Perşembe Eylül 24, 2026

Kobani bize zafere odaklanmanın yolunu gösteriyor

 

Kürdistan'da ve Türkiye'de ok yaydan çıktı. Sözün bittiği, pratik eylemlerin başladığı an bu andır.  Zafere odaklanmak için ölümüne direniş!

Aslında anlatılacak hem çok şey var, hem de o kadar anlatılıyor ve yazılıyor ki her şey karman çorman bilgi kirliliğinden tutalım da “Kobani’nin düşmesinden” veya “ha düştü düşecek “çığırtkanlıklarını görmekteyiz. Dün halefi Davutoğlu, bugün Antep’te selef Erdoğan savaş naraları atarak gizli saklı bir şey bırakmadı. Suriye’ye karşı savaşın kukla baş aktörü olduğunu kendi ağzıyla açıklayarak ispatlamış oldu.

Anlaşılıyor ki, Faşist Türk devletinin başı Erdoğan ve halefi Davutoğlu IŞiD’le çok önceden anlaşmaya varmış Kurban bayramı namazını Kobani’de kılacaklarını karar altına almış oldukları ayyuka çıktı. Hevesi kursağında kalan Erdoğan ve şürekâsı bugün zehir zemberek açıklama yaparak;” Kobani düştü düşecek “dedi. Yaptığı bu açıklama ne denli kin, hırs ve kan içici bir faşist karakterli ırkçı olduğunu da ölü sessizliğine bürünen sözde “aydın”lara göstermiş oldu. Amerika, İsrail, Avrupalı emperyalistler ve onların bölgede uşaklığını yapan baş aktör Türk devleti ve Erdoğan yönetimi Kürtlerin ve Arap Alevilerin kellelerini istediğini kendi ağızlarıyla itiraf ettiler. Kendi kirli çamaşırlarını ve planlarını yine kendi efendileri Amerikan başkan yardımcısı deşifre etmiş oldu. Amerikan başkan yardımcısının kırdığı pot emperyalistlerin devlet sırrını deşifre etmesine gelen tepkiler çeşitli kılıflarla örtülmeye çalışıldı. Kürdistan'daki Kürt katliamı aynı zamanda alevi katliamı görülmeli, Suriye’deki alevi katliamı da Rojova’daki, Kobani’deki Kürtlerin ve Ezidilerin katliamı görülmelidir. Aksi durum orta doğuyu iyi okuyamamaktır. Eğer ki halkların kardeşliği ve eşitliğini savunuyorsak çok yönlü düşünmeli ezilen, haksızlığa uğrayan katledilen bütün halkların yanında olmalıyız.

Tarihte bazı direnişler güç dengesizliği sebebiyle yenilgi alabilir ama direnişi yürüttüğü bağımsızlık savaşını zafere taşımanın mihenk taşlarını döşemiş olurlar. İşte Kobani’deki direnişte tüm çıplaklığıyla bize bu gerçeği gösteriyor. Kürdistan halkının Kobani’deki şanlı direnişi sürerken bilumum şovenistler, ırkçı dinci panislamist-pantürkistler, liboşlar, lafazanlar, savaş rantçıları, beyni ırkçı şoven ideolojiyle örülmüş örümcek kafalı aydınlar ellerini ovuşturarak Kobani’nin düşmesini dört gözle bekliyorlar.

Şunu peşinen söylemeliyim ki bütün emperyalist müttefikler onların faşist ırkçı uşak devletleri daha şimdiden yenilgilerinin kokusunu pis burunlarında his etmektedirler. Bu kadar hırçınlık, sessizlik ve sessizliğin altında yatan intikam, katliam planı yatmaktadır. Niyetleri Kürdistan ulusal kurtuluş hareketini boğmak, kendilerine uşak İslami faşist yönetimler, bölünmüş küçük devletler oluşturmaktır.

Kabul edelim-etmeyelim bugün Orta Doğunun devrimci güçlerinden etkin ve öne çıkan Kürtlerdir, onlara önderlik eden PKK’dir. Bölgede en güçlü devrimci güç PKK’dir. Devrimcilerin, Marksist-Leninist-Maoistlerin Ortadoğu’da ne yazık ki hatırı sayılır bir güçleri yoktur. Ya çok cılız ya da yok denecek kadar güçleri mevcuttur. Bugün doğru olan, var olunan her yerde Kürtlerin bağımsızlık savaşının içerisinde yerimizi almaktır. Yani cepheleşmek, emperyalizme ve dinci ırkçı faşist egemenlere karşı uzun süreli muharebelere hazırlanmak, zafer tohumunun ekildiği Kobani direnişini bölgede zafere taşımaktır. Gerçek olan şu ki, emperyalizme ve sermaye darbe vurmak, bizi çevreleyen zinciri kırmak antiemperyalist antifaşist güçlerin kalıcı birliğinden geçmektedir.

Şu iyi bilinmelidir ki, Kürt ulusu bugün stratejik müttefikimizdir. Kürt hareketi ve diğer Kürt hareketleri de öyledir. Devrim uzun soluklu olup, uzun yılları içerisine almaktadır. Halk içerisindeki çelişkiler doğru ele alınıp kavratıldığında dostlarımız -düşmanlarımız kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Devrim lafazanlıkla, entel havalara girmekle, nabza göre şerbet vermeyle, ezberi lafızlarla olmaz. Aksine, devrim doğru siyasal taktik ve stratejiyle doğrudan bağlantılıdır. Doğru siyasal tespitler yapmakta yalnız başına yetmiyor. Teori-pratik eylemlilik haline sokulmalı var olan alanlarda devrim cepheleri oluşturulmalıdır.

Son bir kaç günlük gelişmeler, özellikle bugünkü gelişmeler bize şu gerçeği gösterdi Türkiye ve Kürdistanı’nda önü alınmaz bir kaos ortamına ve savaş koşullarına girmiştir. Devrimcilere düşen görev devrim yapmak için faşizme karşı tüm devrim güçleriyle birleşmek devrim yapmak için yüklenmektir.

Şu gerçeği bilincimize kazmalıyız; ezenlerle ezilenler arasında eşitsizlik devam ettikçe barış denen bir slogan sahtekarlık, aldatmaca, oyalamak ve bizleri köleliğe mahkum etmektir. O sebeple Ezenlerin, emperyalistlerin ve onların ırkçı, dinci, ayrımcı, cinsiyetçi faşist uşak devletlerinin ve IŞiD gibi serseri, uyuşturucu müptelası piyonların saltanatlarını başlarına yıkmak için görev başına

Var olma ve yok olma savaşında ezilenlerin yanında yer almayanlar alçaktır. Sessiz kalmak, duymadım, görmedim, bilmiyorum demek halklarımızın haklı savaşına ihanettir.

İki tür savaş vardır; biri işçi ve emekçilerin hakkını alma savaşı, diğeri ezenlerin, kan emicilerin zulüm düzenlerini sürdürme savaşıdır. Biz halkların ezilenlerin haklı savaşlarının yanındayız, onun yürütücüsüyüz. Haksızlıklar devam ettiği sürece, haksızlığa karşı savaşımız her alanda devam edecektir. Yani “barış” baronları yalan söylüyorlar. Ezenlerle ezilenler arasındaki eşitsizlik var oldukça sömürücü emperyalistlere ve onların faşist uşak yöneltimlerine karşı özgürlük ve sosyalizm mücadelesine devam edecektir. Dünyamız hızla yeni bir emperyalist savaş içine sokuluyor bunu unutmamak ve ona uygun koşullanmak gerektiğini düşünüyorum. Koşullar mevcut, ülkemizde kaos ortamı aldı başını gidiyor, darbede dahil her şey her an olabilir. Sivil faşistler ve Dinci ırkçı faşistler işbaşında, katliam ve linç girişimleri başladı. Geri dönülmez bir savaş içine halklar çekiliyor provokasyon ve böl parçala yönet taktiği uygulanıyor. Kesinlikle bu oyuna gelinmemeli, direk devlete ve faşizme karşı mücadele yükseltilmelidir.

Ülkemizin dört bir yanını faşizme zindan edelim!

Zafer Kobani’de tohumlandı Kürdistan ve Türkiye’de zaferle taçlanacaktır. Buna inanın ve Devrim kavgasında ölüm sessizliğine bürünmeyip sesimize ses verin. Yarın çok geç olabilir.

6 Ekim 2014

85947

Kobani bize zafere odaklanmanın yolunu gösteriyor

Sosyalizm/Komünizm Nedir? (MLPD Programı)

Sosyalizm ve komünizm hakkında düşündüklerinde birçok insanın aklından geçen sorulara bazı yanıtlar.

Sosyalizm nedir ki?

 Sosyalizm, kapitalizmin toplumsal alternatifidir. Günümüzün devlet-tekel kapitalizminde, uluslararası tekeller kendilerini tamamen devlete tabi kılmış ve tekelci sermayenin organları devlet aygıtının organlarıyla birleşmiştir. Tüm toplum üzerinde çok yönlü egemenliklerini kurmuşlardır. Aynı zamanda, hakim olan uluslararasılaşmış üretim tarzı, dünyanın birleşik sosyalist devletleri için maddi hazırlığı tamamlamıştır.

Dinci-Faşist Gericiliğin Merkezi: Emperyalist Türk Devleti

Özellikle son 15 yıldır dinci (müslüman) gericiliğin merkezi olduğu rahatlıkla söylenebilir. ABD'nin Afganistan ve Irak'ı işgali ve peşinden Kuzey Afrika ülkelerindeki 2010 ayaklanmaları ve Mısır'da geçici olarak Müslüman Kardeşler örgütünün iktidara gelmesi ve peşinden Suriye'de geliştirilen olaylar, Türk devletine, dinci AKP'nin de iktidarda olması, yeni bir emperyalist yayılma politikasını benimsetmiştir.

KAYPAKKAYA’DAN KALAN…[*]

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

 

“Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor;

belki biz olmayacağız ama

bu çelik aldığı suyu unutmayacak.”[1]

 

18 MAYIS | Umudu Büyütmeye Devam Ediyoruz

"Kaypakkaya'nın kurduğu parti ve oluşturduğu program etrafında elli yıldan fazla bir süredir kavgasını sürdüren yoldaşları büyük bir mücadele ve direniş geleneği yarattılar. Kaypakkaya'nın görüşlerini büyük bedeller ödeyerek bu günlere taşıdılar, taşımaya devam ediyorlar..."

 

Tam 50 yıl önce 1973’ün 18 Mayıs’ında 1971 silahlı devrimci çıkışının “komünist yüzü” İbrahim Kaypakkaya, Amed Hapishanesi’nde Kemalist faşist diktatörlük tarafından katledildi.

“Cabbar”laşan Ermeni (Nubar Ozanyan)

Sonu gelmez Ermeni-Kürt düşmanlığı üzerinden yaratılan büyük korku, bilinçleri kuşatıp yürekleri tutsak almaya devam ediyor. Aradan 108 yıl geçmesine karşın Ermenilerin baskı görme, işini kaybetme vb. korkularından dolayı kendilerini inkar ederek kimliklerini gizlemelerinin trajik hikayeleri yazılmaya devam ediyor. Her an baskı görecekleri endişesiyle güvercin tedirginliği içinde yaşamaya devam ediyorlar.

Soykırımlara Karşı Direnişi Büyütelim!

 

Seçim Tavrı(Mız): Oyumuz Devrime![*]

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

 

“Vekil inançların

raf ömrü kısadır.”[1]

 

Umudun Adı ve Devrime Çağırıydı Yılmaz Güney[1]

“Bir pratik,

bir ideolojinin aracılığıyla

ve bir ideolojinin içinde vardır.”[2]

 

Reis Çelik’in, “Düzene başkaldırmış korkusuz bir devrimci”[3] diye betimlediği Onu; hayatının her alanında uçlarda yaşayan korkusuz, sahici insanı; hakikât savaşçısı komünist Yılmaz Güney’i nasıl anlatabiliriz? Bunu çok düşündüm. Sorumun yanıtını da yine Yılmaz Güney’in üç karesindeydi…

‘ÜMÜŞ EYLÜL KÜLTÜR-SANAT’A YANITLAR[*]

 

“Kâğıda dokunan kalem,

kibritten daha çok yangın çıkarır.”[1]

 

Ümüş Eylül Kültür-Sanat/ Hasan Şahingöz (HS): Sizce yazarlık nedir? Yazarlığın ayırt edici özellikleri nelerdir? Kime, neden yazar denir?

Temel Demirer (TD): “11. Tez”ci eyleminin saflarında, “Yazmak eylemdir; yazarlık ise son saatin işçiliği,” diyenlerden ve elime her kalem alışımda Friedrich Engels’in, “El yalnızca emeğin organı olmayıp, aynı zamanda emeğin ürünüdür,” uyarısını anımsayanlardanım.

 

Ben Ölüyorsam Sizde Ölün: Seçimleri (Kılıçdaroğlu'nu Boykot)

Proletaryalar faydacıdır; yararlanmasını bilene.

Seçimler ilginç bir şey.

Herkes seçimlerin neler değiştirip değiştirmeyeceğini tartışıyor.

Ama kime göre neye göre?

Devrimcilere göre mi proletaryalara göre mi?

Şayet tartıştığımız seçimlerin sisteme karşı devrimcilerin yaşamlarında neler değiştirip değiştirmeyeceği  ise...

İnanın dün olduğu gibi bu günde seçimlerin devrimcilere karşı sistemin davranışlarında herhangi bir şey değiştirmeyeceğini herkesbiliyor..

Sistem yine devrimcileri gördüğü her yerde katletmeye çalışacak.

Nisan Güneşi Yolumuzu Aydınlatmaya Devam Ediyor

Nisan’ın 24’ü çeşitli milliyetlerden ve inançlardan işçi sınıfının, emekçilerin, ezilen yığınların öncü müfrezesi proletarya partisinin kuruluş günüdür. Aynı zamanda Marks ve Engels tarafından 1848 yılında ilan edilen Komünist Manifesto’nun Türkiye ve Türkiye Kürdistanı topraklarında yeniden yaşam suyuna kavuştuğu tarihi ifade etmektedir.

Sayfalar