Salı Ekim 6, 2026

Kanlı Maraş’ta kılıç artıkları - Mehmet Söğüt

1978’de kızıl kana boyanmıştı Maraş. Sebebini bilmedikleri bir kinle karşılaşmıştılar. Ellerinde kara ciltli Kuranlar vardı katillerin. Kimileri de cüppeliydi. Sarkık bıyıklardan kan damlıyordu. Tek bir ağızdan tekbir getiriyorlardı: Allah u Ekber.

Asker, polis seyirciydi. Yakıp yıkacaklardı. Talan edeceklerdi her yeri. Ki ettiler de. Sonrasında da pasaport dağıtıp, herkesi Avrupa’ya süreceklerdi. Yaşananlar vahşetten de öteydi. Küçücük çocuklar duvarlara çakılmışlardı. Hamile kadınların karınları deşilmişti. Yetmiş yaşındaki, iki gözü de kör olan Cennet Çimen’in gözleri oyulduktan sonra öldürülmüştü. Katliama karşı direnenler, gizliden bazılarını kaçırıp Pazarcık’ın köylerine dağıtmışlardı. Anasını babasını kaybeden çocuklar, sabahlara kadar çığlık çığlığaydılar. Korkmaktan gözleri pörtlemiş, ölü çocuk yurduna dönmüştü Maraş.

Korku sinmişti. Ve o korkuyu bir daha atlatamadılar.

Katliam bittikten sonra herkes kendi ölüsünü aramaya çıkar. Kimisi yakılmış kemikten ibaretti, Cizre’de de olduğu gibi; upuzun bir hawar kaplamıştı yer yanı. Suçları Kürt ve Alevi olmaktı. Devlet, Dersim’de olduğu gibi bilinçli bir kıyım başlatmıştı. Kafaya takmışlardı bir kere, Maraş başta olmak üzere, tüm sınır şehirlerini Kürt Alevilerinde arındıracaklardı.

Daha 1925’lerde devletin raportörü Hasan Reşit Tankut bölge için şöyle yazacaktı: ‘’Fırat’ın batı yakasında yaşayan Kızılbaş Kürtler, okuma yazmayı çok seviyorlar. Bunlar bir an önce Türkleştirilmeli.’’

İyi meziyetlerimiz bile bize karşı kullanılacaktı. Türkleşmemişti Maraş. Tam tersine Kürt hareketleri hızla yayılmaktaydı. Bu da onları korkutuyordu. Bitmeleri gerekiyordu. Ve gerekilen yapılmıştı. Maraş kana bulanmıştı. Ermeni kardeşleriyle aynı akıbete uğramışlardı.

Katliamdan sonra köylere cesetler defin için götürülür. Pazarcık’ın bir köyünde de iki kayıp verilmiştir. Cenazeleri kaldırmak için imam çağırmak istemezler. Gider Malatya’dan Dede çağırırlar. Defin işlemi bittikten sonra birkaç genç Dede’ye, ‘’Dede, sizin yüzünüzden öldürüldük,’’ derler.

‘’Niye ki?’’ der Dede.

‘’Eğer siz olmasaydınız, biz Alevi kalmazdık.’’

‘’Çocuklar eğer biz olmasaydık, siz o canilerin içinde olurdunuz. Bu da az şey değil,’’ der.

Evet, Maraş’ın Kürt Alevisi asla caniliği kabul etmedi. İnancında cana kıymak yoktu. Bilmedikleri, bu dünyada cana kıyamayanlar hep yem olmuşlardır. Zalimleri can sınıfına sokmamak gerekiyordu. Bunu uzun bir deneyimden sonra bazıları idrak etti ve yönlerini dağlara çevirdiler.

Küçücük bir ilçenin bine yakın şehidi vardı. Ama hala üstlerinde korkunun bulutları dolaşmaktaydı. Kimisinin de iliklerine kadar işlemişti korku. Kürtlüklerinde utanır hale gelmişlerdi. Direnişten kareleri izledikçe şaşırdım. Az da olsa, bir kesimin neden düşman görüldüklerini hala anlayamadıklarını gördüm.

Elbistan ve Pazarcık’ı çok büyük tehlikelerin beklediğini, bölgenin aydınlarıyla çok konuştuk. Yaymak istemiyorduk. Çünkü geride bir avuç insan kalmıştı. Ve hepsinin yürekleri avuçlarındaydı.

Korkulan oldu. TC Pazarcık Ovası’na, bölgenin Kürt nüfusundan çok fazla olan Arap kafilesini yerleştirmek istiyor. Bu yöntemle de İŞİD’çileri yerleştirecekler. Sonrasında kafir ilan edilip, insanlarımızı kesmeye sıra gelecek.

Ya da Pazarcık Ovası’nı terk edecek insanlarımız…

Pazarcık halkı direnmeye çalışıyor. Ama yalnızlar. Ama ürkekler.

Diğer Kürtlerin, Alevilerin, demokratların ve devrimcilerin desteğini bekliyorlar.

Pazarcık Ovası’nda bir avuç kılıç artığı direnmektedir. Ki orası ikinci Çukurova’dır. En verimli topraklarımızdır.

Geç olmadan toprağımızı ve insanlarımızı sahiplenelim.

Mehmet Söğüt 

50439

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

9 Mayıs1945 Zafer Günü kutlu olsun

II.Dünya savaşı,insanoğlu'nun tanık olduğu,dünya tarihinin en korkunç savaşlarından biridir.Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği,çok ağır yıkımların olduğu,Yahudi soykırımı ile kitlesel ölümlerin yaşandığı en kanlı savaştır.100 milyondan fazla askeri personelin katıldığı,50 milyona yakın insanın hayatını kaybettiği bu savaş onarılması  çok büyük yaralar açmıştır.1939-45 yılları arasında cereyan eden bu savaş,Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesiyle başladı.8-9 Mayıs 1945 yılında Adolf Hitler'in yer altında,saklandığı sığınağında,Kızıl Ordu'nun Berlin'i ele geçirdikten sonra kafasına kurşun

Siyasi Polis, Provokatör veya ruh hastalarıyla uğraşmak zorunda kalmak! Engin Gören

Birkaç gün önce bir sitede bir “yazı” çıktı: “H.Aksu kimdir?” başlığıyla. Yazıyı yazan kadar bu tür yalan, karalama, kışkırtma-provokatörlük üzerine kurgulanan yazıları yayınlayan site de sorunlu olup ortak yön buluyor demektir. Aynı mayadan oluşu mu veya ilkesiz ve kontrolsüzlüğünden mı kaynaklanıyor bilemiyoruz. Ama bu durum ve yaklaşım içinde bulunan bir sitenin ciddiyet taşımayacağı da açıktır. Umarız yayın çizgisini gözden geçirirler diyelim ve geçelim.

AMED’İN ARMENAK BAKIRCIYAN’I, İSTANBUL’UN ORHAN BAKIR’I, DERSİM’İN ALİ AĞASI!

Seni sessizliğimi bozarak anlatmak çok istedim. Uzun zaman düşündüm. Seni anlatacağımı hala bilemiyorum. Orhan yoldaş tanışıklığımız 1974'ün ortalarına denk geldi. Aramızda örgütsel bir bağlantı yoktu. Ama bizi birbirimize çeken bir çekim merkezi vardı. Çok zaman öğrenci gençlik eylemlerinde omuzdaş olmuştuk. Seninle Tunceli'ler derneğinde bir kaç kez karşılaştık. Sonra DGD'de görüşmüştük, ismini İBO koymuştun veya yoldaşların İBO ismini sana uygun bulmuştular. Söylentiler bizim çevrede yaygın halde yayılarak ;'' Bir gurup Ermeni yoldaşın bize kayıldığı '' söyleniyordu.

KEMALIZM MI?...MARKSIZM-LENINIZM MI ?

 

1 Mayıs 2014; Son Sözü Direnenler Söyler!

2014 1 Mayıs’ı; baskı, şiddete ve tüm engellemelere karşın yine büyük bir coşku ve kararlılıkla işçi ve emekçiler tarafından kutlandı.

2014 1 Mayıs’ını diğer 1 Mayıs’lardan ayıran en önemli yan, Gezi İsyanı sonrasında yaşanan ilk 1 Mayıs olmasıydı. Haziran İsyanın da, göğü fethe çıkan yığınların, kendi yaşamına dair her yerde sesini yüksek sözle söylemesi, giderek özneleşmesi, gücünün ve kudretinin farkına varması, toplumsal mücadeleye yeni bir soluğun katılması anlamına geliyordu.

Özgürlük Yürüyüşü

 

Hangi halktan, dinden veya mezhepten olursak olalım hiçbirimiz bilindik hırsızlar şebekesinin  çöreklendiği bu sömürü düzenini ve Tayyip diktatörlüğünü hak etmiyoruz. Bu diktatörlüğe  artık bir dakika bile tahammülümüz kalmamıştır. Onlar tarafından yönetilmek ayıplı bir durumdur, bu utançtan bir an önce kurtulmak gerekiyor.

Savaş Başladığı Yerde Kazanılır

Çeşitli milliyetlerden Türkiye işçi sınıfı için Taksim’in tarihsel bir önemi vardır. Bu önem, sınıfın siyasal savaşımın genel olarak bu alanda verilmesinden kaynaklıdır. Bu gerçeği bilen Türk egemen sınıfları yıllarca Taksim’i 1 Mayıs’larda işçi sınıfına yasaklamıştır. Yasaklamakla kalmayıp 1 Mays 1977 yılında onlarca işçiyi katlederek burjuva sınıf tavrını net olarak ortaya koymuştur. İşçi sınıfı da aynı kararlılıkla mücadele ederek bugüne gelmiştir. Ve işçi sınıfı, Taksim’i, ölüler verek kazanmıştır. Bu nedenlede, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için direnmiş ve savaşmıştır.

TKP/ML TİKKO Militanlarından Eylem

Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir açıklamaya göre TKP/ML TİKKO’nun kuruluşunun 42. savaş yılını selamlayan militanlar, İstanbul’da; Gazi, Sarıgazi, Yenidoğan ve Gülsuyu Mahallelerinde eylemler gerçekleştirdiler. Açıklamayı güncelliğinden ve haber değeri taşıdığı için paylaşıyoruz:

TKP/ML militanları Sarıgazi’de Kaymakamlığı yaktı

İstanbul: Bugün Taksim’e girmek isteyen kitleye yönelik saldırıyı protesto etmek için Sarıgazi’de yapılacak eylem öncesi TKP/ML militanları bir korsan gerçekleştirerek, Kaymakamlığı tamamen ateşe verdi.

Bugün Taksim’e çıkmak isteyen kitleye karşı uygulanan polis terörüne karşı Sarıgazi’de DHF, ESP, EMEP, Halkevleri ve Partizan tarafından bir protesto eylemi örgütleme kararı alındı. Eylem öncesi Demokrasi Caddesi’nde bir korsan düzenleyen silahlı TKP/ML militanları, Kaymakamlığa yönelik bir saldırı gerçekleştirdi.

Kaymakamlık tamamen yakıldı

TKP/ML MK'si:"Taksim hayal değil gerçek!"

Sokakları tutuşturmaya, barikatlar kurmaya, alanları zaptetmeye;

Taksim'i bir kez daha kazanmaya, 1 Mayıs'a!

Elinden gelen her şeyi yapmak

Egemenler her daim devletin bekaası ve güvencesi için sömürü ve baskı politikalarını gizlemeye, kendilerine yönelebilecek öfke ve tepkiyi yarattıkları hayali düşmana yöneltmeye çalışırlar. Bunun için her dönem içte ve dışta bir düşman bulmakta zorluk çekmezler.  Halkın biriken öfke ve isyanı “iç ve dış düşmanlara” yöneltmeye çalışarak, kurtulduklarını zannederler.

Sayfalar