer öncelikli koşul ise; elbette ki bu mücadelenin, küresel ve yerel zeminde, toplum gündemini doğrudan ilgilendiren ve de ilgilendirecek olan sorunlar üzerinden ele alınarak yürütülmesidir.

Halkların İhanetçilerden Çektiği (Nubar Ozanyan)

Zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışırken karanlığın sadece gece gelmediği, güneşin altında da gelip halkları bulduğu katliamlar birçok halkı nefessiz bırakmaya çalışmıştır. 1915 Ermeni Soykırımı boyunca başta Asuri, Süryani, Pontus halkı olmak üzere Êzîdî ve Kürt halkı da büyük trajediler yaşamıştır. Bugün Türk faşizmi eliyle Başûr Kurdistan’ında gerçekleşen işgal ve ilhak saldırılarında Kürt halkıyla birlikte Asuri-Süryani halkı da tanımsız acılar yaşamaktadır.

Türkiye’de Ermeni bir devrimci militan: Haldun Karyol (MEHMET GÜNEŞ)

Haldun Karyol, asıl adıyla Harutyan Karyolacıyan, kadim dostum, 8 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Haldun bir Ermeni’ydi ama her şeyden önemlisi Türkiye’de yetişmiş, ender görülebilecek, kendine has eylemci bir devrimci militandı. Onu ender ve ebedi kılan hikayesini bilmek ve öğrenmek, bugün Türkiye’de devrim mücadelesine baş koymuş her militanın hakkı. O yüzden, Haldun’u yakından tanıyan biri olarak, onu anlatmayı devrimci bir görev olarak üstleniyorum.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (1)

Nasıl ki genel siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı, küresel ve yerel bazdaki ekonomik, politik, eğitsel, askeri, kültür-sanatsal, çevresel-iklimsel, ezen-ezilen cins, inanç ve etnik sorunlar yekûnu olan toplumsal dinamikler zemini üzerinden kendisini var edip sürdürüyorsa; birebir aynı şekilde, devrimci siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı da aynı küresel ve yerel toplumsal dinamikler üzerinden kendisini var edip sürdürmesi gerekiyor. Normal ve de olması gerekendir bu.

Küçük bir damla ile fırtınayı başlatanlar (Nubar Ozanyan)

Aradan 12 yıl geçti. Etki gücü Ortadoğu’ya yayılan 12 yaşında genç bir devrim yaşıyor adına Rojava denilen topraklarda. Derin yoksulluk, bitmeyen zulümle terbiye edilip cehenneme çevrilen Ortadoğu’da Rojava, bir özgürlük adası gibi duruyor.

Türk Faşizmi EURO 2024’te Sahaya İndi

İki yılda bir Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) tarafından organize edilen Avrupa Futbol Şampiyonası, bu yıl EURO 2024 olarak Almanya’da düzenlendi.

Kapitalist Toplumsal Bir Kırılma ve Yeniden Tarihi Yeni Bir Toplumsal Süreç

Kapitalist emperyalist sistem, önceki bunalım ve çelişmelerinden farklı olarak,, kendisinin taşıyamayacağı ve çözemeyeceği sistem içi   yapısal ekonomik ve siyasal çelişmeler ile karşı karşıya kaldığı bir sürecin içine girmiştir. Bir taraftan yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla (ki, bu; kapitalizmin ala bildiğine gelişmesi, genişlemesi, üretimin ve sermayenin alabildiğine temerküzü ve de mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi sürecinin de ilerlediği anlamına gelir) kendini yeniden üretemez olan bir sürecin içine girmiştir.

Bunların neler olduğunu kısa olarak açalım:

Prof. Dr. Korkut Boratav CHP’den Sermaye Sınıfıyla Hesaplaşmasını İstiyor...

Marksist iktisat Profesörü Korkut Boratav, gazeteci İrfan Aktan’a verdiği mülakatta, sürece ilişkin gerçekten de çok değerli ve devrimci sol-sosyalist ve komünist politik öznelerce dikkate alınması gereken çok önemli siyasi ve iktisadi analizler yapıyor, saptamalarda bulunuyor. 

Örneğin kendisine sorulan şu soruya verdiği yanıtta olduğu gibi:

“Yoksulların, alt sınıfların bu kadar derin bir kriz yaşadığı dönemde nasıl oluyor da ideolojik hegemonyayı yine de iktidar sağlayabiliyor ve buna karşı güçlü bir sol alternatif çıkmıyor?” (abç)

Yağma ve Talan Cumhuriyeti (Analiz)

Geçtiğimiz haftalarda Kayseri’deki pogrom girişimiyle başlayan ırkçı ve mülteci düşmanı saldırılar Antalya, Antep, Urfa, Hatay, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde de kendisini göstererek göçmenlere ait işyerlerinin ve malların yağmalanmasına, yakılmasına ve çok sayıda göçmenin yaralanmasına, hatta Antalya’da göçmen bir gencin öldürülmesine neden olmuştur.

Bir çeşit günah keçisine dönüştürülen göçmenlere karşı yükselen bu dalga görünen o ki daha çok olaya ve şiddete gebe bir yerdedir.

Sayfalar