Cuma Ekim 16, 2026

Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -2-

Son yıllarda, emperyalist savaş tehlikesinin zemininin güçlenmesine paralel, dünya genelinde ırkçı hareketlerin ve partilerin dikkat çekici boyutta güçlendiğine vurgu yapmış, bu yükselişin, sadece belirli demografik gruplarla sınırlı kalmadığını, kadınları da içine aldığını gördüğümüzü ifade etmiştik.

Peki, kadınlar neden bu tür hareketlere katılıyor? Bu sorunun yanıtı, birçok faktörün karmaşık bir birleşiminde yatıyor.

İlk olarak, geleneksel değerlerin korunması ve aile rolü üzerinde durmak gerekiyor. Irkçı partiler (en klasikleri olan Hitler ve Mussolini’nin kadınlara yönelik propagandalarında da görüldüğü üzere), politik platformlarını sıklıkla aile ve geleneksel değerler üzerine inşa ederler. Bu tür partiler, toplumsal düzenin korunması gerektiğini ve bu düzenin temelinin aile olduğunu savunur.

Zira, aile, toplumsal cinsiyet rollerinin en belirgin şekilde yaşandığı ve öğretildiği yerdir ve kadınlar (çoğunlukla), annelik ve ev içi rollerle özdeşleştirildikleri için, aile ve geleneksel değerlerin korunmasını kendileri ve toplumları için hayati görürler.

Toplumsal kurtuluş ve dolayısıyla kadınların özgürlük mücadelesinin “derin” ve “bilinmeyen” sularına dalmaktansa, statükoyu koruduğunu söyleyen ırkçı partilerin “güvenli” ve “bildik” limanları toplumsal cinsiyet rollerinin şekillendirdiği kadınlar için daha tercih edilebilir bir durum yaratır/yaratabilir.

Diğer yandan ırkçı partiler, yabancı düşmanlığı ve göç karşıtlığı üzerinden aile kurumunun tehdit altında olduğunu iddia ederken, göçmenler ve farklı kültürel grupların varlığı, bu partilerin retoriğinde aile yapısının bozulması ve geleneksel değerlerin erozyona uğraması olarak gösterilir.

Irkçı partilerin söylemleriyle büyütülen bu yapay tehdit algısı, “ailesinin ve özellikle de çocuklarının” korunmasını en önemli görevi olarak kabul eden/ettirilen kadınlar üzerinde güçlü bir etki oluşturabilmektedir.

Dikkat edilirse, ırkçı partilerin genellikle kadınların ekonomik ve sosyal statüsünü iyileştirecek politikalar önermediği rahatlıkla görülebilir. Çünkü, milyonlarca kadın ailelerini ve değerlerini koruma içgüdüsüyle, ekonomik vaatlerden ziyade ideolojik söylemlere odaklanmakta, bu da ırkçı partilerin kadınların tam anlamıyla boyun eğdirme, köleleştirme politikalarına desteği ortaya çıkarmaktadır.

Kadınlar ayrıca ekonomik krizin boyutlanarak uluslararası boyutlara ulaştığı ve bir savaşa yol açma ihtimalinin belirdiği koşullarda, yani belirsizlik dönemlerinde mevcut düzenin korunması için daha muhafazakar ve korumacı bir tutum sergileyebilir.

Diğer yandan, ırkçı-faşist parti ve gruplar, propagandalarını inşa ettikleri, alabildiğine basit ifadelerle ve sunduğu doğrudan çözüm yöntemleriyle geniş ve yoksul halk kitleleri içinde kolaylıkla kitleselleşebilmekte.

Pandemi döneminde oluşan belirsizlik, kaygı, gelecek endişesi vb. ortamda ırkçı-faşist partilerin özellikle Avrupa’da “aşı karşıtlığı” üzerinden geliştirdikleri hareketlilik bu duruma en iyi örneklerden biri olsa gerek. Hatırlanacağı gibi ırkçılar bunu yaparken kendisine “sol” diyen birçok kesim ise “zorunlu aşı”yı yani “devletin, insanların vücuduna zorla, yani iradesi dışında müdahalesini” savunuyordu!!!

Bir diğer nokta, kadınların erkeklere oranla televizyonla ilişkisinin daha yoğun olması, televizyon kanallarının prime time’larının özellikle kadınları ideolojik olarak şekillendirme ve sistemin ihtiyaçlarına göre rollerini-görevlerini kavratmada önemli bir işlev üstlendiğine de vurgu yapmalıyız.

Sosyal medya ama daha çok da televizyon gibi daha kolay ve dünyanın hemen her yerinden ulaşılabilir olan alanın ırkçı-faşist propaganda için etkili bir şekilde kullanılması da kadınların bu propagandaya maruz kalma ve etkilenme oranını yükselten bir başka faktör olarak sayılabilir.

Ataerkil yapının, sistemin ihtiyaçları doğrultusunda yaşama geçirdiği toplumsal cinsiyet rollerini doğru bir şekilde değerlendirmenin önemine burada bir vurgu yapmadan geçemeyiz.

Kadını tanımlayan, “fedakar, sadık, barışçıl, destekleyici, koruyucu, uyumlu” gibi olumluluk içerdiği yanılsamasını yaratan özelliklerini doğru bir şekilde tahlil etmeliyiz. Bu olumlu özelliklerin toplumsal kurtuluş ve kadın özgürlük mücadelesine etkin bir şekilde yansıtılmadığı koşullarda aynı zamanda faşizmin güçlü bir tabanını oluşturduğunu, oluşturabileceğini de bilmeliyiz.

Sadakatin bağımlılığı, koruyuculuğun muhafazakarlığı, uyumluluğun boyun eğmeyi vb. içerdiğini dikkate alarak meseleye yaklaşmalıyız.

Bu karmaşık ve çok boyutlu gerçekliği anlamak, kadınların ırkçı hareketlere katılımının nedenlerini daha iyi kavramamıza yardımcı olacaktır. (Bitti)

 

https://www.kaypakkayahaber.com/kose-yazisi/kadinlarin-birligi-kadinlarin-irkci-hareketlere-katilimi-karmasik-ve-cok-boyutlu-bir

5607

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Özgür Gelecek

Savaşmayan kirlenir

Savaşmayan kirlenir. Bugün yaşanan olumsuzlukların ve başarısızlıkların, küçülme ve gerilemelerin, kitlelerden kopmanın önemli bir yerinde yeterince savaşamamak, bir örgüt olarak bir bütün savaşamamak vardır. Özneleri ve zamanları değişen ancak sayısız pratik sonuçlarıyla değişmeyen sürekli bir şekilde kendini tekrar eden dar pratiklerin temelinde burjuva ideolojisiyle uzlaşmak, onun çeşitli düzeylerdeki etkisinden kurtulamamak vardır. 

TKP/ML - GYDK ;Anayasa değişikliği referandumuyla tasarlanan tam kapsamlı kuşatma ve ezme tuzağını "HAYIR"oyunla boz,faşist ablukayı dağıt!

Anayasa değişikliği referandumuyla tasarlanan tam kapsamlı kuşatma ve ezme tuzağını "HAYIR"oyunla boz,faşist ablukayı dağıt!

Önümüzdeki Nisan ayında anayasa değişikliği için referandum yapılacaktır. Toplumun tüm kesimleri anayasa referandumunda, pratik politikanın konusu olan bu sorunda tavırlarını ortaya koyacaklardır.

Bu bakımdan bu güncel ve son derece önemli olan sorunda ne düşündüğümüzü, biz de ana çizgileriyle ortaya koymak istiyoruz. Bilinir ki bu konuda birkaç seçenek var. Biri boykot, diğeri hayır ve üçüncüsü ise evettir.

Kıss... Kıss... Ayeste... Ayeste...

Biz sıradan proletaryaların özgürce üretebilmesi için daha çok şeyler yapması gerekir değil mi ?

Hani nerede bahis ettikleri; etiklik,  ahlakılık... kurallar, disiplin, sadakat...

Üzenlere üzülmeyecem... üzenlere üzülmeyecem... üzenlere üzülmeyecem....

Çal kemancı.

Ali' de gitse, Veli' de  gelse bizler için hiç bir şey değişmeyecek.

Yirmisinde yoldaş, kırkında gardaş, altmışında kankiiii.…

Bireyin zaaflarını ortaya çıkaran nedenlerle değilde bireyin zaaflarıyla yola çıkmak kime ne kazandırmıştır ki kanki ?

Anomali! [1] – H. Gürer

 M.Ö filozoflarından Aristo’nun geliştirdiği klasik mantık, doğru ya da yanlış sonuçlar doğuran siyah-beyaz meselelere odaklanır. Oysa gerçek hayattaysa, kafa patlattığımız şeylerin çoğu grinin tonlarını taşır! Bu yüzden Aristo’nun M.Ö geliştirdiği klasik mantık ile günümüz gelişmelerine bakmaya kalkarsak yanılırız. Neden? Çünkü siyah ile beyaz renklerinin ara tonlarını gör(e)meyiz. Hiç bir şey siyah-beyaz kadar kesin ve net değildir. Hele siyasette, asla!

Katledilişinin 44.yılında komünist Önder İbrahim Kaypakkaya'yı anıyoruz!

Katledilişinin 44. yılında Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak için düzenleyeceğimiz geceye siz emekçileri, devrimcileri, yurtsever ve yoldaşlarımızı katılmaya çağırıyoruz.

Türkiye proletaryasının komünist önderi İbrahim Kaypakaya yoldaşın Diyarbakır işkencehanelerinde katledilişinin 44. Yılındayız. 

Fırat havzasında Ermeni kıyımları

Beş yıldan bu yana Suriye'de devam eden savaşta insanoğlu II.Dünya savaşından sonra ekonomik ve sosyal yıkımların en ağırlarına tanıklık etmektedir.Henüz gelinen aşamada görüşmeler ülkeninasli unsurlarının olmadığı,istenmediği ortamda yapılması çözümün ne kadar gerçekçi olacağı ayrıbir sorun olarak kendini gösteriyor.Arap,kürt ve mazlum halkların kaderi ve geleceği emperyalisthaydutların alacağı kararlara bağlanmış savaşın sona ermesini beklemektedir.Bugüne kadar savaşın bilançosu çok ağır olmuş daha da artmaktadır.Nerdeyse nufusun yarısı yerlerini değiştirmiş,beş-yüzbin insan hayatını kayb

Başkanlık sisteminin düşündürdükleri...

“Toplumun ve devlet iktidarının toplumsal yapısı, onları kavramaksızın toplumsal faaliyetin herhangi bir alanında tek bir adımın bile atılamayacağı değişikliklerle karakterizedir.

"Uyuşturucu Hazır Taslaklar" ve Devrimci Eğitim…

Yaşadığımız coğrafyanın sosyal, siyasal ve ekonomik çelişkileri ezilenlerin dünyasını dev bir bataklığa döndürürken, fabrikalarda işlenen, madenlerden sökülen ve günden güne biriken emekçi sınıfların ve ezilen ulusların mücadelesi, heybesinde önemli ve kritik bir sorunlar yığınını da barındırmaktadır.

TKP/ML’ye bağlı komiteler ve Komsomol’dan “hizip” tartışmasına karşı ortak açıklama:

Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML)’ye bağlı Ortadoğu Bölge Komitesi, Türkiye Marksist Leninist Gençlik Birliği (TMLGB), Kadın Komitesi, Enternasyonal Büro, Geçici Yurt Dışı Komitesi (GYDK), … Komitesi “Kamuoyuna Zorunlu Açıklama” başlığıyla ortak bir açıklama yayınladı.

Devrim Kapıyı Farklı Çalabilir

Seslenebileceğim örgütsüz proletaryalardan başka kimsem yok.
Bu günkü yaşadıklarımız dün kitleleri seferber edemememizin sonucu.
Tezat bir ilişki yaşanıyor abd' yle ( ingiltere, almanya... dahil ) halklar arasında.
Bir yandan abd halklar üzerinde faşist kararlara imza atıp mağduriyetlerin, tepkilerin sayısını artırırken diğer bir yandan da aşırı solcu savaşçılarca desteklendiğini bildiği ulusalcılarla da uyum, barış içerisinde.
Normal de abd' den aşırı solcu savaşçılarca desteklenen bir hareketi terörist ilan edip savaş açması beklenir.

Kaypakkaya geleneğinin yüz akı, “genç” “asker”: Hasan Bayrak

Bir anneyi düşünün. Oğlunu arıyor…

Oğlu devrimci, oğlu Kaypakkaya’nın yoldaşı…

Gözaltına alınmış birkaç zaman önce, ama haber yok. Kapı kapı geziyor. 12 Eylül Askeri Faşist Cuntası’nın karanlık günlerinin korku duvarları kâr etmiyor, annenin oğlunu cesurca aramasına…

Sonra…

Bir morga götürüyor ve önüne bir cenaze veriyorlar. “Al, bu oğlun” diyorlar. Sımsıkı sarılıyor oğluna… Ama o an, kalbinin zayıf da olsa attığını ve teninin sıcaklığını fark ediyor.

Sayfalar