Kopuşun İçindeki Kopuş: İbrahim Kaypakkaya / (Bekir Sami Paydak)
İbrahim Kaypakkaya'yı 71 kopuşunda öne çıkaran özelliği, Kemalizm ve aydınlanma hattına karşı fırlattığı oktur. O, kopuşun içindeki kopuştur. Pasifist ve kitle kuyrukçusu çizgiye karşı 71'in tüm pratik çizgisi ortak olsa da İbrahim teoride de bunun aşılmasını sağlayan temeli kurmuştur. Burjuvazinin ilerlemesinden kendine pay biçen, bunun üzerinden kendilerine bir rota ve ortaklaşma belirleyenlere karşı İbrahim, devrimci mücadele çizgisinin yaşamıyla izdüşümü, kurduğu teorisiyle cephaneliğidir. O cephaneyi tüketmeye ve unutturmaya çalışanların varlığı, devrimciliğin önündeki en büyük engellerden biri olmuştur. İbrahim'i “ser verip sır vermemeye” indirgeyen, onu yıkıcılığının dışından anmaya çalışan duygusal solculuk, aslında İbrahim'in yaratmaya çalıştığını yok eden, solun içindeki burjuvazinin dolaylı ve dolaysız izdüşümleridir.
Kemalizmin “ilericilik” safsatalarıyla meşrulaştırılmasının, bir devrimci kökene indirgenmesinin ve bunun üzerinden bugün hâlâ devam eden düzen içi arayışların kökeninde, ülke solunun çarpık varoluşsal ortaya çıkışıyla birlikte, Marksizmin kurucularının da dolaylı olarak payı vardır. Yani hatanın önemli bir bölümü de içimizdedir. Marksizmin kurucularının Hindistan özgülünde İngiltere sömürgeciliğine dolaylı olarak atfettiği ilerici-sınıfsal mücadelenin önünü açmaya yarayan “kötülük” rolü, Amerikan ve Fransız burjuva devrimlerine aydınlanmacı eksenden yaklaşarak atfettiği önem, Marksist hattın bir bölümünün uzun vadede aydınlanmacı evrende, burjuvazinin “sol” bir varyantı olarak kalmasını sağlayan temeli hazırlamıştır. Köleliği kaldıran Amerikan iç savaşı ve devriminin aslında bir ilerleme mi gerileme mi olduğu politik devrimi hedefleyenler açısından tartışmalıdır. Kölelik görünürde kalkmıştır, ama başka ve daha geri bir kölelik biçimi kendini inşa etmiştir. Tarım aristokrasisinin çıkarını yansıtan klasik köleci düzenin yerini sanayi sermayesinin proletarya kurumundaki köleliği almıştır. Klasik kölelik, bir insana emeğini zorla bir sahibe bağımlı kalmasını sağlarken, modern kölelikse, piyasa içindeki emek gücünün özgür metalaşmasını getirmiştir. Yani biri, zora dayanan bir sistemken, diğeri sömürülenin sömürülmeyi özgürce kabul edişi ve gönüllü olarak emeğini satışını getirmiştir. İnsanın gönüllü olarak kendini köleleştirmesi, bir sömürücüye tabi kılması tarihin ilerlemesi değil, gerilemesidir özünde. Tarihin gerilemesini göremeyenler, burjuvazinin sömürülen toplumsallık içindeki hegemonyasını sağlamlaştırmışlardır. İşçinin rotasının devrim değil, hayat şartlarının düzeltilmesine kilitlenmesini sağlayanlar, onun suni dengeyi kuran hareket denklemine sıkıştığı sürecin parçası olmuşlardır.
Fransız burjuva devriminde burjuvazi ile aristokratik çevrelerin çatışması, kendini kültürel-ideolojik alanda, laiklik başlığında göstermiştir. Laiklik, yeni gelişen ve iktidarını kurmak isteyen sömürücü sınıfın eski iktidar sahibi sınıfa karşı toplumsal alanda meşruiyet ve destek yaratma aracı olmuştur. Yıkılmakta olanın diniyle uğraşıp yeni iktidar olanın aracıyla uğraşmayanlar, burjuva hegemonyasının sol ve sömürülen toplum içindeki gönüllü taşıyıcıları olmuşlardır. Burjuvazinin aydınlanma-ilerleme-laiklik evreninin bir parçası ve sahiplenicisi olmak, solun burjuvazinin yarattığı kültürel-ideolojik söylemleri benimsemesini, bunun sonucunda da varlığını modernitenin içindeki yıkıcı değil, düzenleyici bir hatta kurmasını sağlamıştır. Bu varlığın ters yüz edilip yıkıcı-devrimci bir diyalektiğe dönüştürülmesinin arayışıysa, Narodniklerden Bolşeviklere ve Spartakistlere o hattın ardılı Maoistlere ve Guevaristlere, tüm politik devrimcilerin teorik-pratik konusu ve mücadelesi olmuştur.
Bu bağlamlar üzerinden, solun içinde iki tarihsel hat ortaya çıkmıştır. Bir taraf, Marksizmin kurucularının İngiltere sömürgeciliğinin Hindistan'da oynadığı zorunlu tarihsel ilerici rol analizi üzerinden varlığını kuranlarla oluşmuş, diğer tarafsa, Marksizmin kurucularının sömürgecilik üzerinden elde edilen artı değerin bir kısmının İngiliz proletaryasına dağıtımıyla işçilerin nasıl sisteme entegre edilip, devrimciliğinin yok edildiğinin analizine katılım üzerinden oluşmuştur. Bir taraf, sömürülenlerin burjuva evrende hayat koşullarının düzeltilmesi üzerinden hareketini kurarken, diğer tarafsa, suni dengenin kırılması, reddi, yani çelişkilerin keskinleşmesi üzerinden kendini kurmuştur. Bir taraf, burjuvazinin laiklik-din çatışmasının parçası ve bunun burjuvaziyle birlikte gönüllü “savaşçısı” olmayı tercih etmişken, diğer tarafsa, oklarını yıkılmış olana değil, iktidar olana, yani burjuvaziye yöneltmeyi ve yapay bir kültürel savaşın değil, tüm sömürülenleri kapsayan devrimci bir mücadelenin savaşçısı olmayı tercih etmiştir.
Sonuç olarak bu iki tarihsel hattın yansımalarının biri, Marksizmin ekonomik determinizme indirgendiği, burjuvazinin ilerleme evreninin peşinden sürüklenen çizgiyi oluşturmuştur. Bu çizginin ülke solu üzerindeki yansımaları, TC işgalciliğinin Kürt isyanları ve Dersim direnişine karşı katliamlarını “ilericilik” söylemiyle meşrulaştırıp, sömürgeciliğin yanında duran, mücadele perspektifi suni dengeyi kırmaya ve çelişkileri keskinleştirmeye yönelik bir çizgiyi değil, düzen içi çözümleri ve ittifakları hedef alan bir çizgiyi oluşturmuştur.
Diğer tarihsel hatsa, Marksizmi yıkıcı devrimci diyalektikle bütünleştirip, teorik cephaneliğini ve örgütlenme şematizmini burjuva uygarlığın alanının tamamen reddi ve yok edimi üzerinden kurmuştur. Düzen içi arayışların, egemen kliklerinden herhangi birinin peşine savrulmanın, kitle kuyrukçuluğunun ve pasifizmin reddi, politik devrimcilik, öncülüğü inşa edebilme ve kapitalizme karşı silâhlı mücadeleyi bugünden hayata geçirerek sistemin yıkımını ve gündelik hayatın dönüşümünü mevcut andan başlatmak, Marksist devrimciliğin ve onun ülke özgülünde yansıması olan 71 devrimciliğinin bugüne uzanan mücadele hattı olmuştur.
Halk savaşının inşasında Mahir'in PASS stratejisi, modernite solculuğunun aşılmasında da İbrahim bugün hâlâ rotamızı belirlemeye devam ediyor. İbrahim'in Kemalizm-aydınlanma evrenine karşı fırlattığı ok, Mahir'in teorik atılganlığı ve yaratıcılığı ve her iki çizginin devlet ve burjuvazinin ilerleme çizgisinin dışında kurduğu devrimci pratik hat, bugünün devrimcileri için bütünleştirilecek ve geliştirilecek bir çıkış noktası olmayı sürdürmektedir. Ne Kemalizmin “ilerici” safsatalarıyla kabulü ve bunun üzerinden düzen içi ortaklaşmalar ne de silâhın ertelemeci anlayışla reddi...
Bekir Sami Paydak – İŞTİRAKÎ
Son Haberler
TKP/ML MK SB”“ROJAVA VE FİLİSTİN DEVRİMLERİ YAŞAYACAK, YAŞATACAĞIZ!
Emperyalist-kapitalist egemenliğin ölüm makineleri yine işbaşındadır. Ezilen halk ve ulusların isyan ve direnişlerini bastırmak, özgürlük ve kurtuluş mücadelelerini kanla boğmak için azgınca saldırıyorlar. Ortada “yeni” değil yinelenen bir durum var. Tekrarlanan bu saldırı ve katliamların başlıca nedeni; sistemlerinin her yerden delinmesi, en acımasız zorbalık rejimleri eliyle geliştirilen sömürü ve zulüm politikalarında “başarı” ve “istikrar” sağlama çabalarının boşa çıkmasıdır.
Habip'in (bitmeyen)Öyküsü
Arkadaşları bazen, "Tünelci,"diye takılırlardı ona. Kendine ait olmayan sahte Habip Gül adıyla yakalandığında onca işkenceye rağmen bu isimde ısrar etmiş, mahkemelerde birçok kez bu isimle yargılanıp cezalar almıştı. Mahmut Alınak, "Seni yazmak istiyorum, bir sakıncası yoksa bana yaşam öykünü yazar mısın?"diye sormuştu ona. Habip söz verdiği yazıyı 4 Haziran 1998'de ulaştırmıştı Mahmut Alınak'a. Ankara Ulucanlar Cezaevi' inde yaşamının sona erdirilmesinden 16 ay önce….
Tanktan duvar(lar)ı yıkan 15-16 Haziran'ın hatırlattığı (1)
“Beklenmedik olanı beklemedikçe, onu bulamayacaksın.”[2]
Turgut Uyar’ın, “Bizim haziranımız bir yıl kadar yetecektir dünyaya/ /Ve kuytularda, dağlarda, alanlarda/ Akıtılan ve akıp gelen kanlarda/ Bir sabah büyük büyük ateşler yanınca/ Eller temizlenecektir/ Bir tören olacaktır/ Ölülerimiz toplanacaktır,” dizelerinde betimlenen 15-16 Haziran başkaldırısı, tarihimizin büyük işçi isyanı olarak anılmaya değer devrimci praksisidir...
IŞİD ve İslamcı ''Feministler
“Cehennem boş. Tüm şeytanlar burada... Hiç kimse duymak istemeyenbiri kadar sağır olamaz.”[1]
Haberiniz var, değil mi, El Kaide’den doğma, AKP beslemesi uluslararası Sünnî-İslâmcı örgüt Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD), bir aya yakın bir süredir Irak’ta Musul ve çevresini kasıp kavuruyor.
"Deniz" olmalıydım.../ Deniz Gülünay
Hasan Gülünay bu ülkede sayısı bile tam olarak tespit edilemeyen "kayıplardan" biri. İşe gitmek üzere İstanbul Tarabya’daki evinden ayrıldığı 20 Temmuz 1992 sabahından bu yana kendisinden haber yok.
Yine Bir Seçim Oyunu
"Bir cumhuriyet nasıl bir maskeye bürünürse bürünsün, ne denli demokratik olursa olsun, eğer o bir burjuva cumhuriyeti ise, eğer o toprak ve fabrikaların özel mülkiyetini koruyorsa ve eğer özel sermaye toplumun tümünü ücret köleliği içinde tutuyorsa, yani eğer bir cumhuriyet, bizim parti programımızda ve sovyet anayasasında söylenen her şeyi gerçekleştirmiyor ise, o zaman bu devlet, bazı insanların, ötekiler tarafından ezilmesi için bir makinedir.
Sînor u Mirin (Sınır ve Ölüm)
T.C beslemesi IŞİD çetesinin Kobane’ye yönelik saldırıları hız kesmeden sürerken bizler de Kürdistan Hukukçular Derneği olarak çeşitli emperyalist güçlerinin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme çabasının bir sonucu olarak TC-KDP işbirliğinin etkisiyle Rojava’da her gün yeni katliamlara imza atan bu paravan örgütün sınır bölgelerinde halka yaptığı zulmü yerinde görmek ve yaşananları bir de bölgedeki insanların dilinden dinlemek için Urfa’nın Birecik ilçesinde bulunan çadır alanını ve sınır köylerini ziyaret etme kararı aldık.
Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! (Rafeef Ziadah)
Kendisine “Çocuklarınıza nefret etmeyi öğretmeyi bırakırsanız, her şeyin düzeleceğini düşünmüyor musunuz?” diye sorulması üzerine Rafeef Ziadah ‘nin yazdığı şiir :
We Teach Life, Sir! ( Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! )
Bugün, bedenim TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün, bedenim demeçlere ve kelime sınırlarına
sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün bedenim, ölçülü cevaplara karşı istatistikle dolmuş demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Ilımlı İslam projesi ve İhvan mesajı
İslam dininin iktidar, devlet ve siyasetle ilişkisi dini, siyasi ve sosyal çevrelerin, egemen güçlerin sürekli gündeminde olmuştur. Bu ilgi “yakın tarih” diyebileceğimiz zaman dilimi içinde oldukça artmıştır. Siyasal İslam olgusu toplumsal yaşam içerisinde daha çok yer almaya başladıkça ilginin dozajı da yükselmiştir. Son olarak Mısır’da İhvan hareketinin darbeyle dağıtılması, üyeleri hakkında alınan idam kararları bu gerçekliğin bir yansımasıdır. “Siyasal İslam”ın yani siyaset ve din/İslam kavramlarının biraradalığını bu dinin ortaya çıkış yıllarına kadar götürmek mümkündür.
40. Yıl'ında Kıbrıs işgal altında esirlere ne oldu?
Kıbrıs,Sicilya ve Sardanya'dan sonra Akdeniz'in üçüncü büyük adasıdır.Bulunduğu coğrafi konumu itibariyle önemli bir yere sahiptir.Tarihten günümüze sayısız işgallere ve savaşların yaşandığı Kıbrıs'ta stratejik konumu,Ortadoğu'ya açılan pencere,her türlü müdahale için harekete geçebilme açısından önemlidir.
Unutul(a)mayan ölümsüz sesler [*]
“Yavaş yavaş ölürler;okumayanlar,müzik dinlemeyenler,vicdanlarında hoşgörüyübarındıramayanlar.”[1]
Mirabeau’nun, “Bırakın, müzikle öleyim,” dediği o muhteşem şey için Unamuno, “Aşkın duygusal anlatımı müziktir”; W.Shakespeare, “İnsanın iç dünyası müzikle beslenir”; Björk, “Müzik, dinleyeni ve dinleteni öngörülmez kılar”; Esma Redzepova, “Müzik fakirlerin tek lüksüdür”; Miguel de Cervantes, “Müziğin olduğu yerde kötülük olmaz”; Emil Zeig, “Müzik, duygularımızın en açık dilidir”; Cemal Süreya, “Ayrılık acısıdır her müzik,” notunu düşerler…