KDP’nin amacı nedir?
Kürt ulusal birliğine en fazla ihtiyaç duyulduğu böylesi bir dönemde KDP’nin KCK Eşbaşkanı Sayın Cemil Bayık ve HDP Eşbaşkanı Sayın Selahattin Demirtaş’a yönelik açıklaması, talihsiz olmadan da ötedir. KDP’nin yaptığı ne Kürt birliğine ne de mantığa hizmet eden bir saçmalıktır. Öyle ki, delilere mal edilemeyecek olan bu açıklama iyiden iyiye hesap edilerek yapılmıştır.
KDP’nin yaptığı açıklamaya bakarsak neden deli saçması olmadığını anlayabiliriz. KDP’nin Sayın Bayık ve Demirtaş’ı eleştirdiği açıklamasında devamla: "Şengal hakkında Şengalliler, Kürdistan bölgesinin meşru kurumları ve kurtarılmasında kanı dökülenler dışında hiç kimse söz hakkına sahip değildir" deniliyor. Evet doğru, Şengal hakkında Şengalliler ve kurtarılmasında kanı dökülenler söz hakkına sahiptir.
Ama kalkıp bir taraftan Kürdistan bölgesinin meşru kurumlarını katıp, diğer taraftan da PKK ve HDP’yi meşruiyetin dışına atmak ancak ve ancak Kürdistanı paramparça eden işgalcilerin söz ve pratiğidir ki bu, kabul edilmezdir. Yine bir taraftan pêşmergeyi öne çıkarıp diğer taraftan gerillanın adından dahi söz etmeyen bir açıklama kabul edilmezdir.
Türk devleti az mı PKK ve HDP ile öncülleri için; "Bunlar Kürtlerin temsilcileri olamazlar çünkü meşru değiller, teröristler" dedi? Ve Kürtler Türk devletine az mı; "Gölge etme başka ihsan istemeyiz" dediler?
Açıklamanın bir bölümünde, "Söz hakkı kanı dökülenlerde" diyor. Öyleyse bu açıklamayı yapan zihniyete sormak gerek; "HPG, YJA-STAR, YPG ve YPJ gerillaları Hewlêr savunmasında yer almadılar mı? Hala Şengal’de kanları dökülmüyor mu? Kürdistan toprağının her karışında Öcalan felsefesi ve özgür özerk Kürdistan sevdasıyla savaşan gerillaların kanı varken nasıl olur da bu görmezden geliniyor? Nasıl olur da ''PKK ve HDP Şengal için konuşmasın, buna hakları yok'' deniliyor?
Şengal halkı kendini yönetebilmeli
KDP’nin sert ama gereksiz olan açıklamasına muhatap olan Sayın Bayık ve Demirtaş’ın açıklamalarına hep birlikte bakacak olursak;
Sayın Bayık Şengal için: "Şengal Êzîdî halkının topraklarıdır, kökleri, tarihleri buradadır ve tüm kutsal değerleri buradadır. Buradan uzaklaştıkça ölüyorlar. IŞİD saldırısıyla Şengal’de büyük bir katliam yapmak istiyor. Bu şekilde Şengal'i Êzîdîsizleştirmek istiyorlar. "Şu an Êzîdîler arasında süregelen bir tartışma var, bu güne kadar Irak devleti ve bölgesel Kürt yönetimine güvendiklerini lakin son saldırıda kendilerini savunmasız bıraktıklarını dile getiriyorlar. Eğer özerklikleri olsaydı kendilerini koruyacaklarını belirtiyorlar"
Sayın Demirtaş: Kendi özsavunma gücünün oluşması lazım. Êzîdî halkının kendi örgütlenmesini, kurabileceği yönetimi desteklemek lazım. Şengal resmi olarak Irak topraklarıdır. Resmi olarak Kürdistan'a dahil etmenin de riskleri var ama Irak'ta Bağdat'ın insafına bırakmanın da riskleri var. Kendini yönetim koruyabileceği modelleri bütün Kürdistan partilerinin desteklemesinde fayda var. Kürdistani güçler Şengal üzerinde hakimiyet kurma çabası yerine Şengal halkına kendini yönetebileceği gücü ve desteği sunmalılar. Herkes Şengal halkına bu yönlü siyasi, askeri destek sunmalı.
Sayın Karayılan, Kalkan ve Karasu da Şengal halkı için: "Irak yönetimi de, Güney Kürdistan yönetimi de demokratik davranmalı. Êzîdî Kürt halkının kendi anayurdunda, Şengal’de özgür ve demokratik bir yaşam kurmasına saygılı olmalı. Demokratik Özerklik temelinde bunu gerçekleştirmeye hakkının olduğuna saygılı olmalı. Artık bir Şengal Kantonu oluşmalı, onun önü açılmıştır. Şengal artık eskisi gibi yönetilemez" türünden açıklamalarda bulunmuşlardır.
Êzîdîler, kararlarını kendileri vermeli
Görüldüğü üzere Sayın Demirtaş ve hiçbir PKK yetkilisinin açıklamalarında KDP’nin koparttığı yaygaraya neden olabilecek tek bir söz dahi yok.
O zaman sormak gerek; KDP’nin derdi nedir?
Şengal’in Kürdistan ülkesi, coğrafyası içerisinde olmadığını söyleyen mi var? Daha bugün Sayın Demirtaş: "Şengal Kürdistan’ın kalbidir" dememiş midir? Sayın Bayık dahil PKK’nin tüm yetkilileri Şengalliler için "özgürlük" önermemiş midir? Tam da ulusal birlik için kalpler yumuşamışken hem de KCK’nin olmadığı korsan bir toplantı ile duyurulan böylesi saçmalıklara ne gerek var?
O notu zihinlere kazımak gerek; Êzîdîlik ayrı bir inançtır ve bu inançlarını özgürce yaşamaları için de çözüm illa bir devlet sınırına dahil etmek değil, önerilen kanton-özerklik modeli Êzîdîlerce düşünülebilmelidir. Hatta bir devlete dahi bağlanmamaları gerekmektedir. Ortadoğu’nun yaşayan inanç merkezi, bir modeli olabilir. Olmuyorsa ve illa bir devlete bağlı olacaksa, Êzîdîlere inançlarını özgürce yaşayabileceği bir ortam sunmak kaydı ile bunun adı elbette Irak değil de Kürdistan olabilir. Biliniyor ki Êzîdîlerin yaşadığı coğrafya homojen bir yapıya sahiptir. Bu yapı DAİŞ ile bozulmak ve Êzîdîlik mevcut halinden paramparça bir konuma getirilmek ve yaşayan kadim bir din özünden uzaklaştırılmak istenmektedir. Bu anlamda en doğrusu da Êzîdîlerin kendi kararlarıdır. Neden KDP bu hakikati görmek istemiyor, doğrusu anlaşılmış değildir.
Kürt ulusal birliği erteleniyor
İçinden geçtiğimiz süreç, halk ve inançlar için fırsattır. Eğer halk ve inançlar böylesi bir süreçte özgürlüğün yol ve yöntemini bulamazlarsa bir yüzyıl daha kölelerden daha beter bir hayatı yaşayacaklar ki Êzîdî kadınlarımızın bugün bile köle pazarlarında satılmalarından anlayabiliyoruz. Kürtlerin geleceği köle pazarlarında satılıyor, KDP bunu neden anla(ya)mıyor?
Bir kısım güçler PKK ve HDP yetkililerinin yapmış oldukları açıklamaları manipüle edip AKP ve Gülen Cemaati medyası gibi gerçeği ters yüz ederek halka servis ediyorlar. Türk savcıları nasıl kopyala-kes-yapıştır yapıyorsa, Kürt ulusal birliğini istemeyen kesimler de böyle yapıyor ve KDP de maalesef ki, ya okumuyor, ya cahil ve kulaktan dolma bilgilerle politika belirliyor veya saf ve (diyelim ki) bunların oyununa alet oluyor, ya da KDP ulusal birlik falan istemiyor!
Nasıl AKP çözüm sürecini uzatmak ve Kürt halkını oyalamak istiyorsa, KDP de bugünki pratikleriyle Kürt ulusal birliği tesis sürecini uzatmak, kendi halkını oyalamak ve mümkünse kardeşleriyle bir araya gelmemek istiyor.
Dileriz ki KDP Kürt ulusal birliğini dinamitleyen bu tarz açıklamalarından vazgeçer, birliksizlik (!) için bahaneler üretmez ve ikinci İsmet İnönü rolüne bürünmez. Çünkü KDP Kürt halkının yegane temsilcisi değildir, olmadı/olamaz.
mehmet_serhat_polatsoy@hotmail.com
Mehmet Serhat Polatsoy
Özellikle Kürt Ulusal Hareketi üzerine ve kürtlerin sorunları üzerine makaleler yazmakta olan yazarımız 2011 sonlarından beri yazılarıyla sitemizde yer almaktadır.
serhatpolatsoy@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
Madımak’tan Mercan’a, Koray’dan Dursun’a
Biri henüz 11 yaşında, Pir Sultan Abdal’ın elinde dünyanın en güçlü direnç, bilinç ve isyan silahına dönüşmüş Bağlamaya, Semaha ve Türkülere sevdalı, 2 Temmuz 1993’te Madımaktaki 33lerin en küçüğü Koray Kaya… Diğeri yüzyıllardır özgürlük meşalelerinin yandığı, sefer edilip zafer elde edilemeyen Jaru Diyara, Kaypakkaya’nın destanlaştığı Munzurlara, Zel dağına, özgürlüğün diyarına giden, 17 Haziran 2005 Mercan Dağlarında kimyasal silahlarla katledilen 17lerin en küçüğü Dursun Turgut..
Kapitalizmin Kabulenebildiği Devrim Mümkün mü ?
Komprador burjuvazinin korkusu rojavada olmanız değil kapitalizmin emperyalizme yaptırabildiklerinden.
Her halde edebi değildir.
Bundan sonra ne olacak ?
Hizip, statükocu falan filan derken bundan sonra ne olacak ?
Herkesin aklında bu soru.
Aslında olacak olan belli.
Proletaryanın mahpus tarihi değişmeyecek.
Astlarında darbe yiyenler işi daha sıkı tutacak.
Tutsak Dilek Keser’in kaleminden: “Kurtlar sofrasında doğa!”
Güneş doğmak üzereydi. Xece her zamanki gibi erkenden kalkıp, ocakta ateşi yakıp, kara çaydanlığı üstüne koymuştu. Burnuma yanan odunların kokusu geliyordu. Bu koku bana her zaman bir şeylere geç kaldığım hissini veriyordu. Ben uyurken Xece ne yapmıştı acaba?
Işık hüzmesi büyüyor kadınlar, fark ettiniz mi? Baykuşlar kaçışıyor! -Aslı Ceren Aslan
“Erkten arınmış kadın alanları” üzerine bugüne kadar çokça tartışma yürüttük. Konu üzerine yapılan tartışmalar üzerine pek çok yazı yazıldı, pratiğe geçirildi ve geçirilmeye devam ediyor. Kadının özgürleşme mücadelesindeki yerini; kadının güç kazanması, erkek egemen sisteme karşı donanımını yükseltmesi hedefiyle önümüze koyduğumuz bu alanlar, kadın bilincinin açığa çıkacağı yerler olarak birincil derecede önemli bir yere sahip.
Marksizmin sadık öğrencisi: İbrahim Kaypakkaya
Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın ölümsüzlüğünü onur; direngenliğini miras, komünist bilincini rehber edişimizin 44. yılını geride bırakırken, o günden bugüne kadar attığımız ve atacağımız her adım, bilimsel sosyalizme olan sadakatimizi ortaya koymaktadır. Bu sadakat kuşkusuz toplumsal çelişkiler karşısında politika üretmedeki durumumuz ve ülkemizde Marksizm’in üretiminin ne durumda olduğu ile ölçülebilir. Bu konuda örnek alınacak tavrın Kaypakkaya yoldaş olması ve onun sosyal ve de siyasal pratiğinde bütünleşen kopuşun kavranması gerekiyor.
" Prag'da Diarbekirli bir Dreyfus."(XANIM MILAN)
Prag’da Diarbekirli bir Dreyfus. Bitmeyen psikolojik savaş, açılan, kapanmalarına müsade edilmeyen psikolojik gedikler.
Prag’da kamu kurumlarında görev alan bazı « derin » kişilerce « hedef » olarak kabul edilen bu şahsiyetin, başkaldıran adamın mücadelesi « Prag’daki Kürdün hikayesi » olarak Diarbekir ve Kürdistan tarihinde yerini alacaktır.
Gezi Sosyalizmin yoludur!
Bütün dünyada kapitalizmin tahribatları katlanarak her geçen gün artmaktadır. Kapitalist sermaye birikimi, kitlelere; savaş, göç, ırkçılık, dinsel ve etniksel kutuplaştırma, cinsiyetçi ayrımcılık, işsizlik, yoksuluk, demokratik hak ve özgürlüklerin artan ölçüde gaspı ve doğanın yıkımı olarak geri dönmektedir. Buna karşı ise, kitlelerde biriken bir öfke seli, zaman zaman önlerine dikilen setleri yıkarak kendi yataklarını bulmaya çalışan bir eylemlilik içindedir.
Dağların Ahmet’inden mesaj: “Mevcut düzenden kurtulmak isteyenin vakit kaybetmeye hakkı yoktur!”
Merhaba yoldaşlar;
Sizleri mutlak suretle yangına çevireceğimiz Vartinik kıvılcımını körüklediğimiz bu süreçte, partimiz önderliğinde zafere dek sürdüreceğimiz silahlı mücadelemizin kızgın ateşiyle selamlıyor, devrimimizin atar damarından akan siz genç yoldaşları TİKKO gerillaları adına kucaklıyorum.
İbrahimî | Eren Balkır
1)Bilhassa köy sosyolojisi üzerine uzman olan Behice Boran, Türkiye İşçi Partisi’nin başında iken gençler gelirler ve köylüler arasında çalışma yapılmasını isterler. Basit bir oy toplama talebinin ötesine işaret eden bu soruya Boran şu cevabı verir: “Bize köylülerden dayak mı yedirteceksiniz?” Köylülerden korkan, salt Boran değil, altmış darbesiyle açılan sol burjuva siyaset alanıdır. On yıl içerisinde bu alanın tıkandığını, mücadeleyi sınırlandırdığını anlamak, o köylerden gelen gençlere düşer.
"Elbette yiyorlardır,içiyorlardır ''
TV de haberleri izliyorum.
Renkli camda içişleri bakanı Süleyman Soylu arz-ı endam eyliyor.Her zaman ki yüksekten bakan tavırlarıyla konuşmasına başlıyor.'...sabahleyin saat 9.00 da eyleme geliyorlar,akşam ayrılıp evlerine gidip yiyip içip ertesi sabah yine 9.00 da eyleme geliyorlar.Defalarca doktorlar tıbbi sıkıntı olabilir mi diye bakıyorlar ''bizde hiçbir sıkıntı yok'' diyorlar.
Onlara tutunmak!
Bir yandan yokluk-yoksulluk-sürgün ve zulümle mücadele etmeyi öğrenirken diğer yandan yoldaş acılarına dayanmayı öğreneceğiz. Yoldaş kayıplarını daha fazla anlayıp, anlamlandırarak direnmeyi öğreneceğiz. Yoldaş acısına alışmaya müsaade etmeden mücadeleyi sürdürmeyi öğreneceğiz. Alışkanlık; kanıksama ve duraklamadır. Donma ve gerilemedir. Var olanı tekrar etmek, yaşanan koşullara teslim olmak demektir. Diyalektiğin gelişim yasalarına karşı ters yönde yürümektir.