Kerkük işgali ve ardında yatan gerçek
Güney Kürdistan yakın bir zamana kadar ABD'nin “himayesinde” görünüyordu. 2003'de Saddam liderliğindeki yönetimi deviren ABD güdümünde Irak devleti kuruldu. Irak sınırlarındaki Araplar ve Kürtler üzerinden “bölgesel yönetimlere” geçildi. Ancak bu yönetimler bağımsız ve kendi iradeleriyle kurulan yönetimler değildi. ABD hükmü altında oluşturulan yönetimlerdi. Dolayısıyla o dönem KDP ve YNK üzerinden “Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi”(IKBY) o minvalde oluşturulmuştu.
Dönemin uluslararası politik atmosferi emperyalistler arası ilişkilerde ABD'nin liderliğinde tek kutuplu sürece tekabül ediyordu. Avrupa emperyalistleri, Japonya, Kanada gibi devletler ABD'nin müttefiki konumundaydılar. Çin ve Rusya ise henüz dış pazarlara yeterince açılamamış ve bugünkü gibi etkin konumda değillerdi. ABD ideologları “tek kutuplu dünya”, “yeni dünya düzeni”, “küreselleşme”, gibi yaftalarla tanımladıkları sürecin, süper güç ilan ettikleri ABD liderliğinde sonsuza dek süreceğini ilan etmişlerdi. Irak ve Ortadoğu politikası o dönem böyle oluşturulmuştu.
Ancak mevcut uluslararası süreç artık çok farklı bir dönemece girmiştir. ABD'nin tasarladığı “tek kutuplu yeni dünya düzeni” yerini çok kutuplu dünya düzenine bırakmıştır. Karşısına emperyalist Çin-Rusya bloku çıkmış ve ekonomik, siyasi, askeri alanlarda dünya pazarlarına ve nüfuz alanlarına açılmaya başlamışlardır. Ayrıca Almanya, Fransa gibi devletlerin uzun bir dönem birlikte hareket ettikleri ABD ilişkileri giderek aksamaya başlamıştır. Ve geçmişe kıyasla Çin ve Rusya ilişkileri daha öne çıkar olmuştur. Bu durum ileride daha netleşecektir. Nasıl hareket ettikleri daha belirginleşecektir. Ancak pazarların yeniden paylaşımı ve nüfuz kavgasının giderek şiddetlenmesi, beraberinde yeni bir dünya sürecini getiriyor.
Bunun sonucu bir dönemler dünya çapında oluşan sorunlara kendi çıkarları doğrultusunda daha “kolay” müdahale eden ABD emperyalizmi, artık oluşan sorunlara eskisi gibi “kolay” müdahale edemiyor. Çünkü karşısında başka bir emperyalist blok var.
Son Kerkük işgali bunu bir kez daha göstermiştir... Saldırıyı Irak ordusu ve İran'ın denetimindeki Haşdi Şabi yapmıştır. Ve bu saldırı Rusya ile ABD'nin desteğiyle yapılmıştır. Rusya bölgedeki müttefiki İran'ı, Irak pazarına sahip olma dürtüsüyle destekler. İlginç olan, bir dönemler ABD tarafından oluşturulan ve koordine edilen IKBY, Kerkük'e yapılan saldırıda bu sefer ABD'yi karşısında bulur. Mevcut şartlar sonucu zayıflayan ABD Arap yönetimini, Irak pazarını tümden kaybetmemek için desteklemiştir!.. Bu “destek” birlikte hareket edenlerin “desteği” değildir. Tersine rakip durumda olan emperyalistlerin pazara tek başına sahip olma emellerinin sonucudur. Kürtler ve Kerkük bunun için hedef alınır. Buna karşın Barzani yönetimi ve KDP ile YNK bu saldırı karşısında biat etmişlerdir. 2003'te ABD tarafından işgal edilen Irak Kürdistanı'nda, hazırlanan 2005 Anayasası ile KDP ve YNK temsilcileri üzerinden vassal yönetim oluşturulur ve günümüze değin gelinir...
Kerkük İşgali
Nitekim yakın dönemde Kerkük'e yapılan saldırıya karşı KDP, YNK ve Goran Hareketi karşı tavır koymazlar. Bunun sonucu Irak Ordusu ve İran yönetimindeki Haşdi Şabi tarafından yapılan saldırı sonucu Kerkük, Xurmatu, Taze, Dakuk el değiştirir. Ayrıca Irak Ordusu Maxmur ile güneybatıda Şengal ve Rabia'ya girer. Son verilen bilgilere göre Irak Kürdistanı'ndaki toprakların yüzde 45'i el değiştirmiştir.
Sorumlu partiler tavır almazlar. Bu hareketler böylesi saldırılar karşısında direniş gösteren hareketler değildir. Emperalizme ve saldırgan güçler karşısında boyun eğen bir karaktere sahiptirler. Bu ruh haletine sahip partiler haklı ve meşru direnişi ve mücadeleyi vermekten uzak kalırlar. 2003 tarihinde ABD'nin emperyalist emelleri sonucu Irak işgal edildiğinde, bu partiler onların güdümünde hareket ederek bu minvalde günümüze gelmişlerdir.
Nitekim işgal sonrası Irak ve Kürdistan'ın sınırları ABD ve İngiltere tarafından çizilir. Kürdistan sınırları işgalci devletlerce 36. ve 42. paralel arasında çizildi. Kürtler ve Iraklılar açısından Kerkük vb. tartışmalı bölgeler tarafsız bölge ilan edilerek, bu bölgelerin içinde yer alacağı sınırların 2005 sonrası yapılacak referandumla belirleneceği kararı alınır. Ancak bu referandum hiç yapılmamıştır. Ancak 2014'de DAİŞ işgali sonrasında Kerkük DKP tarafından İKBY sınırlarına dahil edilir.
ABD tarafından Mam Celal Talabani Irak Cumhurbaşkanı olurken, Barzani de Kürdistan Bölge Başkanlığı görevini yürütür.
Böylece devletin kademelerini ele geçiren Barzani ve Talabani, yabancı tekellerin sömürüsüne olanak tanıdıkları gibi kendileri de bu sömürüden pay alarak palazlandılar. Nitekim Barzani'nin görev süresi 2015'de bitmesine rağmen yer aldığı devlet mevzilerini terketmemiştir. Ve 2015'de darbe yaparak parlamentoyu işlevsizleştirmiş, Goranlı parlamento başkanının Hewler'e (Erbil) girişini yasaklamış, kendince yasalar çıkarmış ve Irak Kürdistanı'nın birçok imkanlarını kendi emelleri için kullanmıştır.
Barzani ve Talabani ile tepedeki şürekaları Kerkük'ün petrolünü ve diğer zenginliklerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanırlar. Bunun sonucu kendi aralarında çıkar ve iktidar kavgasına da girerler.Ve Kerkük'ü salt kendi denetimlerine almaya çalışırlar. Öyleki giderek İran saflarına kayan YNK Kerkük'ün “bağımsız” statüsünü savunarak petrol ve diğer enerji rezervlerine kendileri sahip olmak istiyorlardı. Barzani de Kerkük'ü kendi kontrolü altına almak ister. 2014'de DAİŞ saldırısında Barzani, Kerkük'ü Kürdistan sınırlarına dahil ederken bunu Kürtlerin kollektif çıkarları için yapmadı. Çünkü Kerkük art emeller için kullanıldı. Bu emelleri kullanan Türk egemenleri de vardı:
“Barzani ise bu süreçte, YNK'nin denetimindeki Kerkük'ü ele geçirmeye çalıştı. Kerkük kent merkezinden çok petrol bölgeleri Bay Hasan, Diblis alanlarını denetimine aldı. Ele geçirdiği bu bölgelerden elde edilen petrolleri AKP ile yaptığı anlaşma ile Erdoğan ve ailesine pazarladı.(abç)” ( Seyit Evran, Barzani Oligarşisinin Çöküşü, Yeni Özgür Politika, 27 Ekim 2017)
Görüldüğü gibi Güney Kürdistanı “yöneten”ler Kürt toplumunun çıkarlarından daha çok kendi art emellerine göre hareket ederler. Öyleki alınan son refrandum kararı tüm Kürt hareketlerinin birlikte aldıkları karar değildir. Nitekim referandum öncesi diğer Kürt hareketleri alınan bu kararın salt Barzani ve partisi KDP tarafından alınan bir karar olduğunu belirtirler. Alınan referandum kararından ziyade Irak yönetiminin niteliği ve yapısı böylesi bir karara önderlik etmek, ve yönetmek vasfından uzaktır. Bunun sonucu referandum kararı bahane edilerek emperyalistler ve Irak, İran, TC devletleri tarafından bu saldırı ve yaptırımlar yapılır. Bunun sonucu Irak ordusu ve Haşdi Şabi saldırıları karşısında topraklarını korumazlar. Peşmergeleri geri çekerek Kürt topraklarını saldıranlara teslim ederler. Bunun sonucu Kerkük, Maxmur, Şengal ve Rabia'ya yapılan saldırılarla sınırlar daraltılır,
Bununla da yetinilmez. Kerkük'te asılan Kürt bayrakları ayaklar altına alınır. Mecliste İranlı dini liderlerin posterleri asılır. Kürtler göçe zorlanır. İşgal edilen bazı yerlerde Kürt evleri yakılır, yıkılır... Fatura Kürt halkına çıkarılır...
Bu gelişmelerin sonucu olarak Peşmerge komutanları ve KDP ileri gelenleri ile Irak ordusu ve Haşdi Şabi arasında anlaşmaya gidilir ve 2003 dönemindeki Saddam döneminin sınırları çizilir. YNK tarafından bu bu anlaşmanın onaylandığı iddia edilir. Ki mevcut tavrı bunu doğrular niteliktedir. Barzani ABD'yi “sessiz kalmakla” suçlar. Ama aynı zamanda ABD'ye uşaklığın itirafıdır...
ABD'nin Tavrı:
Başür Kürtlerini Arkadan Hançerlemektir
Başür Kürtlerinin tekrar eski mertebeye zorlanmasında siyasal partilerin önemli rolü vardır. Eğer KDP, KYB ve Goran Hareketi emperyalizmle uzlaşmacı ve onların güdümünde hareket etmeselerdi, durum farklı olacaktı. Elebetteki bu tavır daha başından böyle bir meyil izlemeli va bağımsız minvalde yer alabilmeliydi. Çünkü ezilen bir ulusun özgürlüğe kavuşmasının bir koşulu, mücadeleye önderlik eden ulusal hareketin ilhakçı devlete karşı ulusal-devrimci mevzide mücadele etmesidir. Diğer koşulu da o ülkenin siyasi olarak bağımlı olduğu emperyalizme karşı takınacağı stratejik tavırdır. Çünkü çağımızda bu sorunun uluslararası boyuta ulaştığı ve emperyalizmin de ulusal baskı, ilhak ve sömürgecilikte rol oynadığı tespiti hala geçerlidir. Stalin bunu net olarak belirtmiştir: “Böylece ulusal sorun özel bir sorun, bir devletin iç sorunu olmaktan çıkıp, genel ve uluslararası bir sorun haline, bağımlı ülkelerin ve sömürgelerin ezilen halklarının emperyalizmin boyunduruğundan kurtuluşu dünya sorunu haline geldi.” (abç) (Stalin, Leninizmin Sorunları, sf. 68 )
Nitekim Ortadoğu'nun tarihsel geçmişine baktığımızda bunu daha açık bir şekilde görebiliriz. Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın desteğinde İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından Ermeniler, Rumlar, Süryaniler soykırımla ve tehcirle yok edilir.
Ayrıca Kürdistan'ın 4 parçaya bölünmesi kararı daha daha 1. Paylaşım Savaşı'nın devam ettiği 1916 yılında İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusyası tarafından gizlice alınır. 1917 Ekim Devrimi ile Rusya'nın bu anlaşmadan çekilmesi sonucu, Kürdistan'ı dört parçaya bölen Sykes-Picot Antlaşması İngiltere-Fransa tarafından 1. Dünya Savaşı sonrası uygulamaya konur.
Ayrıca zengin petrol yataklarına sahip Arap devletlerinin sınırları da 1. Dünya Savaşı sonrası galip İngiltere, Fransa devletleri tarafından belirlenir. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra son düzenlemeyle Arap devletlerinin sayısı 22'yi bulur. Ayrıca Filistin toprakları üzerinde İsrail devletinin oluşumunda yine emperyalizm rol oynamıştır.
Diğer kıtalardaki geri kalmış ülkelerde olduğu gibi Ortadoğu'da dört parçaya bölünmüş Kürdistan'ın mevcut durumu da uluslararası emperyalizmin çıkar kavgasından kopuk ele alınamaz. Eğer emperyalist devletler -diğer bölgelerde olduğu gibi- Ortadoğu'da ve Kürdistan'da soruna “el atmışlarsa” bunu kendi gerici emelleri için yapmışlardır. Onların amacı soruna “müdahale” kisvesiyle ezilen, toprakları gaspedilen ulusları kendi güdümlerine almaktır. Nitekim Kürdistan'ı geçen yüzyıl TC. İran, Irak, Suriye gibi devletlerin sınırları içinde bölen emperyalistler girilen yeni konjonktürde sorunu tekrar “el atıyorlarsa”. bunu kendi pragmatist emelleri için yapıyorlar.
Bunu yaparken de, sorunu çarpıtıp kendilerini alternatif olarak gösteriyorlar. Oysa Lenin daha yüzyıl önce “ultra emperyalizm “kisvesiyle bu tezleri ileri süren Kautsky”i mahkum etmiştir:
“Kautsky'nin teorisinin tek nesnel, yani gerçek toplumsal önemi şudur: en gerici bir amaçla, kapitalizmin içinde sürekli barışın olanaklı olduğu umudunu uyandırarak, dikkatleri günün keskin uzlaşmaz karşıtlıklarından ve ağır sorunlarından çevirip, gelecekteki düşsel bir ultra-emperyalizmin yalan umutlarına doğru yönelterek yığınları avutmak.”(Lenin, Emperyalizm, sf.119)
ABD, Rusya gibi emperyalist devletler de bunu barış kisvesiyle yapıyorlar. Ortadoğu'nun muzdarip sorunlarından biri olan Kürt sorununu kendilerinin çözeceği imajını öne sürüyorlar. Böylece ultra-emperyalizmin yalanı dolanıyla Kürt ulusunu kandırmak, avutmak, düzen sınırları içinde tutmak amacını güdüyorlar.
Emperyalistler Başür Kürtlerini KDP, YNK ve Goran hareketi üzerinden kendi etkinlikleri altında tutmak istemişlerdir. Irak ordusu ve Haşdi Şabi'nin saldırısında verdikleri destekle gerçek yüzlerini deşifre etmişler. TC, İran Devleti ve emperyalistler bir bütün olarak Kürtlerin topraklarını hedef alan bu saldırıda rol alırlar. Bu saldırıda en hüsran veren ABD'nin tutumu olmuştur. Yıllarca Başür Kürtlerinin müttefiki gibi görünen ABD saldırıda Irak devletinin yanında yer alarak Kürtleri arkadan hançerlemiştir...
Sorunun Köklü Çözümü
Kürt sorunu varlığını sürdürecektir. Ancak yaşanan süreçten dersler çıkarılmalı ve ulusal-devrimci hareketler öne çıkmalıdır. Böylece tüm gericiliği hedef alan ve tüm halk güçleriyle ittifaklar oluşturan mücadele daha geliştirilmelidir. Kürt Ulusal Hareketi Ortaduğu'da en güçlü harekettir. Elbetteki MLM ve küçük burjuva hareketler de vardır. Her süreçte olduğu gibi yaşanılan mevcut süreçten de Ortadoğu'daki devrimci hareketler yaşanılan süreçten dersler çıkarmalı ve daha radikal mevzilerde yer alarak mücadele vermelidirler. Baskının, zulmün, sömürünün varlık nedenini oluşturan mevcut sistemin iktidar perspektifiyle hedef alınmasıyla bu mümkündür. Ortadoğu'da enternasyonal ilişkiler ve anti-emperyalist atmosfer daha geliştirilerek daha radikal mücadele zemini geliştirilmelidir. Zaten nesnel sürece müdahale etmekle yükümlü subjekif gücün asli görevi budur. Kürt sorunun köklü çözümü de bu perspektifle mümkündür.
Son Haberler
Sayfalar
TC ve KDP’den sınır ötesi değil sınır içi operasyon
Ülkenin merkezi gündemi haline gelen ve tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) seçimleri, 23 Haziran günü sona ermiş olsa da sosyal ve ekonomik alandaki etkileri ile tartışılmaya devam ediyor. “Her şeyin güzel olacağına” dair sloganlarla E. İmamoğlu “kurtarıcı” ilan edilmiştir/edilmektedir. Bu durumun kitleler nezdinde, kendi içinde anlaşılır sebepleri olduğunun altını çizmek yerinde olur, zira 17 yıllık iktidarı ile AKP artık çürümüşlüğün, baskının, yozlaşmanın ve faşizmin bir numaralı adresi haline dönüşmüştür.
Her Şey Sosyalizmle Güzel Olacak!
İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı (İBB) seçimlerini muhalefetin büyük bir oy farkıyla kazanması, faşist iktidarın siyasal krizinin derinleşmesinde daha da büyütücü bir rol oynadı.
İmralı’nın mesajı ne anlama geliyor: M. Ender Öndeş
Uzun yıllar özgür basın geleneğinde çalışmış biri olarak sanırım şunları söyleyebilirim: Kürt hareketi, ilk dönemlerinde daha yalın bir yapı olsa da, özellikle 2000’lerden sonra alanlar (kadın, gençlik, silahlı güçler, siyaset, vb.) esasına göre işbölümüne yönelmiştir ve bu alanlar arasındaki ilişki uzun süredir artık düz emir-komuta ilişkileri değildir.
Madımak'tan Mercana,Koray'dan Dursun'a-33ler'den 17 'lere
Biri henüz 11 yaşında, Pir Sultan Abdal’ın elinde dünyanın en güçlü direnç, bilinç ve isyan silahına dönüşmüş Bağlamasına, Semaha ve Türkülere sevdalı, 2 Temmuz 1993’te Madımaktaki 33'lerin en küçüğü Koray Kaya…
Diğeri yüzyıllardır özgürlük meşalelerinin yandığı, sefer edilip zafer elde edilemeyen Jar-u Diyar'a, Kaypakkaya’nın destanlaştığı Munzurlara, Zel Dağına, özgürlüğün diyarına giden, 17 Haziran 2005 Mercan Dağlarında kimyasal silahlarla katledilen 17'lerin en küçüğü Dursun Turgut..
mavrithalassa.com adlı sitenin Zinoyev-Topal Osman ''mektupları''na cevabımız
Doğruya Bakarken Eğriyi Görmek Ya Da Eğriye Bakarken Doğruyu Görmek
''Muhalefetin ( Zinovyev, Radek, Trocki ) en büyük hatası, Türkiye ve Çin arasındaki bütün bu farkları göremeyişinde, Kemalist devrimi toprak devrimi ile karıştırmasında ve hepsini ayırmadan bir sepete atmasındadır.'' Stalin
İlk önce şunu aklınızda iyi tutun;
RUSYA'DA İÇ SAVAŞ
7 Kas 1917 – 25 Eki 1922
Bir direniş destanı: Cezayirli Cemile
Cezayir, Kuzey Afrika coğrafyasında emperyalizme karşı belki de en çetin direniş dönemlerini yaşayan ülkelerin başında gelir. Anti-emperyalist direniş geleneğinin yanı sıra Marksist düşüncenin de Kuzey Afrika’ya yayılmasında önemli yerde duran Cezayir, emperyalizme karşı direniş geleneğinin Ortadoğu’da aldığı dini biçimler açısından kendisini ortaya koymuştur. Cihad algısı ile donatılmış bu anti-emperyalist direniş inancını ve ideolojisini büyük oranda İslamiyet’ten alıyordu.
Sedat Peker ve Cavit Özkaya: Yakın tarihin bir resmi: Hakkı Özdal
Malum işlerle iştigal eden Sedat Peker isimli şahıs, bayramın birinci günü İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’nda eski arkadaşlarının mezarlarını ziyaret ettikten sonra, kendi tabiriyle ‘tam mezarlıktan çıkacak iken’, mezar taşında ‘Öldüler ama yenilmediler’ yazan bir devrimcinin kabri önünde de duruyor ve dua ediyor. Sonra bu sansasyonel anı, fotoğraflar ve bir notla kendi internet sitesinden duyuruyor.
Topal Osman seven Yeşil de sever: Ali Duran Topuz
Topal Osman da seferberliğe çağrıldı. Seçim kampanyasına. Önce iktidar partisinden Nurettin Canikli, CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu’nu eleştirmek için andı bu milli servet değerinde olduğu anlaşılan ismi. Hiç altta kalır mı İmamoğlu, Topal Osman’a bağlılığını ilan ediverdi.
Tarihi bir figür bu Topal Osman, anlaşılan. Kapışılamayan bir figür.
Topal Osman üç halkın düşmanıdır,,,
Ekrem İmamoğlu'nun Giresun konuşmasında, “Topal Osman'ın Kurtuluş Savaşında Pontuslulara ve bu bölgeyi Pontuslulaştırmak isteyenlere karşı verdiği mücadelenin bir benzerini şu anda biz torunları veriyoruz" söylemi, Topal Osman'ın kimliğiyle ilgili gerçeklerin açıklanması, Ermeni, Pontus ve Koçgiri'de katledilenlerin torunlarını incitmiştir. Bu bağlamda Topal ile ilgili gerceklerin kamuoyu ve biz Koçgirililer açısından detaylica bilinmesi kaçınılmaz olmuştur.
Kimdir bu Topal Osman?
Topal'ın Ermeni, Rum Pontus jenosidiyle Koçgiri katliamındaki rolü nedir?
Mayıs kızıllığında ‘71 kopuşu ve KAYPAKKAYA[*]
“Şelaleye Düşmüştür Zeytinin dalı;Celaliyim Celalisin Celali.”[1]
Mayıs ayı, devrimci hareket tarihimizin kızıl şafağıdır. Ona dair ne söylesek, daima eksik kalacaktır.
Kolay mı? Radikal bir kopuştan söz ediyoruz.
Sömürü sistemine karşı verilen mücadeleyi siyasal iktidarın fethedilmesine bağlayan tarihsel cürettir ifade ettiğimiz.
Birleşik mücadeleyi büyütelim; gerici-faşist partiler çözüm olamazlar!
Türkiye ve T. Kürdistanı coğrafyasının seçimlerle imtihanı bir türlü bitmek bilmiyor. Öncesinde “sopalı seçimler”de olmak üzere bu toprakların seçimle imtihanı Cumhuriyetin kuruluşu ile başlamış, ardından çok partili sistemle devam etmiş ve nihayetinde 2002 yılından bu yana biteviye emekçi kitlelerin önüne sandık konulmuş ve demokrasinin vuku bulması adına sandıktan çıkacak sonuçlara bel bağlanmıştır.