Kanla beslenen Almanya (Nubar OZANYAN )
Hafıza katillerine inat, modern tarihin en büyük suçlarından biri olan Ermeni Soykırımı’nın başlıca esin kaynağı, fikri ve onayı dönemin emperyalist Alman devletinindir. Soykırım bilimcilerinin araştırma ve çalışmaları sonucu elde edilen belgeler ortaya koymuştur ki, Ermeni Soykırımı, dönemin Alman devletinin İttihat Terakki Cemiyeti’yle kurduğu stratejik ittifak sonucu gerçekleştirilmiştir. Türk ulus devlet inşası, Alman devletinin akıl, destek ve onayıyla olmuştur. Alman ve Türk komprador burjuvalarının sermayesi, Ermeni-Rum-Süryani halklarının kanıyla yıkanmıştır.
Almanlar imparatorluk dönemlerinde bile Osmanlı’yla iyi ilişkiler kurmaya çalışmışlardır. En kanlı ve zalim diktatör olarak bilinen Abdülhamit, Almanya İmparatoru II. Wilheim’ın en yakın dostuydu. Halklara karşı Türk devlet eliyle gerçekleştirilen soykırımlarda, Alman devletinin eli kanlı ve zihniyeti kirlidir.
Bugünkü Kemalist TC devletinin temeli, Ermenilerin daha sonra da Rumların kadim topraklarından sürülüp çıkarılması üzerine kuruludur. Soykırımın planlayıcı ve uygulayıcı olan dönemin Jön Türklerinin birçoğu Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Ermenistan ve Kürdistan’ın etnik ve dinsel olarak homojenleştirilmesi, Türkleştirilmesi politikası, bilinçli ve planlı bir şekilde acımasız soykırım politikası üzerinden gerçekleştirilmiştir. Ulusun Türkleştirilme politikası ve ihyası için Hıristiyan halkların, Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Alman tekellerinin tükenmez, azami kâr iştahı uğruna halklar kurban edilerek boğazlanıyor ve tarih boyunca yaşadıkları topraklardan zorla koparılıp ölüm yollarında katlediliyordu. Mehmet Talat, Sultan Abdülhamid’in 30 yılda yapamadığını 3 ay gibi kısa bir sürede gerçekleştirdi.
Bugün aynı Alman devleti, silah tekellerinin emperyalist çıkarları uğruna R.T.Erdoğan eliyle Kürt halkını katlediyor. Dünün Mehmet Talat’ının rolünü, bugün “Erdoğan Paşa” sürdürmek istiyor. Bugün öyle bir emperyalizmle karşı karşıyayız ki, silah satıp utanmadan barış diyorlar. Masum insanları öldürüp yüzleri kızarmadan insan hakları diyorlar. Kadim toprakları işgal edip demokrasi nutukları atıyorlar.
Dün Ermeni-Rum zenginliklerine gözünü diken Alman devleti, bugün de İttihatçı-Kemalist R.T.Erdoğan’a sattığı yüklü maliyetteki silahlar üzerinden Kürt katliamları gerçekleştirerek ekonomisini kalkındırmaya çalışıyor. Türk devletine uygulanması gereken ambargo kararına karşı ise “stratejik olarak bulduğu doğru yol” olan silah satışına devam etme kararı alıyor.
Alman Sol Parti’nin soru önergesine yanıt veren Federal Almanya Hükümeti, 2020 yılında Türk devletine 22.9 Milyon Euro değerinde silah satışına onay verdiğini açıkladı. Yani, suç işlemeye devam etme kararı verdiğini açıkladı.
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Türkiye’ye silah ambargosu uygulanması önerisine karşı olduğunu belirterek Alman silah tekellerinin savunuculuğunu yapma kararlılığını bir kez daha gösterdi.
Oysa TC devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik 9 Ekim 2019 tarihinde başlattığı işgal saldırısının ardından, Angela Merkel başkanlığındaki Federal Almanya Hükümeti, Ankara ile yapılan silah ticaretini durduracağını açıklamıştı. Ancak, Berlin Hükümeti’nin bu açıklamasının göstermelik olduğu kısa süre sonra açığa çıktı. Diğer bir ifadeyle Alman yapımı Leopard II tankları Kuzey-Doğu Suriye halklarını öldürmeye, evleri, okul ve hastaneleri yıkmaya devam edecek.
Dün Ermeni, Rum, Süryani çocukların yaşamı, Alman tekellerinin çıkarları uğruna heba edildi. Bugün Kürt kadın ve çocuklarının özgürlük mücadelesi Alman silah tekellerinin çıkarları uğruna boğazlanmak, nefessiz bırakılmak isteniyor. Milyonlarca Alman Eurosu, Kürt kanıyla yıkanıyor.
Halkları boğazlamak için silah ve ölüm satanların sarayları, kanlı saltanatları emperyalisttir. Yapılan ve yaşananlar gösteriyor ki, zulmün ve ikiyüzlülüğün tahammül edilecek durumu, dayanılacak hali kalmamıştır. Yaşadığımız topraklar ve yeryüzü, mutlaka sömürü ve zulüm kirinden temizlenecektir. Tek kurtarıcının ölüm, tek tanrının kanla yıkanmış para olduğunu bilen Alman şansölyelerine ve kayzerlerine, Kürt halkının sözü şudur: Suç ortaklığı yapmaktan vazgeçin!
Bir kez daha emperyalizmin işçi sınıfı ve ezilen hakların düşmanı olduğu, insanlığın değil sermayenin düzeni olduğu görülmektedir. Bu sistem nedeniyle insanlık büyük acılar çekti. Şimdi buna bir de koronavirüs salgını eklenmiş durumdadır. İşçi sınıfı ve ezilen halkların tek kurtuluş yolu mücadele etmekten geçmektedir. İşte ancak o zaman ezilen halklar için barış ve demokrasi sağlanabilir.
Son Haberler
Sayfalar
“Yetiş Yalnız Demokrasi, Özgürlük ve Eşitlik Mücadelemizde Yeni Bir İlham Kaynağımız Olarak Yaşamaya Devam Edecektir!”
ATİK-Uluslararası Demokratik Kamuoyuna Duyuru-
Bugün 8 Mayıs, Hitler faşizminin kapitülasyonunun Avrupa’da ilan edildiği gündür. Bir taraftan tarihin bu onurlu zaferinin sevincini yaşıyoruz. Ancak aynı gün, eski ENİLKOM aktivistlerimizden Yetiş Yalnız’ın 11 yoldaşıyla birlikte, partizanca direniş örneği sergileyerek ölümsüzleştiklerini öğrendik. Bu çatışma ve direniş, 24-28 Kasım 2016 tarihinde, DERSİM-ALİBOGAZI bölgesinde, soykırımcı ve katliamcı faşist Türk Ordusu’nun bir operasyonu esnasında olmuştur.
Hasretle ve inançla… “Umudun öyküsünü yazmak bize düştü!”
“Umudun öyküsünü yazmak bize düştü / Bize düştü sunmak hayata ömrün baharını / Acıları tas tas içmek / kan tükürmek ihanete / Bize düştü gözyaşsız ağlamak genç ölümlere / Yetim şafaklara kardeş olmak / Alayla gülümsemek karanlıklara / Hasret vurgunuyla yanmak / Vedalaşmadan yürümek sonsuzluğa... / bize düştü / Tarih payıdır kaçınılmaz / Vurun kanatlarınızı dostlarım”*
Tarih paylarını canlarıyla ödeyerek ve son bir veda sözcüğü etmeden sonsuzluğa yürüdü 12 kızıl karanfil. Onlar ki her biri umudun öyküsünü yazdılar kısacık yaşamlarıyla.
TKP/ML-TİKKO Rojava Komutanlığı;“12’leri anmak, onların boş kalan mevzilerini doldurmaktır”
Durmak yok bu koşuda,
Ağıt yok dilimizde, dizlerde titreme yok.
Kaç güneş sönse de sönsün içimizde,
Hep aydınlıkta yakalayacağız ölümü...
TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı:12 yoldaşımız şehit düşmüştür.
24-28 Kasım 2016 tarihleri arasında Dersim'e bağlı Ali boğazına yönelik Faşist devlet güçleri bir operasyon düzenlemiştir. Bu operasyon da yaşanan çatışmalarda devlet güçlerinden ölü ve yaralı asker olurken, 12 yoldaşımız şehit düşmüştür.
Şehit yoldaşlarımızın kimlik bilgileri şöyledir;
* Kod: Ahmet / Yetiş Yalnız / 1980 Fransa doğumlu
* Kod: Munzur / Serkan Lamba / 1985 Maraş doğumlu
* Kod: Aşkın / Hasan Karakoç / 1980 Dersim doğumlu
* Kod: Cem / Umut Polat / 1993 Dersim doğumlu
* Kod: Bakış / Samet Tosun / 1996 Tokat doğumlu
CHP Sosyalist Enternasyonel’den çıkartılmalı… – Ahmet Nesin
Oldum olası insanın içinde bir umut olmalı diye düşünürdüm gençliğimden beri. Hâlâ aynı şeyleri söylüyorum ama kimi konularda zorlamanın bir anlamı kalmadığına inandım. Esasında böyle düşünmeme neden olan da CHP oldu, CHP’nin ne kadar çok sosyal demokrat bir parti olmasını arzulasam da, onlar bunun asla mümkün olmayacağını haykırdılar kendimi bildim bileli. CHP sosyal demokrat parti olacak da, üye olacağımdan değil, Türkiye’nin böyle bir partiye gereksinimi olduğundan.
Varlık zeminini sorgulamak, varlık bilincini kavramak ve gerçeklerden beslenmek
Dünyada ve ülkemizde karşı devrimci dalganın büyütülmek istenmesinin en net emaresini Ortadoğu’daki emperyalist pazar savaşından görmekteyiz. Emperyalistlerin Ortadoğu’da gerçekleştirdiği bu saldırılar aynı zamanda bölge halkının emperyalizme olan öfkesini büyütmektedir. Ancak ne yazık ki bu çelişki yine emperyalistlerin desteği ile ortaya çıkan, gelişip serpilen veya bölgede kendini bu çelişkiler üzerinden var eden fundemantalist İslami akımlarca dönüşüme uğratılmaktadır.
1 Mayıs'in ardından ya da Kitleleri Kazanma Siyaseti
2017 1 Mayıs’ı bir önceki yıla göre daha kitlesel ve daha yagın bir şekilde Türkiye ve Kürdistan’ın hemen hemen her yerinde kutlanmıştır. Bu, sermaye devletinin faşist tek adam diktatörlüğüne bir karşı koyuştur, aynı zamanda. Aynı zamanda, referandum’da yapılan hileye ve düzen partilerinin durumu olağanlaştırma çabalarına karşı işçi sınıfı ve emekçiler açısından olumlu bir tepkisel karşı çıkıştır.
“Cennette büyük kaos var! Vaziyet şahane!”
Referandumun ilk aşaması “Evet”in kıl payı öne çık(arıl)ması ile sonuçlandı. Başkanlık sistemi, merkeziyetçiliğin daha kurumsal hale getirilip, egemen kliğin devlet iktidarında çelişkilerden azade bir rahat soluk alabilmek için tasarlanmışken daha ilk adımında, kendi sınıfdaşlarınca dahi meşruluğu sorgulanır hale geldi. Devlet krizinin farlı krizleri de doğurarak büyüyeceğini, böyle bir kaos durumunun da devrimciler açısından ezilenlerle birlikte çok yeni kapılar açacağını tespit etmek gereklidir.
İbrahim Kaypakkaya Beynimizde Bilinç, Bileğimizde Güç, Yüreğimizde Cesarettir!
“Musa Kırmızı asılmayacak!
Biz hapiste çok yattık. Hapisliğin ne olduğunu biliriz.
Ölüm dersen her gün karşı karşıyayız!”
(Yılmaz Güney'in 1970 Yapımı Yedibelalılar Filminden bir replik.)
Türkiye devrimci hareketine birkaç söz:
16 Nisan referandumundan sonra özel olarak devrimci basına göz gezdirip bir şeyler aradım. Öyle ya, her hareketin bir nedeni ve bir sonucu olduğu gibi, bir yorumu bir analizi, çıkarsanılacak dersleri de vardır! Referandum öncesi tavrını “Hayır” ve “Boykot” olarak açıklayan devrimci hareketin çeşitli kanatlarının, seçim sonrası süreci değerlendiren, belirledikleri tavırların referandum sonrası kazanım ve kayıplarının muhasebesini yapan bir yaklaşım görmedim.
Emperyalistler arası savaş çanları çalarken... ENTERNASYONAL MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM!
Trump’ın başkan olmasıyla ABD emperyalizminin gittikçe ivmesi artan saldırgan politikalar içine girmesi salt politik düzlemde açıklanamaz. Ekonomi, politikayı belirleyen temel parametre olduğu için politika, salt politika değildir. Siyasi alandaki değişim ve gelişmelerin daha görünür olması onu ön plana çıkarırken ekonomiyi görünmez kılar. ABD emperyalizminin Ortadoğu alanındaki saldırganlığı, emperyalistler arası çelişkilerin her alanda derinleşmesinin bir sonucudur.