Pazar Ekim 25, 2026

Kerkük işgali ve ardında yatan gerçek

Güney Kürdistan yakın bir zamana kadar ABD'nin “himayesinde” görünüyordu. 2003'de Saddam liderliğindeki yönetimi deviren ABD güdümünde Irak devleti kuruldu. Irak sınırlarındaki Araplar ve Kürtler üzerinden “bölgesel yönetimlere” geçildi. Ancak bu yönetimler bağımsız ve kendi iradeleriyle kurulan yönetimler değildi. ABD hükmü altında oluşturulan yönetimlerdi. Dolayısıyla o dönem KDP ve YNK üzerinden “Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi”(IKBY) o minvalde oluşturulmuştu.

Dönemin uluslararası politik atmosferi emperyalistler arası ilişkilerde ABD'nin liderliğinde tek kutuplu sürece tekabül ediyordu. Avrupa emperyalistleri, Japonya, Kanada gibi devletler ABD'nin müttefiki konumundaydılar. Çin ve Rusya ise henüz dış pazarlara yeterince açılamamış ve bugünkü gibi etkin konumda değillerdi. ABD ideologları “tek kutuplu dünya”, “yeni dünya düzeni”, “küreselleşme”, gibi yaftalarla tanımladıkları sürecin, süper güç ilan ettikleri ABD liderliğinde sonsuza dek süreceğini ilan etmişlerdi. Irak ve Ortadoğu politikası o dönem böyle oluşturulmuştu.

Ancak mevcut uluslararası süreç artık çok farklı bir dönemece girmiştir. ABD'nin tasarladığı “tek kutuplu yeni dünya düzeni” yerini çok kutuplu dünya düzenine bırakmıştır. Karşısına emperyalist Çin-Rusya bloku çıkmış ve ekonomik, siyasi, askeri alanlarda dünya pazarlarına ve nüfuz alanlarına açılmaya başlamışlardır. Ayrıca Almanya, Fransa gibi devletlerin uzun bir dönem birlikte hareket ettikleri ABD ilişkileri giderek aksamaya başlamıştır. Ve geçmişe kıyasla Çin ve Rusya ilişkileri daha öne çıkar olmuştur. Bu durum ileride daha netleşecektir. Nasıl hareket ettikleri daha belirginleşecektir. Ancak pazarların yeniden paylaşımı ve nüfuz kavgasının giderek şiddetlenmesi, beraberinde yeni bir dünya sürecini getiriyor.

Bunun sonucu bir dönemler dünya çapında oluşan sorunlara kendi çıkarları doğrultusunda daha “kolay” müdahale eden ABD emperyalizmi, artık oluşan sorunlara eskisi gibi “kolay” müdahale edemiyor. Çünkü karşısında başka bir emperyalist blok var.

Son Kerkük işgali bunu bir kez daha göstermiştir... Saldırıyı Irak ordusu ve İran'ın denetimindeki Haşdi Şabi yapmıştır. Ve bu saldırı Rusya ile ABD'nin desteğiyle yapılmıştır. Rusya bölgedeki müttefiki İran'ı, Irak pazarına sahip olma dürtüsüyle destekler. İlginç olan, bir dönemler ABD tarafından oluşturulan ve koordine edilen IKBY, Kerkük'e yapılan saldırıda bu sefer ABD'yi karşısında bulur. Mevcut şartlar sonucu zayıflayan ABD Arap yönetimini, Irak pazarını tümden kaybetmemek için desteklemiştir!.. Bu “destek” birlikte hareket edenlerin “desteği” değildir. Tersine rakip durumda olan emperyalistlerin pazara tek başına sahip olma emellerinin sonucudur. Kürtler ve Kerkük bunun için hedef alınır. Buna karşın Barzani yönetimi ve KDP ile YNK bu saldırı karşısında biat etmişlerdir. 2003'te ABD tarafından işgal edilen Irak Kürdistanı'nda, hazırlanan 2005 Anayasası ile KDP ve YNK temsilcileri üzerinden vassal yönetim oluşturulur ve günümüze değin gelinir...

Kerkük İşgali

Nitekim yakın dönemde Kerkük'e yapılan saldırıya karşı KDP, YNK ve Goran Hareketi karşı tavır koymazlar. Bunun sonucu Irak Ordusu ve İran yönetimindeki Haşdi Şabi tarafından yapılan saldırı sonucu Kerkük, Xurmatu, Taze, Dakuk el değiştirir. Ayrıca Irak Ordusu Maxmur ile güneybatıda Şengal ve Rabia'ya girer. Son verilen bilgilere göre Irak Kürdistanı'ndaki toprakların yüzde 45'i el değiştirmiştir.

Sorumlu partiler tavır almazlar. Bu hareketler böylesi saldırılar karşısında direniş gösteren hareketler değildir. Emperalizme ve saldırgan güçler karşısında boyun eğen bir karaktere sahiptirler. Bu ruh haletine sahip partiler haklı ve meşru direnişi ve mücadeleyi vermekten uzak kalırlar. 2003 tarihinde ABD'nin emperyalist emelleri sonucu Irak işgal edildiğinde, bu partiler onların güdümünde hareket ederek bu minvalde günümüze gelmişlerdir.

Nitekim işgal sonrası Irak ve Kürdistan'ın sınırları ABD ve İngiltere tarafından çizilir. Kürdistan sınırları işgalci devletlerce 36. ve 42. paralel arasında çizildi. Kürtler ve Iraklılar açısından Kerkük vb. tartışmalı bölgeler tarafsız bölge ilan edilerek, bu bölgelerin içinde yer alacağı sınırların 2005 sonrası yapılacak referandumla belirleneceği kararı alınır. Ancak bu referandum hiç yapılmamıştır. Ancak 2014'de DAİŞ işgali sonrasında Kerkük DKP tarafından İKBY sınırlarına dahil edilir.

ABD tarafından Mam Celal Talabani Irak Cumhurbaşkanı olurken, Barzani de Kürdistan Bölge Başkanlığı görevini yürütür.

Böylece devletin kademelerini ele geçiren Barzani ve Talabani, yabancı tekellerin sömürüsüne olanak tanıdıkları gibi kendileri de bu sömürüden pay alarak palazlandılar. Nitekim Barzani'nin görev süresi 2015'de bitmesine rağmen yer aldığı devlet mevzilerini terketmemiştir. Ve 2015'de darbe yaparak parlamentoyu işlevsizleştirmiş, Goranlı parlamento başkanının Hewler'e (Erbil) girişini yasaklamış, kendince yasalar çıkarmış ve Irak Kürdistanı'nın birçok imkanlarını kendi emelleri için kullanmıştır.

Barzani ve Talabani ile tepedeki şürekaları Kerkük'ün petrolünü ve diğer zenginliklerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanırlar. Bunun sonucu kendi aralarında çıkar ve iktidar kavgasına da girerler.Ve Kerkük'ü salt kendi denetimlerine almaya çalışırlar. Öyleki giderek İran saflarına kayan YNK Kerkük'ün “bağımsız” statüsünü savunarak petrol ve diğer enerji rezervlerine kendileri sahip olmak istiyorlardı. Barzani de Kerkük'ü kendi kontrolü altına almak ister. 2014'de DAİŞ saldırısında Barzani, Kerkük'ü Kürdistan sınırlarına dahil ederken bunu Kürtlerin kollektif çıkarları için yapmadı. Çünkü Kerkük art emeller için kullanıldı. Bu emelleri kullanan Türk egemenleri de vardı:

“Barzani ise bu süreçte, YNK'nin denetimindeki Kerkük'ü ele geçirmeye çalıştı. Kerkük kent merkezinden çok petrol bölgeleri Bay Hasan, Diblis alanlarını denetimine aldı. Ele geçirdiği bu bölgelerden elde edilen petrolleri AKP ile yaptığı anlaşma ile Erdoğan ve ailesine pazarladı.(abç)” ( Seyit Evran, Barzani Oligarşisinin Çöküşü, Yeni Özgür Politika, 27 Ekim 2017)

Görüldüğü gibi Güney Kürdistanı “yöneten”ler Kürt toplumunun çıkarlarından daha çok kendi art emellerine göre hareket ederler. Öyleki alınan son refrandum kararı tüm Kürt hareketlerinin birlikte aldıkları karar değildir. Nitekim referandum öncesi diğer Kürt hareketleri alınan bu kararın salt Barzani ve partisi KDP tarafından alınan bir karar olduğunu belirtirler. Alınan referandum kararından ziyade Irak yönetiminin niteliği ve yapısı böylesi bir karara önderlik etmek, ve yönetmek vasfından uzaktır. Bunun sonucu referandum kararı bahane edilerek emperyalistler ve Irak, İran, TC devletleri tarafından bu saldırı ve yaptırımlar yapılır. Bunun sonucu Irak ordusu ve Haşdi Şabi saldırıları karşısında topraklarını korumazlar. Peşmergeleri geri çekerek Kürt topraklarını saldıranlara teslim ederler. Bunun sonucu Kerkük, Maxmur, Şengal ve Rabia'ya yapılan saldırılarla sınırlar daraltılır,

Bununla da yetinilmez. Kerkük'te asılan Kürt bayrakları ayaklar altına alınır. Mecliste İranlı dini liderlerin posterleri asılır. Kürtler göçe zorlanır. İşgal edilen bazı yerlerde Kürt evleri yakılır, yıkılır... Fatura Kürt halkına çıkarılır...

Bu gelişmelerin sonucu olarak Peşmerge komutanları ve KDP ileri gelenleri ile Irak ordusu ve Haşdi Şabi arasında anlaşmaya gidilir ve 2003 dönemindeki Saddam döneminin sınırları çizilir. YNK tarafından bu bu anlaşmanın onaylandığı iddia edilir. Ki mevcut tavrı bunu doğrular niteliktedir. Barzani ABD'yi “sessiz kalmakla” suçlar. Ama aynı zamanda ABD'ye uşaklığın itirafıdır...

ABD'nin Tavrı:

Başür Kürtlerini Arkadan Hançerlemektir

Başür Kürtlerinin tekrar eski mertebeye zorlanmasında siyasal partilerin önemli rolü vardır. Eğer KDP, KYB ve Goran Hareketi emperyalizmle uzlaşmacı ve onların güdümünde hareket etmeselerdi, durum farklı olacaktı. Elebetteki bu tavır daha başından böyle bir meyil izlemeli va bağımsız minvalde yer alabilmeliydi. Çünkü ezilen bir ulusun özgürlüğe kavuşmasının bir koşulu, mücadeleye önderlik eden ulusal hareketin ilhakçı devlete karşı ulusal-devrimci mevzide mücadele etmesidir. Diğer koşulu da o ülkenin siyasi olarak bağımlı olduğu emperyalizme karşı takınacağı stratejik tavırdır. Çünkü çağımızda bu sorunun uluslararası boyuta ulaştığı ve emperyalizmin de ulusal baskı, ilhak ve sömürgecilikte rol oynadığı tespiti hala geçerlidir. Stalin bunu net olarak belirtmiştir: “Böylece ulusal sorun özel bir sorun, bir devletin iç sorunu olmaktan çıkıp, genel ve uluslararası bir sorun haline, bağımlı ülkelerin ve sömürgelerin ezilen halklarının emperyalizmin boyunduruğundan kurtuluşu dünya sorunu haline geldi.” (abç) (Stalin, Leninizmin Sorunları, sf. 68 )

Nitekim Ortadoğu'nun tarihsel geçmişine baktığımızda bunu daha açık bir şekilde görebiliriz. Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın desteğinde İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından Ermeniler, Rumlar, Süryaniler soykırımla ve tehcirle yok edilir.

Ayrıca Kürdistan'ın 4 parçaya bölünmesi kararı daha daha 1. Paylaşım Savaşı'nın devam ettiği 1916 yılında İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusyası tarafından gizlice alınır. 1917 Ekim Devrimi ile Rusya'nın bu anlaşmadan çekilmesi sonucu, Kürdistan'ı dört parçaya bölen Sykes-Picot Antlaşması İngiltere-Fransa tarafından 1. Dünya Savaşı sonrası uygulamaya konur.

Ayrıca zengin petrol yataklarına sahip Arap devletlerinin sınırları da 1. Dünya Savaşı sonrası galip İngiltere, Fransa devletleri tarafından belirlenir. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra son düzenlemeyle Arap devletlerinin sayısı 22'yi bulur. Ayrıca Filistin toprakları üzerinde İsrail devletinin oluşumunda yine emperyalizm rol oynamıştır.

Diğer kıtalardaki geri kalmış ülkelerde olduğu gibi Ortadoğu'da dört parçaya bölünmüş Kürdistan'ın mevcut durumu da uluslararası emperyalizmin çıkar kavgasından kopuk ele alınamaz. Eğer emperyalist devletler -diğer bölgelerde olduğu gibi- Ortadoğu'da ve Kürdistan'da soruna “el atmışlarsa” bunu kendi gerici emelleri için yapmışlardır. Onların amacı soruna “müdahale” kisvesiyle ezilen, toprakları gaspedilen ulusları kendi güdümlerine almaktır. Nitekim Kürdistan'ı geçen yüzyıl TC. İran, Irak, Suriye gibi devletlerin sınırları içinde bölen emperyalistler girilen yeni konjonktürde sorunu tekrar “el atıyorlarsa”. bunu kendi pragmatist emelleri için yapıyorlar.

Bunu yaparken de, sorunu çarpıtıp kendilerini alternatif olarak gösteriyorlar. Oysa Lenin daha yüzyıl önce “ultra emperyalizm “kisvesiyle bu tezleri ileri süren Kautsky”i mahkum etmiştir:

“Kautsky'nin teorisinin tek nesnel, yani gerçek toplumsal önemi şudur: en gerici bir amaçla, kapitalizmin içinde sürekli barışın olanaklı olduğu umudunu uyandırarak, dikkatleri günün keskin uzlaşmaz karşıtlıklarından ve ağır sorunlarından çevirip, gelecekteki düşsel bir ultra-emperyalizmin yalan umutlarına doğru yönelterek yığınları avutmak.”(Lenin, Emperyalizm, sf.119)

ABD, Rusya gibi emperyalist devletler de bunu barış kisvesiyle yapıyorlar. Ortadoğu'nun muzdarip sorunlarından biri olan Kürt sorununu kendilerinin çözeceği imajını öne sürüyorlar. Böylece ultra-emperyalizmin yalanı dolanıyla Kürt ulusunu kandırmak, avutmak, düzen sınırları içinde tutmak amacını güdüyorlar.

Emperyalistler Başür Kürtlerini KDP, YNK ve Goran hareketi üzerinden kendi etkinlikleri altında tutmak istemişlerdir. Irak ordusu ve Haşdi Şabi'nin saldırısında verdikleri destekle gerçek yüzlerini deşifre etmişler. TC, İran Devleti ve emperyalistler bir bütün olarak Kürtlerin topraklarını hedef alan bu saldırıda rol alırlar. Bu saldırıda en hüsran veren ABD'nin tutumu olmuştur. Yıllarca Başür Kürtlerinin müttefiki gibi görünen ABD saldırıda Irak devletinin yanında yer alarak Kürtleri arkadan hançerlemiştir...

Sorunun Köklü Çözümü

Kürt sorunu varlığını sürdürecektir. Ancak yaşanan süreçten dersler çıkarılmalı ve ulusal-devrimci hareketler öne çıkmalıdır. Böylece tüm gericiliği hedef alan ve tüm halk güçleriyle ittifaklar oluşturan mücadele daha geliştirilmelidir. Kürt Ulusal Hareketi Ortaduğu'da en güçlü harekettir. Elbetteki MLM ve küçük burjuva hareketler de vardır. Her süreçte olduğu gibi yaşanılan mevcut süreçten de Ortadoğu'daki devrimci hareketler yaşanılan süreçten dersler çıkarmalı ve daha radikal mevzilerde yer alarak mücadele vermelidirler. Baskının, zulmün, sömürünün varlık nedenini oluşturan mevcut sistemin iktidar perspektifiyle hedef alınmasıyla bu mümkündür. Ortadoğu'da enternasyonal ilişkiler ve anti-emperyalist atmosfer daha geliştirilerek daha radikal mücadele zemini geliştirilmelidir. Zaten nesnel sürece müdahale etmekle yükümlü subjekif gücün asli görevi budur. Kürt sorunun köklü çözümü de bu perspektifle mümkündür. 

52165

Hasan Can

Hasan Can sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Hasan Can

Tecrite Karşı Ses Olmak

 Açlık Grevleri (AG) 12 Eylül 1980'de Askeri Faşist Cuntanın (AFC) iktidarı ele geçirmesiyle birlikte hapishanelerde baskılara, hak gasplarına, işkencelere karşı sıklıkla başvurulan eylemler olmuştu.

“Kürtleri Vurmak”: Bitmeyen Bir Seçim Taktiği (!)

Son günlerde faşist Erdoğan’nın ağzından Türk devleti, Rojava Kürt bölgesine askeri saldırı ve işgali daha sık dillendirmeye başladı.

Bir çok yorumcu ve hatta ilerici, demokratlarda, Türk devletinin, Rojava’ya saldırıyı yeniden gündemine almasının adını; “ Mart 2019 yerel seçim” taktiğine bağladılar.

Türk devletinin Kürtleri vurması için seçim mi gerekiyor? Ya da gerçekten her seçim döneminde mi Kürtlere saldırdı, bu eli kanlı barbar devlet. Ya da TC, kurulduğu günden itibaren Kürtlere saldırmamakta mıdır?

Umut..Mücadele.. Direnis

Aralık ayındayız...

    İdamlarla, işkencelerle, katliamlarla anılan bir aydayız.

    Gerçi diğer aylar da aynı yoğunlukla dolu desek yanılmayız.

    Çocukların yaşlarının büyütülerek idam edildiği aydayız.

    13 aralık...17 yaşındaki Erdal Eren yaşı büyütülerek tam 38 yıl önce AFC'nın generalleri tarafından idam edildi.Çocukların kurşunlanarak katledildiği... (-Mazlum Akay, Mehmet Nuri,Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, Berkin Elvan devletin öldürdüğü çocuklardan bir kaçı - )

Arayış

Sınıf bilinçli proletarya mücadele ve örgüt yaşamı boyunca hakikatın peşinde ve sorumlulukların farkında olmaya çalışır. İyi bir devrimci olmaya çalıştığı gibi aynı zamanda iyi bir düşünür-sanatçı olmaya da çalışır. Bütün bu çabalar iki büyük temel görevin yerine getirilmesi içindir.

Sömürü ve zulme dayalı dünyayı yıkmak ve sömürüsüz-eşit-özgür ve adil bir dünya kurmak. Bu zorlu ve ağır görev sağlam ideolojiye sahip olan insan kadar tek bir insan gibi yürüyen iddialı-kararlı-inançlı profesyonel bir örgüt yaratılmasıyla yerine getirilir.

Fırat’ın doğusuna sefer olur zafer olmaz

Afrin’den sonra Fırat’ın doğusuna yönelik işgal arayışlarını sürdüren TC devleti, Kasım ayı içinde Kobanê ve Tel Ebyad’a top atışları yaparak nabız yokladı. Ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından “Fırat’ın doğusunu bölücü terör örgütünden kurtarmaya yönelik harekatımıza birkaç gün içinde başlayacağımızı ifade ettik, ediyoruz. Hedefimiz asla Amerikan askerleri değildir, bölgede faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarıdır” (12.12.18) açıklamalarıyla bölgeye yönelik işgal tehditlerini devam ettirdi.

TC’nin Fırat Seferi ve Etnik Çalışma Planı

TC devletinin Afrin saldırısı ve ardından gelen İdlip anlaşması ile beraber yeni gündem Minbiç ve Fırat’ın doğusu oldu.

Suriye iç savaşının başlangıcından itibaren birçok açıdan asimetrik bir savaşın anatomisi çizildi. Bilindiği üzere Asimetrik isyan belli kozların ileri sürüldüğü yada bölgede güçlerin desteklenerek taktiksel ortaklığın geliştirildiği ve bu biçimde masada emperyalistlerden çok mevcut güçlerin olduğu bir savaş biçimidir.

Hedef Menbiç mi?

Kürt düşmanlığıyla gözü dönen RTE ''hazırlıklarımızı tamamladık, Fırat'ın doğusuna harekat bir kaç gün içerisinde başlayacak'' açıklamasıyla 31 martta yapılacak olan yerel seçimlerin startını verdi.

   Seçimlerde AKP'nin azalan oylarını arttırmanın yollarından biri olarak savaşı, saldırıyı gündemine koyan ve bundan da daha önceleri karlı çıkan AKP'nin başı RTE yerel seçimlerden önce Kürt düşmanlığı politikasını yaşama geçirerek oyları toplamayı hedeflediği için  Fırat'ın doğusuna operasyon yapılacağını basından duyurmuş oldu.

Dalga Büyüyecek Bütün Sokaklar Zaptedilecek

Bütün dünyada, ezilenlerin, yoksullaştırılanların, her türlü zulüme maruz kalanların, yani işçi ve emekçilerin, burjuvazinin kapitalist sistemine ve iktidarlarına karşı öfkeleri büyüyor, eylemleri sokakları zaptediyor.

Paris Paris olalı  tarihine hiç ihanet etmedi. Yine en önde yürüyor. Sokaklar, sarıya boyanmış kırmızı isteklerle hareketlendi bu kez. Öğrenciler, işçiler ve emekçiler, Fransız burjuvazisine karşı sokakları zaptettiler. Ve bu eylem buradan tüm dünyaya yayılma eğilimini de içinde barındırıyor. Basralı emekçiler sarı yelekleri ile selamladı Parisli emekçileri.

Tarih Yapan Sıradışı KADINLAR

Dünyanın her yerinde kadına şiddet konuşuluyor bugünlerde. Kadına şiddeti doğuran toplumsal sistemin savunucuları da “kadına şiddeti” bir kaç gün konuşmaya devam edecek.

Kadına şiddetin, kadını ikinci sınıf yerine koyan sistemin savunucuları ve kadını bir süs eşyası, bir meta olarak ele alan sitemin savunucularının “şiddet karşıt”lığı elbette sahte. Özellikle kadına karşı şiddetin ekonomik, siyasi ve idelojik toplumsal dokusunu oluşturan kapitalist sistem savunucuların “kadına şiddeti” konuşmaları ve karşı çıkışları inandırıcı olmaktan çok çok uzak.

12’ler; Öldüler Ama Yenilmediler! Dersim-Aliboğazı Şehitlerinin Anısına!

Ön açıklama: 24-28 Kasım 2016 tarihinde Dersim’de faşist TC devletinin gerçekleştirdiği saldırı sonucunda katledilen 12 halk savaşçısına dair aktardığımız bu yazı, “24-28 Kasım 2016 Düşman Operasyonu Değerlendirmesi, Özeleştiri ve Devrimci Sonuçlar!” başlığıyla proletarya partisinin iç yayınında yayınlanmıştır. Yazıyı haber değeri taşıdığı için  kısaltarak yayımlıyoruz.

Düşman Saldırısı Öncesinde Durum

Kolektif çalışmanın önemi üzerine -2-

Kolektifte kendini yaşamanın değil, kendinde kolektifi yaşatmanın  adı olmak…..

Sayfalar